1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2022/6892 E. , 2023/3216 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı, eşiyle yaşadığı problemler nedeniyle maliki olduğu dava konusu 1598 ada 250 parsel sayılı taşınmazını henüz öğrenci olan davalı kardeşi...'ye geri verilmek şartıyla emaneten devrettiğini, gerçekte kendisine ait olan taşınmaza ilişkin tasarrufta bulunabilmek ve satabilmek için vekaletname de aldığını, ancak dava dışı eşi ile davalı arasındaki ailevi problemlerden dolayı davalının kendisini azlettiğini, çekişmeli taşınmazı iade de etmediğini ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı, iddiaların doğru olmadığını, davacının iddiasını yazılı delille ispatlaması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının iddiasını ispat edecek nitelikte yazılı bir belge veya yazılı delil başlangıcı sayılabilecek bir delil sunamadığı, davacının sunmuş olduğu belgeler ve vekaletnamenin ise yazılı delil başlangıcı sayılmasının mümkün olmadığı, davalının inanç sözleşmesi olmadığına dair yemin ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, Mahkemenin tanıkları dinlemediğini, eksik inceleme neticesinde hukuka aykırı karar verdiğini, davalı tarafından dava konusu taşınmazın satışına ilişkin verilen vekaletnamenin davalının imzasını taşıdığını ve yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğunu, taşınmazın devir tarihinden bugüne kadar davacı tarafından tasarruf edilmesi ve buna dair kira sözleşmeleri, kira parasının her zaman davacıya ödendiğine dair banka ödeme dekontları, davalıya çekilen ihtarname, taşınmazın emlak vergilerinin davacı tarafından ödendiğine dair ödeme dekontları, davalının taşımazı babasının hediye ettiğine dair vermiş olduğu mal beyanları, elektrik ve sair aboneliklerin davacı adına kayıtlı olması ve devir tarihinde davalının öğrenci olmasının taraflar arasındaki devir işleminin inançlı işleme dayalı olduğunu gösteren yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğunu, yemin bölünemez iken davalının yemin metninin bir kısmını böldüğünü, bir kısmını ise hiç eda etmediğini, tüm bu hususlar dikkate alındığında davanın kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından inanç sözleşmesinin varlığına dair yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı sayılabilecek bir delil sunulmadığı, davalının da taraflar arasında inanç sözleşmesi olmadığına dair yemin ettiğinin anlaşıldığı, davacının iddiasını 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararınında öngörülen şekilde ispatlayamadığı gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının dava konusu taşınmazı 1994 yılında henüz öğrenci olan davalı kardeşine bedelsiz olarak ve ilerde tekrar iade edileceği inancı ile devrettiğini, dava konusu taşınmazın satış yetkisini içeren ve davalı tarafından davacıya verilen vekaletnamenin yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğunu, yine taşınmazın devir tarihinden bugüne kadar davacı tarafından tasarruf edilmesi, kira sözleşmeleri, kira parasının davacıya ödendiğine dair dekontlar, ihtarname, taşınmazın emlak vergilerinin davacı tarafından ödendiğine dair dekontlar, davalının taşımazı babasının, kendisine hediye ettiğine dair vermiş olduğu mal beyanları, elektrik ve sair aboneliklerin davacı adına kayıtlı olması ve devir tarihinde davalının öğrenci olması hususları taraflar arasındaki devir işleminin inançlı işlem kaynaklı olduğunu açıkça ortaya koyan yazılı delil başlangıcı niteliğinde devirler olduğunu, tarafların kardeş olduğunu, davalının henüz öğrenci iken yaklaşık 27 yıl önce almış olduğu taşınmazını bugüne kadar hiçbir şekilde tasarruf etmemesinin hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk
1.İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, tarafların hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de 6098 sayılı ... Medeni Kanunu'nun (TBK) 26. ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.
Anılan 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
2.HMK’nın 190. maddesi şöyledir: "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir."
3.TMK'nın 6. maddesi şöyledir: "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." hükümlerine yer verilmiştir.m edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
3.Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 99,20 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.06.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.