(Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/10072 E. , 2008/11830 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 04.06.2007 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkının terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 25.03.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: _K A R A R_ Davacılar, 1 parsel sayılı taşınmazın paydaşlarından ... Köymen'in eşi davalı ... lehine diğer paydaşları zararlandırma kastı ile intifa hakkı tesis ettirdiğini ileri sürerek terkin isteğinde bulunmuşlardır. Davalı, davanın reddini savunmuş, mahkemece davalının iyi niyetli olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle dava kabul edilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir. Dava, intifa hakkının terkini isteğine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 794. maddesindeki tanıma göre intifa hakkı taşınırlar, taşınmazlar hatta haklar veya bir mal varlığı üzerinde tesisi mümkün olan ve hak sahibine konusu olan şeyden yararlanma hakkı veren bir irtifak türüdür. Taşınmaz mallar üzerinde intifa hakkı, resmi senedin düzenlenerek tapuya tescili ile, taşınırlar üzerinde ise taşınır eşya zilyetliğinin intifa hakkı sahibine geçirilmesiyle kurulur. Alacaklar üzerinde intifa hakkı ise; hakkın temliki, kıymetli evrakın teslimi suretiyle kurulabilir. (TMK.m.795)
İntifa hakkı; bir süreyle sınırlı olarak kurulmuşsa sürenin dolması veya bu süreden önce intifa hakkı sahibinin hakkından vazgeçmesi, intifa hakkı sahibinin ölümü veya tüzelkişi ise tüzel kişiliğin sona ermesi, konusu olan şeyin bütünüyle, harap olması sebebiyle artık ondan yararlanma olanağının kalmaması durumlarında sona erer. (TMK.m.796) a hakkının tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Taraflarına hak ve borçlar yükleyen bu sözleşmeyle intifa hakkı sahibi ile malik hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceği kararlaştırılabilir. Şayet intifa hakkının tesisine neden olan sözleşmedeki edimler yerine getirilmemiş, intifa hakkının devamı malike yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse malik bozulan yararlar dengesini ileri sürerek hakimden sözleşmeye müdahale edilmesini, intifa hakkının sona erdirilmesini isteyebilir. Kaldı ki, bu gibi durumlarda intifa hakkı sahibinin hakkın sürdürülmesini istemesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Her ne kadar intifa hakkının sona ermesi sebeplerini sayan Türk Medeni Kanununun 796. vd. maddelerinde eşyaya bağlı irtifak haklarında olduğu gibi şahsi bir irtifak hakkı olan intifa hakkının sona erdirilmesini malikin talep edebileceğine ilişkin bir hüküm yoksa da burada Türk Medeni Kanununun 785. maddesinin kıyasen uygulanması gerekir. Doktrindeki hakim görüş de bu doğrultudadır. (Bkz.Prof.Dr.Şeref Ertaş. Eşya Hukuku ...
2004.shf.463). Bütün bu açıklamalardan sonra somut olayın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda değerlendirmesi gerekmektedir. Somut olayda; 21.11.2003 tarihinde paydaşlar ...1208/23916 paylarının intifa hakkını 13.400 YTL’ye davalı ...’e, çıplak mülkiyetin ise 6600 YTL’ye ... Köymen’e satmışlardır. ... Üstündağ ... Köymen’e karşı şuf'a hakkını kullanarak 1208 payda çıplak mülkiyeti 09.07.2006 tarihinde adına hükmen tescil ettirmiş, intifa hakkı yönünden ise, herhangi bir istemde bulunmamıştır. Şimdi bir kısım paydaşlar bu intifa hakkının terkinini istemektedirler. İddiaları ise, taşınmazın değerini düşürmek ve diğer paydaşlara zarar vermek amacıyla intifa hakkının tesis edildiğine ilişkindir.
Yukarıda da değinildiği gibi, bazı paydaşların haklı ve geçerli bir nedeni bulunmadığı halde diğer paydaşları zarara uğratmak ve onları külfet altına sokmak için payları üzerinde intifa hakkı tesis ettikleri bir olgudur. Ancak böyle bir iddia ileri sürüldüğünde ispat külfetinin kime ait olduğu hususu önem taşımaktadır. Türk Medeni kanununun 6. maddesi hükmü gereğince, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” Ancak iddialar karşılaştığında kimin ispat yükü altında olduğunun saptanması her zaman kolay olmayabilir. Burada uygulama ve doktrinin kabul ettiği olgulardan birisi, hayatın olağan akışına ters düşen iddiayı ileri süren iddiasını ispatla yükümlüdür(Yavuz Alangoya, Medeni Usul Hukukunun Esasları, ..., 2003 s. 332-333). Hemen belirtmek gerekir ki, varlığı bilinen bir vakıadan bir başka vakıanın varlığı veya yokluğu sonucuna varılması imkanını veren kural olarak tanımlanan karinelere dayanan kişiler de iddialarını ispat külfeti altında değillerdir.
İspat yüküne ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, somut olay açısından ispat yükünün kime ait olduğu hususu, intifa hakkının amacı ve tesis şekli ile bağlantılı olarak çözümlenebilir. Dava konusu taşınmazın miktarı, payın düşüklüğü "zeytinli tarla" olarak tapuda kayıtlı yerin bu niteliğini yitirmiş olması ve kullanılmaması karşısında yararlanılması mevcut duruma göre mümkün olmayan intifa hakkının tesisinde hayatın olağan akışına uygun olmayan bir durumun varlığı düşünülebilir. Ne var ki, davalı yan intifa hakkını alırken taşınmazın ileride niteliğinin değişmesi ihtimalini gözettiklerini beyan etmiştir.
İntifa hakkı tesis edildiği tarihte de açılmış bir paydaşlığın giderilmesi davası bulunmamaktadır. Şuf'a hakkının kullanılması ise engellenmemiş aksine şufa hakkını kullanan kişi intifa hakkının kötü niyetli tesis edildiğini ileri sürmeden çıplak mülkiyetin adına tescilini istemiştir. Tüm bu açıklamalar karşısında paydaşların mülkiyet haklarını satarken ... Köymen’in sadece çıplak mülkiyeti davalının da intifa hakkını satın almasında hayatın olağan akışına ters düşen bir durum saptanamamıştır. Davacılar, davalının kötü niyetli olduğu iddialarını Türk Medeni Kanununun 6. maddesi uyarınca kanıtlamak durumundadırlar. Mahkemece ispat yükü tersine çevrilerek yazılı nedenlerle davanın reddi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.