18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davalı vekili cevap dilekçesinde, gerek taraflar arasında vaki sözleşme gerekse de yasa gereği teminat mektuplarının temin ettiği riskler bakımından azami sürenin dolmadığını, iade şartlarının oluşmadığını, bu itibarla, evvela davacının iddia ettiğinin aksine, teminat mektupları için sözleşme ile belirlenmiş ve yasa gereği olan teminat süresinin dolmadığını, sözleşmenin 7.maddesinde açıkça görüleceği gibi işin başında davacının, müvekkiline banka teminat mektubu vermeyi taahhüt ettiğini, "Kesin teminat mektubunun %80'lik kısmının süresiz Türk Lirası, %20'lik kısmının süresiz yabancı para cinsinden (usd veya euro) olması veya, %50 (yüzde elli)'lik kısmının iş bitim tarihinden 6 (altı) ay sonraki tarihe vadeli Türk Lirası, %30 (yüzde otuz)'luk kısmının iş bitim tarihinden 15 (onbeş) ay sonraki tarihe vadeli Türk Lirası, %20 (yüzde yirmi)'lik kısmının ise konutların müşterilere (alıcılara) tesliminden itibaren 5(beş) yıl sonraki tarihe vadeli ve yabancı para cinsinden ( usd veya euro ) olması zorunludur. " buna göre ve esasen uygulama ve borçlar hukukuna hakim ilkelere nazaran, her halükarda bu teminat mektuplarının en geç sözleşme konusu imal edilen konutların müvekkili şirket müşterilerine, alıcılarına tesliminden 5 yıl sonrasını temin etmesi gerekeceğini, keza davacının imal ettiği konutlara ilişkin hukuki sorumluluğunun en geç işbu teslimlerden itibaren beş yıl olacağını, imalat konusu dairelerin teslimine 30.11.2016 tarihinde başlandığını, son teslim edilen dairenin teslim tarihinin 31.08.2020 olduğunu, öte yandan davacının garanti süresinin iddiasına dayanak yaptığı sözleşmenin teminatlar başlıklı 5.maddesindeki , "...işin ilerleyişinde, ... tarafından yapılacak hesap ve verilecek onaya göre, söz konusu teminat mektubuna gerek kalmadığı taktirde ... tarafından iş bitiş tarihinden önce işbu teminat mektubu iade edilebilir ve kısmen serbest bırakılabilir" düzenlemesi dahi davacının iddiasının mesnetsizliğini ortaya koyduğunu, bu bakımdan, öncelikle bu hükmün teminat bakımından bir vade öngörmeyip işin devamı sırasında dahi müvekkili şirket takdirine/ onayına bağlı olarak husule gelecek istisnai bir duruma işaret ettiğinin madde metninde belli olduğunu, ikincisi yine buna bağlı olarak, işin başında verilen teminatın müvekkili şirket onayı ile kısmen serbest bırakıldığı da bu günkü teminat tutarı nazara alındığında ortada olduğunu, yani tarafların bu hükmü uygulayarak koşullara ve vaki riske uygun teminat tutarını takdiren tespit ettiğini; davacının teminat yenilemelerinin bugünkü dava konusu olan miktara kadar düşürüldüğünü , nihayet mezkur düzenlemede açıkça, müvekkili ... tarafından yapılacak hesap ve verilecek onaya bağlı olan bu durumda, müvekkilinin hesabına ve takdirine göre riskin ve garanti şartlarının devam ettiğine kuşku bulunmayan işbu vaziyet karşısında, davanın reddi gerektiğini, ayrıca bir sözleşmeyi temin etmek üzere verilen teminat mektubunun en geç 10 yıllık zaman aşımına tabi olmasının beklemenin tabi olduğunu, bu süre de teslim ile başlayacağını, nitekim bu sözleşmesel ve yasal teminat süresi içerisinde ortaya çıkan ve çıkması muhtemel imalat ayıplarının davacıya ihbar edildiğini ve davacının işçisine ilişkin iş kazası halen derdest olduğunu, tüm bu süreç bakımından davacı ile yapılan görüşmeler sonucunda, taraflar arasındaki sözleşmenin de gereği olarak, söz konusu hukuki ihtilafların halli yani müvekkilinin riskinin ortadan kalkmasına kadar teminat mektuplarının süresini uzatılmak üzere mutabık kalındığını, davacının imalat süreçleri ile ilgili devam eden ihtilaf ve hukuk süreçlerinin bulunmadığını, davacının sözleşme konusu imalatları hakkında, ilgili site yönetimi, 23.11.2018 tarihli dilekçe ekinde