16. Hukuk Dairesi

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının Avusturya kanunlarına göre kurulmuş bir şirket olduğunu, başta enerji içecekleri olmak üzere meşrubat ve sair ürünleriyle dünya çapında bilinen ve tüketiciler nezdinde yüksek tanınmışlığa ulaşmış bir şirket olduğunu, diğer davalı ... Tic. Ltd. Şti.'nin ise ... şirketinin Türkiye'deki iştiraki olduğunu, davalının "..." markalı enerji içeceği ürünlerinin dünya çapında 173 ülkede dağıtılıp satılmakta olduğunu ve beğenilerek tüketildiğini, tüm bu ülkelerde "..." markalı ürünleri ile pazar lideri konumunda olduğunu, markasının 203 ülkede tescil edilip korunmakta olduğunu, bunun tüketiciler nezdinde yüksek ayırt edicilik kazanmasını sağladığını, öte yandan davalının Türkiye dahil 201 ülkede tescilli ve yine tanınmış "... " ve 105 ülkede tescilli "..." markalarının da sahibi olduğunu, ... enerji içeceğinin çeşitli versiyonları (İngilizce'de "...") ülkemizde, "..." ve "..." markaları altında üretilip satıldığını, söz konusu ürünlerin ülkemizdeki distribütörlüğünü diğer davalı ... Tic. Ltd. Şti.'nin üstlendiğini, davalının pazarda " ..., ...,..., ..." isimli versiyonlarının bulunduğunu, davalı ile davacı arasında devam eden çok sayıda derdest dava bulunduğunu, davalının tescilli mavi-gümüş renk içeren şekil markaları ile "..." markalı enerji içeceği ambalaj kompozisyonu aleyhine marka tecavüzü ve haksız rekabet yarattığı iddiasıyla dava açtığını, söz konusu davanın Bakırköy FSHHM 2011/111 Esas 2012/209 Karar numarası kararıyla kabul edildiğini ve 15/04/2014 tarihinde kesinleştiğini, bunun gibi davalının lehine bir çok karar olduğunu, davacının "..." ürünlerinden ve "..." isimli üründen 2013 yılından beri haberdar olduğunu, basiretli bir tacir olarak hareket etmesi gereken davacı şirketin, davacının davaya konu ürününün ilk çıktığı zamanda "..." markasına sahip olmasına rağmen, davalının söz konusu ürününe ilişkin hiç bir aksiyon almadığını, davacının davaya konu ürünün piyasaya çıkışından 5 yıldan fazla bir süre geçtikten sonra ve davalının markalarına karşı açtığı İstanbul 1. FSHHM'de görülen 2015/63 Esas sayılı davalının 24/04/2018 tarihinde reddedilmesi üzerine davalıya "..." isimli ürüne ilişkin bir ihtarname göndermeye karar verdiğini, dolayısıyla davacının gerek haksız rekabet gerekse marka tecavüzü iddiası bakımından sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını, dava açılmasının da MK md.2 uyarınca hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğini, Türk Patent kayıtları incelendiğinde, 32. sınıfta tescilli ve içerisinde "..." ibaresinin yer aldığı çok sayıda marka olduğunun görüldüğünü, bunlardan bazılarının; ... sayılı tanınmış "..." markası, ... sayılı "..." markası, ... sayılı " ..." benzeri markalar olduğunu, davacının "..." ibaresinin tek başına ayırt edici ve korunmaya değer olmadığını, " ... " kullanımının "..." markasıyla benzer olduğuna karar verilmesinin mümkün olmadığını, davanın reddi gerektiğini beyan etmiştir. MAHKEME KARARI: İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 09/03/2021 tarihli 2018/309 E. - 2021/41 K. sayılı kararıyla; "... davalıya ait ve davaya konu edilen ürün ambalajının davalıya ait internet sitesinde 15/03/2013 tarihinde mevcut olduğu, instagram hesabında 13/04/2013 tarihinde, Facebook sayfasında 30/09/2012 tarihinde ve Youtube üzerinde 17/03/2013 tarihinde tanıtımının yapıldığı, davanın açıldığı 07/07/2018 tarihine kadar 5 yıldan fazla süre geçtikten sonra bu davanın açıldığı, taraflar arasında daha önce açılan bir çok dava bulunduğu, aynı sektörde faaliyet gösterdikleri, bu nedenle davacının davalılara ait ürün ambalajının kullanımından haberdar olmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davacı tarafça dava tarihine kadar bu konuda dava açmalarını önleyecek mücbir bir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanmadıkları, davalının bu süre içinde dava konusu ürün ambalajına belli bir yatırım yaptığı, tanıtımı için emek harcadığı, davalıların renk konusunda seri marka oluşturma süreçleri nedeniyle kötü niyetli olmadıkları, kötü niyetli olduklarına dair davacı tarafça da bir delil sunulmadığı, tüm bu nedenlere yaklaşık 5 yıl 10 ay sonra bu davanın açılmasının MK'nun 2/2. maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve davacının sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğradığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURULARI:

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap