4. Hukuk Dairesi 2014/12455 E. , 2014/16040 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 06/06/2014
NUMARASI : 2014/3-2014/225
Davacı Y.. B.. vekili Avukat M.. P.. tarafından, davalı S.. A.. vdl aleyhine 08/02/2010 ve 29/01/2014 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarının ihlaline dayalı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 06/04/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı ile davalılardan E.. E.. ve M.. L.. Mağazaları Tekstil Day. Tük. Mal. İnş. Nak. Sos. Hiz. Paz. Tic. ve San. A.Ş. vekilleri tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalılardan E.. A.. ve L.. Mağazaları Teks. Day. Tük. Mal. İnş. Nak. Tur. Bas. Yay. Sos. Hiz. Paz. Tic. ve San. A.Ş. tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, Yeni Hayat Gazetesi'nde "Hakimi telefon ele verdi" başlıklı yazının yayınlandığını, yazı içeriğinde davacının Bolu Ağır Ceza Mahkemesi Hakimlerinden Selami Bereket ile telefon görüşmesi yaptığını, mahkemede aklanmasını temin için 6 milyar TL karşılığında anlaşma yaptığının saptandığının iddia edilmesi suretiyle kişilik haklarının ihlaline dayalı manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, "...dava konusu yazı içeriğindeki iddialarla haber verme ve eleştiri sınırları aşılarak davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu, haberin verilmesinde kamu yararı var ise de, haberin veriliş biçimi ve öz arasındaki dengenin bozulduğu, kullanılan sözcükler kullanılması zorunlu olmayan amaç bakımından olduğu kadar araç yönünden de aşırıya kaçan gereksiz sözcükler olup hukuka aykırı olduğu ve davacının kişilik hakları ihlal edildiğinden..." şeklindeki gerekçe ile istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesinde ve 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bu nedenle basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. Yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluğu bu farklılıklar gözetilerek belirlenmelidir. Bu nedenle basının ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan gerekse MK'nun 24 ve 25. maddelerinde ve özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir. Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı gibi, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmış olmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli ve haber verilirken özle biçim arasındaki denge de korunmalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Anılan ilke ve kurallara uyulması durumunda ise, yayının Anayasa, Basın Yasası ve basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. Olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmalı, incelemeli ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır. Davaya konu yayında; davacının dava dışı hakim ile telefonla görüştüğü, yine davacının Ankara Barosuna kayıtlı bir avukat aracılığıyla dava dışı hakim ile görüşerek 6.000,00 TL karşılığında aklanması için anlaştığı belirtilmektedir.
Dosya kapsamından dava dışı adı geçen hakim ile bir avukat ve davacı hakkında rüşvet almak, vermek, yargıyı etkilemek suçlarından kamu davası açıldığı, davacı ile hakimin beraat ettiği, dava dışı avukatın ise yargıyı etkilemek suçundan mahkum olduğu anlaşılmaktadır. Şu durumda, yayın görünür gerçeğe uygun olduğuna göre, kişilik haklarının saldırıya uğradığından söz edilemeyeceği ve davalıların da manevi tazminat ile sorumlu tutulamayacağı benimsenmelidir. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle davalıların sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.