İçtihat Pro — Emsal Kararlarla Güçlü Savunma — ictihatpro.com
Devam etmek için kayıt olun
Ücretsiz hakkınızı kullandınız.
Kayıtlı kullanıcılar günde 3 arama yapabilir ve 30 belgeye kadar görüntüleyebilir.
Karar Etiketleri
23.10.2023
REDDİNE
YERELHUKUK
DIGER
Ceza Hukuku
765 sayılı TCK m.240 hükmünden kaynaklı olup bu tarih itibariyle üst ceza miktarı ise bir yıla kadar hapis gerektirmektedir. Buna göre eylem tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK. 102 hükmündeki açık düzenleme nedeni ile dava beş yıllık ceza zamanaşımı süresine tabi bulunmaktadır. O halde TCK'da öngörülen zamanaşımı süresi beş yıl olup, bu beş yıllık sürenin ise en geç fiilin vuku bulduğu tarihten itibaren ve en geç 1999 tarihine denk geldiği, oysaki davanın 2005 tarihinde açıldığı, böylelikle ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında, ceza Kanunu
4389 sayılı Kanun
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu
5411 sayılı yasanın geçici 13.maddesinde, zamanaşımına ilişkin 141. maddenin zikredilmediği görülmektedir. Bunun dışında 5411 sayılı yasanın geçici 11.maddesiyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı yasanın 15/a maddesinde hazine alacağının tanımlandığı ve anılan düzenlemede "......bankaların yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak elinde bulunduran ortaklarının kendi lehine kullandıkları her türlü banka kaynakları.........yönetim kurulu ve kredi komitesi başkan ve üyeleri ile genel müdür, genel müdür yardımcıları, imzaları ve bankayı ilzam eden memurları, müdürlerinin kendileri, eşleri ve çocukları......ve aktarılan her türlü kaynakların tümü başkaca bir işleme gerek olmaksızın hazine alacağı haline gelmiş sayılır....." denildiği ve yine 5411 sayılı yasanın geçici 11.maddesiyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı yasanın ek 5.maddesinde de,( Bu madde, Anayasa Mahkemesinin 29/01/2009 tarihli ve 27125 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 06/11/2008 tarihli 2004/95 E ve 2008/156 K sayılı kararıyla iptal edilmiştir.) kamu bankalarında ( Tasfiye Halindeki... A.Ş dahil)...... bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce bankacılık teamüllerine göre teminatlı veya yetersiz teminatlı kredi kullanılıp da vadesi geçtiği halde henüz ödenmemiş, süresi uzatılmamış veya yeniden yapılandırılmamış kredileri kullananlar ya da yeniden yapılandırma şartlarını ihlal edenler ile münferit veya karşılıklı verilen banka teminat mektupları, kabul kredileri ve avaller, taşınır ve taşınmaz rehni, ipotek, üst hakkı, intifa hakkı ve oturma hakkı gibi her türlü sınırlı ayni hak tesisine ilişkin sözleşmeden doğan haklarında diğer bankaların ve 3.kişilerin muvazaadan ari hakları aleyhine olmamak üzere fon ve hazine alacaklarına ilişkin tedbir, takip ve tahsil hükümleri bankalarınca uygulanır." şeklinde düzenleme bulunmaktaydı. Yasada açıkça ifade edildiği şekilde davacı bankanın sözleşmeye dayalı olarak kullandırdığı kredilerin ve buna bağlı olan diğer alacakların tahsilini teminen fona tanınan yetkilere haiz olduğu, dolayısıyla bu kredilerden kaynaklanan alacakların tahsili amacıyla açtığı dava veya yaptığı takiplerde fon yetkilerini ve buna bağlı olarak 4389 sayılı yasanın ek 3. maddesindeki ve zamanaşımı süresinden faydalanabilir olduğu anlaşılmaktadır. Oysa huzurdaki davanın yönetim kurulu başkanı ve müdürün sorumluluğuna ilişkin bir dava olup, 4389 sayılı yasanın ek 3. maddesindeki 20 yıllık sürenin uygulanmasının mümkün bulunmadığı kabul edilmelidir. Esasında davacı banka lehine 20 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasının dayanağı, 5020 sayılı yasa ile 4389 sayılı yasaya eklenen ek 5. maddesidir. Ek 5.maddede de, kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacakların tahsiline ilişkin düzenleme yapıldığı, mali sorumluluk davaları için getirilen bir düzenleme olmadığı, kaldı ki anılan maddenin Anayasa Mahkemesi kararıyla 2009 yılında iptal edildiği anlaşılmaktadır. Yine aynı Kanunu
5411 sayılı Yasanın geçici 16. maddesinde bu kanun ile fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek getirilen zamanaşımı süresinin geçmişe şamil olduğu ifade edilmiş; ancak bu maddedeki zamanaşımı sözcüğü Anayasa Mahkemesinin 2014/85 E. 2014/103 K. sayılı 04.06.2004 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Davacı vekilinin geçici 16. maddesinin göz ardı edildiği yönündeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir. İlk defa zamanaşımı içeren hüküm olarak 4381 sayılı Bankalar Kanunu
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
6762 sayılı eski TTK ‘nın 309. maddesine göre sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, ceza zamanaşımı noktasında ise ... 2. Asliye Ceza Mahkemesi ...E. ve ...K.sayılı ilamıyla müvekkil hakkında beraat kararı verildiği, Mahkemenin kararı Yargıtay 4.Ceza Dairesi 1996/4930E, 1996/6160K. ve 04.07.1996 tarihli ilamıyla onandığını, bir kişi hakkında salt ceza soruşturması yapılması veya ceza mahkemelerinde kamu davası açılması ticari şirket yöneticilerin sorumluluğuna başvurma konusunda zamanaşımını kesen olgular olmadığını, ceza mahkemesinin varlığı şahsi hak istenmedikçe zamanaşımını kesemeyeceğini, ceza zamanaşımı uygulansa bile 765 sayılı TCK.m.102/4 gereğince zamanaşımı süresi beş yıl olacağını, oysa davacılar işbu davayı iddia edilen 20.12.1990 tarihli olaydan yaklaşık 15 yıl sonra 15.11.2005 tarihinde ikame ettiklerini, zamanaşımı defiinde bulundukları için davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili ... yönünden 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi ile 320. maddesinin atfıyla 818 sayılı TBK'nın 528. maddesi (vekâletsiz iş görme) gereğince sorumluluğunun saklı olduğunun belirtildiği, bankanın herhangi bir zararı oluşmadığı bankanın kendi müfettişlerinin kabul etmiş olmasına rağmen zarar olduğu ihtimaline dayanılarak huzurdaki davanın açıldığı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu
5411 sayılı Bankacılık Kanunu
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu
24451 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4684 sayılı kararı ile, bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme yetkisi sona erdirilmiş ve tasfiye haline girmiştir.4389 sayılı Bankalar Kanunu
6762 sayılı TTK m.336 hükmü uyarınca zamanaşımı definde bulunmayan davalılar yönünden yapılan değerlendirmede TTK m.336/f.5 hükmünde tarif edilen gerek kanunların gerekse sözleşmelerin kendisine yüklediği sair vazifelerin kasten ve ihmal neticesi yapılmaması söz konusu değildir. TTK'nın m.321/son hükmünde de, temsile ve idareye selahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirketin sorumlu olacağı hükme bağlandığı açık olmakla birlikte yukarıda açıklanan tüm gerekçeler dikkate alındığında zamanaşımı definde bulunmayan davalıların görev yapmış oldukları kamu bankasının politikalarının belirlenmesinde doğrudan etkide bulunmadıkları, zira dönemin hükümetlerinin özelleştirme politikalarına ve özellikle o dönemlerde sıkça uygulanan yap-işlet-devret modelini benimsemelerinin dönemin siyasi tercihlerinin açık bir sonucu olduğu, hatta o kadar ki yurtiçi yatırımcılara yukarıda açıklandığı üzere para karşılığında dahi olmaksızın kamu arazilerinin verildiği, hatta arazi üzerine inşa edecekleri işletmeleri belirli bir süre işleterek daha sonradan devlete devretmelerinin siyasi bir tercih olarak ortaya çıktığı ve uygulandığı, nitekim somut olayda bir tesis yapımı çalışması olduğunun da açık olduğu, Kanunu
4616 sayılı Kanun
6762 sayılı TTK'nın 309/son fıkrasında “Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; bu fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanunu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
5020 sayılı yasa ile 4389 sayılı Bankalar Kanunu
818 sayılı Borçlar Kanunu
K6762 md.309
TTK md.309
TBK md.528
K24451 md.5
K6012 md.557
K6762 md.346
TTK md.346
K818 md.528
K4389 md.18
K765 md.336
K4381 md.3
K4389 md.5
K5411 md.11
K27125 md.4
K6762 md.3
K5411 md.16
TTK md.557
K4389 md.11
K1156 md.4
TTK md.336
K5411 md.13
K27125 md.3
K5020 md.5
K4389 md.3