T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

Esas-Karar No: 2023/1389 - 2023/1199

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2023/1389
KARAR NO: 2023/1199

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 11/11/2020

NUMARASI : 2017/617 E. - 2020/598 K.

DAVACI

GEREKÇE

Asıl ve birleşen dava, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı HMK.’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.

Somut uyuşmazlıkta da, ilk derece mahkemesince gerekçeli kararda, asıl dava yönünden davacının toplam 1.444.510,84 TL alacağının bulunduğu, ancak sehven cezasız aylara ilişkin hakediş bedellerinin de bu miktara eklenerek kısa kararın oluşturulduğu belirtilerek, gerekçeli kararın hüküm kısmında 1.635.696,73 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

Her ne kadar bu durumun maddi hataya dayalı olduğu belirtilmiş ise de, anılan farklılığın maddi hata olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu durumda, az yukarıda açıklanan hüküm ile kısa kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırılık bulunmaktadır. O halde anılan İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, hüküm ve kısa karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde, yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir.

Kabule göre de ilk derece mahkemesince, tarafların sözleşmenin içeriğini ve cezai şartın miktarını belirlemede kural olarak serbest oldukları,

TTK'nun 22. maddesinde tacir sıfatını haiz borçlunun, sözleşmede belirlenen cezanın indirilmesini talep edemeyeceği hükmünün yer aldığı, ancak TBK'nın 27. maddesinin gerektiğinde ticari borçlara da uygulanabileceği, Yargıtay uygulamalarının bu yolda olduğu, cezai şartın tarafın ekonomik mahvına sebep olabilecek ve fahiş olması durumunda indirim yapılabileceği, işbu davada dava konusu sözleşme maddelerinde belirlenen cezai şartın, miktar itibariyle yakıt satış bedelinin çok üstünde olduğu, fahiş bulunduğu, dosya kapsamı itibariyle davalı tarafın ekonomik mahvına sebep olabilecek nitelikte olduğu gerekçesiyle, belirlenen cezai şart miktarından indirim yapılmıştır.

İlk derece mahkemesinin,

TTK'nın 22. maddesi uyarınca tacir olan borçlunun, cezai şartın indirilmesini talep edemeyeceği, ancak borçlunun ekonomik mahvına sebep olması halinde cezai şartın indirilebileceği yönündeki kabulünde bir isabetsizlik yok ise de Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/4961E., 2020/2156 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere bu şekilde bir indirime gidilebilmesi için borçlunun ekonomik durumu yönünden ayrıntılı bir inceleme yapılması ve kararlaştırılan cezai şartı ödemesinin ekonomik yönden mahvına sebep olup olmayacağı hususunun belirlenmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda, sözleşmenin fesih tarihi itibariyle bir değerlendirme yapılması gerekmekte olup, yapılacak işbu değerlendirme de, borçlu şirketin aktif, pasif ve öz varlıkları itibariyle cezai şartın ödenmesinin mahvına sebebiyet verip vermeyeceği noktasında olmalıdır. O halde ilk derece mahkemesince, davalıların, talep edilen bedelin fahiş olduğunu savunduklarına göre tespit edilen cezai şartın, yukarıda açıklanan biçimde yapılan araştırma sonucunda davalı borçluların ekonomik mahvına sebep olup olmayacağının araştırılması gerekirken, bu yönden hiçbir araştırma yapılmadan yazılı gerekçelerle tespit edilen cezai şartın, davalı tarafın ekonomik mahvına neden olacağının kabul edilmesi de doğru görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;

1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/11/2020 gün ve 2017/617 Esas - 2020/598 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

2.Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,

3.Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,

4.Davacı taraf harçtan muaf olduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

5.İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

6.İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,

7.Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 05/10/2023 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 05/11/2023

Başkan V.

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Karar Etiketleri
05.11.2023 KALDIRILMASINA ISTINAFHUKUK CEZA Ceza Hukuku 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu HMK md.353/1 TTK md.22 HMK md.355 TBK md.182 K6100 md.294 K6100 md.355 TBK md.27