1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil Şirketin “Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu Projesinin yap-işlet-devret modeli ile yapımı ve işletilmesini Karayolları Genel Müdürlüğü ile imzalamış olduğu 27 Eylül 2010 tarihli Uygulama Sözleşmesi çerçevesinde üstlenmiş bulunduğu, Müvekkil Şirket, Uygulama Sözleşmesi ve ekleri doğrultusunda hazırlamış olduğu projeleri Karayolları Genel Müdürlüğü onayı sonrasında projelere uygun şekilde inşa etmiş ve bu süreç boyunca tüm imalatlar bizzat Karayolları Genel Müdürlüğü ve Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından görevlendirilmiş Müşavir Firma elemanları tarafından kontrol edildiği, müvekkil Şirket üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirmiş ve ilgili durumların önüne geçilebilmesi adına Otoyol'un etrafı çit ile çevrelendiği, ilgili mevzuat kapsamında Otoyol çevresinde yer alan tel çitlerde 10 cm açıklık bulunması izin verilmekte olup, Müvekkil Şirket tarafından yapılan uygulamalar neticesinde, Otoyol çevresinde yer alan tel çitlerde mümkün olduğunca 10 cm açıklık bulundurulmadığı, idari bir kurum olmayan müvekkil şirketin hizmet kusuruyla sorumlu tutulması mümkün olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE : Dava, meydana gelen trafik kazasında davacı aracında oluşan değer kaybı ve araç mahrumiyeti istemine ilişkin maddi tazminat davasıdır. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı Kanunu'un 5/3. maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler karşısında, Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’de ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur. Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nin 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise, tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın