3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine sunmuş olduğu 24/07/2023 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle ; Müvekkilinin müflis ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin .... Projesi kapsamında yapacağı bir daireyi satın aldığını ve bedelini ödediğini, dairenin müvekkiline teslim edilmediğinden müflis hakkında dava Bakırköy .... Tüketici Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası ile dava açıldığını ve halen derdest olduğunu, müflis hakkında iflas kararı verildiğini, iflas kararına istinaden kendilerince iflas masasına müvekkilinin alacağı olan 312.000,00 USD alacağı için alacak kaydı talebinde bulunulduğunu, iflas idaresince sıra cetvelinin düzenlendiğini, alacaklarının USD olmasına rağmen TL olarak gösterildiğini ve TL'ye çevrilirken de güncel kur değerinin dikkate alınmadığını, bunun hakkaniyetli bir karar olmadığını, bu nedenlerle 26/06/2023 tarihli sıra cetveline itirazlarının kabulü ile sıra cetvelinin yeniden düzenlenmesine, müvekkilinin alacağının 312.000,00 USD asıl alacak ve ferileri olarak kabulü ile USD cinsinden tutarın güncel kur üzerinden hesaplanması suretiyle iflas masasına kaydına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE Dava, İİK'nun 235'nci maddesine istinaden açılmış olup, iflas idaresince kabul edilmeyen alacağın müflisin iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmesi istemine ilişkindir. Hukuki yarar dava koşulu olup, mahkeme dava şartlarını re'sen incelemekle görevlidir. Hatta, hukuki yararın sadece dava tarihi itibariyle değil, dava devam ettiği sürece ve hükmün kesinleşmesine kadar devamı da gereklidir. HMK'nın 115/1. maddesi "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar, dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." hükmünü içermekte olup HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca, mahkemece dava şartı noksanlığının tespit edilmesi halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Bundan başka, davacının dava açmakta hukuki bir yararının bulunması gerekir; yani, dava hakkı, hukuki yarar ile sınırlıdır. Bu, hukuki korunma (himaye) ihtiyacı olarak da adlandırıl- maktadır. Yani, davacının mahkemeden hukuki korunma istemesinde, korumaya değer bir yararı olmalıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nın 114 maddesinde, dava şartları açıkça sayılmıştır. Dava şartı medeni usul hukukuna ait bir kurumdur. Bunun amacı bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek; böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır. Mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller dava şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere olumlu dava şartları (mesela, görev, hukuki yarar gibi), yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (mesela kesin hüküm gibi). Dava şartları dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi şartları da denir. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit ederse davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hâkim tarafından kendiliğinden (resen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile hâkim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür. Huzurdaki davada davacı vekili, müvekkilinin iflas tarihi itibariyle alacağının müflis şirket iflas masasına kaydına karar verilmesini talep etmektedir. Bilindiği gibi, İİK m.194 hükmü uyarınca, iflastan önce dava konusu yapılan müflisin taraf olduğu hukuk davaları durur, bu davalara ancak ikinci alacaklılar toplanmasından 10 gün sonra devam olunabilir. İflasın açılması ile duracak olan davalar, iflastan önce açılmış olup da halen derdest bulunan ve iflas masasına giren mal, alacak ve haklara ilişkin hukuk davalarıdır. Bunlar, müflisin açmış olduğu davalar ile müflise karşı açılmış olan davalardır. Davaların durduğu bu süre içinde, iflas idaresi, duran davalar hakkında araştırma yapar ve bu davaların geleceği hakkında karar verir. Burada, müflisin davacı veya davalı olmasına göre usul