Danıştay 10. Daire Başkanlığı
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/8550 E. , 2023/1492 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
2.…
3.…
4.…
5.…
İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …’ya Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Hastanesinde uygulanan teşhis ve tedavilerde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla … için 50.000,00 TL (miktar artırım sonrası 1.334.815,29 TL) maddi, 300.000,00 TL manevi, baba … için 100.000,00 TL manevi, anne … için 100.000,00 TL manevi, kardeş … için 50.000,00 TL manevi, kardeş … için 50.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dosya kapsamında yer alan Adli Tıp Kurumu raporuna istinaden, davacılardan …'ya Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Hastanesinde yapılan müdahale esnasında oluşan zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı ve bu zararın davalı idarece tazmin edilmesi gerektiği gerekçesiyle davacılardan … bakımından maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile toplam 1.238.408,88 TL maddi tazminatın davalı idareden alınarak adı geçen davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat istemi ile yol, özel ders ve tedavi giderlerine dair maddi giderim istemlerinin ise reddine, manevi tazminat istemlerinin kabulü ile davacılardan … için; 300.000,00 TL, … ve … için ayrı ayrı 100.000,00 TL, … ve … için ayrı ayrı 50.000,00 TL olmak üzere toplam 600.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareden alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, maddi tazminat hesabından 13-18 yaş arası gelirin indirilmemesi gerektiği, bilirkişice hesaplanan yol giderlerine hükmedilmemesinin eksiklik olduğu, hesaplamanın lisans eğitimi alacak kişiye göre yapılması gerektiği, asgari ücretin değil en az ortalama bir memur maaşının esas alınması gerektiği, raporlu dönem için hesaplanan geçici iş göremezlik tazminat bedelinin tamamının ödenmesi gerektiği, miktar artırım dilekçeleri doğrultusunda dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği, davalı idare tarafından, tıbbi ameliyelerde herhangi bir kusur olmadığı, bilirkişi raporunun karara esas alınabilir nitelikte olmadığı, hastanın başka bir birimde tedaviye devam etmesi nedeniyle söz konusu komplikasyonların orada ortaya çıkmış olabileceği, bu şekilde idareleri ile illiyet bağının kesildiği, maluliyet oranının belirlendiği raporun mahkeme kararına esas alınabilir nitelikte olmadığı ileri sürülerek Mahkeme kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. Davacılar ve müdahil tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
MADDİ OLAY : Davacılar, …'nun 15/12/2014 tarihinde karın ağrısı şikayeti nedeniyle Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Hastanesine müracaat etmişler, burada yapılan tetkikler neticesinde akut apandisit tanısı konularak operasyon yapılması kararı verilmiştir. Laparoskopik apendektomi planlanmasına karşın laparoskopik yapılamaması nedeniyle açık operasyona geçilmiş, operasyon sonrasında meydana gelen iç kanama nedeniyle …, iki kez daha operasyona alınmış ve sonrasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesine sevk edilmiştir.
Davacılar, …’ya, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Hastanesinde uygulanan teşhis ve tedavilerde hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle 09/05/2015 tarihinde mülga Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna ve Sağlık Bakanlığına başvurmuş, yapılan başvuruların zımnen reddedilmesi üzerine bakılmakta olan davayı açmışlardır.
Olayda, uyuşmazlık konusu tıbbi müdahale ile ilgili olarak Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından müdahaleyi gerçekleştiren davalı idare yanında müdahil Dr. … hakkında başlatılan … sayılı soruşturma dosyasında alınan Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulunca hazırlanan … tarih ve …sayılı raporda; " 16/12/2014 tarihinde yapılan laparoskopik apandektomi operasyonunun endikasyonu bulunduğu, seçilen ameliyat yönteminin uygun olduğu, operasyon sırasında anestezi hekimince tansiyonda düşme olduğunun belirtilmesi üzerine açık ameliyata geçilmesinin yerinde bulunduğu, operasyon sırasında oluşan damar yaralanmasının laparoskopik cerrahinin her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyonu olduğu, gelişen hematoma tarif edilen bölge itibariyle cerrahi olarak müdahale edilmesi önerilmekle birlikte hekimin ifadesinde hemodinamik olarak stabil olması, hematom alanında pulsasyon tespit etmemesi ve operasyon sırasında hematom alanında bir artış ya da büyüme saptamadığı için daha ileri bir müdahale gerekmediğine karar verdiği, ancak bu tip bir durumda küçüğün operasyon sonrası yakın takibe alınması gerektiği, ilk ameliyat sonrası takiplerinde taşikardi ve idrar çıkışında düşme gelişmesine rağmen erken dönemde ameliyata alınmaması nedeniyle komplikasyon yönetiminin uygun olmadığı, komplikasyon yönetiminin uygun biçimde yapılmamasına bağlı olarak kardiak arrest ve sol lumbosakral pleksusun parsiyel aksonal dejenerasyonuna bağlı arızasının küçüğün yaşamını tehlikeye soktuğu, etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olmadığı, duyu ve organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması mahiyetinde bulunduğu" tespitlerine yer verilmiştir.
İlk derece Mahkemesince, yukarıda anılan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir anlatımla, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Zararın oluşmasında zarara uğrayanın veya üçüncü kişinin kusurunun bulunması halinde ise idarenin tazmin sorumluluğunun ortadan kalkacağı ya da kusur ölçüsünde azalacağı açıktır. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Bedensel zarar" başlıklı 54. maddesinde, bedensel zararların; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olduğu; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinin 1. fıkrasında, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği; zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı, bu Kanun hükümlerinin, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı hükümlerine yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde ise, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." kuralına yer verilmiştir.
Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 282. maddesinde; "Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi verilen rapor dikkate alınmadan uyuşmazlığın çözümüne engel bir düzenlemenin bulunmadığı açıktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık konusu olayda, Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporda, operasyon sonrası komplikasyon yönetiminin uygun olmadığı, komplikasyon yönetiminin uygun biçimde yapılmaması neticesinde ...'nun hayatının tehlikeye girdiği ve duyu ve organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına sebebiyet verildiği belirtildiğinden, meydana gelen zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı açıktır. Hal böyle olunca, davacıların hizmet kusurundan kaynaklı zararlarının davalı idarece tazmininin gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.
Bununla birlikte öncelikle, İdare Mahkemesinin 23/10/2019 tarihli ara kararı uyarınca Ege Üniversitesi Tıp Fakültesince düzenlenen … tarih ve … sayılı Adli Sağlık Kurulu raporunda,...'nun olaya bağlı gelişen birden fazla arızası bulunması nedeniyle balthazard formülü uygulandığında mevcut kalıcı arızalar çerçevesinde meslekte kazanma gücü azalma oranının %69 oranında olduğu, tıbbi iyileşme süresinin 18 ay olduğu ve sürekli bakıma muhtaç olmadığı yolunda görüş ve değerlendirmelere yer verildiği ancak … hakkında İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen … tarih ve … sayılı Özürlü Sağlık Kurulu Raporunda özür oranının %28 olarak belirlendiği, söz konusu raporlarda oransal olarak farklılıklar olduğu ve bunun nedenine ilişkin açıklamanın da alınan son raporda yer almadığı, anılan durumun çelişki yarattığı göz önünde bulundurulduğunda, Bölge İdare Mahkemesince güncel ve kesin maluliyet oranının tespitine yönelik olarak Adli Tıp Kurumuna bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir. Daha sonra ise, davacı …'nun maddi zararı aşağıda belirtilen ilkeler dikkate alınarak yeniden hesaplanmalıdır: A- Uyuşmazlığın Maddi Tazminata İlişkin Kısmının İncelenmesi: Tazmin edilecek zararın tespiti için öncelikle Borçlar Kanunu'nun yukarıda aktarılan 54. maddesi hükmünün anlam ve kapsamının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Aktarılan hükümden de görüleceği üzere; kazanç kaybı ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, maddenin ayrı bentlerinde farklı bedensel zarar kalemleri olarak örnekleme yoluyla sayılmıştır. Buna göre, bedensel zarara uğrayan kişiler hem "kazanç kaybı" hem de "çalışma gücü kaybı"na uğrayabilirler.
