(Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/2003 E. , 2006/3393 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.6.2001 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.9.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı, imar öncesi 39 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduğunu ve taşınmaz üzerine bina yaptığını ancak, imar uygulaması sonucu taşınmazı üzerindeki binanın 4 parsel sayılı imar parselinde kaldığını, taşınmazın daha sonra davalı tarafından satın alındığını, binanın taşkınlığında kendi kusursunun bulunmadığını, taşkın kısmın iyi niyetle yapılmış olduğunu ileri sürerek temliken tescil isteğinde bulunmuştur. Davalı yargılamaya katılmamış, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 725. maddesi uyarınca temliken tescil isteğine ilişkindir. Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanunu’nun 684/1 ve 718/2 (Önceki Medeni Kanunun 618, 644/2) maddelerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Bunun ayrıcalıklarından birisi de Medeni Kanunun 725. (Önceki Medeni Kanunun 651.) maddesinde düzenlenmiş olup, madde hükmü; "Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parça olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasının veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının kendisine devrini isteyebilir." şeklindedir. Böylece arazi ile muhdesat arasındaki bağlantı kesilmiş ve aşağıdaki koşulların oluşması halinde ise, bina sahibine ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu tapulu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Eldeki davada da, davacı imar uygulaması öncesi malik olduğu tapulu taşınmazı üzerine bina yapmış, bu binanın bir kısmı imar uygulaması ile davalının sonradan satın aldığı taşınmaz üzerinde kalmıştır. Davacının bilerek başkasının taşınmazına bina yapmadığı, diğer bir anlatımla binasını yaparken iyi niyetli olduğu kuşkusuzdur. Ancak, 3l94 sayılı imar yasasının l8/9. maddesinin “...Tamamının veya bir kısmının plan veya mevzuat hükümlerine göre muhafazası mümkün görülmeyen yapılar ise, birden fazla parsele rastlayabilir. Hisseli bir veya birkaç parsel üzerinde kalan yapıların bedelleri, ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmedikçe ve aralarında başka bir anlaşma temin edilmedikçe veya şüyuu giderilmedikçe, bu yapıların eski sahiplerin tarafından kullanılmasına devam olunur.” şeklindeki hükmü karşısında, imar uygulaması ile oluşan parseller üzerinde başkasına ait binanın bulunması halinde bina sahibinin az yukarıda açıklanan 725. madde hükmünden yararlanma olanağı bulunmamaktadır. Mahkemece açıklanan yönler gözetilmeksizin davanın kabulüne karar verilmesi nedeniyle karar bozulmalıdır.
Kabule göre de;
Türk Medeni Kanunu’nun 725. maddesi hükmünün, taşkın yapı malikine tanıdığı hak kişisel hak olup bu hak ancak, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Davalının taşınmazı bina yapıldıktan sonra satın aldığı hususunun da nazara alınmaması ayrıca doğru görülmemiştir.