işlemleri farklılık arz eder. Müflisin davacı olduğu davalarda, iflas idaresi bir davanın başarı şansı olduğu kanısına varırsa, masanın bu davayı takip etmesine karar verir; bu karar ikinci alacaklılar toplantısının uygun bulması ile kesinleşir ve ikinci alacaklılar toplantısından sonraki on günlük süre geçince, bundan böyle davaya, davacı olarak iflas idaresi tarafından devam edilir. İflas idaresi ve ikinci alacaklılar toplantısı, davanın başarı şansı olmadığı kanısına varırsa, masanın davayı takip etmemesine karar verir. Bu halde o davayı takip yetkisi, isteyen alacaklıya devredilir. Hiçbir alacaklı davayı takip etmek istemezse, o zaman, müflisin dava takip yetkisi yeniden doğar ve müflis iflasın kapanmasını beklemeden davayı kendi adına devam ettirebilir. Müflisin davalı olduğu davalarda ise, iflas idaresi, alacakları tahkik ederken, müflise karşı dava açan alacaklının alacağının mevcut olup olmadığı hakkında bir karar veremez. Bu alacağı, sıra cetveline “çekişmeli/nizalı alacak” olarak geçirmek zorundadır. Zira bu alacağın, (dolayısıyla davanın kabul edilip edilmeyeceği hakkındaki kararı) kabul edilip edilmeyeceği hakkındaki karar, ikinci alacaklılar toplantısı tarafından verilecektir. İkinci alacaklılar toplanması tarafından davaya devam edilmesine karar verilirse, iflas idaresi, ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonra davayı takip eder veya tayin edeceği bir avukat vasıtasıyla davayı takip ettirir. İflastan önce açılan ve ikinci alacaklılar toplantısında kabul edilmeyen bir alacağa ilişkin dava, ikinci alacaklılar toplantısında verilen ret kararıyla birlikte kayıt kabul davasına dönüşecektir. Yukarıda ifade edildiği gibi, somut olayda davacı vekili,müvekkilinden taşınmaz satışı için tahsil edilen paranın iflas masasına kaydı için huzurdaki davayı açtığı,bu talebini daha önceki bir tarihte Bakırköy ....Tüketici Mahkemesinin ... E. sayılı dosyası üzerinden dava konusu edildiği belirlenmiştir.İlgili dava dosyasına ait belgelerden, davacı şirketin gerçekten de alacak kayıt talebine konu ettiği talep için daha önce dava ikame ettiği görülmektedir. Yine dosyada mevcut belgelerden müflis şirketin 30/03/2021 tarihi itibariyle iflasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Yani davacı vekili Tüketici mahkemesine aynı talep ile dava açarken iflas idaresinin ret kararı üzerine yeniden bu kez kayıt kabul davası olarak huzurdaki davayı açmıştır.Yukarıda yer verilen teorik açıklamalardan anlaşılabileceği üzere, müflisin davalı olarak yer aldığı davalarda iflas idaresinin alacakları tahkik ederken, müflise karşı açılan davalara konu alacakların mevcut olup olmadığı hakkında karar verme yetkisine sahip değildir. İflas tarihinden önce müflise karşı açılan davalara konu alacaklara ilişkin karar verme yetkisi, ikinci alacaklılar toplanmasına aittir. Dolayısıyla, müflis şirket İflas İdaresinin, davacı tarafından iflas tarihinden önce Bakırköy .... Tüketici Mahkemesinin ... E.. sayılı dosyası üzerinden dava konusu yapılan talebi “çekişmeli/nizalı alacak” olarak sıra cetveline geçirmesi zorunludur. Bu durumda somut olayda davacının, “çekişmeli/nizalı” alacağını kaydetmeyen iflas idaresi işlemine karşı icra mahkemesi nezdinde şikayet yoluna başvurması gerekir. Huzurdaki dava henüz ikinci alacaklılar toplanması yapılmadan açıldığından, bu davadan önce aynı alacağa ilişkin Bakırköy .... Tüketici Mahkemesinin ... E. sayılı dosyası üzerinden dava ikame edilmiş olduğundan ve Bakırköy ....Tüketici Mahkemesinde görülen davanın konusu talebin ikinci alacaklılar toplanmasında reddedilmesi halinde ilgili dava zaten kendiliğinden davada tazminata hükmedilmesi halinde kayıt kabul davasına dönüşeceğinden, davacının huzurdaki kayıt kabul davasını açmakta hukuki yararı bulunmamadığından davanın hukuki yarara ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.

Tam metni görüntülemek için kayıt olun

Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın

Ücretsiz Kayıt Ol Giriş Yap