Aramaya Dön

3.Asliye Hukuk Mahkemesi

Esas No
E. 2023/244
Karar No
K. 2023/244
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/244 Esas - 2024/36

T.C.

SAKARYA

ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO: 2023/244 Esas
KARAR NO: 2024/36
DAVACI: ...
VEKİLLERİ: Av. ...

Av. ...

DAVALI: ...
VEKİLİ: Av. ...
DAVA: Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 27/04/2023
KARAR TARİHİ: 18/01/2024

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH: 18/01/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesi ile;17.04.2014 tarihinde davacı tarafından, davalı aleyhine Sakarya 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) 2014/313E sayılı dosyası ile davalı şirket ile akdedilen 25.08.2011 tarihli "İçme Suyu Depoları İşine Ait Sözleşme" gereğince hak ettiği ek iş bedelinin tahsili amacıyla -fazlaya iliş- kin haklarının saklı kalması kaydıyla- 200.000,00TL alacağın 14.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline yönelik dava açıldığını, dosyada alınan bilirkişi raporunca davanın 200.000,00TL'den 223.730,00 TL'ye yükseltildiğini, 27.03.2017 tarihinde belirsiz alacak davası açılamayacağından bahisle hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar verildiğini, istinafa başvurulduğunu, istinaf talebinin red edildiğini, istinaf kararına karşı temyiz talebinde bulunulduğunu ve mahkeme kararının bozulmasına karar verildiğini, ilgili mahkemece bozma üzerine yeni esas üzerinden yapılan inceleme sonunda davanın 200.000,00TL üzerinden kabulü ile fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına hükmedildiğini, kararın yargıtay tarafından bozulduğunu, bozma sonrası Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince yeni esas ile dosyanın Asliye Ticaret Mahkemesine gönderildiğini , Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesince dosyasında gönderme kararı verildiği yapılan itiraz ve Mahkemenin direnme kararı verdiği dosyanın halen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda 2023/151 E. Sayılı dosyasıyla arşiv aşamasında olduğu bu sebeple, Davanın konusunun, taraflar arasında akdedilen 25.08.2011 tarihli "İçme Suyu Depoları İşine Ait Söz- leşmesi" gereğince -asıl ve ek davaya konu- hak ettiği ek iş bedeline uygulanan temerrüt (avans) faizi ile karşılanmayan aşkın (munzam) zarar teşkil ettiğini davanın 10 yıldır alacağına kavuşamadığını, Davalı şirket, Sakarya 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/91E sayılı asıl dava dosyasında alınan bilirkişi raporu doğrultusunda tespit edilen ve mahkemece kabul edilen 200.000,00TL'yi 14.02.2013 tarihinde, ek dava konusu 23.730,00TL'yi ise 06.03.2017 tarihinde müvekkilime ödemiş olsaydı, müvekkilim bu parayı, mevduat faizi, tahvil, hazine bonosu,döviz veya altın alımında değerlendirmiş olacak ve temerrüt faizinin (avans) çok üstünde bir kazanç elde etmiş olacağını, bu sebeplerle bu davasının hmk’nun 107/1. maddesi gereğince “belirsiz alacak davası” olarak kabulü ile , davamızın konusunun tbk'nun 122.maddesi uyarınca aşkın (munzam) zarar tazminatı olduğunu , geçici talep sonucunun şimdilik 5.000,00tl olarak belirlenmesi , talep sonucunun kesin olarak belirlenmesi halinde kesin talep sonucunun hmk'nun 107/2.maddesine göre mahkemeye bildirileceğini, bildirilecek kesin talep sonucunun dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans (ticari) faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, hmk'nun 176 ve devam maddelerinde öngörülen haklarımızın saklı tutulmasını, masraf ve ücret-i vekaletin davalıya yüklenmesine karar verilmesini taleple dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, munzam zararın şartlarının oluşmadığının açılan davaların halen derdest olduğunu , davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık; Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/709 esas sayılı dosyasında ve ek davaya konu Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/290 Esas sayılı dosyasında hak edilen iş bedellerine uygulanan temerrüt avans faizi ile karşılanmayan aşkın (munzan) zararın bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise miktarının ne kadar olduğu, davacının talebinin zaman aşımına uğrayıp uğramadığı hususlarındadır. Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/290 Esas ve Sakarya Ticaret Mahkemesinin 2022/709 Esas sayılı dosyaları UYAP sistemi üzerinden dosyamız arasına alınmış ve dosyalar incelenmiştir.

Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Dava munzam zarar talebine ilişkindir.

Davacının, davalı şirket ile akdedilen 25.08.2011 tarihli İçme Suyu Depoları İşine Ait Sözleşme gereğince hak ettiği ek iş bedelinin tahsili amacıyla davalı aleyhine Sakarya 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/709 Esas sayılı dosyası ve ek davaya konu Sakarya 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/290 esas sayılı dosyasında dava açtığı, 10 yıldır alacağına kavuşamadığını, davalı şirketin Sakarya 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/91 esas sayılı asıl dava dosyasında alınan bilirkişi raporu doğrultusunda tespit edilen ve mahkemece kabul edilen 200.000,00TL'yi 14.02.2013 tarihinde, ek dava konusu 23.730,00TL'yi ise 06.03.2017 tarihinde ödemiş olsaydı, bu parayı mevduat faizi, tahvil, hazine bonosu, döviz veya altın alımında değerlendireceğini ve temerrüt faizinin çok üstünde bir kazanç elde etmiş olacağını, bu nedenle zarara uğradığını belirterek uğranılan munzam zararın davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Dava konusu edilen zararın yasal dayanağını oluşturan Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi hükmüne göre, borcun ödenmemesi veya geç ödenmesi nedeniyle alacaklı geçmiş günler için öngörülen faizle karşılanamayacak bir zarara uğramış ise, borçlu, geç ödemeden dolayı kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlamadıkça bu zararı da karşılamak zorundadır. Yasa bu hüküm ile alacaklıya temerrüt faizini aşan zararını borçludan isteme olanağı tanımıştır.

Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir.

Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.

Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).

Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.

Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.

Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.

Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki;

TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.

Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.

Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.

Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.

Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı,

TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.

Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe,

TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).

Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.

Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.

Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun,

HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.

Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.

Yukarıda açıklandığı üzere davacı tarafından yapılacak geç ödeme nedeniyle davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıaların ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zararın ispatlaması gerekecektir.

Davacı tarafından sadece davaya konu edilen bedellerin zamanında ödenmemesi nedeniyle bu paranın mevduat faizi, tahvil, hazine bonosu, döviz veya altın alımında değerlendirilemediği ve bu nedenle zarara uğranıldığı belirtilmiştir. Ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı olmayacağı açıktır.

Davacı tarafından geç ödeme yapılacak olması nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zarar ispat edilememiş bu nedenle davanın reddine karar verilmiştir. (Benzer yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.03.2022 tarihli ve 2021/11-938 E., 2022/401 K. sayılı kararı) HÜKÜM , Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.Davanın reddine,

2.Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 179,90 TL nin mahsubu ile bakiye kalan 247,70-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,

3.Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 5.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

4.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

5.Ara buluculuk nedeniyle hazine tarafından karşılanan 3.120,00-TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,

Dair, davacı vekilinin (e-duruşma vasıtasıyla) ve davalı vekilinin yüzünde, taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ile Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere, 6100 sayılı yasanın 321/2. Maddesi uyarınca gerekçeli kararın en geç bir ay içinde re'sen tebliğe çıkarılacağı hususu da bildirilerek karar verildi. 18/01/2024 Katip ...

(e-imzalıdır)

Hakim ...

(e-imzalıdır)

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.