Danıştay 4. Daire Başkanlığı
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2020/662 E. , 2023/2181 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi …. Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı adına, … San. İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.'nin borçları nedeniyle şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … sayılı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davacının 29/09/2004 tarihli ortaklar kurulu kararıyla hisse devri sözleşmesi sonucu şirketin %18 hisseli ortağı olduğu asıl borçlu şirket adına düzenlenen ve dava konusu ödeme emrinin dayanağını teşkil eden, 2012/219 sayılı ödeme emrinin, şirketin mükellefiyet kaydının re'sen terkini nedeniyle kanuni temsilcinin ikametgah adresinde … tarihinde, … sayılı ödeme emrinin de 17/05/2012 tarihinde şirket adresinde ortağa tebliğ edildiği, her ne kadar şirket temsilci ya da ortakları hakkında takibe geçmek için, 11/10/2012 ve 16/04/2013 tarihlerinde şirket hakkında malvarlığı araştırması yapılmış ise de, yapılan araştırmanın sınırlı tutulduğu, sadece TAKBİS üzerinden davacı şirket için gayrimenkul ve motorlu taşıt sorgusu yapıldığı, banka ve finans kurumları nezdinde herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadığı hususunun dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden anlaşıldığı, şirket malvarlığının şirketin vergi borçlarını karşılamaya yetmeyeceği hususunun bankalar nezdinde yapılan araştırmalarla usulüne uygun olarak ortaya konulması gerekirken, şirket hakkında gerekli tüm araştırmalar yapılmadan doğrudan ortak sıfatıyla davacının takibine geçildiği anlaşıldığından, kamu alacağının şirket malvarlığından tahsil edilemeyeceği hususu usulüne uygun olarak ortaya konulmadan ortak sıfatıyla davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, söz konusu borçlara ilişkin olarak şirkete ödeme emri tebliğ edildiğinden zamanaşımının kesildiği, ödeme emri içeriği borçlardan ortak sıfatıyla sorumluluğu bulunan davacı adına yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğu, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz isteminin reddine,
2.Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi …. Vergi Dava Dairesinin …. tarih ve E:…, K:… sayılı kararının Üye …'in karşı oyu ve oyçokluğuyla ONANMASINA,
3.Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 12/04/2023 tarihinde karar verildi. (X) KARŞI OY : 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 35. maddesi hükmüne göre şirket ortağı sıfatıyla ilgili kişilerin takip edilebilmesi için, asıl borçlu şirket nezdinde vergi borcunun usulüne uygun bir biçimde tarh, tahakkuk ve tebliğ safhalarından geçerek kesinleştirilmesi ve amme alacağının vergi borçlusundan kısmen veya tamamen tahsil imkanının bulunmadığının somut biçimde ortaya konulması, bir başka ifadeyle, asıl borçlu hakkında 6183 sayılı Kanun ile belirlenen takip ve tahsil yollarının tüketilmesi gerekmektedir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un olay tarihinde yürürlükte olan 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı;
62.maddesinde ise, borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından, amme alacağına yetecek miktarının tahsil dairesince haczolunacağı belirtilmiş ve maddeye 5228 sayılı Kanunla ikinci fıkra olarak; Maliye Bakanlığı'nın amme alacaklarının takibinde haczolunacak malların tespiti amacıyla yapılacak mal varlığı araştırmasının şekli, alanı ve kapsamı ile araştırma yapılacak amme alacaklarının türü ve tutarını belirlemeye yetkili olduğu, bu yetkinin alacaklı amme idaresi itibarıyla da kullanılabileceği hükmü eklenmiş olup, bu yetkiye istinaden 11/09/2013 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan Seri: A Sıra No: 5 Tahsilat Genel Tebliği ile Seri: A Sıra No: 1 Tahsilat Genel Tebliği'nde yapılan değişiklikle, mal varlığı araştırmasının elektronik ortamda yapılabilmesi durumunda takip konusu tüm amme alacakları için tutar sınırı olmaksızın yurt çapında mal varlığı araştırmasının elektronik ortamda yapılacağı kurala bağlanmıştır.
Diğer yandan, yine 6183 sayılı Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde, tahsil edilemeyen amme alacağı teriminin, amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını; tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı teriminin ise, amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını ifade ettiği belirtilmiştir.
Anılan Kanun hükümleri uyarınca; şirket borçlarından dolayı ortakların takip edilebilmesi için, şirket nezdinde usulüne uygun şekilde kesinleşmiş bir kamu alacağının mevcut olması ve söz konusu alacağın kısmen veya tamamen şirketin mal varlığından tahsilinin mümkün olmaması gereklidir.
Dosyanın incelenmesinden; … tarih ve … sayılı ödeme emrinin davacı adına … San. İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı olduğundan bahisle düzenlendiği, Vergi Mahkemesince, şirket hakkında yapılan malvarlığı araştırmasına ilişkin tüm bilgi belgelerin istenilmesi üzerine gönderilen belgelerden, motorlu araçlar sorgulaması ve TAKBİS (Tapu Kadastro Bilgileri Sorgulama) sorgusunun sunulduğu, banka hesapları, sorgulamasının sunulmadığı, şirket hakkında yeterli bir mal varlığı araştırması yapılmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun da reddedildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar Vergi Mahkemesince, asıl borçlu şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırmasının sınırlı olarak yapıldığı, banka hesapları sorgulamasının sunulmadığı, şirket hakkında tüm takip yolları tamamlanmaksızın davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de davalı idarece dava dosyasına sunulan belgeler incelendiğinde, asıl borçlu şirkete ait vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırmasının yeterli olduğu ve borcun şirketten tahsil olanağının bulunmadığının ortaya konulduğu sonucuna varıldığından, aksi gerekçeyle verilen Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle Daire karara katılmıyorum.