yer alan ihtarname ile garanti süresi içinde sitenin eksiklerini iş sahibi olarak müvekkiline bildirdiğini, mezkur İhtarnamenin, 10.12.2018 tarihinde davacı müteahhit ile paylaşıldığını, bu ihtarnamede belirtilen imalat eksiklerinin davacı tarafından giderilmediği için ve site sakinlerinin devam eden sorun ve şikayetleri sebebiyle site yönetiminin 19.07.2020 tarihinde bilirkişi tespiti yaptırdığını, bu rapor da davacı ana müteahhitler ile paylaşıldığını, dilekçeye ekli 23.11.2018 tarihli ihtarname ile site yönetimi tarafından bir dizi imalat eksiği bildirildiğini, bunların davacı şirket ile de paylaşılmış ve taraflarınca bu hususlara teknik ve hukuki itirazlarda bulunulmuş ise de işbu süreç sonunda müvekkilinin yöneltilmesi muhtemel bir imalat eksiği /ayıbı temeline dayalı zarar iddiasının (kabul anlamında olmamak kaydı ile) müvekkili aleyhine olarak gündeme gelmesi durumunda ve bunun akabinde müvekkilininin davacıya yönelecek rücuen tazminat ve sair haklarının tümüyle saklı olduğunu, bu hakların temin edebilmek bakımından dava konusu teminat mektuplarının uzatılmasının da tabi olduğunu, iş hayatının gereklerine, inşaat sektöründeki çalışma koşullarına ve elbette sözleşme ve kanuna uygun olduğunu, bu durum sektörde deneyimli ve basiretli bir tacir olarak davacı tarafından da bilindiğini, nitekim davacı ile yapılan görüşmeler sonucu tüm bu imalat eksiği iddialarına ilişkin zaman aşımı sürelerinin dolmaması ve hukuki süreçlerin devam etmesi karşısında, teminat mektuplarının mutabık kalınan miktarlar kadar uzatılması söz konusu olduğunu, ne var ki davacı hem bu teminatı sağlayıp müvekkili temin ederken, aynı anda müvekkiline karşı huzurdaki davayı ikame edip yanlış ve eksik beyanlarla haksız bir tedbir kararı tesis etmekle kötü niyetli olduğunu, bütün bu süreç böyle iken, davacının, müvekkilinin hukuka uygun şekilde elinde tuttuğu ve yasaya ve sözleşmeye göre uzatılan teminat mektuplarının paraya çevrilmesini, sanki üzerinde bir tehdit unsuru imiş gibi çarpıtarak anlatmasına anlama veremediklerini, müvekkilinin bu durumu, ne bu mektupların uzatılmasına ve ne de hakkı olmayan bir ödemenin davacı tarafından yapılmasına dönük bir tehdit olarak kullanmadığı gibi davacı ile geçmişten gelen çalışma ilişkisini göz önüne alarak iyi niyetle, müvekkilinin vaki riski ve sözleşmeye göre devam eden garanti sorumluluğuna nazaran, olması gerekenin altında bir tutarda verilen teminat mektuplarına rıza gösterildiğini, tek başına davacının işçisinin uğradığı iş kazası dahi tüm teminat tutarını aşan bir zarara karşılık gelmekte olduğunu, müvekkilinin her türlü tazminat ve rücu haklarının saklı olduğunu, davacının dilekçesinde yer verilen derdest iş davalarına ilişkin bilginin de eksik ve yanlış olduğunu, nitekim davacının da belirttiği gibi 3 adet işçilik alacağı dosyası bulunduğunu, bunlardan ... 30.İş Mahkemesi'nin ... Esas Sayılı dosyası ve ... 29.İş Mahkemesi ... Esas Sayılı dosyası halen derdest olduğunu, ... 29.İş Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasının yargılaması devam ettiğini, dava konusu hadisenin iş kazası olduğunun tespitinin yapıldığını ve davaya ait kusur raporunda kazazedeye ancak %20 kusur izafe edilerek kalan kusur işveren üzerinde bırakıldığını, yani davacının iddiasının aksine (ve kabul anlamına gelmemek üzere belirtelim ki) davaya ait müvekkilinin riskinin devam ettiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının iddia ettiği gibi bir durum bile olsa yargılaması devam eden bir davanın, hele ki bir iş kazasının her an her aşamada seyrinin değişmesinin mümkün olduğunu, bu sebeple dava kesinleşmeden riskin bulunmadığının ileri sürülemeyeceğini, bu aşamada İşverenin muhtemel sorumluluk rakamını veya sigortanın bunu karşılayıp karşılamayacağını kestirmenin de mümkün olmayacağından iş veren mali mesuliyet sigortasının bulunmasından hareketle riskin bulunmadığının ileri sürülemeyeceğini, ... 