Öte yandan; bedensel zararın neden ve etkisiyle çalışma gücü kaybına uğrayan, bir başka ifadeyle, kısmen veya tamamen çalışma gücünü kalıcı/sürekli kaybeden kişinin gelirinde veya kazancında bir azalma meydana gelmemiş olsa dahi işini ya da günlük yaşamsal faaliyetlerini eskisine ve emsallerine nazaran daha fazla efor sarf ederek yapması nedeniyle oluşan ve bir maddi zarar kalemi olan "efor/güç kaybı zararı", yukarıda anılan Kanun hükmünde geçen "çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar" kapsamında yer almaktadır. Zira, kişinin uğradığı bedensel zararı, çalışma gücündeki kayıp nedeniyle fazladan sarf ettiği "efor" oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, çalışma gücü kaybına uğrayan kişinin günlük yaşamını sürdürebilmesi ve mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda kuşku bulunmamaktadır.
İdare Mahkemesince; davacılardan …’nun olay tarihi itibarıyla (15/12/2014) 13 yaşında olduğu, 18 yaşına kadar gelir elde etmesine olanak bulunmadığı, buna karşı bilirkişi raporunda bilinen devre gelirlerinin 15/12/2014 tarihi esas alınarak hesaplandığı, 15/12/2014 tarihi ile adı geçen davacının 18 yaşına ulaşacağı 17/09/2019 tarihine kadar bilirkişi raporunda hesaplanan bilinen devre gelirlerinin toplam belirlenen tutardan tenzil edilmesi gerektiği, buna göre (15/12/2014–17/09/2019 tarihlerine) isabet eden 75.398,72 TL'lik tutarın hesaplanan toplam tazminattan indirilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.
Ayrıca, İdare Mahkemesince, davacının kazanç/gelir kaybından kaynaklı maddi zararına yönelik olarak bir değerlendirme yapılmamıştır. Yukarıda aktarıldığı şekilde Mahkemece yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu davacının meslekten kazanma gücü kaybının %60 ve üzerinde olduğunun tespiti halinde kazanç/gelir kaybından kaynaklı maddi zarara yönelik de hesaplama yapılması gerekecektir.
Buna göre Mahkemece, davacının efor kaybından (çalışma gücü kaybı) kaynaklı maddi zararına yönelik olarak Dairemizin son dönem içtihatlarına uygun bir şekilde hesaplama yapılmak suretiyle zararın tespit edildiğinden bahsedilemeyeceği gibi, davacının kazanç/gelir kaybından kaynaklı maddi zararına yönelik olarak da bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Efor (Güç) kaybı tazminatı istemi yönünden;
Zararın doğduğu tarihten davacı …'nun 18 yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönem bakımından (15/12/2014-17/09/2019), o tarihlerde yürürlükte olan asgari geçim indirimi hariç net asgari ücretler dikkate alınmalı, bu şekilde belirlenecek miktara, kalıcı iş gücü kaybı oranı uygulanmalıdır. Bu dönem (0-18 yaş dönemi) için esas alınan asgari ücret, bir çalışmanın karşılığı değil, ekonomik bir değer taşıyan yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinin karşılığı olduğundan, ücretle fiilen çalışanlara uygulanmak için getirilen asgari geçim indiriminin ücretli bir çalışmanın söz konusu olmadığı bu döneme ilişkin zararın hesaplanmasında dikkate alınamayacağı açıktır. 18 yaşından, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihine kadar olan dönem bakımından, o tarihlerde yürürlükte olan asgari geçim indirimi dahil net asgari ücretler dikkate alınmalı, bu şekilde belirlenecek miktara, kalıcı iş gücü kaybı oranı uygulanmalıdır. Ancak yapılacak hesaplamada 2022 yılından itibaren asgari geçim indirimi uygulamasının sona erdiği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten, muhtemel ömür sonuna kadar olan işleyecek dönem bakımından, efor kaybı zararının, bilinen son asgari ücret miktarı 1/Kn formülüne göre her yıl %10 arttırılmak ve % 10 iskontoya tabi tutulmak ve iş gücü kaybı oranı uygulanmak suretiyle hesaplanması gerekmektedir. (Asgari geçim indirimi uygulamasının sona ermiş olması nedeniyle işleyecek dönem içerisindeki aktif ve pasif dönemler bakımından esas alınacak asgari ücret aynı olduğundan, herhangi bir ayrıma gidilmesi gerekmemektedir.) Kazanç/gelir kaybı tazminatı istemi yönünden;
Öncelikle işbu bozma kararı sonrası yeniden yapılacak yargılamada, 17/09/2001 doğumlu …'nun güncel tarih itibarıyla gelir getirici herhangi bir işte çalışıp çalışmadığı araştırılmalıdır. Davacı gelir getirici bir işte çalışıyorsa dava konusu olay nedeniyle herhangi bir kazanç/gelir kaybından bahsedilemeyecektir. Aksi takdirde, kalıcı/sürekli sakatlığa uğrayan 0-18 yaşları arasındaki küçüklerin uğradığı kazanç kaybı zararı Dairemizin son dönem içtihatları uyarınca şu şekilde hesaplanmalıdır: - 0-18 yaş: Bu dönemde aktif çalışma ve gelir elde durumu olamayacağından kazanç kaybı söz konusu değildir. - 18-60 yaş (aktif dönem): Küçüklerin uğradığı aktif dönem kazanç kaybı zararı, ileride 18 yaşını tamamladıktan sonra yükseköğrenim görüp görmeyeceklerinin bilinmemesine de bağlı olarak hangi mesleği seçecekleri belli olmadığından AGİ dahil net asgari ücret esas alınmak suretiyle hesaplanmalıdır. Ancak, sakatlık oranının %60’tan az olması halinde, kişi çalışabilecek durumda olduğu için kazanç kaybı bulunmamaktadır. Sakatlık oranının %60 ve daha fazla olması halinde, bu oran 5510 sayılı Kanunun 25. maddesine göre bir kişinin malul sayılma sebebidir. Buna göre % 60 ve üzerinde malul olan kişiye, bir daha çalışamayacak durumda olması nedeniyle kazanç kaybı karşılığı olarak AGİ dahil net asgari ücret ödenmelidir. Ayrıca, yapılacak hesaplamada 2022 yılından itibaren asgari geçim indirimi uygulamasının sona erdiği de göz önünde bulundurulmalıdır. - 60 yaş-muhtemel ömür sonu: Sakatlık oranının %60’tan az olması halinde, kişi çalışabilecek durumda olduğu için bu çalışması karşılığında tarafına yaşlılık aylığı bağlanacağından, kazanç kaybı bulunmamaktadır. Sakatlık oranının %60 ve daha fazla olması halinde, bu oranda maluliyete maruz kalan/bırakılan bir kişi çalışamayacak durumda olduğundan yaşlılık aylığı alması ihtimalinin de bulunmadığı gözetilerek kazanç kaybı karşılığı olarak yaşlılık aylığı ( somut uyuşmazlıkta, güncel rapor tarihi itibarıyla gelir getirici bir işte çalışılıyorsa bu husus dikkate alınarak aksi takdirde 18-60 yaş arasında sadece asgari ücretle çalışmış bir işçiye bağlanabilecek yaşlılık aylığı) ödenmelidir.
Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacı ...'nun efor kaybı ve gelir kaybından (Davacının, gelir getirici herhangi bir işte çalışmadığının tespiti ve Mahkemece alınacak bilirkişi raporunda meslekte kazanma gücü kaybının %60 ve üzerinde olması halinde) kaynaklanan maddi zararının bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir. B- Uyuşmazlığın Manevi Tazminata İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir. Kendisinin veya yakınlarının uğradığı tecavüz, saldırı veya meydana gelen bir ölüm olayı sonucunda; fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminat, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlamaktadır. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve varsa idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri hak ihlallerinin bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli, idari faaliyetin niteliği ve idarenin sorumluluk sebebi gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
Dava konusu olayda, davalı idarenin kusurlu olduğu, dolayısıyla davacıların uğradığı manevi zararın tazmini gerektiği açık ise de; takdir edilecek manevi tazminatın, benzer olaylara göre yüksek belirlenmesini gerektiren özel bir durumun bulunmadığı anlaşıldığından, davacılar yönünden manevi tatmin sağlayacak, idarenin kusurunu ortaya koyacak, ancak aynı zamanda idare yönünden ölçülü ve hakkaniyetli olacak, makul bir tutarda belirlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda, idarenin olaydaki mevcut kusuru, olayın oluş şekli dikkate alındığında, Bölge İdare Mahkemesince davacıların her biri yönünden takdir edilen manevi tazminat miktarı fazla bulunduğundan, manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alınarak yukarıda belirtilen ölçütlere göre hükmedilecek manevi tazminat tutarı yeniden belirlenmelidir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların ve davalı idarenin temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2.Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 21/03/2023 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.