(Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/5533 E. , 2008/10598 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.03.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu tahsis belgesi hile ve muvazaa iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne tapu kaydının iptali ile davacılar adına tapuya tesciline dair verilen 04.12.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı ... vekili, duruşmasız olarak ... vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 23.09.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı ... vekili Av....ile karşı taraftan davacılar vekili Av.... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R
Davacılar, 2164 ada 1 parselde bulunan yapı nedeniyle 16.01.1987 tarihinde murisleri Tahsin Büyüktuna adına tapu tahsis belgesi düzenlendiğini, bu yerin murislerine ait olduğunu bilen davalılardan ...’ın hile ile taşınmazı 31.05.2000 tarihinde edinerek aynı gün ...’na, onun da 01.08.2000 tarihinde ...’a devrettiğini belirterek tapu kaydının iptali ile taşınmazın adlarına tescili, mümkün olmadığı takdirde 6.245.00 YTL tazminatın davalılardan tahsili isteğinde bulunmuştur.
Davalılardan ..., dava konusu taşınmazın 23.05.2000 tarihli encümen kararına istinaden hatalı olarak ...’a satıldığını belirtmiştir. Davalı ..., adına düzenlenmiş bulunan tapu tahsis belgesinin tapuya dönüştürülmesi amacıyla verdiği vekaletname kapsamında yapılan işlemlerden bilgisi olmadığını, taşınmazın gerçek sahibinin davacıların murisi olduğunu belirtmiştir. Davalı ..., davanın süresinde açılmadığını, kötüniyete ilişkin olarak sunulmuş bir delil bulunmadığını, davacıların ayni hak sahibi olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ve kayıt maliki olan ... ise yurt dışında yaşadığını, dava konusu taşınmazı yatırım amaçlı ve tapuya güvenerek satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalılardan ... ve ... temyiz etmiştir. Dava, tapu tahsis belgesi hile ve muvazaa iddiasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacıların tescil isteğinin dayanağı olan 16.01.1987 tarihinde düzenlenen tapu tahsis belgesi mülkiyeti Hazine adına kayıtlı olan 510 parsel numaralı taşınmazda bulunan mesken ve eklentilerine ait olup tapuya şerh edilmiştir. Ne var ki dava konusu 2164 ada 1 parsel numaralı taşınmaz kaydına bu şerh aktarılmamıştır. Söz konusu parsel, ... adına vekaleten hareket eden ...’in Kadıköy Belediye Başkanlığına yaptığı başvuru sonucu, encümenin 23.05.2000 tarihli kararı ile yapılan ihale ile 31.05.2000 tarihinde ... adına tescil edilmiş ve aynı gün ...’na satılmıştır. Davalı ... ise bu tapu kaydına güvenerek 01.08.2000 tarihinde taşınmazı edinmiştir.
Dava konusu taşınmaz encümen kararına istinaden yapılan ihale sonucu Davut adına tescil edilmiş ve sonraki satışlar da yasal biçimde oluşan tapu kayıtlarına dayanılarak yapılmıştır. İptal edilmeyen ihale ve kanıtlanamayan hile-muvazaa iddiası karşısında olayda üzerinde durulması gereken husus taşınmaza sonradan malik olan davalı ...’in Türk Medeni Kanununun 1023.maddesinden yararlanıp yararlanamayacağıdır.
Gerçekten hukukumuzda kişilerin satın aldığı şeylerin ileride kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla kamu düzenini sağlamak düşüncesiyle satın alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir. Belirtilen ilke Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddede "bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde vurgulanmıştır. Eldeki uyuşmazlıkta davacı kayıt malikinin mülkiyeti kötüniyetle kazandığını ileri sürdüğünden, malikin ayni hakkı yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi olup olmadığının önemle araştırılması gerekir. Yine belirtilmelidir ki ayni hak kütüğe tescil yoluyla yazılmışsa kural olarak böyle bir tescile dayanan iyi niyetli kişinin iktisabını korumak icap eder ise de, tescilin yanı başında bir de bunun haklı bir sebebe dayanması ve tescil talebinin o hak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan kimse tarafından yapılmış olması şartı aranmalıdır. (Türk Medeni Kanunu m.1013) Yetkisiz bir kimse tarafından yapılan talep veya haklı bir sebep olmadan yapılan bir tescil hakkı iktisap ettirmez. Fakat bu yönden tescil sakat dahi olsa iyiniyetli yani sakatlığı bilmeyen ve bilmeleri de kendisinden beklenemeyen kimseler karşında geçerli bir tescilin sonuçları meydana gelir. Başka bir anlatımla; iyi niyetli kimseler kütüğün görünüşüne inanmakta haklıdır. Gerçek hak durumuna uymayan tescil yolsuz tescil sayılacağından, gerçek hak sahibinin hakkının sona ermesine veya zararlanmasına neden olacağı açıktır.
Dosyada toplanan kanıtlar ve içeriği yukarıda açıklanan Türk Medeni Kanununun 1023. ve 1024.maddeleri kapsamında davalı ...’in kötüniyeti kanıtlanmadığından mahkemece tescil isteğinin kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır. Belirtilen nedenle mahkemece davacıların kademeli isteklerinin incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.