30.İş Mahkemesinin ... Esasında kayıtlı dosyanın ise elim bir ölümlü iş kazası olduğunu, müteveffanın yakınları tarafından açılmış olan davada ilk derece mahkemesi tarafından davacı taleplerini büyük oranda kabul ettiğini ve yargılamasının devam ettiğini, davacı burada icra dosyasından teminat yatırdığını ileri sürmekteyse de bu kısmen kabul kararı verilen davadaki riskin yargıtay bozması sonrası müvekkili aleyhine artabileceğini, yani devam eden yargılamada teminatı aşan bir davacı alacağının ortaya çıkabilme ihtimalinin olduğunu, zaten teminat mektuplarının da tam olarak bu risklere karşılık olarak tanzim edildiğini ve daha evvel uzatılmasını gerektiren sebeplerde işbu dava tarihi itibarıyla bir değişiklik olmadığını, bu her iki dosyanın incelenmesi ile görülecektir ki teminat konusu iş kazalarının gerçekleştiği tarih nazara alındığında, risk toplamının her iki teminat mektubunu da aşar şekilde, daha fazla olduğunu, davacı ile mutabık kalınan rakamlar üzerinden teminat mektuplarının süresinin uzatıldığını, müvekkilin buradaki gerek iş davalarından doğan ve geçmişten gelen riski ve gerekse de en son akdedilen müteahhitlik sözleşmesinin garanti ve yasal hukuki mesuliyet süreleri bakımından olan riski toplam olarak, dava konusu teminat mektuplarının miktarının çok üzerinde olmasına rağmen davacı ile varılan en son mutabakat çerçevesinde 30.12.2019 tarihinde davaya konu teminat mektuplarının temini söz konusu olduğunu ve riskin devam ettiği 2020, 2021 senelerinde de mektupların süresi davacı tarafından uzatıldığını, böylece mektupların sağladığı teminat, en son 30.12.2022 tarihine kadar uzadığını, 2023 senesi bakımından da yukarıdan beri izah edilen durum ve koşullarda bir değişiklik olmaması sebebiyle davacıdan yine mektupların süresini uzatması beklenmekte iken huzurdaki davayı açmış olması ile müvekkilini aniden teminatsız bıraktıını ve sözleşmeye aykırı davrandığını, bu itibarla gerek sözleşme ve yasal mevzuat gerekse de tarafların devam eden mutabakatı çerçevesinde, huzurdaki dava mesnetsiz ve haksız olduğunu, her ne kadar davacı, sözleşme konusu işle ilgili garanti süresinin bittiği iddiasında bulunmuş ise de davacının bu iddiasının dinlenemeyeceğini, teminat mektubu verilmesi ve teminat sürelerinin uzatılmasının, davacının borcun ya da borca ilişkin riskin varlığı ve kabulü bakımından bir çeşit ikrar olduğunu, nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun 154. Maddesinde zamanaşımının kesileceği hallerin belirlendiğini, bu maddeye göre ikrar, teminat veya rehin verilmesi, kefil gösterilmesi zamanaşımının kesileceği haller arasında sayıldığını, malum olduğu üzere Türk Borçlar Kanunu'nun 156. Maddesinde göre zamanaşımının kesilmesiyle birlikte yeni bir süre işlemeye başlayacağını, bu nedenle, davacının müvekkili şirkete bir çeşit garanti niteliğinde olan teminat mektubu vermesi ve bu teminat mektuplarının süresini uzatmasının hem borcun varlığı ve riskin kabulü bakımından bir ikrar olmakla hem de teminat sağlama vasfı bakımından zamanaşımını kesen bir olgu olduğunu, zaman aşımın dolmadığı durumda da risklin sona erdiğinden bahsedilemeyeceğini, teminat mektubunun verilmesi ve devamının yasaya, sözleşmeye ve taraflar arasında vaki mutabakata uygun olduğunu, tedbir kararının kaldırılması gerektiğini belirterek tedbir talebi ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir . DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, taraflar arasında imzalanan eser sözleşmesi kapsamında yüklenici tarafından iş sahibine verilen teminat mektuplarının iadesi istemine ilişkindir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın