20. Hukuk Dairesi
Dava, taşıma ve hizmet edimlerini bir arada içeren karma nitelikteki sözleşmeden kaynaklanan alacağın rücuen tahsili istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre; hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici işçisi tarafından yerine getirilecektir Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur. İşveren ile yüklenicinin İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir. İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar. Yıllık izinler kullanılmadığı taktirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir. Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü gözönüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici sorumlu olacaktır.İhbar tazminatından da son işveren sorumludur. Bunların dışında hafta tatil ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan yükleniciler işverene karşı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacaklardır. İşveren tarafından bu ödemelerin feri mahiyetinde yapılan ödemeler de aynı esasla yüklenicilerden tahsil edilebilecektir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, yukarıda açıklanan ilkelere göre hesaplama yapılmadığı, yıllık izin ücretinden son yüklenicinin değil, tüm yüklenicilerin dava dışı işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak sorumlu oldukları kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmüştür. Öte yandan, davalılar ....... tarafından, davaya konu edilen alacak nedeniyle davacıya verilen teminat mektuplarının nakde çevrildiği ve işbu dava yoluyla kendilerinden mükerrer tahsilat yoluna gidildiği savunulmuş olup, teminat mektuplarının dava konusu alacak ile ilgili olarak da nakde çevrildiğinin anlaşılması halinde bu bedelin, davacının alacağından mahsup edilmesi gerekmektedir. Ancak mahkemece bu hususta herhangi bir araştırma yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir. Bu itibarla, borcu söndüren işlemlerden olan ödemenin yargılamanın her aşamasında dikkate alınacağı da gözetilerek, mahkemece dava konusu alacak nedeniyle anılan davalılardan alınan teminat mektuplarının nakde çevrilip çevrilmediğinin ve bu suretle borcun tahsil edilip edilmediğinin araştırılması gerekmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, somut uyuşmazlığın çözümünde esasa etkili delil niteliğinde olan hususların değerlendirilmediği anlaşıldığından, taraf vekillerinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülebilmesi için mahkemesine iadesine, kararın niteliğine göre, taraf vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın