(Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2008/5411
- Karar No
- 2008/6532
- Karar Tarihi
- 26.05.2008
- Dava Türü
- Hukuk
- Hukuk Alanı
- Genel Hukuk
- Karar Sonucu
- BOZULMASINA
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/5411 E. , 2008/6532 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 24.08.2007 gününde verilen dilekçe ile tapuda vakıf şerhinin terkini ve bu şerh nedeniyle taviz bedeli borcunun olmadığının tesbiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 12.12.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... İdaresi vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı vekili 24.08.2007 tarihli dilekçesi ile davacı adına tapuda kayıtlı 18 sayılı parsel 5134 m2 tarla niteliğindeki taşınmazın kaydı üzerindeki “Damat ... Paşa” vakfı şerhinin taviz bedelini 26.06.1959 tarihli makbuz ile kadastrodan önce revizyon tapu kaydı üzerinden ödenmiş olduğu gibi nizalı vakfın gayri sahih vakıf olduğu, taviz bedeline tabi bulunmadığı nedeni ile tapudan terkini ile davalıya 2.959.00 YTL. taviz bedeli borcu olmadığının tespiti istenmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, emsal 1995/255 – 1998/34 sayılı dosya incelemesinde vakıf niteliği hakkında İstanbul Hukuk Fakültesi Öğretim Üyeleri tarafından oluşan bilirkişi tarafından düzenlenen 31.03.1988 tarihli raporda, nizalı vakfın gayri sahih vakıf olup, taviz bedeline tabi olmadığı belirtilmiş olduğu nedeniyle usul ekonomisi gereğince yeniden inceleme yapılması gerek görülmeyerek davanın kabulüne, vakıf şerhinin terkinine, davacının taviz bedeli borcunun olmadığının tespitine 12.12.2007 tarihinde karar verilmiştir.
Hükmü, davalı ... İdaresi vekili temyiz etmiştir. Dava, vakıf şerhinin terkini isteğine ilişkindir. Davacı ibraz ettiği 26.06.1959 tarihli makbuz ile dava konusu taşınmazın taviz bedelinin önceki malik tarafından ödenmiş olduğunu iddia ettiğine göre, ödeme iddiasının araştırılması gerekir. Zira, taviz bedeli borcu, şahıs borcu değildir. Taşınmaz her el değiştirdiğinde yeni malikten istenemez. Bu borç ödenmiş ise, şerhin kaldırılması gerekir.
Yukarıda belirtilen araştırma yapıldıktan sonra neticesine göre, borç ödenmemiş ise yapılacak incelemede 27.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5737 Sayılı ... Kanununun 18.maddesi hükmünce; miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlar dışındaki icareteyn ve mukataalı vakıf şerhi bulunan gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde veya tasarrufundaki taşınmazlar taviz bedeline tabidir. Yasanın 3.maddesinde yapılan tanıma göre de, Mukataalı vakıf: zemini vakfa üzerindeki yapı ve ağaçlar tasarruf edene ait olan ve kirası yıllık olarak alınan vakıf taşınmazlarını, icareteynli vakıf ise; değerine yakın peşin ücret ve ayrıca yıllık kira alınmak suretiyle süresiz olarak kiralanan vakıf taşınmazlarını ifade eder. Hal böyle olunca somut uyuşmazlığının çözümü için, kayda işlenen “Nevşehirli damat ... Paşa” nın mukataalı veya icareteynli vakıf olup olmadığının veya miri arazilerde mukataalı hayrata tahsis edilmeyen ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlardan bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılması gerekir. Eski hukukumuzda kaynağını Arazi Kanununun 4. maddesinden alan ve vakıfları mülkiyet hakkının devredilip edilmemesine göre vakfın nitelik bakımdan ayıran iki türünden bahsetmek yerinde olacaktır. Bunlardan ilki, sahih vakıflardır. Sahih ... aynı anda akara tahsisli gelirlerinden yararlanılan vakıf türüdür. Sahih vakıflarda getirdikleri gelirlere göre ya mukataalı vakıf veyahutta icareteynli ... olarak ayrıma tabi tutulur. Diğeri ise, sahih olmayan ... yani tahsis ve irsat kabilinden gayrisahih vakıflardır. Bunlar padişah ya da onun izin verdiği kişiler tarafından miri arazi türü denen arazi üzerinde meydana getirilen vakıflardır.
Arazi Kanunnamesinde miri araziler, kadim köy ve kasabaların tümüyle dışında kalan tarla, çayır, yaylak, kışlak, koru veya benzeri yerler olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü üzere sahih vakıfların konusunu kadim köy kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar teşkil etmekte iken sahih olmayan vakıfların konusunu anılan kadim yerleşim birimlerinin tümüyle dışında kalan miri yani Devlete ait araziler teşkil etmektedir. Az yukarıda sözü edildiği üzere, 5737 Sayılı ... Kanununun 18.maddesi hükmünce; miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlar dışındaki icareteyn ve mukataalı vakıf şerhi bulunan gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde veya tasarrufundakitaşınmazlar taviz bedeline tabidir. Ancak, miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlar tavize tabi değildir. Vakfın niteliği ise, keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak saptanmalıdır.
Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu ayrı ayrı olacağından bu taşınmazların kadim köy, kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar içinde olup olmadığı başka dosya üzerinde yapılan bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkartılması doğru olmaz. O yüzden incelemenin keşfen yapılması taşınmazın konumunun düzenlenecek paftada kadim köy ve kasaba ya da şehirlere göre haritasında işaret edilmesi vakfın niteliği hakkında bu belirlemeden sonra görüş bildirilmesi gerekir.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır.
Hal böyle olunca, vakıflara ait tapu kaydı ilk tesisinden getirtilmeli, vakıf durumunu gösterir kayıtlar ve dayanılan diğer belgeler merciinden istenmeli, ...
Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı ve HUMK.nun 275. maddesi uyarınca yukarıdan beri sayılan ilkeleri kapsar biçimde bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır. Mahkemece, tüm bu hususlar bir yana bırakılarak emsal olduğu beyanı ile başka dosya raporuna dayanılarak davanın kabul edilmesi doğru olmamış, eksik inceleme ve araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu verilen kararın bozulması gerekmiştir.