Aramaya Dön

Danıştay 10. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2022/2310
Karar No
K. 2023/971
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/2310 E.  ,  2023/971 K. "İçtihat Metni"T.C. D A N I Ş T A Y

ONUNCU DAİRE

Esas No: 2022/2310
Karar No: 2023/971
DAVACI: … Birliği
VEKİLİ: Av. …
DAVALILAR: 1- … Bakanlığı
VEKİLİ: Hukuk Müşaviri …

2.…Bakanlığı / …

VEKİLİ: I. Hukuk Müşaviri Yrd. V. …

Aynı yerde

3.… Enstitüsü / …

VEKİLİ: Av. …

DAVANIN_KONUSU :

Davacı tarafından; 15/08/2012 tarih ve 28385 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan “Yapı Ruhsatı ve Yapı Kullanma İzin Belgesi Kullanılmasına İlişkin Mecburi Standart Tebliği”nin 2. maddesi ile uygulamaya konulan, TS 10970 sayılı Yapı Kullanma İzin Belgesi konulu Standardın büro tescil belgesini kaldıran 93., 103., 104., 113., 114., 115. ve 116. bölümleri ile TS 8737 sayılı Yapı Ruhsatı konulu Standardın sicil durum belgesini kaldıran 44., 92., 97., ve 98. bölümlerinin iptali istenilmiştir.

DAVACININ_İDDİALARI :Dava konusu Tebliğ ile 30/01/2007 tarih ve 26419 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yapı Ruhsatı ve Yapı Kullanma İzin Belgesi Kullanılmasına İlişkin Mecburi Standart Tebliği'nin yürürlükten kaldırıldığı, Türk Standartları Enstitüsü Başkanlığı Teknik Kurulu'nun 19/07/2012 tarihli toplantısında tadil edilen TS 8737 Yapı Ruhsatı ve TS 10970 Yapı Kullanma İzin Belgesi standardlarının dava konusu Tebliğ'in Resmi Gazete’de yayımı tarihinde (15/08/2012) uygulamaya konulduğu,

Uygulamaya konulan en temel değişikliğin büro tescil ve sicil durum belgelerinin numaralarının yazılacağı bölümlerin iptal edilmiş olması olduğu, yürürlükten kaldırılan yapı ruhsatı standardı ile yeni yürürlüğe giren yapı standardının doldurulmasına ilişkin karşılaştırma yapıldığında, bir mimar ile mühendisin serbest meslek icra etme hakkına sahip olup olmadığı tespit edilmeden yani meslek mensubunca büro tescil belgesi ve sicil durum belgesi sunulmadan meslek icra etmesinde sakınca görülmediği, TS 8737 Yapı Ruhsatı Standardı'nın 44., 92., 97., ve 98. bölümleri ile fenni mesul, şantiye şefi ile proje müelliflerinin sicil durum belgelerinin numaralarının yazılacağı bölümlerin iptal edilerek meslek mensuplarının kısıtlı olup olmadıklarının denetim dışı bırakıldığı, TS 10970 Yapı Kullanma İzin Belgesi Standardı'nın 93., 103., 104., 113., 114., 115. ve 116. nolu bölümlerinde büro tescil bölümünün kaldırıldığı, büro tescil belgesi olmaksızın proje çizip yapı ruhsatı ve yapı kullanım belgesi almanın yolunun açıldığı,

Dava konusu düzenlemeler ile Birlik ve bağlı odaların yetki alanına müdahale edildiği, meslek mensuplarının kısıtlı olup olmadıklarının denetim dışı bırakıldığı, meslek odası ile üyeleri arasındaki ilişkinin tamamen kaldırıldığı iddiaları ile dava konusu düzenlemelerin hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. DAVALILARIN_SAVUNMASI : … Bakanlığı tarafından;

Usul yönünden, davanın süresinde açılıp açılmadığının araştırılarak süresinde açılmadığnın tespiti halinde süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiği, ayrıca kendilerine husumet yönetilemeyeceği; esas yönünden ise, 12/07/2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (ı) bendine atıf yapılarak aynı hususa Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği’nin 57. maddesinde de yer verildiği, bu maddedeki değişiklik ile meslek mensuplarının büro tescillerini her yıl yaptırma zorunluluğunun kaldırıldığı, yalnızca büro tescillerini yaptırmalarının yeterli görüldüğü, sicil durum belgesi olmadan meslek mensuplarınca idarelere verilecek sicil durum taahhütnamesi ve yapılan mevzuat düzenlemeleri ile meslek mensupları ve faaliyetlerinin denetim altına alınabileceği, TS 8737 ve TS 10970 nolu standardlarda yer alan sicil durum belgesinin numarasının gerekli olmadığı ileri sürülerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. …Bakanlığı tarafından; 12/07/2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (ı) bendinde; "İdarelerce onaylanmış; mevcut durumu gösteren halihazır haritalar, parselasyon planları ile teknik ve idari düzenlemeleri içeren bu Kanun kapsamındaki planların değişiklik ve revizyonlarında ilk müellifin görüşü veya izni aranmaz.” hükmüne yer verildiği, yapılan değişikliklerin söz konusu düzenleme ile uyumlu olduğu, ayrıca Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nin 57. maddesinin 14. fıkrasında belirtilen mimar ve mühendislerin ilgili meslek odalarına kayıt olmalarına ilişkin düzenlemelere aykırı bir uygulama getirilmediği, idarenin hizmet sunumu esnasında başvuru sahiplerinden istenen belgelerin azaltılması suretiyle kamu hizmetlerinin sunumunun kolaylaştırıldığı ileri sürülerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. Türk Standartları Enstitüsü tarafından;

Söz konusu değişikliklere ilişkin çalışmaların Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 25/04/2012 tarih ve 1311 sayılı yazısı ile başladığı, bu yazıda “Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği”nde yapılan değişikliklerin yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi formlarına yansıtılmasının talep edildiği, anılan Yönetmeliğin değişik 57. maddesindeki değişiklik dikkate alındığında, uygulamada bir eksikliğe yol açılmadığı, ayrıca standard değişikliğinde tüm taraflara değişiklik yapılan hususların bildirildiği ve görüş istenildiği, ancak TMMOB’ye bağlı meslek odalarından herhangi bir görüş ulaşmadığı ileri sürülerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 27/10/2021 tarih ve E:2020/2767, K:2021/2103 sayılı kararı uyarınca; yargılama giderlerinin davalı idareler üzerinde bırakılması ve davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : …

DÜŞÜNCESİ :Dava; 15.8.2012 gün ve 28385 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yapı Ruhsatı ve Yapı Kullanma İzin Belgesi Kullanılmasına İlişkin Mecburi Standart Tebliğinin 2'nci maddesi ve TS 8737 sayılı Yapı Ruhsatı konulu standardın 44, 92, 97 ve 98'inci bölümleri ile büro tescil belgesi ve sicil durum belgesini kaldıran TS 10970 sayılı Yapı Kullanma İzin Belgesi konulu standardın 93, 103, 104, 113, 114, 115 ve 116'ncı bölümlerinin iptali istemiyle açılmıştır. Davalı İdarelerden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından usüle yönelik olarak ileri sürülen iddialar yerinde görülmeyerek, işin esasının incelenmesine geçilmiştir. 132 sayılı Türk Standartları Enstitüsü Kuruluş Kanununun 1'inci maddesinde, her türlü madde ve mamulleri ile usul ve hizmet standartlarını yapmak gayesiyle "Türk Standartları Enstitüsü"nün kurulduğu, 2'nci maddesinde, Türk Standartları Enstitüsünün, her türlü standartları hazırlamaya, hazırlatmaya ve Enstitünün bünyesinde veya hariçte hazırlanan standartları tetkik ve uygun bulduğu takdirde Türk standartları olarak kabul etmeye; kabul edilenleri yayınlamaya ve ihtiyari olarak uygulanmalarını teşvik etmeye; mecburi olarak yürürlüğe konmalarında fayda görülenleri ilgili bakanlığın onayına sunmaya; hususi ve resmi sektörün talebi üzerine standartları veya projelerini hazırlamaya ve mütalâa vermeye görevlendirildiği, 3'üncü maddesinde ise, Türk Standartları Enstitüsünün organlarının Genel Kurul, Teknik Kurul, Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu ile İhtisas Kurulları olduğu; 6'ncı maddesinde de, Teknik Kurulun; Enstitüce hazırlanan standartları kabul eden ve bunlardan zorunlu olarak yürürlüğe konmaları gerekenleri belirleyen teknik bir organ olduğu, hükümlerine yer verilmiştir.

Öte yandan; 3.4.2012 tarihli ve 28253 sayılı, 14.4.2012 tarihli ve 28264 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelik değişiklikleri ile 2.11.1985 gün ve 18916 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinde değişiklikler yapılmıştır. Söz konusu değişiklikler ile; yapı ruhsatı işleri, fenni mesuliyet hizmetleri ve sicil, yapı kullanma izni ile yapı kullanma izinlerinde başvuru sahibinden bilgi ve belge istenmesine ilişkin esaslar düzenlenmiştir.

Yukarıda yer verilen düzenlemelere dayanılarak Türk Standartları Enstitüsü tarafından kabul edilen dava konusu Standartlar ile "TÜRK STANDARTI" olarak TS 8737 ile Yapı Ruhsatına; TS10970 ile Formlar- Yapı Kullanma İzin Belgesine ilişkin kurallar belirlenmiştir. Kurallar belirlenirken, milli ihtiyaç ve imkanlar ön planda olmak üzere, milletlerarası standartlar ve ekonomik ilişkilerin bulunduğu yabancı ülkelerin standartlarındaki esaslar gözönünde bulundurularak, yarar görülen hallerde, olabilen yakınlık ve benzerliklerin sağlanması ve bu esasların, ülke şartları ile bağdaştırılması; kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliğini koruyucu önlemlerin sağlanması amacıyla son halini almadan önce bilimsel kuruluşlar, diğer ülkelerdeki uygulamalar, üreticiler, imalatçı ve tüketici durumundaki konunun ilgilileri ile yapılan görüşmeler dikkate alınmıştır.

Bu itibarla; TS 8737 sayılı Yapı Ruhsatı ile TS 10970 sayılı Formlar- Yapı Kullanma İzin Belgelerinde boyut, malzeme, imalat özellikleri, sayfa düzenlemesi ve bilgi başlıkları yönünden birlik, kullanma ve kontrolde kolaylık sağlanması amacıyla yürürlüğe konulan Standartların, dava konusu edilen maddelerinde, kamu yararına ve dayanağı mevzuat hükümlerine aykırılık görülmemiştir. Yapı Ruhsatı ve Yapı Kullanma İzin Belgesi Kullanılmasına İlişkin Mecburi Standart Tebliğinin 2'nci maddesinin iptali istemine gelince; Yasaların uygulanmasını göstermek üzere çıkartılan tebliğ, tüzük ve yönetmeliklerin dayandıkları yasalara uygun düzenlemeler taşıyacakları idare hukukunun bilinen ilkelerindendir.

Dava konusu edilen Tebliğ, yapı ruhsatı ile yapı kullanma izin belgelerinin standardını ve bu belgelerin kullanım şeklini belirlemek üzere 14.2.1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu, 18.11.1960 tarihli ve 132 sayılı Türk Standardları Enstitüsü Kuruluş Kanunu, 25.4.2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ve 10.11.2005 tarihli ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kurumu Kanununa dayanılarak çıkarılmıştır.

Davacı Birlik tarafından; yürürlükten kaldırılan yapı ruhsatı standardı ile yeni yürürlüğe giren yapı standardının doldurulmasına ilişkin karşılaştırma yapıldığında, bir mimar ile mühendisin serbest meslek icra etme hakkına sahip olup olmadığı tespit edilmeden meslek icra etmesinde sakınca görülmediği, meslek mensuplarının kısıtlı olup olmadıklarının denetim dışı bırakıldığı, dava konusu düzenlemeler ile meslek odası ile üyeleri arasındaki ilişkinin tamamen kaldırıldığı ve böylece bağlı odaların yetki alanlarına müdahale edildiği, uygulama ile hizmeti sunan kişinin mühendis ve mimar olduğunun dahi denetlenemeyeceği ileri sürülmektedir.

Davalı idarelerin savunmaları ile yukarıda yer verilen düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesinden; Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, 3.4.2012 gün ve 28253 sayılı ve 14.4.2012 gün ve 28264 sayılı Resmi Gazetelerde yayımlanan Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinde yapılan değişikliklere uygun olarak Standart Yapı Ruhsatı Formu, Standart Yapı Kullanım İzin Belgesi Formu ve Yanan- Yıkılan Yapılar Formunun değiştirilmesi yönündeki … gün ve … sayılı yazıyla bildirilen talebi doğrultusunda, mecburi standart Tebliği ile zorunlu standart öngörülmesi üzerine, 19.7.2012 tarihli TSE Teknik Kurulunda kabul edilen revize TS 8737 ve TS 10970 sayılı standartların uygulanmasını sağlamak üzere, İçişleri Bakanlığı tarafından 15.8.2012 gün ve 28385 sayılı Resmi Gazetede Yapı Ruhsatı ve Yapı Kullanma İzin Belgesi Kullanılmasına İlişkin Mecburi Standart Tebliğinin yayımlandığı, Tebliğde standartların mecburi uygulamaya konulduğunun belirtildiği, ilgili teknik düzenlemelere göre Türk standartlarından ihtiyaç duyulanların zorunlu hale getirildiği, böylece, tüketicilere güvenli ve kaliteli hizmet verilmesinin sağlandığı, bütün bu düzenlemelerin Anayasa ile güvence altına alınan çevre ve insan sağlığının korunması amacını taşıdığı sonucuna ulaşılması karşısında, yukarıda yer verilen Yasalarda belirtilen usule uygun olarak TS 8737 ve TS 10970 sayılı standartların kullanılmasına ilişkin, idareye Yasa kapsamında getirilen yükümlülüğün daha da belirginleştirilmesi amacıyla davalı Bakanlıkça çıkarılan ve iptali istenilen genel tebliğin ilgili maddesinde, kamu hizmeti gereklerine, Anayasaya ve Kanunda yer verilen kuralın amacına aykırı bir yön bulunmamaktadır. Davacı Birlik tarafından ileri sürülen diğer iddialara ise; ilgili Kanunlarda yer alan düzenlemeler gereği itibar edilmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun Ek 1. maddesi uyarınca Danıştay Altıncı ve Onuncu Dairelerinden oluşan Müşterek Kurulca, Müşterek Kurulun 21/10/2019 tarih ve E:2013/2549, K:2019/6911 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 27/10/2021 tarih ve E:2020/2767, K:2021/2103 sayılı kararıyla, vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden bozulması üzerine bozulan kısım hakkında gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ:

Dava; 15/08/2012 tarih ve 28385 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan “Yapı Ruhsatı ve Yapı Kullanma İzin Belgesi Kullanılmasına İlişkin Mecburi Standart Tebliği”nin 2. maddesi ile uygulamaya konulan, TS 10970 sayılı Yapı Kullanma İzin Belgesi konulu Standardın büro tescil belgesini kaldıran 93., 103., 104., 113., 114., 115. ve 116. bölümleri ile TS 8737 sayılı Yapı Ruhsatı konulu Standardın sicil durum belgesini kaldıran 44., 92., 97., ve 98. bölümlerinin iptali istemiyle açılmıştır.

Danıştay Altıncı ve Onuncu Dairelerinden oluşan Müşterek Kurulun 21/10/2019 tarih ve E:2013/2549, K:2019/6911 sayılı kararıyla; dava konusu Tebliğ ve standardlar yürürlükten kaldırıldığından, davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine karar verilmiştir.

Anılan kararın, davacı tarafından yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden temyiz edilmesi üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 27/10/2021 tarih ve E:2020/2767, K:2021/2103 sayılı kararıyla, kararın vekâlet ücretine ve yargılama giderlerine ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay dava daireleri kararlarına karşı Danıştay'da temyiz yoluna başvurulabileceği; 2575 sayılı Kanun'un 38. maddesinde, İdari Dava Daireleri Kurulunca idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların temyizen inceleneceği kurala bağlanmış; 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin 4. fıkrasında ise, Danıştay dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararların temyizen bozulması halinde ısrar imkanı tanınmamıştır. Bu nedenle, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararına uyularak, bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. İLGİLİ MEVZUAT : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararlarda bulunacak hususlar" başlıklı 24. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde, kararlarda, yargılama giderlerinin hangi tarafa yükletildiğinin belirtileceği hüküm altına alınmış; aynı Kanun'un 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollamada bulunduğu 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yerine yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinde, vekâlet ücretine yargılama giderleri arasında yer verilmiş ve 326. maddesinde, Kanun'da yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkemenin, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı belirtildikten sonra, 331. maddesinde, davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği düzenlemesine yer verilmiş; böylece, kural olarak, yargılama giderlerinin davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi esası benimsenmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Yukarıda aktarılan mevzuat hükümlerine göre, idarenin iptal davasının konusunu oluşturan genel düzenleyici nitelikteki işlemlerinin, değiştirildiği, geri alındığı, ortadan kaldırıldığı durumlarda, konusu kalmadığından esası incelenemeyen davada, davacının haksız çıktığından, bu nedenle yargılama giderlerinden sorumlu olacağından söz edilemez. Belirtilen hukuksal durum karşısında, bakılan uyuşmazlıkta davacının, davada haksız çıkan taraf olarak kabulüyle yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasına olanak bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin olarak aşağıda belirtilen şekilde hüküm kurulmuştur.

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;

1.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,

2.Müşterek Kurulca verilen 21/10/2019 tarih ve E:2013/2549, K:2019/6911 sayılı karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,

3.Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

4.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 08/03/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog