4. Hukuk Dairesi
4. Hukuk Dairesi 2022/5431 E. , 2022/14503 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: K A R A R
Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; taraflar arasında işçi-işveren ilişkisinin bulunmadığı, ne var ki davalının şahsi kusuruna da dayanıldığı bu itibarla; gerek 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ve gerekse İş Kanunu 1. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın çözüm yerinin iş mahkemeleri değil genel mahkemeler olduğuna değinilmiştir. İş mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda görevsizlik karar verilmesi üzerine, dosya yetkili ve görevli Kaş Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmiştir.
1.Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2.Davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Dava, taksirle ölüme sebebiyet verme nedeniyle maddi (destekten yoksun kalma) ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, alınan bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacılar desteğinin davalıya ait serada çalışırken bozulan ilaçlama makinesindeki arızayı gidermek isterken elektrik akımına kapılarak olay yerinde hayatını kaybettiği anlaşılmıştır. Açılan kamu davasında ise, ceza mahkemesince, sanık/davalı ...’ın kendisine ait serada ilaçlama işlerinde kullandırdığı makinanın sağlam ve güvenli halde olmasını sağlamadığı, makinaya topraklama bağlantısını yaptırmadığı, elektrik panosuna kaçak akım rölesi taktırmadığı, yeterli teknik bakımı yapılmadığı, arızalı ve tehlikeli durumdaki ilaçlama motorunu kullandırdığı gerekçesiyle cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. 6098 sayılı TBK.'nın md.
56.maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nasafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Somut davada; olay tarihi, olayın gerçekleşme biçimi, meydana gelen kazada davacılar murisinin ölüm şekli, davacı Samet’in olay tarihinde henüz 6 yaşında olması, annesini o halde olay yerinde bulması ve özellikle vefat eden annesinin bakım ve şefkatine olan ihtiyacı, tüm dosya kapsamı ile yukarıda belirtilen ilkeler birlikte gözetildiğinde, davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat miktarı az olmuştur, daha üst seviyede manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle yazılı biçimde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.
3.Birden fazla davacı aynı anda dava açabileceği gibi ayrı ayrı da dava açabilir. Bu durum zorunlu dava arkadaşlığı ve ihtiyari dava arkadaşlığı olarak nitelendirilmektedir. İhtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsızdır. Dava arkadaşlarından her biri, diğerinden bağımsız olarak hareket eder. Bu sebeple manevi tazminat sebebiyle birden fazla davacı tarafından dava açılması durumunda her bir davacı için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilir. 6100 sayılı HMK’nın “İhtiyari dava arkadaşlığı” başlıklı 57. maddesinde; birden çok kişinin kanunda sayılan hallerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabileceği düzenlenmiş, ihtiyari dava arkadaşlarının davadaki durumu” başlıklı 58. maddesinde ise ihtiyari dava arkadaşlığında, davaların birbirinden bağımsız olduğu, dava arkadaşlarından her birinin, diğerinden bağımsız olarak hareket edeceği düzenlenmiştir. Somut davada, ihtiyari dava arkadaşlığı mevcut olup, davacılar yararına vekalet ücretinin de ayrı ayrı takdir edilmesi gerekmekte iken yazılı şekilde davacılar lehine tek vekalet ücretine hükmedilmesi isabetli görülmemiştir.