Aramaya Dön

Danıştay 6. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2023/1602
Karar No
K. 2023/3948
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2023/1602 E.  ,  2023/3948 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

ALTINCI DAİRE

Esas No: 2023/1602
Karar No: 2023/3948
TEMYİZ EDENLER: 1- (DAVALI)... Valiliği
VEKİLİ: Av. ...

2.MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) ... İnşaat Turizm Ticaret Madencilik ve Sanayi Ltd. Şti.

VEKİLLERİ: Av. ... , Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACILAR): 1- ...

: 2- ...

VEKİLLERİ: Av. ...

3....

4.... Derneği

5....

...

26....

VEKİLLERİ: Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Muğla ili, Datça ilçesi, ... Mahallesi sınırları içerisinde davalı yanında müdahil ... İnşaat Turizm Ticaret Madencilik ve Sanayi Limited Şirketi tarafından yapılması planlanan "II-A Grubu Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi (ER:... ) Projesi" ile ilgili olarak 25/11/2014 tarihli, 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin 17. maddesi uyarınca Muğla Valiliğinin ... tarihli ve ... sayılı işlemi ile verilen "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararının iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda, dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yaptırılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; dava konusu proje alanının gerçekleştirileceği taşınmazın I. derece doğal sit alanına yakın olduğu, hatta taşınmazın bir bölümünün I. derece doğal sit alanı içerisinde kaldığı, ayrıca alanın "Datça - Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi" sınırları içerisinde yer aldığı, bu haliyle I. derece doğal sit alanının içerisi ve etrafı ile özel çevre koruma bölgesi sınırları içerisinde yapılacak herhangi bir faaliyet neticesinde doğal çevresel etkilerin olabileceği, söz konusu alanda yapılacak faaliyete esas patlatma, tozuma eyleminin etkilerinin de yalnızca proje alanı ile sınırlı kalamayacağı ve antik doğal peyzaj, doğal siluet, orman alanı ile yakınında bulunan tarım arazilerinin de bu durumdan etkilenebileceği, ilave olarak davaya konu taşınmazın bulunduğu alanın içerisinde yer aldığı bölgenin, doğal kalabilen flora ve fauna özellikleri nedeniyle kuş türleri ve bitkiler açısından sağlıklı bir yaşam alanı oluşturduğu, ancak faaliyete ilişkin proje tanıtım dosyasında bölgede bulunan endemik bitki türlerine yer verilmediği gibi, bölgede yaşayan canlılar ile bitki türlerine ilişkin flora ve fauna durumunun da ayrıntılı olarak irdelenmediği, diğer taraftan söz konusu proje alanının tamamının orman alanı içinde kaldığı ve proje alanına yaklaşık 450 metre mesafede zeytinlik vasfında tarım arazilerinin bulunduğu ve bu haliyle faaliyetin bir bütün olduğu değerlendirildiğinde; davalı yanında müdahil şirket tarafından yapılması planlanan projenin, olumsuz çevresel etkilerinin olabileceği gibi, çevre bütünlüğüne de zarar verebileceği, bu durumda davaya konu proje alanına yönelik olarak çevresel etkilerin kümülatif olarak değerlendirilerek çevresel etki değerlendirmesine tabi tutulmasının uygun olacağı kanaatine varıldığından, dava konusu "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :

1.Davalı tarafından; davacıların görülmekte olan davayı açma ehliyetlerinin bulunmadığı; hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın "özel çevre koruma bölgesi" sınırları içerisinde kaldığı belirtilmekte ise de, proje alanının "Datça - Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi" 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında "taş ocağı" işaretiyle gösterildiği, dolayısıyla proje alanında taş ocağı işletmeciliği yapılabileceği, Muğla Taş Ocakları İnceleme Komisyonu tarafından da, özel çevre koruma bölgesi içerisinde taş ocağı yapılması uygun görülen üç sahadan birinin uyuşmazlık konusu taşınmaz olduğu; Datça - Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesinin toplam büyüklüğünün 144.000 hektar olduğu, proje alanının ise, özel çevre koruma bölgesinin yalnızca 24,91 hektarlık kısmında yer aldığı, bilirkişiler tarafından proje alanının sadece özel çevre koruma bölgesinde yer alması hususu dikkate değerlendirme yapılmasının doğru olmadığı, bu doğrultuda bilirkişi raporunun özellikle biyoloji disiplini açısından görüşlere yer verilen kısmında, özel çevre koruma bölgesinin tamamına matuf değerlendirmeler yerine, proje alanı özelinde tespit ve değerlendirmelere yer verilmesi gerektiği, proje tanıtım dosyasının flora ve faunaya ilişkin bilgiler içeren kısımlarının ayrıntılı incelemeler içerdiği, ayrıca bilirkişi raporunun anılan kısmında yer alan "faaliyet alanının ruhsat alanın bir kısmının I. derece doğal sit alanında kalması..." ibaresi ile yapılan değerlendirmenin ise, hatalı bilgiye dayandığı, zira uyuşmazlık konusu proje alanın bulunduğu taşınmazın proje alanı dışındaki kısmının, I. derece doğal sit alanında kaldığı ve uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu parselin proje alanı dışındaki kısmının I. derece sit alanında kalmasının, proje alanının bir kısmının I. derece doğal sit alanında kalması şeklinde yorumlanamayacağı; hükme esas alınan bilirkişi raporunun ziraat mühendisliği disiplini açısından değerlendirmeler içeren kısmında gerekçesiz tespitlere yer verildiği, keşif esnasında zeytin ve badem ağaçlarının dal ve yapraklarında belirli bir toz birikiminin tespit edilmesine karşın, uyuşmazlık konusu projenin, proje alanına yakın mesafedeki zeytinliklerin vegetatif ve generatif gelişmesine engel oluşturup oluşturmayacağı konusunda değerlendirme yapılmadığı; arkeoloji alanında yapılan değerlendirmenin ise anılan bilirkişinin uzmanlık alanı dışında tespit ve değerlendirmeler içerdiği; bilirkişi raporunun çevre mühendisliği disiplini açısından değerlendirmeler içeren kısmında ise, toz hesabının ilgili mevzuatta öngörülen kriterlere göre yapılmasına karşın, bu husus göz ardı edilerek görüş bildirildiği; proje tanıtım dosyasında bunker ve kırıcıların kapatılacağına ilişkin bir teknolojiye veya bilgiye yer verilmemesinin bilirkişi görüşünün aksine, önemli bir eksiklik teşkil etmeyeceği, zira bu hususun çevre izni aşamasında değerlendirilecek nitelikte olduğu; öte yandan, bilirkişi raporunda bildirilen görüşün aksine, projenin çevresel etki değerlendirme sürecine tabi kılınmasına gerek olmadığı; belirtilen nedenlerle, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararının bozularak kaldırılması gerektiği ileri sürülmektedir.

2.Davalı yanında müdahil tarafından; davacıların görülmekte olan davayı açma ehliyetlerinin bulunmadığı ve davanın süresinde açılmadığı; hükme esas alınan bilirkişi raporunun varsayımlara dayandığı ve çelişkiler barındırdığı; bilirkişi raporunun belirli kısımlarında dava konusu maden sahasının sit alanında kaldığı, başka kısımlarında ise sit alanı sınırlarında kalmadığı yolunda farklı uzmanlarca yapılan değerlendirmelerin bu anlamda çelişkili olduğu; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Koruma Genel Müdürlüğünün 12/08/2022 tarihli yazısında, "talep alanının Datça - Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içerisinde olduğu, doğal sit alanı içerisinde yer almadığı, uyuşmazlık konusu ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın 3.627.456,68 m2, dava konusu maden sahasının ise 620.000,00 m2 büyüklüğünde olduğu, bu bağlamda dava konusu taşınmazın proje sahasına isabet eden kısmının doğal veyahut kentsel sit alanı dışında kaldığının açık olduğu; öte yandan, Datça - Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında, "orman alanı" ve "maden çıkartma alanları" kullanımlarında kaldığı ve anılan idarenin 24/09/2020 tarihli yazısında ise, maden sahasının bulunduğu alanda hassas ve endemik habitatın bulunmadığı hususlarının belirtildiği; biyoloji disiplini açısından değerlendirmeler yapılan kısımda, ilgili maden sahası ve çevresi bağlamında değerlendirme yapılması gerekirken, Datça yarımadasının bütünü üzerinden değerlendirme yapıldığı; ziraat mühendisliği disiplini açısından değerlendirmeler içeren kısımda, taş ocaklarının kontrolsüz ve düzensiz faaliyetlerde bulunması halinde oluşacak olumsuz neticeler bağlamında değerlendirme yapıldığı, idarenin sürekli denetimine tabi biçimde işletilecek tesis ile ilgili bu değerlendirmelerinin kabul edilmesinin mümkün olmadığı; sonuç olarak dava konusu "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararının hukuka uygun olarak tesis edildiği ve çelişkiler barındıran bilirkişi raporunun hükme esas alınması sonucu dava konusu işlemin iptali yolunda verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ... 'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının, Dairemiz kararında belirtilen gerekçe ile bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, Üye ... ve Üye ... 'nın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin (i) bendi uyarınca Dairemizce keşif ve bilirkişi incelemesinin yaptırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği yolundaki usule ilişkin azlık oyuna karşın, Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinin yeterli olmaması nedeniyle maddi olay açıklığa kavuşturulmadığından bu aşamada temyiz isteminin esasının görüşülemeyeceği sonucuna varılarak, gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE

MADDİ OLAY :

Muğla ili, Datça ilçesi, ... Mahallesi sınırları içerisinde ... İnşaat Turizm Ticaret Madencilik ve Sanayi Limited Şirketi tarafından yapılması planlanan "II-A Grubu Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi (ER:... ) Projesi" hakkında, 25/11/2014 tarihli, 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin 17. maddesi uyarınca Muğla Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce ... tarihli ve E-... sayılı kararı ile "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararı verilmiştir. Bunun üzerine, anılan işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun'un 20. maddesinde; "Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığının iznine bağlıdır. (Değişik ikinci fıkra: 23/1/2008-5728/99 md.) Zeytincilik sahaları daraltılamaz. Ancak, belediye sınırları içinde bulunan zeytinlik sahalarının imar hudutları kapsamı içine alınması hâlinde altyapı ve sosyal tesisler dahil toplam yapılaşma, zeytinlik alanının %10’unu geçemez." hükmü yer almaktadır. 03/04/1996 tarih ve 22600 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Zeytinciliğin Islahı Yabanilerin Aşılattırılmasına Dair Yönetmelik'in 4. maddesinde "Zeytinlik Saha: Orman sınırları dışında bulunan ve Devletin hüküm ve tasarrufunda olan yabani zeytinlik, antepfıstığı ve harnupluklar ve her nevi sakız çeşitleri veya şahıs arazisi olan tapuda bu şekilde kayıtlı sahalar ile orman sınırları dışında olup da 17/10/1983 tarihli ve 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun kapsamında bulunmayan zeytin yetiştirmeye elverişli makilik ve fundalıklardan oluşan en az 25 dekarlık alan" olarak tanımlanmış; (03/04/2012 tarih ve 28253 sayılı Resmî Gazete'de Yayımlanan Yönetmelikle değiştirilen) "Zeytinlik Sahalarda Sanayi Tesisi Kurulmasının Önlenmesi" başlıklı 23'üncü maddesinin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan halinde "Zeytinlik sahaları içerisinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede, zeytinyağı fabrikası hariç, zeytinin vegetatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Zeytinlikler içinde zeytinyağı fabrikası ve küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmesi tesis etmek isteyenler, mahallin en büyük mülki amirine başvururlar. Bunun üzerine Müdürlüklerce yerinde yapılacak inceleme sonunda düzenlenecek rapor, Bakanlığa gönderilir.

Bakanlıkça uygun görüldüğü takdirde, ilgili mevzuat çerçevesinde mahallin en büyük mülki amiri tarafından gerekli izin verilir. Aksi takdirde olumsuz cevap başvuru sahibine yazı ile tebliğ edilir. İzin alınmaksızın yapılan fabrikaların işletilmesi yetkililerce men edilir. Kaçak işletildiği takdirde umumi hükümlere göre kanuni takibat yapılır. " hükmüne yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 10. maddesinde, "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez..." hükmüne yer verilmiştir. 25/11/2014 günlü, 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin "Kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, söz konusu Yönetmelik'in "Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamına giren projelerin başvuru, inşaat öncesi, inşaat, işletme ve işletme sonrası izlenmesi ve denetlenmesi" kapsadığı belirtilmiş;

4.maddesinde; ''Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun saptanması üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı" olarak, "Çevresel Etki Gerekli Değildir Kararı: Seçme Eleme Kriterlerine Tabi Projelerin çevresel etkilerinin incelenerek, çevresel etkilerinin daha detaylı incelenmesi amacıyla Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlanmasının gerektiğini belirten Bakanlık kararı" olarak; "Çevresel Etki Değerlendirmesi Süreci: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin çevresel etki değerlendirmesinin yapılabilmesi için; başvuru, inşaat öncesi, inşaat, işletme ve işletme sonrası çalışmaları kapsayan süreci" olarak; "Etki: Gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin hazırlık, inşaat ve işletme sırasında ya da işletme sonrasında, çevre unsurlarında doğrudan ya da dolaylı olarak, kısa veya uzun dönemde, geçici ya da kalıcı, olumlu ya da olumsuz yönde ortaya çıkması olası değişiklikleri" olarak; "Etki Alanı: Gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin işletme öncesi, işletilmesi ve işletme sonrasında etkilediği alanı" olarak; "İzleme ve kontrol: Gerçekleştirilmesi planlanan projeye dair "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı alındıktan sonra, inşaat, işletme ve işletme sonrası dönemine ilişkin, kararın verilmesine esas teşkil eden şartlar doğrultusunda yürütülmesinin sağlanması için yapılan çalışmaların bütünü olarak, "Denetim: Gerçekleştirilmesi planlanan projeye dair "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı alındıktan sonra, inşaat, işletme ve işletme sonrası dönemine ilişkin, kararın verilmesine esas teşkil eden şartlar doğrultusunda yürütülüp yürütülmediğinin tespit edilmesine yönelik çalışmaların bütünü" olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmelik'in 6. maddesinde, "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeler için ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum ve kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdiklere taahhütlere uymakla yükümlüdürler... (3) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelere hiçbir teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez...' kuralına yer verilmiş olup;

7.maddesinde, Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeler sayılmış, buna göre anılan Yönetmeliğin EK-1 listesinde yer alan projeler ile Seçme Eleme Kriterlerine tabi olup "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir" kararı verilen projeler için Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlanmasının zorunlu olduğu;

15.maddesinde ise, Bu Yönetmeliğin EK-2 listesinde yer alan projeler ile kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi EK-2 listesinde belirtilen projelerin seçme, eleme kriterlerine tabi olduğu kurala bağlanmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin yollamada bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren haller" başlıklı 266. maddesi, "(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez." hükmünü; "Bilirkişi sayısının belirlenmesi" başlıklı 267. maddesi, "(1) Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür." hükmünü; aynı Kanun'un "Bilirkişinin haber verme yükümlülüğü" başlıklı 275. maddesinin birinci fıkrası "Bilgisine başvurulan bilirkişi, kendisine tevdi olunan görevin, uzmanlık alanına girmediğini, inceleme konusu maddi vakıaların açıklığa kavuşturulması ve tespiti için, uzman kimliği bulunan başka bir bilirkişi ile işbirliğine ihtiyaç duyduğunu veya görevi kabulden kaçınmasını haklı kılacak mazeretini bir hafta içinde görevlendirmeyi yapan mahkemeye bildirir." hükmünü; "Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve rapor" başlıklı 279. maddesinin 2. fıkrası ise, "(2) Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir..." hükmünü içermektedir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde birinci fıkrasının (a) bendinin 13 numaralı alt bendinde doğal (tabii) sitin, "jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." olarak; 19/07/2012 tarihli, 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinde özel çevre koruma bölgesinin ise "Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi haiz, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli olan ve (Değişik ibare:RG-16/3/2020-31070) Cumhurbaşkanı Kararı ile ilan edilen kara, su ve deniz alanlarını" olarak tanımlandığı görülmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun'un 20. maddesinde, gerekli tedbirler alınmış olsa bile, zeytinlik sahalarında ve bu sahalara 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri hariç kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran ya da sayılan olumsuz sonuçlara yol açma ihtimali bulunan tesislerin yapılmasını ve işletilmesini önlemeyi amaçladığı açıktır. Diğer taraftan; 03/04/1996 tarihli ve 22600 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Zeytinciliğin Islahı Yabanilerin Aşılattırılmasına Dair Yönetmeliğin (03/04/2012 günlü ve 28253 sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan Yönetmelikle değiştirilen) 4. maddesinde yer alan "Zeytinlik Saha" tanımının ve aynı Yönetmeliğin 23. maddesinin iptali istemiyle Danıştay Sekizinci Dairesinin E:2012/4992 sayılı dosyasında açılan davada, dava konusu Yönetmeliğin; dayanağı Kanunun 20. maddesinin ilk fıkrasında da aynen yer verilen 23. maddesinin ilk fıkrasının "Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede zeytin ağaçlarının bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek kimyevi atık, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal işletmelerin yapımı ve işletilmesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın iznine bağlıdır.'' cümleleri bakımından davanın reddi;

4.maddesinde yer alan "Zeytinlik Saha" tanımının ve 23. maddesinin diğer kısmının ise iptali yolundaki 19/02/2015 günlü, K:2015/996 sayılı kararı karşısında, artık kamu yararı kararı alınarak dahi kimyevi atık, toz ve duman çıkaran tesislerin zeytinlik sahalara 3 kilometre mesafe içerisinde yapılması mümkün değildir.

Öte yandan; ÇED süreci sonunda verilecek kararların yargısal denetimi yapılırken, seçilecek bilirkişiler arasında bir çevre mühendisinin bulunması, diğer bilirkişilerin ise projenin bulunduğu çevrenin özelliklerine göre ve proje tanıtım dosyası ve ÇED raporunu hazırlayan kişilerin uzmanlık alanları da dikkate alınmak suretiyle belirlenmesi önemli bir gereklilik olmakla birlikte; böyle bir heyet tarafından hazırlanacak bilirkişi raporunun, dava konusu proje kapsamında öngörülen faaliyetin çevresel etkilerinin ve bu etkilerin minimize edilmesi için Proje Tanıtım Dosyası ya da ÇED Raporu içinde yer verilen önlemlerin yeterli olup olmadığının tespit edilerek değerlendirilmesi açısından, tarafları tatmin edici düzeyde hazırlanmasının da önemli bir gereklilik olduğu açıktır. Belirtilen hususların sağlanması, adil bir yargılama yapılması açısından önem arz etmektedir.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, bilirkişi raporunda eksiklik veya belirsizlik arz edilen hususların varlığı durumunda, Mahkemece bu hususların, bilirkişiye tamamlattırılması ya da belirsiz olan hususların açıklattırılması veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği sonucuna varılmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için İdare Mahkemesince, Harita ve Kadastro Mühendisi ... , Maden Mühendisi ... , Biyolog ... , Orman Mühendisi ... , Ziraat Mühendisi ... , Arkeolog ... ve Çevre Mühendisi ... 'den oluşan bilirkişi heyetine mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmış, hazırlanan bilirkişi raporunda özetle; -Projenin harita ve kadastro mühendisliği disiplini açısından değerlendirilmesi sonucunda; dava konusu proje alanı ve yakın çevresindeki parselleri gösteren uydu görüntüsüne ve proje alanına yakın mesafede bulunan zeytinlik, bademlik, çalılık ve fundalık arazilerin tapu bilgileri ve büyüklüklerine ilişkin bilgilere yer verilmiş; proje alanına, en yakın bademlik vasfındaki ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın 200 metre, en yakın konutların ise 975 ve 1.380 metre mesafede olduğu; - Projenin maden mühendisliği disiplini açısından değerlendirilmesi sonucunda; davacılar tarafından iddia edildiğinin aksine, iki ayrı maden sahasının tek bir ÇED dosyasıyla işleme alınmadığı, kaldı ki farklı sahalar için ayrı ayrı ÇED dosyalarının hazırlanmasının ilgili mevzuat uyarınca zorunlu olduğu, üretim sırasında patlatma sayısı ve alınacak tedbirlerin yeterli olduğu, patlatmanın yaratacağı ses ve sarsıntı etkisinin en aza indirilmesi için milisaniyeli gecikmeli kapsüllerle ateşleme yapılacağı, patlatma alanı üzerinde patlatmalardan önce tamamen su püskürtülerek ıslatma yapılacağı ve patlatma sonrası oluşacak toz miktarının en aza indirileceği, bu bağlamda, dava konusu "Çevresel Etki Değerlenmesi Gerekli Değildir" kararının madencilik açısından uygun olduğu; - Projenin ziraat mühendisliği disiplini açısından değerlendirilmesi sonucunda; taş ocaklarının kontrolsüz ve düzensiz yapılan faaliyetlerinde patlatma, kazı, yığma ve ulaşım yollarının kullanılması esnasında çıkardığı tozun, proje alanı yakınlarında bulunan yerleşim alanlarında insan sağlığı ile tarım ürünlerini olumsuz etkilediği; dava konusu alanla bütünleşik hali hazırda çalışmakta olan ocak yakınlarında bulunan ve yol güzergahının çevresinde yer alan zeytinlik ile badem ağaçlarında keşif esnasında dal ve yapraklarda belirli bir toz birikmesinin olduğu, verim kaybı ile meyve boyutlarında küçülmelerin görüldüğü; bu bağlamda, projenin yapılması planlanan alanın Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma bölgesi sınırları içerisinde yer alması ve ekolojik dengenin korunması açısından dava konusu “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararının tarımsal açıdan uygun olmadığı; - Projenin orman mühendisliği disiplini açısından değerlendirilmesi sonucunda; dava konusu proje sahasının orman sayılan yerde ve devlet ormanında kaldığı; proje sahasındaki (1) numaralı poligon alanının %40-50 doğal meyilli taşlık kayalık arazi olduğu, söz konusu arazi üzerinde yoğun olarak çalı olmak üzere, pırnal meşesi, delice zeytin, çalba, geven, çeti, dat çalısı, menengiç, müteşekkili %40-60 kapalılıkta makilik alan olduğu; proje sahasındaki (2) numaralı poligon alanının ise, %40-50 doğal meyilli taşlık kayalık arazi olduğu, söz konusu arazi üzerinde 10-30 yaşlarında münferit kızılçam ağaçları bulunan, yoğun olarak çalı olmak üzere, pırnal meşesi, delice zeytin, çalba, geven, çeti, dat çalısı, menengiç, müteşekkili %40-60 kapalılıkta makilik alan olduğu; dava konusu 1 ve 2 numaralı poligonların orta kısmında halen faliyette olan taş ocağı, kırma eleme tesisleri ve Datça Belediyesinin çöp toplama merkezi olarak kullanılan çukur halinde eski maden sahası bulunduğu; dava konusu yerlerin ilgili mevzuat uyarınca, tohum mesceresi, gen koruma alanları, muhafaza ormanı, orman içi dinlenme yerleri, endemik ve korunması gereken nadir ekosistemlerin içerisinde kalmadığı; dava konusu yerde daha önceden taş ocağı işletmesi yapıldığı ve halen taş ocağı, kırma eleme tesislerinin çalışmakta olduğu için orman bütünlüğünün bozulmuş olduğu; keşif sırasında 1 ve 2 numaralı poligonların içinde kalan yerlerin üzerinde münferit kızılçam ağaçları, fidanları da bulunan yoğun olarak çalı olmak üzere diğer maki elemenlarından müteşekkil “ bozuk makilik” vasfında yer olduğu; keşif sırasında arazide yapılan incelemelerde dava konusu yerin üzerindeki kızılçam ağaçları ve maki elemanlarının çap ve boylarının çok düşük, miktar olarak birkaç metreküp emval verebileceği kanaatine varıldığı; orman örtüsü kaldırılan dava konusu yerin tekrar orman haline getirilmesi için yapılan harcamalarının taahhütname gereği peşin alınan ağaçlandırma giderinden karşılanabileceği, dolayısıyla kamunun veya orman idaresinin telafi edilemeyen kayıp veya zararının oluşmayacağı; sonuç olarak dava konusu 24,91 hektarlık ormanlık alanın, üzerinde ve bitişik çevresinde yürürlükte bulunan amenajman planına ve keşif sırasında yapılan gözlemlere göre, verimli orman alanları tespit edilemeyen, bozuk makilik vasfında ve taşlık, kayalık arazi niteliğinde olduğu; proje tanıtım dosyasına dayanılarak, maden işletme (kalker ocağı) açılması, kırma ve eleme tesisi yapılmasına ve çalıştırılmasına, projede belirtilen koruyucu tedbirlere ve verilen taahhütnamelere uyulması koşuluyla izin verilmesi halinde, proje sahası içindeki ve bitişik çevresindeki bozuk makilik vasfındaki ormanlar üzerinde kamu yönünden telafi edilemeyecek zararların oluşmayacağı, ekolojik soruna yol açılmayacağı, sonuç olarak projenin gerçekleştirilmesinde kamu yararı bulunduğu, bir başka ifade ile proje sahasında maden (kalker) ocağı, kırma eleme tesisi açılmasının, orman olarak muhafazasına göre daha fazla kamu yararı olduğunun düşünüldüğü, bu nedenle dava konusu “ÇED Gerekli Değildir” kararının orman mühendisliği açısından uygun olduğu; - Projenin biyoloji disiplini açısından değerlendirilmesi sonucunda; Muğla ili, Datça ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın bir kısmının Mülga İzmir II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun ... günlü ve ... sayılı kararı ile tescil edilen ve mülga Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun ... tarihli ve ... sayılı kararı ile de tesciline devam ettiren “I. Derece Doğal Sit" alanı sınırları içinde yer aldığı; faaliyet sahasını da içine alan bölgenin 1990 yılında “Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi" olarak ilan edildiği; 2003 tarihli "Datça Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi Biyolojik Zenginliğinin Tespiti ve Yönetim Planı Raporu"nda da beliritildiği üzere, Datça Yarımadası'nın, doğal kalabilmiş flora ve fauna özellikleri nedeniyle kuş türleri açısından sağlıklı bir yaşam alanı oluşturduğu, Datça Yarımadası’ndaki kuş türlerinin, özellikle 22 türle temsil edilen yırtıcı kuşlar ve 63 türle temsil edilen ötücü kuşlar bakımından önem arz ettiği, yırtıcı kuşların bu kadar çeşitli olması ve türce fazla sayıda olmasının, besin ağında en üstte olan bu canlıların varlıklarını sürdürebildiklerini ve bunun da trofik seviyelerde kendilerinden daha aşağı seviyelerde bulunan ve avları olan diğer canlıların ve dolayısı ile tüm ekosistemin sağlıklı olduğunu gösterdiği; aynı çalışma ve raporda 21 familyaya ait 47 endemik bitki türü tanımlanmasına karşın, bu bitki türlerinin bir kısmının proje tanıtım dosyasında yer almaması nedeniyle saha ve literatür çalışmalarının yetersiz olarak değerlendirildiği; faaliyet sahası olarak belirlenen 2 poligonun ortasında kalacak olan ve aynı firmaya ait olup halen çalışmakta olan taş ocağının da etkileri göz önüne alınarak kümülatif bir değerlendirmenin ekolojik açısından uygun olacağı; proje tanıtım dosyasında flora açısından bölgede bulunan 21 familyaya ait 47 endemik bitki türünden hiç bahsedilmemesi, etki alanlarına ait flora ve faunanın ayrıntılı olarak irdelenmemiş olması, faaliyet sahasının I. Derece doğal sit alanına yakın olması, hatta faaliyet ruhsat alanının bir kısmının I. Derece doğal sit alanı içerisinde kalması, ayrıca bölgenin "Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi" sınırları içerisinde yer aldığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; ekolojik dengenin korunması açısından “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararının biyolojik açıdan uygun olmadığı; - Projenin arkeoloji disiplini açısından değerlendirilmesi sonucunda; Muğla Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısı ile taşınmazın bir bölümünün I. derece doğal sit alanında kaldığı, taşınmazın içinde kaldığı Datça-Bozburun bölgesinin ülkemizdeki 18 adet “Özel Çevre Koruma” bölgesinden biri olduğu, keşif esnasında yapılan gözlemde çevrede herhangi bir taşınır veya taşınmaz kültür varlığına rastlanılmadığı; I. derece doğal sit alanı olan sahanın tamamının kesin korunan alanlar olarak koruma altında olması gerektiği; I. derece doğal sit alanının etrafında yapılacak herhangi bir işlemin doğal çevresel etkileri olacağı, bu nedenle bu alanların korunmasında etrafının korunmasının da önem arz ettiği; uyuşmazlık konusu taşınmaz üzerinde yapılması planlanan "II-A Grubu Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi"nin Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma bölgesi sınırları içerisinde yer alması, alanda patlatma, tozuma işlemi etkilerinin yalnızca proje alanı ile sınırlı kalamayacağı ve antik doğal peyzaj ile doğal siluetin korunması gerekliliği sebepleriyle dava konusu alanda “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararının uygun olmadığı; - Projenin çevre mühendisliği disiplini açısından değerlendirilmesi sonucunda; Datça - Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında, taşınmazın “Taş Ocağı” işaretiyle gösterilen bir kısmının "I. Derece Doğal (Tabii) Sit Alanı" sınırları içerisinde kaldığı, doğal sit alanı olarak belirlenen alanın, proje alanına yaklaşık kuş uçuşu 100 metre mesafede olduğu, "II-A Grubu Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi"nin "bitki örtüsü, topografya, siluet etkisini bozabilecek, tahribata yönelik" eylemler kapsamına girdiği, projenin hayata geçirilmesinde, olumsuz çevresel etkilerinin, I. derece doğal sit alanın yakınında olmasına bağlı olarak doğal çevre bütünlüğüne zarar vereceği, kapasite ve alan bilgilerinin, ÇED Yönetmeliği, Ek-1 listesinde yer alan sınır değerlere yakın olacak biçimde altında tutulmasının, "ÇED raporu alma yükümlülüğünden kaçınma" ihtimalini kuvvetlendirmekle birlikte, sonuç olarak kapasitenin belirlenen eşik değerin sınırında tutulması halinde, ÇED sürecine tabi olma zorunluluğunun ortaya çıkmayacağı, faaliyetin çevresel etkilerine ve seçilen alanın özelliğine göre yetkili makamın, ÇED sürecine tabi tutup tutmama konusunda karar yetkisine sahip olduğu, yetkili kurumun, başvuranın beyan ve taahhütlerini esas alarak, ÇED Yönetmeliği Ek-2 Listesine (Seçme-Eleme Kriterleri Uygulanacak Projeler Listesi) tabi tuttuğu, dava konusu "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilen projeye ilişkin hazırlanan proje tanıtım dosyasında, olası çevresel etkilere yer verildiği, ilgili yönetmeliklere uyulacağının taahhüt edildiği, ayrıca genel kabul ve esaslara göre bilgilere yer verildiği, ancak projenin gerçekleştirileceği alanın bir kısmının, I. derece doğal sit sınırında kalması ve "Datça- Bozburun Özel Çevre Koruma Alanı"nda bulunması nedenleri ile, mevcutta açık olan ocağın, cevher bulunmadığından işletilmeyeceği, ancak projenin uygulanabilmesi için kullanılacağı belirtilen eski taş ocağının şimdiki proje alanı ile çakışması nedeni ile projenin çevresel etkilerinin kümülatif olarak değerlendirilmesi ve kesin sonuçlara göre ÇED sürecine tabi tutulması gerektiği yolunda görüş bildirildiği görülmektedir.

Dosyanın incelenmesinden; hükme esas alınan bilirkişi raporunun ziraat mühendisliği" disiplini açısından değerlendirmeler içeren kısmında; dava konusu alanla bütünleşik vaziyetteki hazırda çalışmakta olan ocak yakınlarında ve keşif sırasında geçilen yol güzergahının çevresinde yer alan zeytinlik ile badem ağaçlarının dal ve yapraklarında belirli bir toz birikmesinin olduğu, verim kaybı ile meyve boyutlarında küçülmeler görüldüğünün tespit edildiği" görülmekle birlikte; söz konusu tespit ve değerlendirmelerin uyuşmazlık konusu proje kapsamında detaylı olarak ele alınmadığı, başka bir proje kapsamında yürütülen faaliyet ile ilgili mevcutta bulunan toz birikmesine yönelik tespit ve değerlendirmeler haricinde, uyuşmazlık konusu faaliyetin, 3 kilometre veya daha yakın mesafede olduğu belirtilen zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak şekilde kimyevi atık bırakıp bırakmadığı, toz ve duman çıkarıp çıkarmadığı hususu ile projenin, çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu proje etki alanında mevcut durumda faaliyet gösteren veya henüz faaliyet halinde olmamakla birlikte, dava konusu "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararının tesis edilmesinden önceki bir tarihte Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği uyarınca "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" ya da "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı bulunan ve toz ve duman çıkarma, vb. etkileri bulunan diğer tüm tesisler ile birlikte uyuşmazlık konusu tesisin kümülatif etkilerinin, ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olup olmadığına yönelik hiçbir tespit ve değerlendirmeye yer verilmediği gibi, zeytinliklerin yanı sıra diğer tarımsal ürünlere yönelik projenin etkileri, bu kapsamda alınması gereken tedbirlerin bilimsel ve teknik yönden yeterliliği, vb. konularda da kapsamlı bir değerlendirmenin yapılmadığı görülmektedir.

Uyuşmazlıkta; hükme esas alınan bilirkişi raporunun biyoloji disiplinine ilişkin görüşlerin yer aldığı kısımda; uyuşmazlık konusu proje sahası ve proje etki alanı bağlamında değerlendirme yapılması gerekirken, Datça yarımadasının bütünü üzerinden değerlendirme yapıldığına yönelik dava ve davalı yanında müdahil şirket tarafından iddia ve itirazlarda bulunulduğu görülmekte olup; proje alanı ile Datça yarımadasının floristik ve faunistik özellikleri açısından ayrışmaya gidilecek yönlerin bulunup bulunmadığı, keşif esnasında yapılacak gözlem ve literatür taramasına dayalı olarak, proje alanının Datça yarımadasının floristik ve faunistik çeşitliliğini tam anlamıyla yansıtan bir nitelikte olup olmadığı dikkate alınarak, yarım adanın genelinde bulunduğu belirtilen endemik türlerin tamamına proje tanıtım dosyasında yer verilmemesinin, proje alanı bağlamında önemli bir eksiklik teşkil edip etmeyeceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Öte yandan; hükme esas alınan bilirkişi raporunun arkeoloji disiplini açısından değerlendirmeler içeren kısmında; uyuşmazlık konusu taşınmazda, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu uyarınca herhangi bir taşınır veya taşınmaz kültür varlığına rastlanmadığı belirtildikten sonra, taşınmazın bir kısmının I. derece doğal sit alanında kaldığı (proje sahası dışındaki kısmı) ve proje sahasının bulunduğu alanın özel çevre koruma bölgesi ilan edildiğinden hareketle, bir kısım tespit ve değerlendirmelere yer verildiği ve sonuç olarak I. derece doğal sit alanının etrafında yapılacak herhangi bir işlemin doğal çevresel etkileri olacağı, bu nedenle, bu alanların korunmasında, etrafının korunmasının da önem arz ettiği; uyuşmazlık konusu taşınmaz üzerinde yapılması planlanan "II-A Grubu Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi"nin Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma bölgesi sınırları içerisinde yer alması, alanda patlatma, tozuma işlemi etkilerinin yalnızca proje alanı ile sınırlı kalamayacağı ve antik doğal peyzaj ile doğal siluetin korunması gerekliliği sebepleriyle dava konusu alanda “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararının uygun olmadığı yolunda görüş bildirilmiş ise de; 2863 sayılı Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde birinci fıkrasının (a) bendinin 13 numaralı alt bendinde, doğal (tabii) sitin; "jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlar olarak;

19/07/2012 tarihli, 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinde özel çevre koruma bölgesinin, "Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi haiz, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli olan ve (Değişik ibare:RG-16/3/2020-31070) Cumhurbaşkanı Kararı ile ilan edilen kara, su ve deniz alanlarını" olarak tanımlandığı; dolayısıyla I. derece doğal sit alanına çok yakın (100 metre) mesafede bulunan projenin, I. derece doğal sit alanı ilan edilen bölge ile özel çevre koruma bölgesine etkilerinin neler olduğu, bu kapsamda proje tanıtım dosyasında yer verilen tespit ve önlemlerin bilimsel ve teknik yönden yeterli olup olmadığı kapsamında değerlendirmenin, arkeolog tarafından değil, flora uzmanı (biyolog) ve fauna uzmanı (biyolog) tarafından yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Diğer taraftan; hükme esas alınan bilirkişi raporunun çeşitli kısımlarında uyuşmazlık konusu taşınmazın bir kısmının, I. derece doğal sit alanında kaldığına yönelik tespitlere yer verildiği ve temyize konu İdare Mahkemesi kararı gerekçesinde de "dava konusu proje alanının gerçekleştirileceği taşınmazın I. Derece Doğal Sit Alanına yakın olduğu, hatta taşınmazın bir bölümünün I. Derece Doğal Sit Alanı içerisinde kaldığı" ibaresine yer verildiği; bu bağlamda davalı ve davalı yanında müdahil tarafından projenin gerçekleşeceği taşınmazın son derece büyük bir yüzölçümüne sahip olduğu, anılan parselin proje sahasına isabet eden kısmının ise I. derece doğal sit alanında kalmadığının belirtildiği, nitekim davalı yanında müdahil tarafından verilen ve 11/03/2022 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına giren temyiz ek beyan dilekçesi ekinde sunulan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısında, proje alanının özel çevre koruma bölgesi sınırları içerisinde olduğu, ancak doğal sit alanı içerisinde kalmadığının belirtildiği, proje tanıtım dosyasında da proje alanının Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi-2 sınırları içerisinde yer almakta olduğu, Yazıköy’den başlayıp Datça, Marmaris, Dalaman kıyı şeridi boyunda uzanan doğal sit alanına yaklaşık kuş uçuşu 100 metre mesafede yer aldığı, kaldı ki dava dilekçesinde de, tesisin I. derece doğal sit alanına 100 metre mesafede yer almasının, ÇED sürecine tabi kılınmasının bir gerekçesi olarak ileri sürüldüğü; hal böyle iken, her ne kadar İdare Mahkemesince taşınmazın doğal sit alanına yakın olduğu vurgulandıktan sonra, taşınmazın proje sahası dışında kalan kısmının I. derece doğal sit alanında kaldığı belirtilmek istenirken, taşınmazın bir bölümünün I. derece doğal sit alanında kaldığı ibaresine yer verildiği ve bu durumun taraflarda tereddüt oluşturabilecek nitelikte olduğu görüldüğünden; bozma kararı üzerine yaptırılacak keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda, proje alanının I. derece doğal sit alanına 100 metre mesafede bulunduğu ve dolayısıyla proje sahasının I. derece doğal sit alanında kalmadığı, ancak çok yakınında I. derece doğal sit alanı bulunduğu; ayrıca proje sahasının özel çevre koruma bölgesinde kaldığı" hususları göz önünde alınarak, dava konusu proje kapsamında alınan önlemlerin bilimsel ve teknik yönden yeterli olup olmadığı ve bu bağlamda, söz konusu projenin çevresel etki değerlendirme sürecine tabi kılınmasının gerekli olup olmadığı bağlamında değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Bu bağlamda, "adil yargılanma hakkı"nın bir yansıması niteliğindeki "gerekçeli karar hakkı" uyarınca, davalı ve davalı yanında müdahilin yukarıda yer verilen iddia ve itirazlarının açıklığa kavuşturulması ve davanın tüm taraflarının tatmin olması adına, İdare Mahkemesince, bozma kararı üzerine verilecek kararda, taşınmazın proje sahasında yer alan kısmının I. derece doğal sit alanı içerisinde kalmadığı, bununla birlikte anılan taşınmaza 100 metre mesafede olduğu göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılması ve bu hususun tereddüte mahal bırakmayacak açıklıkta belirtilmesi de önem arz etmektedir.

Yukarıda verilen bilgiler ışığında, uyuşmazlığın tereddüte mahal vermeyecek şekilde çözümlenebilmesi amacıyla, dava, savunma, bilirkişi raporuna itiraz ve temyiz dilekçelerindeki iddialar ile yukarıda yer verilen hususlar da dikkate alınarak, dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan oluşturabileceği muhtemel zararlar ile (nihai ÇED raporunda yer verilen taahhütlerin bilimsel olarak değerlendirilmesi yapılmak suretiyle) bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olup olmadığının, nihai ÇED raporunun ve alınacak önlemlerin bilimsel ve teknik açıdan yeterli olup olmadığının tespiti amacıyla, yukarıda yer verilen değerlendirmeler de dikkate alınmak suretiyle, üniversitelerin ilgili bölümlerinden seçilecek biri çevre mühendisi olmak üzere, ziraat mühendisi, orman mühendisi, maden mühendisi, flora uzmanı (biyolog), fauna uzmanı (biyolog) ile harita ve kadastro mühendisinden teşkil edecek yeni bir bilirkişi heyeti ile mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması ve bunun sonucunda yukarıda yer verilen değerlendirmeler de dikkate alınarak düzenlenecek raporun incelenmesi suretiyle yeniden karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından, hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamıştır. Bu itibarla, yukarıda niteliği belirtilen bilirkişi raporuna dayanılarak dava konusu işlemin iptali yolunda verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

Diğer taraftan; Dairemizin pek çok kararında da vurgulandığı üzere, çevreyi ilgilendiren projelerin yapımının planlandığı yörede ikamet etmeyen ya da o yörede taşınmazları bulunmayanların, bu projeler hakkında verilen ÇED kararlarının iptali istemiyle dava açma ehliyetlerinin varlığının kabulünün, bu tür idari işlemlerin ve bu işlemler üzerine yatırım planlayanların sürekli olarak dava tehdidi ile karşı karşıya kalmaları sonucunu doğuracağı ve bu durumun idari istikrar ilkesine aykırılık teşkil edeceği değerlendirildiğinden; İdare Mahkemesince, davacılardan bir kısmının davanın açıldığı tarih itibarıyla dava konusu proje alanı veya proje etki alanında ikamet edip etmediği veya o yörede taşınmazı bulunup bulunmadığı hususunun yukarıda yer verilen davacılar bakımından ayrı ayrı değerlendirilerek, (davacılardan ... 'un davanın açıldığı tarih itibarıyla kanuni yerleşim yerinin Ankara ilinde bulunduğu, davacı vekili tarafından verilen ve 25/11/2021 tarihinde kayda giren ara kararına cevap dilekçesinde, anılan davacının aşı kayıtlarına ilişkin birtakım belgelerin eklenerek, fiilen Datça ilçesi, ... Mahallesinde ikamet ettiğinin bildirildiği, buna karşın, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 19. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir kimsenin aynı anda birden fazla yerleşim yerinin olamayacağını düzenleyen hükmü de dikkate alındığında, adı geçen davacının Datça'da ikamet ettiğine yönelik beyanı esas alınarak görülmekte olan davayı açmakta kişisel, güncel ve meşru bir menfaatinin bulunduğu yolunda bir değerlendirme yapılamayacağı sonucuna varılmaktadır. Ayrıca UYAP kayıtlarının incelenmesinden, davacılardan ... 'in kanuni yerleşim yerinin, davanın açıldığı tarih itibarıyla Ankara ilinde bulunduğu, temyiz aşamasında ise -23/01/2023 tarihi itibarı ile- İstanbul iline nakledildiği; davacılardan ...'ın davanın açıldığı tarih itibarıyla kanuni yerleşim yerinin ise, Muğla ili, Menteşe ilçesinde yer aldığı ve yukarıda adı verilen 3 davacının da UYAP kayıtlarına göre davanın açıldığı tarih itibarıyla dava konusu proje alanı veya proje etki alanında herhangi bir taşınmaza malik olduğuna ilişkin bir kayda rastlanmadığı görüldüğünden, bu hususun anılan 3 davacıdan sorularak UYAP kayıtlarında yer almamakla birlikte bu kapsamda herhangi bir taşınmaza malik olup olmadıkları hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.) dava açma tarihi itibarı ile proje alanı veya proje etki alanında ikamet etmeyen ya da belirtilen alanlarda taşınmaz maliki olmayan, dolayısıyla işbu davanın açılmasında kişisel, meşru, güncel bir menfaati bulunmayan davacılar yönünden davanın ehliyet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği de tabiidir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;

1.2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davalı ile davalı yanında müdahilin temyiz istemlerinin kabulüne,

2.Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,

3.Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,

4.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 17/04/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY (X) :

Dosyanın incelenmesinden; görülmekte olan davanın, Muğla ili, Datça ilçesi, ... Mahallesi sınırları içerisinde davalı yanında müdahil ... İnşaat Turizm Ticaret Madencilik ve Sanayi Limited Şirketi tarafından yapılması planlanan "II-A Grubu Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi (ER:.. ) Projesi" ile ilgili olarak, Muğla Valiliğinin ... tarihli ve ... sayılı işlemi ile verilen "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararının iptali istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlıkta; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile İdare Mahkemesince yaptırılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; dava konusu "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararının, "II-A Grubu Kalker Ocağı ve Kırma Eleme-Tesisi" projesi hakkında verilmiş olmasına, proje alanına yakın mesafede zeytinlik, bademlik, çalılık ve fundalık arazilerin bulunmasına ve proje alanına en yakın zeytinlik-bademlik niteliğindeki arazinin ise kuş uçuşu 450 metre mesafede bulunduğunun proje tanıtım dosyasında açıkça belirtilmesine karşın, dava konusu ... tarihli ve ... sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararının tesis edilmesinden önce, projenin 3 kilometre ve daha yakınında bulunan zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişimine etkisi husus başta olmak üzere, bademlikler ve diğer tüm zirai ürünler üzerindeki etkilerine ilişkin olarak Muğla Valiliği Tarım ve Orman İl Müdürlüğünden görüş alınmadığı, yalnızca Muğla İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden olumlu görüş alınmadan faaliyete başlanmayacağının proje tanıtım dosyasında taahhüt edilmesi ile yetinildiği, her ne kadar davalı yanında müdahil tarafından verilen ve 11/04/2023 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına giren ek beyan dilekçesi ekinde sunulan ve dava konusu işlemin tesis edilmesinden yaklaşık 1,5 yıl sonra düzenlenen Tarım ve Orman Bakanlığı 4. Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısında, dava konusu işlemin tesis edilmesinden sonra hazırlandığı anlaşılan ekosistem değerlendirme raporu ve peyzaj onarım raporunda yer alan ve Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısında belirtilen şartların yerine getirilmesi ve buna ilişkin Bölge Müdürlüğüne bilgi verilmesi şartı ile, planlanan alanda kalker ocağı ve kırma eleme tesisi yapılmasında sakınca bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu durumun dava konusu işlemin tesis edilmesinden önce yukarıda yer verilen konularda Muğla İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden görüş alınması gerekliliğine ilişkin belirtilen eksikliği giderecek mahiyette olmadığı açıktır.

Bu durumda; proje alanının yeri ve projenin özellikleri dikkate alındığında, projenin başta zeytinlikler ve bademlikler olmak üzere, proje alanı ve proje etki alanında bulunan tarımsal faaliyetlere ilişkin bilgiler, olası olumsuz etkiler ve alınacak önlemlerin yeterliliği konusunda, öncelikle ilgili kurumun görüşünün alınmasından ve buna yönelik değerlendirmeleri müteakip "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı verilmesi gerekirken, ilgili kurum görüşü alınmadan, yalnızca bu konuda proje tanıtım dosyasında yer verilen taahhüdün yeterli kabul edilmesi sonucu tesis edilen dava konusu "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararında bu yönüyle de hukuka uyarlık bulunmadığından; temyize konu İdare Mahkemesi kararının yukarıda belirtilen gerekçenin de eklenmesi suretiyle onanması gerektiği görüşü ile, aksi yöndeki Dairemiz çoğunluk kararına katılmıyorum.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.