Aramaya Dön

sonucu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi

Esas No
E. 2023/457
Karar No
K. 2023/913
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

T.C. BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

KARAR

ESAS NO: 2023/457 Esas
KARAR NO: 2023/913
DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 30/04/2019
KARAR TARİHİ: 14/11/2023
KARARIN YAZILDIĞI TARİH:

Bakırköy ..... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 23/03/2023 tarih, ..... esas ve ..... karar sayılı dosyasında verilen görevsizlik kararı sonucu mahkememize gelen Tazminat davasının Mahkememizde yapılan açık yargılaması sonucunda:

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; "müvekkillerinden ...... Medya Yatırımları Tic.AŞ nin Türkiye'nin en büyük medya kuruluşu olduğunu, ..... Haber ve Görsel Yayıncılık AŞ nin ise ...... logolu televizyon kanalının yayıncısı ve ...... markasının sahibi olduğunu, www..../..... medyada-taht-oyunlarını-kim-kazanacak-haberi-..... webadresinde yayınlanan haberde gerçeğe ve hukuka aykırı haber ile müvekkillerinin kişilik haklarını ve ticari itibarını zedelemeye yönelik yayınlar yaptığını, manşetlerde "...... gerçekten kovuldu mu?.. İddiaya göre ....... 'a karşı özel ilgisi var.. vb" ifadelerin yer aldığını, yayınlanan haberlerin içeriğinin hiç birinin gerçek olmadığını, haberde müvekkili şirketler yönetim kurulu başkanı, eşi ve yönetim kurulu üyesinin fotoğraflarının izinsiz olarak kullanılarak foto montaj yapıldığını, www..../..... medyada-taht-oyunlarını-kim-kazanacak-haberi-.... internet adresinde yapılan yayınlar için her bir müvekkili için 500.000,00-er TL olmak üzere toplam da 1.000.000,00-TL manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini " talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "Davanın haksız ve yersiz açıldığını, müvekkili ...'un www.... adlı haber sitesinin genel yayın yönetmeni olduğunu, tazminat sorumluluğunun olmadığını, belirtilen internet sitesinin hükmi şahsiyetinin olmadığını, tüzel kişiliğinin bulunmadığını, basın kanununa göre haber verme hakkına dayanarak hazırlanmış bir haber olduğunu, sitede yayınlanan haberlerin daha önce bir çok yayın organında verildiğini, haberin davacıların kişilik haklarına zarar verecek nitelikte olmadığını, manevi tazminat isteme şartlarının oluşmadığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini"talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, basın yoluyla kişilik haklarının ihlalinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Dava, başlangıçta Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesinin ...... Esas .... Karar sayılı dosyasında açılmış, mahkemece; davalı tarafından yapılan haberin davacı şirketlerin ticari itibarını zedelediği, kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu, bu yanının basın özgürlüğü kapsamının dışına çıktığı, manevi tazminat isteme şartlarının oluştuğu, tarafların sosyal, kültürel ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, yayın nedeniyle davacıların uğradığı itibar kaybı dikkate alınarak Davanın kısmen kabulü ile 40.000,00-TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacılara eşit olarak verilmesine, fazla manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

İş bu kararın istinaf edilmesi sonucu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ..... Hukuk Dairesi'nin ..... Esas .... Karar sayılı ilamında; "23/05/2007 Tarihinde Resmi Gazetede Yayınlanarak Yürürlüğe Giren 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde bu Kanunun amaç ve kapsamının; içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadeleye ilişkin esas ve usûllerin düzenlenmesi olduğu belirtilmiş, aynı Kanun'un 3, 4, 5 ve 6. maddelerinde ise içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı ve erişim sağlayıcının sorumlu olduğu durumlar ve sorumluluk esasları gösterilmiştir.

Yargılama sırasında davacı vekili, 18/10/2014 tarihli dilekçesiyle,www.... internet sitesinin sahibi olarak .... Danışmanlık Reklam Ve Yayıncılık Tic.ltd.şti., Alan Adı’nın ...’a ait olduğu bildirilmiş, ispatı amacıyla bir kısım bilgi ve belgeler sunmuştur. Ancak mahkemece, yargılama sırasında 5651 sayılı yasanın 4. ve devam eden maddeleri uyarınca hukuki sorumluların tespitine ilişkin araştırma yapılmamıştır.

Dosya kapsamından, davalılardan ...'un tüzel kişiliğinin bulunup bulunmadığı ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun kapsamında sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve davada taraf ehliyetine sahip olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Şu durumda, mahkemece öncelikle anılan ... adlı davalının tüzel kişiliğinin bulunup bulunmadığı araştırılmalı, tüzel kişiliğinin varlığının tespit edilmesi halinde mahkemenin görevli olup olmadığı değerlendirilmeli, 5651 sayılı Kanun gereğince sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususunda araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Taraf teşkili sağlanmadan dava ehliyeti bulunmayan ... site ismi hakkında hüküm oluşturulması doğru olmamıştır. " gerekçesiyle mahkeme kararı kaldırılmış ve Bakırköy ..... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 23/03/2023 tarih, .... esas ve ..... karar sayılı dosyasında verilen görevsizlik kararı sonucu dosya mahkememize gelmiştir.

Davanın başlangıçta davalı olarak www.... 'a ve ... (www.... Genel Yayın Yönetmeni)'a karşı açıldığı, İstanbul Bam ..... HD. Kararı uyarınca ...'un taraf ehliyetinin bulunup bulunamadığı hususunda araştırma yapıldığı, davalılardan ... internet adresinin başlı başına tüzel kişiliğinin bulunmadığı ancak faaliyet adresinin .... Reklam ve Danışmanlık Ltd. Şti. olduğu, davalılar vekilinin söz konusu internet sitesinin ...ye ait olduğunu beyan ettiği, davacılar vekilinin ise taraf değişikliği talebinde bulunduğu, davalılar vekilinin bu hususu kabul ettiklerini beyan ettiği, HMK nın 124/3-4 fıkraları uyarınca davacı tarafın taraf konusundaki yanılgısı dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmediğinden davacı vekiline taraf değişikliğinin kabulüne karar verilerek ve davalılardan www.... 'un davalı olmaktan çıkarılmasına ve yerine ...olarak değiştirilmesine ve uyapa bu şekilde kaydedilmesine karar verilerek yargılamaya devam edilmiştir.

Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.

Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası ise; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. Hâl böyle olunca, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşme'nin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi yerinde olacaktır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.

İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside, parag. 49, başvuru no: ..... 07.12.1976). AİHS'nin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, başvuru no: ....., 22 Şubat 2005). İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir.

Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır. AİHM önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:

1.Müdahalelerin yasayla öngörülmesi:

AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, başvuru no: ....; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, başvuru no: ...., 20 Ekim 2009).

2.Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği konusu:

Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, “… bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku yoktur. Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (Doğru, O., Nalbant, A; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C. 2, Ankara 2013, s. 232).

3.Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusu:

AİHM, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, başvuru no: ....., 08 Temmuz 1986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, başvuru no: ...., 26.11.1991). Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.04.2018 tarihli ve ... E., ..... K.; 30.05.2018 tarihli ve ..... E., .... K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Basın özgürlüğü ise ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değinildikten sonra basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğu belirtilmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi, kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: ..... 49, Centro Europa 7 S.R.L. And Dı Stefano/İtalya, Başvuru No: ....., 131).

Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayımın haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayımın hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı halinde mümkündür. Yapılan bir yayım bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 tarihli ve ... E., ..... K., 08.05.2013 tarihli ve ... E., ...... K.sayılı kararları).

Önemle vurgulanmalıdır ki yayımlanmasında kamu yararı bulunan, gerçek ve güncel bir haberin veya eleştirinin, özle biçim arasında denge kurulmak suretiyle verildiği durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun temel öğesi olan “hukuka aykırılık” gerçekleşmeyeceğinden basının sorumluluğu da söz konusu olamaz.

Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir.

Öte yandan haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkan sağlar.

Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.

Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 24 ve 25. maddelerinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması yasal bir zorunluluk ve hukuki gerekliliktir. Yine, basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması 818 sayılı Borçlar Kanununun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.

58.maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır.

Yapılan yargılamada, tarafların ibraz etmiş oldukları deliller toplanılmış. Bakırköy ..... Sulh Ceza mahkemesinin .... esas sayılı dosyası örneği, internet sitesi haberine ilişkin ekran görüntüleri bilgisayar çıktıları getirtilerek incelenmiştir.

Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında dava konusu yayın ve ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalı www.... tarafından 29/04/2019 tarihinde yayınlanan; "...... Medyada taht oyunlarını kim kazanacak.. Herkesin konuştuğu haber bu.. .... gerçekten kovuldu mu?.. İddiaya göre ....... 'a karşı özel ilgisi var.. vb" ifadelerin ve fotoğrafların yayınlanmasının yayın tarihi itibariyle konunun güncel olduğu, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen sözlerle değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerli olduğu, buna göre, yayında kullanılan ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı, davacı tüzel kişiliğin kamuya mal olmuş, bilinir kişilerden olması dikkate alındığında, diğer kişilere göre bu tür eleştirilere daha fazla katlanma yükümlülüğünün bulunduğu, yazının davacıların kişilik haklarına saldırı boyutuna varmadığı anlaşıldığından davacıların manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1.Her iki davacı yönünden ayrı ayrı Davanın REDDİNE,

2.Karar tarihinde yürülükte bulunan haçlar tarifesi gereğince alınması gereken 269,85- TL karar ve ilam harcının 17.077,50 TL peşin harçtan mahsubu ile kalan 16.807,65‬ TL bakiye harcın talep halinde davacılara iadesine,

3.Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına,

4.Davalı ...ve davalı ... davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükteki bulunan AAÜT'nin 10/3. fıkrası uyarınca 17.900,00 TL nisbi vekalet ücretinin davacılardan alınarak kendisini vekil ile temsil ettiren davalılara verilmesine,

5.Kullanılmayan gider avansının 6100 Sayılı HMK 333. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra yatırana iadesine, Dair davacılar vekili ve davalılar vekilinin yüzüne karşı, kararın taraflara tebliğinden 2 haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.14/11/2023 Katip ... ☪e-imzalıdır☪ Hakim ... ☪ e-imzalıdır☪

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog