2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Davacı vekili dilekçesi ile hukuk uyuşmazlıklarının dava şartı olan arabuluculuğa başvuru yapılmış olduğunu, son tutanağın dilekçelerine eklendiği, taraflar arasında imzalanan genel kredi ve teminat sözleşmesinde yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olduğunun kabul edildiğini, genel kredi sözleşmesi hükmü, gerek Merkez Bankası bildirimleri ve gerekse TTK m.8 ve 3095 sayılı Kanunun 2.maddesi hükümleri gereği bankanın tespit ettiği akdi faiz oranı ve talep edilen %46,80 temerrüt faiz oranının yasal olduğunu, sözleşme ile kabul edilen temerrüt faizinin kanuna uygun olduğunu, bu hususun yerleşik Yargıtay kararları ile sabit olduğunu, borçluların itirazının haksız ve kötüniyetli olduğunu, hakkında alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, davalı borçluların itirazının iptali ile takibin davalı borçlular yönünden devamını, davalı borçluların sorumlu olduğu tutar üzerinden aleyhlerine %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmelerine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılara usulüne uygun olarak ayrı ayrı tebligat yapıldığı, cevap dilekçesi sunmadığı, inkar eder konumunda olduğu, bu çerçevede davalılar vekilinin sonraki beyanlarının inkar kapsamında olduğu açıktır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, takibe esas sözleşme içeriği dikkate alındığında takip tarihinde belirtilen her bir miktar nedeni ile asıl borçludan talep edilebilecek miktarların ne olduğu, özellikle kefil yönünden ihtarnamenin davalı kefile tebliğ olunması halinde, kefillerin temerrüd tarihinden takip tarihine kadar asıl alacağa uygulanacak temerrüd faizinden sorumluluğu açık olmakla kefil yönünden kat ihtarnamesinin davalıya tebliği tarihine göre önel süresinin eklenerek temerrüd tarihinin tespiti, bu çerçevede davalı kefilin kendi temerrüd tarihine kadar olan kefalet sınırları içinde kalmak koşulu ile asıl alacak ve asıl borçlunun temerrüdünden sorumlu olacak olması, bu çerçevede davalı kefil yönünden temerrüd için hesap kat ihtarının kefile tebliğinin şart olması, sözleşmede öngörülmediği sürece İİK.m.68 hükmünün kefil yönünden uygulanmasının ise mümkün olmaması, kefil yönünden temerrüd tarihinin ne şekilde belirlendiğinin açıklanması, buna göre temerrüd tarihinin tespiti (Yargıtay 19.HD 2015/3357E., 2015/16301K.sayılı ilamı) Yargıtay uygulaması ve sözleşme hükümleri karşısında bilirkişi tarafından banka kayıtları üzerinde inceleme yapılarak bankanın temerrüd halinde uyguladığı en yüksek faiz oranının belirlenmesi, gerekirse fazlasının ilave edilerek borçlunun sorumlu olduğu temerrüd faizinin tespiti, (Yargıtay 19.HD 2015/7884E., 2016/2362K.sayılı ilamı yine konu ile ilgili Yargıtay Genel Hukuk Kurulunun ve 19HD'nin emsal uygulamaları) kefilin gayri nakdi kredilerden dolayı sorumluluğuna dair sözleşme hükümlerine göre sorumlu olup olmadığı, buna göre her bir davalıdan talep olunan ve hesaplanan miktarların ne olduğu noktalarında toplanmaktadır. Davalıların gerçek kişilerin kefil olduğu, süresi içinde icra müdürlüğüne itiraz sunulduğu, itiraz dilekçesinin davacı alacaklıya tebliğ edilmediği, itirazın iptali davasının ise süresi içinde açılmış olduğu tartışmasızdır. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlularına karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince ispat yükü kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde kanıt yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonucunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalar da göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. (Yargıtay HGK 2017/19-919E. 2019/886K.sayılı kararı) Somut olayda davalı taraf cevap süresi içinde itirazlarını sunmamıştır. Artık bu aşamadan sonra Mahkemece inkar kapsamında kalan hususlar dışında davalı savunmasının araştırılması mümkün değildir. Elbette yukarıda açıklandığı üzere davalıların takibe itiraz edilirken bildirmiş olduğu sebeplerle sınırlı olarak sadece tahkikat icra edilecektir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık hususlarının araştırılması için atanan bilirkişinin hazırlamış olduğu 15/03/2022 tarihli rapor içeriğine göre "hesabın katı taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinin 11.m. hükmü uyarınca, ... 6. Noterliğinin ... - tarih ve ... yevmiye sayılı ihtamamesi ile kredi cari hesabı 03.10.2019 kesildiği ve kat edildiği, ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren 24 saat içinde ayrıntısı belirtilen 562.301,31 TL nakdi kredi borcunun ödenmesi, aksi halde yasal yollara müracaat edileceğinin ihbar ve ihtar edildiği, hesap tarihi itibariyle 455.915,96 TL tutarında asıl alacak hesaplandığı, hesap kat ihtarıyla ise 455.113,30 TL alacak talep edildiği, bu durumda takdiri mahkemeye ait olmak üzere taleple bağlı kalınmasının yerinde olacağının mütalaa edildiği, hesap tarihi itibariyle 108.651,82 TL tutarında asıl alacak hesaplandığı, hesap kat ihtarıyla ise 105.898,05TL alacak talep edildiği, bu durumda takdiri mahkemeye ait olmak üzere taleple bağlı kalınmasının yerinde olacağının mütalaa edildiği, iki adet taksitli krediler için talep gibi 561.011,35 TL (455.113,30+105.898,05), diğer alacak kalemi ekstreye göre 1.228,53 TL, toplam alacak 562.239,88 TL olduğu, davacı bankanın dosya içeriğine göre (ödeme planları) taksitli kredilere fiilen uyguladıkları akdi faiz oranı %25,08; %27 olduğu, bankadan temin edilen emsal nitelikte kredilere fiilen uygulanan akdi faiz oranları ise %31,80 ile ara karar uyarınca 19.01.2022 tarihli dilekçe ekinde sunulan oranlar ise %26 ve %27 olduğu, sözleşmenin temerrüt hükmünü düzenleyen 11 m. özellikle muacceliyet tarihinde en yüksek faiz oranına işaret edildiği için takip konusu kredilere fiilen uygulanan akdi faiz oranı daha düşük seviyede olduğu için, emsal nitelikteki kredilere fiilen uygulanan akdi faiz oranı daha yüksek seviyede olduğu için %31,80 oranına itibar edilerek aşağıda temerrüt faiz oranının belirlendiği, temerrüt tarihi itibariyle toplam 565.249,15 TL tutarında asıl alacağın hesaplandığı, davacı banka ise takip talebinde 562.301,31 TL asıl alacak talep ettiği, bu durumda takdiri Mahkemeye ait olmak üzere taleple bağlı kalınmasının yerinde olacağı, gayri nakdi alacağın depo edilmesi talebinin irdelenmesi yönünden davacı bankadan temin edilen çek statü raporuna göre, davacı kayıtlarında herhangi bir çek taahhüt bedeli riski bulunmadığı, kaldı ki bir an için risk olsa bile çek karnesinin 01.06.2016 tarihinde verilmiş olduğu için 5941 sayılı Çek Kanunun 3/9 m. hükmü uyarınca garanti/yükümlülük süresi beş yılın dolmuş bulunduğu, dolayısıyla davacı açısından depo edilebilecek herhangi bir risk bulunmadığı, davacı banka ile dava dışı kredi borçlusu/kredi lehtarı ... LTD. ŞTİ arasında genel kredi sözleşmesi akdedildiği, işbu sözleşmeyi davalı kefillerin müteselsil kefil sıfatıyla imzalamış oldukları, anılan sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerin öngörülen süre içinde ödenmemiş oldukları nazara alındığında, davacı bankanın davalılar hakkında takip ve dava hakkının bulunduğu kanaati edinildiği, davalı kefilinlerin sorumluğu davalı/kefillerin sözleşmede gösterilen kefalet limiti tutarlarının 9.000.000,00 TL ve 4.000.000,00 TL olduğu, femerrüt tarihi itibariyle hesaplanan asıl borç toplamının 562.239,88 TL olduğu, dolayısıyla hesaplanan asıl borcun (ana para borcunun), kefalet limitinden daha düşük seviyede olması nedeniyle, davalı kefillerin hem kendi ve hem de dava dışı asıl borçlu şirketin temerrütleri ve bunun hukuki sonuçlarından dolayı, borcun tamamından müştereken ve müteselsilen kefalet limitiyle sınırlı olmaksızın sorumlu olduklarının düşünülebilineceği, Mahkemece raporun benimsenmesi halinde, fazlaya ilişkin 5.216,52 TL'nın (579.157,91-573.941 39x) reddi durumunda, takip tarihinden itibaren 562.239,88 TL asıl alacak tutarı tamamen tahsil edilinceye kadar yıllık %41,4 oranında sözleşmesel temerrüt faizi ve bu faiz üzerinden %5 gider vergisi (BSMV) ile birlikte istenilebileceği" şeklinde görüş bildirmiştir.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap