22. Hukuk Dairesi
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
22. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.02.2021 tarihli, 2017/549 Esas ve 2021/201 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi katılma yoluyla istinaf eden davacı vekili ve davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, raportör üye tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili, müvekkilinin araç kiralama sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, müvekkiline ait ... plakalı ... marka aracın “Uzun Dönem Oto Kiralama Sözleşmesi”uyarınca üçüncü kişi kiracı kullanımındayken 25.06.2016 tarihinde trafik kazası geçirdiğini ve hasarlandığını, hasar nedeniyle aracın yetkili servis olan davalı şirkete 28.06.2016 tarihinde onarım için teslim edildiğini, 4 aydan uzun süre teslimin beklenildiğini, 24.11.2016 tarihinde aracın teslim alındığını, faturalarda belirtilen onarımların yapıldığını, faturaların 3.kişi sigorta şirketi tarafından ödendiğini, 4 aydan uzun süre 3.kişi kiracıya teslim edilememesi sebebiyle dava konusu aracın kira sözleşmesinin taraflarca feshedildiğini, sözleşmenin feshedilmesinin çok büyük zarar verdiğini, dava tarihine kadar da aracın satışının gerçekleştirilemediğini, dava konusu aracın 01.06.2016 başlangıç tarihli kiralama sözleşmesi uyarınca aylık 2.150 Euro + KDV bedelle bir yıl süreyle dava dışı 3.kişiye kiralandığını, sözleşmenin ilk ayından bir daha müşteri kullanımına sunulamadığını, akabinde de belirtilen nedenlerle sözleşmenin feshedildiğini, davalının aracın onarımını makul olanın çok üzerinde bir sürede tamamlayabildiğini, bu kusuru nedeniyle davacının yaklaşık 10 aylık kira bedelinden mahrum kalmasına neden olduğunu, aracın henüz teslime hazır bildirimi alınmadığı dönemde 10.11.2016 tarihinde noterlik ihtarnamesinin keşide edildiğini, ihtarnameden sonra aracın belirtilen tarihte teslim edildiğini ancak zararın giderilmediğini, aracın geç tesliminde davacının kusurlu olduğunu, kiralama sözleşmesinin feshedilmesine sebep olduğunu, açıklanan nedenlerle kira sözleşmesinden elde edilecek kazançtan mahrum kalınması şeklinde oluşan zarar için şimdilik KDV hariç dört aylık kira bedeli olan 8.600 Euro'nun 28.06.2017 tarihinden itibaren işleyecek (3095 sayılı yasanın 4/a md uyarınca değişen oranlarda Euro'ya bir yıl vadeli mevduat hesapları için uygulanan) en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
CEVAP
Davalı vekili, davaya konu ... plakalı aracın geçirilen trafik kazası sebebiyle müvekkiline ait servise ağır hasarlı olarak getirildiğini, aracın sigorta şirketinden gelen onayından sonra gerekli onarım işlemlerine başlandığını ancak aracın ağır hasarlı olması nedeniyle onarım için gereken parçaların yurt dışından temin edilmek için sipariş verildiğini, söz konusu gecikmenin onarım için gerekli parçaların yurt dışından geç gelmesinden ve sigorta şirketinin onarıma geç onay vermesinden kaynaklandığını, müvekkili şirketinin bir kusurunun bulunmadığını ayrıca onarım işlemi tamamlandığının davacı tarafa bildirilmesine rağmen aracın müvekkili servisten geç teslim alındığını, davaya konu aracın 28.06.2016 tarihinde şirkete hasarlı geldiğini, 29.07.2016 tarihinde sigorta şirketinden onay geldiğini, 02.08.2016 tarihinde de davacı tarafça onarım onayı verildiğini, aracın onarımının 28.10.2016 tarihinde tamamlandığını, 10.11.2016 tarihinde sigortadan teslim onayının geldiğini, aracın onarım işleminin uzun sürmesinin sigorta şirketi onayı ve ürün tedarikinin gecikmesinden kaynaklı olup müvekkili şirketin kusurlu hizmeti bulunmadığını, davacı tarafın düzenlediği ihtarnameye karşı 18.11.2016 tarihli ihtarname ile taleplerin kabul edilmediğinin bildirildiğini, talep edilen 8.600 Euro tutarındaki mahrum kalınan gelir talebinin fahiş olduğunu, faiz başlangıç tarihi ile faiz oranının haksız ve hukuka aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, "Davacının araç kiralama hizmeti sunduğu, bu kapsamda ... plakalı aracın dava dışı 3. kişiye kiralandığı, bu aracın kiracının kullanımında bulunduğu 25.06.2016 tarihinde trafik kazasına karıştığı, kaza neticesinde aracın hasarlandığı, davacı tarafından aracın onarılmak üzere 28.06.2016 tarihinde davalıya teslim edildiği, davalı tarafından onarımın 24.11.2017 tarihinde tamamlandığı, araç onarımının makul süreyi aştığı, bu nedenle kiracı tarafından kira sözleşmesinin feshedildiği, davalı tarafından yerine getirilen hizmetin kusurlu olduğu, davalının teslim borcunu makul süresi içerisinde yerine getirmediği, davacının zarara uğradığı, kira sözleşmesinden elde edilecek kazançtan mahrum kaldığı iddiasıyla iş bu davada 4 aylık kira bedeli olan 8.600 Euro'nun davalıdan tahsilini talebinde bulunduğu, mahkememizce araca ilişkin servis kayıtlarının ve sigorta hasar dosyasının dosyaya kazandırıldığı, dosyanın bilirkişiye tevdii edildiği, bilirkişi ...'in 04.05.2018 tarihli raporuna göre davalının yedek parça stoklama ve temin yükümlülüğü bulunduğu, makul süre içerisinde yedek parçayı yurt içi veya yurt dışından temin etmesi gerektiği, davaya konu aracın hasar tarihinde garanti kapsamında olduğu, onarım için makul süresinin 30 iş günü olduğu, makul onarım süresinin aşılan kısmı için günlük kazanç kaybının 110 Euro üzerinden hesaplanmasının makul ve piyasa şartlarına uygun olduğu görüş ve kanaatinin bildirildiği, taraf vekillerinin itirazları üzerine dosyanın mahkememizce makine mühendisi bilirkişi ... ile sigorta bilirkişisi ...' den oluşan heyete tevdii edildiği, bilirkişi heyetinin 10.06.2020 tarihli raporuna göre dava konusu aracın Almanya menşeli, üst segment olduğu, kaporta aksamlarına veya motora ait parçaların stok edilme zorunluluğunun gayri ekonomik olduğu, araç davalıya 28.06.2016 teslim edilmişse de, sigorta şirketinden onarım onayının 29.07.2016 tarihinde geldiği, bu tarih itibariyle davalının onarım sürecinin başladığının kabulü gerektiği, aracın ve hasarın niteliğine göre 30 iş günü içerisinde onarılmasının makul olduğu, buna göre 06.09.2016 ile onarımın bitirildiği 28.10.2016 tarihleri arasındaki dönemde davalının teslimde gecikmeye düştüğü, bu nedenle davacının bu 51 güne ilişkin kazanç kaybını davalıdan talep edebileceği, davacı ile dava dışı kiracı arasındaki sözleşmeye göre kira kaybı hesaplandığında, davacının 3.654,86 Euro zararı bulunduğu, kira sözleşmesinin feshi nedeniyle davacının talepte bulunup bulunamayacağı hususunun mahkemenin takdirinde olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği, davacı ile davalı arasında ticari nitelikte hizmet sözleşmesi bulunduğu, bu sözleşmeye göre davalının davacıya ait ... plakalı aracının onarımını (yedek parça ve işçilik dahil olmak üzere) üstlendiği davacının, davalının onarım yükümlülüğünü makul süresi içerisinde yerine getirmediği ve bu nedenle kendisinin kira kaybı ve sözleşme feshi sebebiyle zarara uğradığı iddiası ile iş bu davayı ikame ettiği, mahkememizce alınan her iki bilirkişi raporunda da davalının 30 iş günü içerisinde söz konusu hizmeti yerine getirmesi gerektiği, 30 iş gününü aşan sürenin makul olmadığı ve davalının teslimde 51 gün geciktiğinin tespit edildiği, raporların bu yönüyle uyumlu olduğu, davacının söz konusu aracın geç teslimi nedeniyle uğradığı kazanç kaybını (ikame araç bedelini) davalıdan talep edebileceği, her ne kadar 10.06.2020 tarihli bilirkişi raporunda davacı ile dava dışı kiracı arasındaki kira sözleşmesine göre dava konusu aracın günlük kiralama bedeli ve davacının zararı hesaplanmış ise de, mahkememizce 04.05.2018 tarihli bilirkişi raporunda bu husustaki görüş yerinde görülmekle, aracın niteliğine ve piyasa koşullarına göre söz konusu aracın onarım tarihi itibariyle günlük serbest piyasa kiralama bedelinin 110 Euro olarak kabulünün dosya kapsamına ve hakkaniyete daha uygun olacağının değerlendirildiği, buna göre davacının 51 gün için talep edebileceği kazanç kaybının 5.610 Euro olduğu, davacı ile dava dışı kiracı arasındaki sözleşmenin feshinden kaynaklanan zararın onarım hizmetinden kaynaklanan doğrudan zarar olmadığı, davacının dolaylı zararlarını davalıdan talep edemeyeceği, mahkememizce alınan bilirkişi raporlarının yapılan açıklamalarla birlikte, dosya kapsamı ile yerleşik Yargıtay uygulamasına uygun, gerekçeli, denetime ve hükme esas alınmaya elverişli olduğu ve temerrüdün davacının Beyoğlu 17. Noterliğinin 10.11.2016 tarih ve 21083 yevmiye nolu ihtarnamesine cevap mahiyetindeki İzmir 20. Noterliğinin 18.11.2016 tarih ve 17373 yevmiye nolu ihtarnamesi ile gerçekleştiği anlaşılmakla davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine" şeklinde karar verilmiştir.
Karara karşı katılma yoluyla istinaf eden davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili katılma yolu ile istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin uğradığı zararın onarım süresindeki kira bedeli ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda araç kira sözleşmesinin erken feshi nedeniyle onarımdan sonraki dönemde de zarara uğradığını, mahkemenin sadece aracın serviste kaldığı dönemi dikkate alması ile eksik tazminat hesabı yapıldığını, yine davalı tarafından müvekkili şirkete sağlanan iş emrinde yer verilen tahmini tamir süresi davalının ekspertiz raporuna geç hazırlayarak sigorta şirketine vermesi, yedek parça temininin zamanında yapmaması gibi etkenlerin bilirkişi raporunda dikkate alınmadığını, bu şekilde eksik hesaplama yapıldığını, ayrıca mahkemece taraflarına nispi vekalet ücreti verilmesi gerekirken eksik vekalet ücretine hükmedildiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının araç kiralama sözleşmesindeki kazanç kaybını talep edebilmesi için üçüncü kişi ile olan araç kiralama sözleşmesinin onarımın uzun sürmesi sebebiyle feshedildiğini yazılı delillerle ispatlaması gerektiğini, aracın tamir için servise 28.06.2016 tarihinde geldiğini, aracın tamirine başlanması için sigorta şirketinin 29.07.2016 tarihinde onay verdiğini, aracın onarımının 28.10.2016 tarihinde tamamlandığını ve 10.11.2016 tarihinde de sigorta şirketinin aracı malikine teslim edilebileceğine dair onay verildiğini, ayrıca davalı şirket tarafından dava konusu aracın onarımı için gerekli parçaların yurtdışına siparişinin verildiğini, parçaların gelmesi akabinde hemen tamire başlayıp tamamlandığını, bu şekilde dava konusu aracın tamiratının makul sürede gerçekleştirildiğini ancak, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında aracın tamir süresinin belirlenmesinde bu hususların dikkate alınmadığını ve eksik inceleme ile rapor hazırlandığını, ayrıca davacı tarafından aracın hasarlanmasına sebebiyet veren kişiler aleyhine İstanbul Anadolu 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/471 Esas sayılı dosyasında davacının kazanç kaybını içeren talepli dava açıldığını, yerel mahkemece bu dosyanın sonucunun da araştırılmadığını ve beklenmediğini, dava dilekçesinde 4 aylık kira bedelinden kaynaklanan 8.600,00 Euro tazminat talep edilmekle, dava konusu aracın günlük kira bedeline tekabül eden bedelden daha fazla olacak şekilde günlük 110.000,00 Euro üzerinden hesaplama yapılmak suretiyle mahkemece hüküm kurulmakla, davacının talebinden daha fazlaya karar verildiğini, bu şekilde taleple bağlılık ilkesinin de ihlal edildiğini, ayrıca istisnai haller dışında döviz ile bedel kararlaştırılamayacağını, mahkemece Euro para cinsi üzerinden hüküm kurulmasının da hatalı olduğunu, dava tarihi itibariyle mevcut kur üzerinden gösterilen değerin fiili ödeme tarihindeki kurun esas alındığının belirtilmediğini, mahkemece Türk Lirası üzerinden temerrüt faizi işletilmesi gerektiğini, temerrüt tarihi de dava tarihi olup, bu tarihten itibaren faize karar verilmemesinin de hatalı olduğunu, mahkemece reddedilen miktar yönünden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin de doğru olmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalının istinaf dilekçesinde bildirdiği itirazlar yerinde olmadığından reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının istinaf dilekçesinde bildirdiği itirazlar yerinde olmadığından reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek inceleme yapılmıştır. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak isteğine ilişkindir.
İddia olunan sözleşme ilişkisinin kurulduğu tarih ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan, 6098 Sayılı TBK'nın 470. maddesi, "Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." hükmünü; aynı kanunun 471. maddesi, "Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Yüklenici, meydana getirilecek eseri doğrudan doğruya kendisi yapmak veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür. Ancak, eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa, işi başkasına da yaptırabilir. Aksine âdet veya anlaşma olmadıkça yüklenici, eserin meydana getirilmesi için kullanılacak olan araç ve gereçleri kendisi sağlamak zorundadır." hükmünü; aynı kanunun 479/1. maddesi ise; "İşsahibinin bedel ödeme borcu, eserin teslimi anında muaccel olur." hükmünü düzenlemiştir. 6098 sayılı TBK'nın 97. maddesi de, "Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir." düzenlemesini içermektedir.
TMK'nın 6. maddesi, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." hükmünü içermekte olup, taraflar iddialarını kanıtlamakla yükümlüdür.
TBK'nun 480.maddesinde;"Bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenici, eseri o bedelle meydana getirmekle yükümlüdür. Eser, öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile yüklenici, belirlenen bedelin artırılmasını isteyemez.Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar,taraflarca belirlenen götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenici,hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı veya karşı taraftan beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir."
TBK'nun 481. maddesinde;"Eserin bedeli önceden belirlenmemiş veya yaklaşık olarak belirlenmişse bedel, yapıldığı yer ve zamanda eserin değerine ve yüklenicinin giderine bakılarak belirlenir." Hükümleri düzenlenmiştir. Somut olayda; davacı işveren, davalı yüklenicidir.
Davacı, adına tescilli olan ... plakalı aracın 25.06.2016 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası nedeniyle hasarlanması üzerine tamiratının yapılması için 28.06.2016 tarihinde davalı yükleniciye ait servise bıraktığını, ancak tamirata ilişkin 4 aydan fazla bir süre aracın davalı yüklenicinin servisinde kaldığını, bu sürenin çok uzun olduğunu ve bu sebeple bu aracı kiraladığı üçüncü kişi tarafından kiralama akdinin feshedildiğini, bu itibarla mahrum kaldığı 4 aylık kira bedeli olan 8.600,00 Euro'nun davalıdan tahsilini talep etmektedir.
Davalı yüklenici ise; ... plakalı aracın geçirdiği trafik kazası nedeniyle servisine ağır hasarlı olarak getirildiğini, aracın sigorta şirketi ile gerekli işlemlerin başlatıldığını, sigorta şirketinin onay işleminden sonra onarım işlemine geçildiğini, aracın değişmesi gereken parçalarının yurt dışından temin edilmek üzere siparişlerinin verildiğini, bu siparişler gelince beklenmeksizin onarım ve tamiratın da yapıldığını, sigorta şirketinin onarım işinden sonra aracın teslimine dair onay işleminden sonra söz konusu aracın davacıya tesliminin gerçekleştiğini, kendilerinden kaynaklanan bir gecikmenin mevcut olmadığını savunmaktadır.
Mahkemece tarafların bildirdiği deliller toplanmış, dava konusu aracın sigorta şirketinden hasar dosyası getirtilmiş, önce tek bilirkişiden, daha sonra da iki kişiden oluşan bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Her iki raporda da dava konusu aracın onarım için makul süresinin 30 iş günü olacağı yönünde görüş bildirilmiş ise de, dava konusu aracın marka ve modeli dikkate alındığında aracın onarım için gereken yedek parçalarının yurt dışındaki fabrikasından sipariş yolu ile getirilmesinin gerektiği, davalı yüklenici tarafından aracın servise bırakıldığı tarih dikkate alınmak suretiyle davalı yüklenicinin bu tarihten itibaren uygun süre içerisinde yedek parça siparişinde bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerektiği, uygun süre içerisinde sipariş verilmiş olması halinde bu yedek parçaların davalı yükleniciye gelme süresi ile sigorta onay süreleri de değerlendirilmek suretiyle dava konusu aracın tamir süresinin ne kadar olacağının bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiği, bu itibarla eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulduğu, ayrıca mahkemenin talebi üzerine bilirkişilerce dava konusu aracın günlük serbest piyasa kiralama bedelinin 110,00 Euro olarak tespit edildiği ve mahkemece bu miktar kabul edilmek suretiyle gecikilen gün kaybına göre davacının kazanç kaybının belirlendiği, ancak davacının dava dilekçesinde 4 aylık kira bedeli olarak 8.600,00 Euro talep ettiği, bu itibarla istediği günlük kira bedelinin 71,66 Euro'ya tekabül ettiği, bu duruma göre davacının talebinden daha fazla günlük kira bedeline hükmedildiği, ayrıca davacının aracın tamirde kaldığı süreye ilişkin olarak kazanç kaybına dair aracın hasarlanmasına sebebiyet veren kişiler aleyhine İstanbul Anadolu 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/471 Esas sayılı dosyasında da dava açtığı, bu mahkemede yapılan yargılama sonucunda kazanç kaybına ilişkin verilecek olan hüküm eldeki dosya yönünden de dikkate alınması gerektiği anlaşılmakla, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında yerel mahkemece eksik incelemeye dayalı hüküm kurulmuş olması yerinde değildir.
Kabule göre de, davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş olmakla, kabul edilen miktar yönünden davacı lehine ve reddedilen miktar yönünden de davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken her iki taraf lehine de maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olması yerinde olmamıştır.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması nedeniyle, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca katılma yoluyla istinaf eden davacı ve davalının istinaf başvurusunun kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
1.Katılma yoluyla istinaf eden davacının ve davalının istinaf başvurularının KABULÜNE,
2.İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.02.2021 tarihli, 2017/549 Esas ve 2021/201 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3.Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4.İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan 59,30 TL istinaf karar harcının istek halinde davacıya ilk derece mahkemesince İADESİNE,
5.İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan 1.483,21 TL nispi istinaf karar harcının istek halinde davalıya ilk derece mahkemesince İADESİNE,
6.İstinaf yoluna başvuran davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçları ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde DİKKATE ALINMASINA,
7.İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti taktirine YER OLMADIĞINA,
8.HMK'nın 359/4. maddesi gereğince, temyizi kabil olmayan kararın ilk derece mahkemesi tarafından resen TEBLİĞE ÇIKARILMASINA, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere 24.01.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.