T. C. ANKARA 2.
FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/18 Esas - 2022/314
T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Hakim ..
Katip ..
..
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı yanın ... başvuru numaralı...” ibareli markanın 5. sınıftaki mallar açısından tescili talep ettiğini, anılan başvuruya karşı “....ibareli markalara dayalı itiraz ettiklerini, Kurum tarafından itirazların reddolunduğunu, taraf markaları arasında iltibas ihtimali bulunduğunu, markadaki “derma” ibaresinin ingilizce bir ibare olup "cilt, deri" anlamlarına geldiğini, ..." ibaresinin deri ve deri hastalıklarıyla iştigal eden tıp alanı anlamına geldiğini, "..." ibaresinin davalı markası kapsamındaki malların cilt ve deriye yönelik olduğu hususunu tüketicilere veren bir ibare olarak algılanacağını, bu kapsamda tanımlayıcı olarak görülmesi gerektiğini, ..." ibaresinin bu sektördeki mal ve hizmetleri ayırt etmesinin olanaksız olduğunu, davalı firma markasının esas unsurunun "... ibaresi olduğu ve tali, tanımlayıcı ve ayırt edici nitelikten yoksun nitelikteki ..." ibaresinin benzerlik değerlendirmesinde göz ardı edilmesi gerektiğini, müvekkili markalarında “fito” esas unsurunun yer aldığını,..." ibaresinin esasen İngilizce bir kelime olup bu kelimenin telaffuzu "... şeklinde olacağını, anlamsal yönden de anılan ibarenin Türkçe karşılığının "..." ibaresi olduğunu, taraf markalarının kapsamlarının aynı olduğunu, markaların ilgili ortalama tüketiciler nezdinde karıştırılabilecek kadar benzer olduğunu, Kurum nezdinde daha evvel “fito” markalarına yönelik itirazlarının kabul edildiğini, yine Yüksek Mahkemenin de emsal nitelikte kararları olduğunu, örneğin .... kararında müvekkili markaları ile anılan markayı benzer gördüğünü, müvekkili markalarının tanınır olduğunu, müvekkilinin “....” markaları, tüketici nezdinde tanınmışlığı bulunan markalar olduğunu, davalı başvurusunun kötü niyetli olduğunu ifade ederek, ... sayılı "phytoderma" ibareli markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı ... vekili cevaplarında özetle; kurum kararının yerinde olduğunu ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; tarafların müşteri profillerinin farklı olduğunu, davacının ilaçları için tüketici eczaneler ve doktorlar iken, hayvan sağlığı alanında iştigal olan müvekkili için ise tüketicinin veterinerler ve petshoplar olduğunu, ...kelimesi bitkiler ile ilgili bir ön ek anlamında olup, bir çok marka müracaatında ve tescilinde yer alan bir ibare olduğunu, ayırt ediciliği düşük ibarelere yapılan bazı küçük eklemeler dahi bu ibareleri birbirlerinden farklılaştırabilmekte olduğunu, uyuşmazlık konusu markalarda yer alan ..." ibaresinin bir çok farklı kişi-sahip adına tescilli markalarda bulunduğunu, markaların görsel anlamda benzemediklerini, markaların ana unsurları... değil, tüm birleşik kelime unsurları olduğunu, markalar arasında ayırt edilemeyecek derecede görsel benzerlik bulunmadığı durumda, anlamsal benzerlik olsa dahi, tek başına işitsel benzerliğin, ayırt edilemeyecek derecede benzerlik için yeterli bir kriter olmadığını, davacı markasının tanınmış olmadığını, müvekkilinin kötü niyetli olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ...kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ve terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ..sayılı "phytoderma" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Dava konusu, davalının ... sayı ve "phytoderma" ibareli marka için 22/05/2020 tarihinde 05.Sınıf mal/hizmetleri kaplayacak şekilde tescili için başvuruda bulunduğu, başvurunun yayımlanmasına karar verildiği, ilana karşı davacının 2...." ibareli birtakım markalarına dayanarak itirazda bulunulduğu, itirazın reddine karar verildiği, red kararına karşı davacının tekrar itirazda bulunduğu, bu defa .... sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. Markaların karıştırılma ihtimalinden söz edilebilmesi için yukarıda da belirtildiği üzere emtiaların/hizmetlerin aynı/benzer olması yanında markayı oluşturan ibarelerin de aynı/benzer olması koşulu bulunmaktadır.
İki işaret arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır.
Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür. Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu marka kapsamında 05. Sınıfta yer alan malların tamamı, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında yer alan emtialar ile aynı ya da aynı türdeki emtialar olup markaların bu anlamda benzer ihtiyaçlara yönelik, ortak tüketici grubuna hitap eden, birbiri ile doğrudan rekabet ilişkisi içerisinde olan, birbirleri yerine ikame edilebir nitelikteki emtiaları kapsadıkları;
Taraf markaları arasında benzerliği 05. sınıftaki ürünlerin ilaç ve kimyasal nitelikte ürünler olmalarının yanı sıra, kişisel kullanıma yönelik ve yine kişi sağlığını/hijyenini ilgilendiren ilaç niteliğinde olmayan ve fakat kimyasal/ilaç içerikli ilaç benzeri ürünler oldukları, keza yine kişisel kullanıma yönelik olmayan kimyasal içerikli ürünlerin de yine bu sınıfta yer aldığı, tüm bu ürünlerin de kullanıcılarının kişisel sağlığını tehdit edebilecek unsurlar taşımaları nedeniyle tüketicilerin söz konusu ürünleri satın alırken/kullanırken ortalamanın daha üstünde bir dikkat, bilinç ve seçicilik ile hareket edeceği, nitekim ilaç, takviye gıda, diş hekimliği ürünleri, antiseptik vs nitelikteki ürünlerin her ne kadar bu ürünlerin nihai kullanıcısı herhangi bir tüketici olabilir ise de ilgili tüketicinin niteliğinin, gerek tüketicinin bu ürünlere erişiminin genellikle doktor, eczacı, diş hekimi gibi sektör uzmanlarının reçetelendirmesi ve devlet politikası şeklinde yürütülen sair uygulamalar sayesinde (İlaç Takip Sistemi gibi) mümkün olması gerekse de doğrudan kişi sağlığını ilgilendirmesi nedeniyle (reçetesiz dahi olsa) yüksek düzeyde bilinç, dikkat ve özene sahip olduğu; keza yine aynı sınıfta yer alan diğer alt gruplardaki gıda ürünlerinin de nutrasötik olarak ifade edilen temel besleyici özelliklerinin yanı sıra sağlık yararları sağlayan ve fakat doğrudan ilaç olarak kabul edilmeyen, ilaç görünümünde ambalajlarda, tablet, kapsül, yumuşak jel gibi farklı dozaj şekillerinde bulunabilen günlük diyetin takviye edilmesi amacıyla kullanılan ürünleri kapsadığı göz önüne alındığında kişisel hijyeni ve sağlığı doğrudan ilgilendiren bu tür emtialar açısından da tüketicinin niteliğinin ortalama tüketicinin daha üstünde olacağı ve tüketicinin ürünü satın alırken çok daha kapsamlı bir araştırma yaparak daha üstün bir dikkat sarf edeceği; yine “bebek mamaları” emtiasının günlük gıda tüketim ürünlerinin yer aldığı 29 ya da 30. sınıfta değil de 05. sınıf emtialar arasında yer alıyor oluşunun temelinde bu emtianın çoğu kez çeşitli vitamin, protein ve benzeri takviyeler içerir, yeni doğan/bebek sağlığını ve gelişimini etkileyen, büyümesine katkı sağlayan temel besin malzemelerinin bu ürünler olmasından kaynaklı önem arz eden emtialar olmalarının yattığı, bu ürünlerin ilgili tüketicilerinin yine yetişkin ebeveynler olacağını, bu ebeveynlerin bebeklerinin sağlığı açısından tercih ettikleri hemen her çeşit üründe dahi günümüzde çok yüksek dikkat sarf eden nitelikte tüketiciler olduğu, dolayısıyla bu tür ürünleri marketten satın aldıkları bisküvi, kraker, içecek gibi emtiaları satın alırken harcayacakları dikkatin çok daha üzerine bir dikkat ve özen ile tercih edecekleri; dolayısıyla bahsi geçen bu emtiaların da ilgili tüketicilerinin de doktor, eczacı vb profesyonel meslek mensupları olmamakla birlikte ortalama bir tüketiciye nazaran çok daha yüksek düzeyde bilgili, dikkatli ve özenli tüketiciler olarak kabul edilmesi gerektiği; bununla birlikte 05. Sınıf alt grupları açısından ortalama tüketici grubuna hitap eden en yakın ürün grubu “İnsan ve hayvanlar için olanlar hariç deodorantlar, havayı temizleyici ve kötü kokuları giderici maddeler” emtiaları olup anılan emtialar haricindeki tüm mallar açısından temel alınması gereken tüketici kitlesi niteliği itibariyle sıradan ortalama tüketicinin çok üstünde dikkat, özen ve deneyime sahip bilinçli tüketiciler olduğu anlaşılmıştır.
Markalar karşılaştırılırken görsel, sesçil (fonetik) ve kavramsal (semantik) açılardan taraf markalarını oluşturan işaretlerin benzer olup olmadıkları hususunun bütünsel bir bakış açısıyla ele alınması ve yine markalar kapsamındaki mallar/hizmetler yönünden markaların benzer olup olmadıkları konularının bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde tespit edilebilir bir durumdur.
Buna göre işaretler arasında görsel benzerlik karşılaştırması yapılırken markalara konu yazı ve işaretlerin konumlandırılma şekilleri ile harf sırası, yazım karakterleri gibi göze çarpan özellikleri dikkate alınmalıdır. Sesçil benzerlikte esas alınması gereken husus ise markaların ortalama tüketici kitlesi tarafından kendi lisanlarındaki okunuş şekli olup, markaların başlangıç kısımlarının fonetik açıdan benzer sesler çıkarılarak okunup okunmadığı dikkate alınmalıdır. Markaların kavramsal açıdan benzerliklerinin karşılaştırılmasında da, markalara konu sözcüklerin tescil kapsamındaki ortalama tüketici kitlesinin bakış açışı ve o sözcüklere kendi lisanlarında bir anlam verip veremeyecekleri hususu dikkate alınmalıdır.
Dava konusu marka mavi renkte yazılmış bir sözcük markası olduğu, “p” ve “d” harflerinin büyük yazımı ile markanın ...” ve “derma” ibarelerinin bire araya getirilmesi ile oluşturulduğu, 10 harf ve iki kelimenin birleşimi ile oluşan bu ibarenin bütün olarak doğrudan bir anlamı olmadığı, “phyto” kelimesinin İngilizce “fito” ibaresinin yazımı olduğu, “fito” ibaresinin ise "bitki, bitkisel" anlamına geldiği, “derma” kelimesinin ise “cilt, deri” anlamına geldiği; oluşan bütünün de bu iki ibarenin bağımsız anlamlarını taşımaya devam eden tek bir sözcük markası şeklinde algılanacak olduğu;
Davacı yanın önceki tarihli markaları ise.... markalarının her biri...” kelime kökü ve bu kökten türetilmiş markalarken,...” markasını ise “fito” markasının bir alternatifi olarak tescil edildiği “i” harfi yerine “y” harfi kullanıldığı, bununla birlikte okunuş olarak farklılaşmadığı ancak görsel açıdan 3 sesli harfin yan yana gelmesinden ötürü “fito” kelimesinden asgari düzeyde uzaklaştığı;
Dava konusu marka ise 10 harf ve tek kelimeden oluşmakta, markanın harf dizilimsel olarak, davacı yanın önceki tarihli markaları ile hiçbir benzerlik içerisinde olmadığı; taraf markaları görsel anlamda birbirlerinden somut biçimde farklılaştığı; ayrıca yukarıda da değinildiği üzere “...” kelimesi esasen “fito” sözcüğünün İngilizce birebir karşılığı olduğu, ...” kelimesi, kökensel olarak Yunanca bir kelime olup “bitki” anlamını taşıdığı ve hatta “fitoloji” ibaresinin de “bitki bilimi” olarak nitelendirilen bilim dalının adı olduğu; keza yine “fitokimyasallar” olarak bilinen ve “Bitkilerde bulunan besleyici olmayan kimyasalların” adında da anılan ibarenin geçtiği; yine eczacılık fakültelerinde okutulan bir ders olan dersin adı olarak... olarak tanımlanmış tıbbi bitki kısımlarından doğrudan doğruya; ya da bitkinin farklı kısımlarından hazırlanmış farmasötik ürünlerden yararlanılarak gerçekleştirilen tedavi yönteminin” adı olduğu,.... kavramının ise, “bilimsel olarak “tıbbi” olduğu kanıtlanmış bitkilerin çeşitli organlarından veya bu bitkilerden hazırlanan çeşitli ekstrelerle hazırlanmış bitkisel kaynaklı ilaçlar” olduğu, “fitofarmako” kavramının ise “Kurutulmuş veya taze bitkilerden izole edilmiş etkili maddeleri tedavide kullanılan ilaçların” genel adına denildiği;
Dolayısıyla “fito” kelime kökü sahip olduğu bu kavramsal karşılık olarak doğrudan tıbbi bir terim değil ise de tıp biliminde yaygın kullanımı bulunan, eczacılık fakültelerinde ders konusu olarak işletilen bilimsel ve tıbbi nitelikteki tedavi yöntemleri ve ilaçların isimlendirmesinde kullanılan bir ibare olduğu;
Bu bağlamda her ne kadar dava konusu markanın başlangıç sesini oluşturan “...” kelime kökünün İngilizce karşılığı olarak birebir aynı anlama sahip ise de “...” kelime kökünü içerir şekilde yukarıda yer verilen tanımlamalardan ötürü anılan ibarenin özellikle 05. Sınıftaki emtialarda ilgili tüketici kitlesinin niteliği de göz önüne alındığında, ayırt edici vasfı güçlü olmayan, sektörel bir ibare olduğu; kaldı ki .. kelimesinin telaffuzu da birebir “fito” şeklinde olmayıp .. şeklinde gerçekleştirilecek olduğundan, işitsel olarak da anılan ibarenin Türkçe karşılığı ile güçlü bir benzerlik taşımadığı, ancak davacı yanın .." şeklindeki yazıma haiz markasının da esasen İngilizce karşılığının birebir okunuşuna yönelik şeklinde oluşturulmasından ötürü yalnızca anılan marka ile dava konusu markanın fonetik benzerlik ilişkisi içerisinde olduğu; ancak bu benzerliğe rağmen 10 harften oluşan dava konusu marka ile dört harften oluşan anılan markanın da özellikle harfdizilimsel açıdan birbirinden somut olarak uzaklaşmış olması, işaretler arasındaki benzerliği de ortadan kaldırdığı;
Neticede, taraf markalarının bütünsel algılarında birbirlerinden somut bir biçimde uzaklaştıkları bu durumda, tüketici kitlelerinin niteliğinin dikkatli, bilinçli ve seçici kimseler mi yoksa ortalama dikkat ve özen seviyesine mi sahip kimseler oldukları konusunun bir önem atfetmediği, zira işaretler arasındaki belirgin farklılık halinin, bu iki işaretin herhangi bir tüketici grubu nezdinde ilişkilendirilme ihtimali halini dahi ortadan kaldırır düzeyde olması sonucunu doğurduğu; taraf markalarının ilgili tüketici grubunun her iki tarafa ait markalar altında sunulan malları karıştırmak suretiyle satın alma yahut bu mallardan yararlanma biçiminde bir yanılgıya düşme ihtimallerinin bulunmayacağı, aksinin hayatın olağan akışına ve normal hayat tecrübelerine de aykırı olacağı, esasen gerçekçi bir yaklaşım da olmayacağı, zira bu iki işareti karıştıracak olan kişilerin ortalama tüketici olarak dahi nazara alınmasının olanaksız olduğu, gerek bütünsel ve gerekse içerisinde bulunan unsurlar itibariyle başvuru konusu işaretin davacı markalarını sunan işletmeyle idarî ve ekonomik anlamda bağlantılı bir işletme tarafından piyasaya sunulduğu biçimde bir algılama oluşturmasının mümkün olmadığı;
Nihayetinde taraf markalarının kapsamları benzer olmakla birlikte işaretlerin özellikle görsel anlamda birbirlerinden ciddi şekilde uzaklaştıkları, işitsel ve kavramsal açıdan var olan benzerlik halinin düşük düzeyli olduğu, tüketicinin dava konusu markayı bütün olarak yabancı şekildeki yazımına uygun olarak telaffuz edeceği ve algılayacağı, “fito” ibaresinin “bitkisel içerikli ilaç ve tedavi yöntemleri” ile ilgili bir kavram olmasından ötürü uyuşmazlık konusu olan emtiaların büyük bir bölümü açısından zaten kimsenin tekeline bırakılabilir bir niteliğinin de mevcut olmadığı, dolayısıyla tüketicinin ilaç ve tıbbi içerikli emtialarda, esasen “fito” ibaresinden kaynaklı bir yanılgıya düşeceğinden bahsedilmesinin mümkün olmayacağı, sair nitelikteki emtialar açısından ise işaretlerin birbirlerinden yeterli düzeyde farklılaşmayı başardıkları anlaşılmıştır.
Mevzuatımızda markaların tanınmışlık düzeyiyle ilgili tescil engeli bakımından “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Söz konusu düzenleme ile birlikte önceki markanın tanınmış olması halinde aynı veya benzer mal veya hizmet gruplarının yanı sıra farklı mal veya hizmetlerde de korunabileceği hüküm altına alınmıştır.
Söz konusu tescil engeli kapsamında, koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve düzenlemede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle, markanın tanınmışlığı ve anılan şartlardan en az birinin varlığı söz konusu tescil engelinin ortaya çıkması açısından bir zorunluluktur.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma)tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması söz konusu değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır. Tanınmış markanın aynısının veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kullanılması halinde markanın ayırt edici karakterinin zarar görmesi olasılığı artmakta, markalar arasındaki benzerlik azaldıkça, bu tehlike de azalmaktadır. Bu hallerden her birisinin aynı anda mevcudiyeti mecbur olmayıp bunlardan herhangi birisinin varlığının maddenin uygulanabilirliği açısından yeterli olduğu kabul edilmektedir.
Dosya kapsamına davacı yan tarafından sunulan delillerin, davacı markalarının olağan kullanımına yönelik deliller olarak değerlendirilmesi mümkün olmakla birlikte markanın tanınmışlığını göstermeye elverişli deliller olduğu, bu haliyle somut olayda SMK 6/5 maddesinin koşullarından herhangi birinin meydana gelme riskinin mevcut olacağı yönünde bir kanaate varılmasının mümkün olmadığı anlaşılmıştır. 6769 s. SMK 6/9 maddesinde ise “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Buna göre bir marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olarak değerlendirebilmesi için, başvuru anında, markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılmak istenildiğinin ispatlanması gerekmektedir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir. Somut uyuşmazlıkta ise davacı iddialarının temelini taraf markaları arasındaki benzerlik hali oluşturmakta olup kötü niyet iddiasına esas teşkil eden herhangi bir somut bilgi ya da belgeye iddialar arasında yer verilmediği, bu nedenle kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Neticede; dosya incelendiğinde, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu davalının ....sayılı "phytoderma" ibareli marka başvurusu kapsamında yer alan 05. Sınıf malların tamamının, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamındaki mallar ile aynı ya da benzer olduğu, ancak işaretler arasında karıştırılma ihtimaline yol açacak bir benzerliğin mevcut olmadığı, somut olayda SMK m. 6/5 koşullarının oluşmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, .. kararının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından, davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Davanın Reddine, Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.06.10.2022 Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır