11. Hukuk Dairesi
Davalı vekili, 2012 yılında babasının kefil olması ile ... ve ... plakalı araçları kredili olarak satın aldığını, 2013 yılında ise babasının kefil olması ve teminat vermesi ile ..., ... ve ... plakalı araçları kredili olarak aldığını, 02.01.2014 tarihinde davacı ile aynı işi büyütüp ortak iş yapmak üzere anlaştıklarını, kendisinin sahip olduğu araç sayısı ve işyerine yaptığı masraf kadar sermaye getireceğine söz verdiğini, bu nedenle 02.01.2014 tarihinde resmi olarak ortaklığa geçtiklerini, ancak davacının çeşitli mazeretler ileri sürerek sermaye getirmediğini, davacının işyerindeki malzemeler ile ruhsat kayıtları kendi adına olan araçlar üzerinde hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; araç kiralama işine ilişkin olarak taraflar arasında "... Adi Ortaklığı" ünvanlı adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu, adi ortaklığa ait vergi mükellefiyet kaydının 02.01.2014 tarihinde oluşturulduğu, davalı adına tescilli olan ..., ..., ..., ..., ... ve ... plakalı araçların faturalar ile adi ortaklığa satışı yapılarak adi ortaklığın kullanımına bırakıldığı, davalının babası olan dava dışı ... adına tescilli ... ve ... plakalı araçların da yine adi ortaklık tarafından araç kiralama işinde kullanıldığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, adi ortaklık ilişkisinin hangi tarihte başladığı, davalı adına ve dava dışı tarafların babaları adına kayıtlı araçların mülkiyetinin adi ortaklığa ait olduğunun kabul edilip edilemeyeceği, davacının sermaye koyma borcunun bulunup bulunmadığı, davacının kar payı alacağının bulunup bulunmadığı ve adi ortaklığın fesih ve tasfiyesinin talep edilmesinin haklı olup olmadığı noktalarında toplandığı, HMK'nın 200. maddesi uyarınca davacının adi ortaklığın 2011 yılında başladığını yazılı delil ile ispat etmesi gerektiği, tarafların beyanından ve Gaziemir Vergi Dairesi Müdürlüğünden gelen yazı cevabından adi ortaklık ilişkisinin 02.01.2014 tarihinde kurulduğunun anlaşıldığı, adi ortaklık ilişkisinin daha önce başladığına dair davacı tarafça yazılı delil sunulmadığı, adi ortaklık sözleşmesinin geçerliliği kural olarak şekle bağlı değil ise de, şekle bağlı bir işlemin adi ortaklık sözleşmesinde yer alması halinde anılan işlemin yasanın öngördüğü şekilde yapılması gerektiği, davalı adına kayıtlı araçların ve dava dışı tarafların babaları adına kayıtlı araçları adi ortaklığa ait olup olmadığı yönünden değerlendirme yapıldığında, yukarıda sayılan plakalı araçların ... ve dava dışı ... adına kayıtlı olduğu, 6 adet aracın ortaklık kurulmadan önce davalı tarafından satın alındığı ve araç tescillerinin de yine davalı adına olduğu, bu araçların 02.01.2014 tarihinde adi ortaklık kurulurken davalı ... tarafından ortaklığa sermaye olarak konulması hususunda anlaşıldığı, ne var ki bu araçların ve dava dışı tarafların babaları adına kayıtlı araçların devirlerinin resmi şekilde gerçekleştirilmediği, davacının ortaklığa sermaye olarak neyi koyduğunun ise dosyada toplanan delillerden tespit edilemediği, TBK’nun 621. maddesi gereğince her ortağın para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa eşit oranda katılım payı koymakla yükümlü olduğu, buna göre davacının da eşit miktarda aracı ortaklığa getirmesi gerektiği, ancak ne davacının ne de davalının ortaklığa motorlu araçları (babaları adına tescilli olanlar da dahil) geçerli bir şekilde sermaye olarak koymadıkları, buna rağmen 21.10.2014 tarihine kadar her iki tarafın birlikte ve davalının ve dava dışı babalarının araçlarıyla araç kiralama işini yürüttükleri, aralarında sadece bu kapsamda bir adi ortaklık kurulduğu, motorlu taşıtların adi ortaklık adına resmi şekilde devri gerçekleşmediğinden söz konusu taşıtların tasfiyeye konu yapılamayacağı, davacı tarafın kâr payı talebinin, tasfiye payı talebinden farklı olduğu, adi ortaklıkta elde edilen karın bir kısmını dağıtmayarak yedek akçeye ayırma imkanı bulunmadığı, her ortağın iş yılı sonunda elde edilen kârdan kendi payına düşen kısmın tamamını talep edebileceği, kâr gerçekleşmişse, bundan davacının payına düşen kâr payının kendisine ödendiğini ispat yükünün idareci ortak olan davalıda olduğu, katılma payının fiilen ortaklığa getirilmemiş olmasının, kâr payı hakkının doğmasına engel olmadığı, adi ortaklığa ait işletme defteri bilirkişi heyeti tarafından incelendiğinde, 01.01.2014-31.12.2014 dönemi yıllık kârın 3.929,13 TL olduğu, adi ortaklığın ticari faaliyeti ile ilgili olarak işletme defterlerinde kar payı dağıtımına yönelik kayıt bulunmadığı, davalının davacıya kar payı ödemesinde bulunduğuna dair başkaca delil de ibraz etmediği, bu durumda adi ortaklık kayıtlarına göre elde edilmiş görünen karın, kar payı dağıtım oranına göre ortaklar arasında paylaştırılması gerektiği, TBK’nun 623/1 maddesine göre davacıya düşen kâr payının 3.929,13/2 = 1.964,57 TL olduğu; TBK'nın 639/6. ve 640. md hükümleri uyarınca taraflarca altı ay önceden gönderilmesi gereken fesih ihbarına dayalı olarak adi ortaklığın hesap dönemi sonunda sona ereceği, davalı adi ortaklığın feshedildiğini iddia etmiş ise de; davalı tarafından fesih ihbarı gönderilemediği, dolayısıyla dava tarihi itibariyle adi ortaklığın varlığının halen devam ettiği, ancak adi ortaklığın devamının imkansız hale geldiği, ortaklığın devamında tarafların bir menfaatinin kalmadığı, taraflar arasındaki iç ilişkide güven unsurunun ortadan kalktığı anlaşılmakla davacının adi ortaklığın feshi talebinde haklı olduğu, dava konusu ortaklıkta dış tasfiyeyi gerektirecek bir ortaklık borcunun bulunmadığı, araç satın alınırken alınan kredilerin de ortaklığın borcu değil, davalının ve dava dışı kişilerin kişisel borçları olduğu, iç tasfiye aşamasına gelindiğinde, taraflarca da adi ortaklığa ait malvarlığı bulunduğunun iddia edilmediği ve buna ilişkin bir delil de sunulmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, davacı ile davalıya ait "... Adi Ortaklığı " ünvanlı ... vergi kimlik numaralı adi ortaklığın feshine, adi ortaklığa özgülenmiş malvalığı ve borç bulunmadığından adi ortaklığın tasfiyesi talebinin reddine, davacının 1.967,57 TL kâr payı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ :
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın