4. Hukuk Dairesi         2012/12397 E.  ,  2013/11115 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı ... ve diğerleri vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 27/09/2010 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 12/06/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2.Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince: Dava, haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan doğan manevi zararın tahsili istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istemin kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat ödetilmesini isteyebilir. Yargıç, manevi tazminatın tutarını belirlerken, saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Tutarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde nesnel (objektif) olarak göstermelidir. Çünkü yasanın takdir hakkı verdiği durumlarda yargıcın, hukuk ve adalete uygun karar vereceği Medeni Yasa'nın 4. maddesinde belirtilmiştir.

Takdir edilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.

Somut olaya gelince; davalı, 15/01/2010 tarihinde otobüs durağına gitmek üzere Çakaldağı Mezarlığı içinden geçerken arkasından gelerek ağzını kapatan ve kendisini mezarlığın içine çeken, tanınmamak için başını bere ve atkı ile örten bir şahsın cinsel saldırısına uğramış, aynı gün polise vermiş olduğu ifadede kendisine saldıran şahsın en fazla 20 yaşlarında, kahverengi ya da kumral saçlı, sol elinde yara izi bulunan bir şahıs olduğunu belirtmiştir. 19/01/2010 tarihinde ise; otobüste davacı ... ile karşılaşmış, eşkalini kendisine saldıran şahsa benzetmesinden ve sürekli kendisine bakmasından kuşkulandığı davacıdan ellerini göstermesini istemiş ve davacının elinde yara izi görmesi sebebiyle durumu kolluk kuvvetlerine bildirmiştir. Aynı gün gözaltına alınan davacı bir gün gözaltında kalmış, kendisinden alınan kan ve doku örnekleri üzerinde yapılan DNA incelemesi neticesinde davacının eylemi gerçekleştiren kişi olmadığı anlaşılmış ve neticesinde Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davacı hakkında takipsizlik kararı verilmiştir.

Olayın özetle yukarıda açıklandığı şekildeki gelişim biçimi, davalının uğramış olduğu saldırıdan dört gün sonra karşılaştığı davacının elindeki yara izini görmesi nedeniyle şikayette bulunması gibi unsurlar ile yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde; davacı yararına hüküm altına alınan manevi tazminat çok fazladır. Davacı yararına, somut olayın özelliklerine uygun düşecek şekilde, daha alt seviyede manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenle BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan nedenle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 10/06/2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI Dava, haksız şikayet nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir. Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Davaya konu olayın gelişim biçimi, davacının kendisine yapılan taciz olayının etkisiyle ve olaydan kısa bir süre sonra tacizcide gördüğü elindeki yara izinin benzerinin davacıda bulunması nedeniyle hakkında şikayetçi olduğu anlaşıldığına göre davanın tümden reddi gerektiği düşüncesiyle dairemiz çoğunluğunun kararına katılmıyorum. 10/06/2013 KARŞI OY YAZISI Davacılar haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarının zarar gördüklerini ileri sürmektedirler. Kişilik hakkının zarar görmesine neden olan davranış davalı M.U. tarafından gerçekleştirilmiştir. Dosya incelendiğinde ilk derece mahkemesinin şikayetin haksızlığı yönünde kabulü benimsediği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesi gerekçesinin temelinde ceza kovuşturmasında yapılan DNA testinde davacılardan ...'nin spermlerinin benzerlik tespit edilemediği nedenine dayandığı anlaşılmaktadır. Raporun kabul edilebilirliği elbetteki tartışmasızdır. Yargıç kabulü benimserken dosyadaki bütün delilleri ve olguları birlikte ele almalıdır. Bu dosyada davalının cinsel tacize uğradığı bunun etkisiyle cinsel tacizi gerçekleştiren kişinin hatırlayabildiği kadarıyla fiziksel verileri üzerinden hareket ederek tacizden sonraki günlerde tacizciyi yakalatma tepkisel içgüdüsünü taşıdığı bunun ise son derece insancıl bir içgüdüsel değer olduğu yadsınamaz. Her ne kadar sperm benzerliği tespit edilememişse de davalı M.U. üzerinde bulunan spermlerin biyolojik aşınması da gözden uzak tutulamaz. Buna göre elbette davacılardan kuşku altında bırakılamaz. Ancak davacının yaşadığı ve devam eden ve etkileri ömür boyunca görülecek olan travmanın da gözden uzak tutulmaması gerekir. Ve toplumsal anlamda davalı M.U. sahiplenilmelidir. Bu olayda iki kişi karşılaştırıldığında elbette toplum her ikisine sahip çıkmalıdır. Ancak yardım esası düşünüldüğünde davalı M.U. daha acil sahiplenmeyi ihtiyaç duymaktadır. İlk derece mahkemesi gerek kabulde ve gerekse miktar tespitinde bunları gözetmeliydi. Diğer yandan davalı M.U. davacıyı şikayet ederken gerçek tacizcide var olan ve o kişinin elinde bulunan fiziksel işaretten (yara vb.izi) yola çıkmıştır. Dolayısıyla o izden yola çıkıp ancak DNA testi verileri ile davacılardan R. aklanabildiğine göre davalı M.U. kesin olarak bir işaret üzerinden, bir bulgu üzerinden yola çıkarak hak arama özgürlüğünü kullanmıştır. Bu da göz önünde tutulduğunda hakkaniyet değerleri de esas alınarak davacıların davasının reddi gerekirdi. Bu nedenle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 10/06/2013

Karar Etiketleri
10.06.2013 REDDİNE YARGITAYKARARI HUKUK Genel Hukuk