20. Hukuk Dairesi
Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İşlem dosyasının incelenmesinden; davalı Şirketin 22.04.2019 tarihinde 2019/41008 sayılı "...+şekil" ibareli marka başvurusunda bulunduğu, marka kapsamında 9. sınıf malların yer aldığı, davacının adına tescilli "...","..." ve "..." ibareli markalarına dayalı olarak başvuruya itiraz ettiği, Markalar Dairesi Başkanlığınca davacı itirazının reddine karar verildiği, davacının bu kararın yeniden incelenmesi talebinde bulunduğu, YİDK'in 07.08.2020 tarih, 2020-M-6854 sayılı kararıyla davacı itirazının reddine karar verildiği ve bu kararın 14.08.2019 tarihinde davacıya tebliğ edildiği anlaşılmıştır. 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; dava konusu başvuru "..." ibarelidir. Başvuruyu oluşturan "..." ibaresindeki "O" harfi dışında kalan harfler standart yazı karakteri ile yazılmış, "O" harfi ise mavi renkte, içinde göz şeklinin bulunduğu bir daire olarak tasarlanmıştır. Bu haliyle, anılan şekil unsuru tali unsur konumunda olup, başvurunun asli unsuru "..." ibaresidir. Davacının itirazına mesnet markalar da yer alan şekil unsuru ile "..." ibaresi, ayırt edici olmadıklarından, davacı markalarının asıl unsurlarını "...", "...", "..." ibareleri oluşturmaktadır. Davacının itirazına mesnet "..." ve "..." markaları, gerek işitsel gerekse de görsel olarak dava konusu başvuru ile benzer değildir. Ancak, "..." ibareli markalar yönünden aynı kanaate varmak mümkün değildir. Zira, dava konusu başvuru ile davacının "..." ibareli markalarının başlangıçları ve bitişleri aynıdır. Davacı markalarının ortasında yer alan "..." ibaresi yerine başvuruda "..." ibaresine yer verilmiştir. Kelimelerin telaffuzları gözetildiğinde, bu farklılığın başvuruya yeterli ayırt ediciliği sağlamayacağı açıktır. Buna göre, anılan markalar arasında görsel benzerlik olduğu gibi çok yüksek düzeyli işitsel benzerlik de mevcuttur. Dava konusu başvuruyu oluşturan "..." ibaresinin, Türkçe’de "görüş, bakış, öngörü" gibi anlamlara geldiği, davacı markalarını oluşturan "..." ibaresinin ise bilinen bir anlamının olmadığı hususları da gözetildiğinde, anılan ibarelerin, dava konusu başvuru kapsamındaki 9. sınıf mallar yönünden ayırt edici olmadıkları söylenemeyeceğinden, söz konusu davacı markalarının korunmaları gerekmektedir. O halde, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet 2015/36522 ve 2015/36524 sayılı "..." asıl unsurlu markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca görsel ve işitsel yönden bıraktıkları genel intiba yönünden ilişkilendirilme ihtimalini de kapsayacak şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunduğu kanaatine varılmış, aksi yöndeki ilk derece mahkemesi değerlendirmesi yerinde görülmemiştir. Her ne kadar, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, dava konusu başvuru kapsamındaki malların tüketicilerinin bilinç düzeylerinin yüksek olması nedeniyle işaretlerin karıştırılmayacağı açıklanmış ise de marka işaretleri arasındaki yüksek düzeyli benzerlik gözetildiğinde bu değerlendirmeye itibar edilmemiştir. Marka kapsamlarındaki mal ve hizmetlerin karşılaştırılmasına gelince; dava konusu başvuru, 9. sınıftaki "... ... yazılımı." mallarını kapsamaktadır. İçinde ... mühendisi de bulunan bilirkişi heyetince hazırlanan bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere dava konusu başvuru kapsamında yer alan bu mallar ile davacının itirazına mesnet 2015/36522 ve 2015/36524 sayılı markaların kapsamlarında yer alan "Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Manyetik, optik kayıt taşıyıcılar ve bunlara kaydedilmiş ... programları ve yazılımları; ... ağları vasıtasıyla indirilebilen ve manyetik ve optik ortamlara kayıt edilebilen elektronik yayınlar; manyetik/optik okuyuculu kartlar. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)" benzer/ilişkili mal ve hizmetlerdir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta, emtia benzerliğine ilişkin koşul da gerçekleşmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet 2015/36522 ve 2015/36524 sayılı markalar arasında, başvuru kapsamında yer alan mallar yönünden 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma tehlikesi bulunduğunun kabulü ile sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiş, teknik yönlerden mevcut bilirkişi raporundan faydalanılmıştır. Her ne kadar, davacı markalarının tanınmış olduğu ve dava konusu başvurunun kötü niyetli bulunduğu hususları ileri sürülmüş ise de davacı markalarının tanınmışlığının dosya kapsamındaki delillerle ispat edilemediği, markalar arasında benzerlik olmasının da tek başına kötü niyetin kabulü için yeterli olmadığı ve dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığına dair başkaca da bir delilin bulunmadığı gözetildiğinde bu iddialar yerinde görülmemiştir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenle kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Tam metni görüntülemek için kayıt olun
Ücretsiz üyelik ile günlük 1 karar görüntüleme hakkı kazanın