(Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/6918 E. , 2008/8176 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 08.03.2005 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali, tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.02.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalı ... tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, 13.11.2003 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanılarak 08.03.2005 tarihinde tapu iptali ve tescil istemi ile açılmıştır. Dava açıldıktan sonra taşınmazın temlik edildiği ve HUMK.nun 186. maddesi hükmünce taraf durumunu alan davalı ... iyiniyetli olduğunu, açılan davanın reddini savunmuş, diğer davalılar savunmada bulunmamışlardır. Mahkemece, dava kabul edilmiştir. Hükmü, davacı ile davalılardan ... temyiz etmişlerdir.
Gerçekten, davanın hasredildiği 419 parseldeki davalılardan ... payı bu kişi tarafından dava tarihinden sonra 22.09.2005 tarihinde davalı ...’a tapuda satılmıştır. Davacının dayandığı 13.11.2003 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesi tapuya şerh verilerek üçüncü kişilere de ileri sürülebilir hale getirilmiş değildir.
Hukukumuzda kişilerin satın aldığı şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle satın alan kişinin iyiniyetinin korunması ilke olarak kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse, iyiniyetten maksat; hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir. Bu ilke, Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinde aynı “tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddede “bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Burada hemen belirtilmelidir ki kayıt malikinin mülkiyeti kötüniyetle kazandığı ileri sürülmüşse, bu iddiayı ispat Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesince iddia edene düşer.
Yukarıda söylendiği gibi somut olayda; dava konusu pay davalılardan ...’a 22.09.2005 tarihinde satılmıştır. Davacı, HUMK.nun 186. maddesindeki yetkisini kullanarak, davasını taşınmazı sonradan satın alan kişiye karşı mülkiyet iddiası ile sürdürdüğünden davalı ...’ın kötüniyetli olduğunu iddia etmiş sayılır. Bu iddiasını ispat yükü de davacıya düşer. Davalı ..., durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişi konumunda olmadığından ve davalının kötüniyetine ilişkin davacı taraf başkaca delil bildirmediğinden, sırf 13.11.2003 günlü vekaletnamedeki vekilin, taşınmazı kardeşi olan davalı ...’a onunda diğer davalıya temlik etmiş olması, davalı ...’ın kötüniyetli olarak kabulünü gerektirmez. Kısaca özetlemek gerekirse davalı ...’ın kötüniyeti kanıtlanmadığından açılan davanın reddi yerine istem hüküm altına alındığından karar bozulmalıdır.