4. Hukuk Dairesi
4. Hukuk Dairesi 2012/14933 E. , 2013/12471 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı Karakutu Yay. San ve Tic. AŞ ve diğeri aleyhine 21/12/2010 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 13/03/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeni ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, 2003-2005 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yaptığını, davalılar tarafından yazılan ve basılan "Karakutu" isimli kitapta soruşturma konusu olan ve gizlilik kararı bulunan konuların yazıldığını, bu konuların doğru olmadığını, kendisinin darbenin baş aktörü olarak gösterildiğini, kişilik haklarına defalarca saldırıda bulunulduğunu, belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar ise, kitapta davacının kişilik haklarının hedef alınmadığını, küçük düşürücü ifadeler kullanılmadığını, haber değeri olan konuların şahsi yorum katılmadan işlendiğini, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kitabın hazırlandığı, manevi tazminatın şartlarının oluşmadığını davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davacı hakkında yapılan soruşturmada kitabın yayınlandığı tarihe kadar gizlilik kararı bulunduğu, kitapta konu edinilen olaylarla ilgili kesin hüküm bulunmadığı, davacı hakkında yazılan iddiaların basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, gerçeklik kriterinin kabul edilemeyeceği, davacının kişilik hakları ihlal edildiği gerekçesiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası'nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durumda halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olayda; davaya konu kitapta yazılan ve davacı tarafından kişilik haklarına saldırı oluşturduğu iddia edilen konuların İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/185 E. Sayılı soruşturma dosyasının sonucunda hazırlanan iddianameye konu edildiği, davacının sanık olarak yargılanmaya başladığı, bu hali ile kitapta yazılan olayların görünün gerceğe uygun olduğu, yargılamaya konu olduğu, iddiaların yazılış seklinin öz ile uyumlu olduğu, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, yayının bu hali ile hukuka uygunluk unsurlarını taşıdığı anlaşılmakla istemin tümden reddine karar verilmesi gerekir iken, yanılgılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.