Esas No
E. 2024/306
Karar No
K. 2024/385
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/306

KARAR NO: 2024/385

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 07/11/2023

NUMARASI: 2022/922 E. - 2023/548 K.

DAVANIN KONUSU: İstirdat

Taraflar arasındaki istirdat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın arabuluculuk şartının yerine getirilmemiş olması nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ve davalı arasında 22.01.2021 düzenlenme tarihli, 01.01.2022 vade tarihli senet ile borç ilişkisi kurulduğunu, borç miktarının senette de görüleceği üzere 500.000 TL olduğunu, davalının İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinden 2022/198 sayılı dosyasından 16.06.2022 tarihinde ihtiyati haciz kararı aldığını, akabinde hemen İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında hacze gelindiğini, haciz esnasında müvekkil defalarca borcunun 500.000,00 TL olmadığını 223.000 TL'sini ödediğini söylese de haciz işlemlerine 500.000 TL üzerinden devam edildiğini, davacının Ortaköy'de kuyumculuk yapan ve herkesçe bilinen saygın bir esnaf olduğunu, haciz tehditi altında ilk gün 100.000,00TL kısmi ödeme yaparak icra işlemlerini durdurduğunu, daha sonra devam eden hacizler ve telefonla aramalar neticesinde müvekkilinin kısa süre içerisinde 277.000,00 TL olan borcunu faiz ve ferileriyle beraber 640.000,00 TL'ye yakın bir ödeme ile kapattığını, tarafların geçmişten gelen samimi dostlukları olduğunu, davacının ödeme zorluğuna düştüğü bir vakitte davalıdan 500.000,00 TL para aldığını, bu borç karşısında 500.000,00 TL senet verdiğini, f yaptığı ödeme düşülmeden takip miktarının 500.000 TL üzerinden başlatılması neticesinde icra masrafları,vekalet ücreti ve takip öncesi -sonrası faiz oranları da müvekkilinin son borç tutarına direkt olarak etki ederek mağduriyetini katladığını, bu borç miktarının müvekkilinin ödemiş olduğu 223.000,00 TL asıl alacaktan düşülerek 277.000,00 TL üzerinden başlatılsa idi müvekkilinin ödeyeceği faiz,icra masrafları ve vekalet ücreti de bu rakamlardan çok daha farklı olacağını, u sebeple müvekkiline fazla ödeme miktarı içinde yansıtılan faiz,vekalet ücreti ve icra masraflarının da müvekkilin asıl alacağın tekrar hesaplanarak aradaki farkın ödenmesi gerektiğini, icra tehdidi altında fazla ödeme yaptığını ileri sürerek, İstanbul ... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı icra dosyası üzerinde, icra tehdidi altında ödenen 23.000,00 TL ile icra dosyasında takibin 500.000 TL üzerinden başlatılması sebebiyle arada oluşan ve müvekkilinin fazla ödeme miktarındaki alacak kalemlerinden olan vekalet ücreti, faiz ve icra masraflarının istirdadına davalının haksız ve kötü niyetli takibinden dolayı % 40'tan az olmayan kötü niyet tazminatına, takibin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin hesabında hiçbir tarihte bir bloke olmadığını, davacı tarafından sunulan tüm banka dekontlarının icra takibi konusu bononun tanzim tarihinden sonrasına ilişkin olduğunu, yapılan hiçbir ödemede bonoya atıf bulunmadığını, müvekkilinin davacı yana borç vermediğini, davacı yanın altın yatırımı yaparak yüksek kâr sağlayacağı yalan beyanları ile hem müvekkili hem de müvekkilinin kayınvalidesi ...’ı dolandırdığını, almış olduğu paraları yıllarca uhdesinde tuttuğunu, sonrasında hiçbir kâr söz konusu olmaksızın faiz dahi uygulamaksızın sadece ana parasını ödediğini, bonoya atıf içermeyen ve müvekkiline yapılmamış olduğu hususu sabit olan ödemelerin bonoya ilişkin ödeme olduğu hususunun asla iddia edilemeyeceğini savunarak, davanın reddi ile davacı yanın %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Dava; ödenen bedelin davalıdan istirdadı istemine ilişkindir. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunun "Menfi tesbit ve istirdat davaları" başlıklı 72. maddesi, "Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.(6) Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.(7) Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir..." 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun ''3. Dava şartı olarak arabuluculuk'' başlıklı 5/A maddesi, ''(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.'' şeklinde düzenlenmiştir.Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere davanın hukuki tasvifi hakime aittir. Buna göre, dosyadaki bilgi ve belgeler ile tarafların kabulünde olan hususlara göre davanın dayanağını teşkil eden icra takibine konu kambiyo senedinden kaynaklanan takip borcunu davacının davayı açmadan önce takip dosyasına ödediği ve bu paranın davalı-takip alacaklısına ödendiği, bu sebeple davanın konusunun 2004 Sayılı İİK'nın 72/7. maddesi kapsamında genel hükümlere açılmış bir alacak davası olduğu,

İİK'nın 72/6. maddesi kapsamında istirdat davası olmadığı, davacının borçlu olmadığı yönünde ayrıca menfi tespit talep etmiş olmasının da davayı bizatihi menfi tespit davası konumuna girdirmeyeceği, çünkü gerek İKK'nın 72/6. maddesi ve gerekse 72/7 maddesi kapsamındaki davalarda talebin özünün; borçlunun, alacaklıya iddia edilen sebeplere göre borçlu olmadığının mahkemece tespit edilmesi olduğu hukuken aşikardır.

İİK'nın 72/6 maddesi kapsamında açılan menfi tesbit davası dolayısıyla tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edileceği yasal olarak hüküm altına alındığından başta menfi tespit davası için gerekmeyen zorunlu arabuluculuk şartının yargılama sırasında borcun ödenmesi sebebiyle davanın yasa gereği istirdat davasına dönüşmesi durumunda da aranmayacağı istikrar kazanan Yargıtay içtihatları ile sabittir. Ancak,

İİK'nın 72/7. maddesi gereğince genel hükümlere göre açılan davalarda ise borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan kişi ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, genel hükümlere göre dava açarak ödemiş olduğu paranın geri ödenmesini davalı alacaklıdan isteme dava hakkına sahiptir, bu davada da davacı öncelikli olarak davalı alacaklıya iddia etmiş olduğu sebeplerden dolayı borçlu olmadığını kanıtlamakla yükümlü olup davalıya karşı borçlu olmadığını talep etmiş olması işbu davayı İİK'nın 72/6. maddesi kapsamında bir menfi tespit davası olarak kabul edilmesini gerektirmediği, davacının ödemiş olduğu parayı geri istemesinden dolayı davanın konusunun hukuken bir miktar paranın ödenmesine yönelik alacak davası olduğu, davacı taraf öninceleme aşamasından sonra arabuluculuk yoluna başvurduğu bu sebeplerle davanın TTK 5/A. maddesi kapsamında dava şartı olan arabuluculuk hükümlerine tabi olduğunun kabulü gerektiğinden dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davanın zorunlu arabuluculuk şartının yerine getirilmemiş olması nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 02.05.2023 tarihinde yapılan duruşmada l mahkeme hakimi tarafından 2 haftalık arabuluculuk tutanağı sunma süresi verildiğini, müvekkilinin talebi üzerine arabulucuk görüşmesine dahi gidilmeden ikame edilen işbu davada yerel mahkeme hakimine duruşma esnasında arabuculuk sürecinin başlatılmadığı izah edilmişse de bu durum zapta geçirilmeyerek yeni bir başvuru hakkı tanırmışcasına taraflarına başvuru süresi verildiğini, bunun üzerine yapılan başvuru neticesinde arabuculuk görüşmelerinin tamamlandığını, uzlaşamamazlık tutanağının mahkemeye sunulduğunu, ancak hak düşürücü süreye tabi işbu davada yerel mahkeme hakimi tarafından hiçbir usulden ret kararı girilmeyerek celse beklendiğini, ilgili celse neticesinde ise arabuculuk tutanağının sonradan dosyaya sunulamayacağı iddiasıyla davanın usulden reddine karar verilerek müvekkilinin hak kaybına ve mağduriyete sebep olunduğunu, arabulucuk tutanağının davanın ilerleyen safhalarında başvurularak sunulacağı hususunda Yargıtay kararları olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, İİK'nın 72/7 maddesi uyarınca istirdat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın zorunlu arabuluculuk şartının yerine getirilmemiş olması nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, davalı ile aralarında 22.01.2021 düzenlenme tarihli, 01.01.2022 vade tarihli senet ile borç ilişkisi kurulduğunu, 223.000,00 TL ödeme yapmasına rağmen bu bedel düşülmeden icra takibi yapıldığını, bu nedenle ödediği 223.000,00 TL ile icra dosyasında takibin 500.000,00 TL üzerinden başlatılması sebebiyle arada oluşan ve fazla ödeme miktarındaki alacak kalemlerinden olan vekalet ücreti, faiz ve icra masraflarının İİK'nın 72/7 maddesi uyarınca istirdadını istemiştir. Dava konusu olayda davacı tarafından davalı lehine düzenlenen 22.01.2021 düzenlenme tarihli, 01.01.2022 vade tarihli, 500.000,00 TL bedelli bononun icra takibine konu edildiği, davacı tarafça bu takipte icra tehdidi altında fazla ödeme yapıldığı ileri sürülerek fazla ödediği miktarın iadesi talep edilmiştir. Buna göre uyuşmazlığın bu bonodan kaynaklandığı, buna dayanarak açılan istirdat davasının da TTK'nın 4/1-a maddesi uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğu görülmektedir. 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa eklenen dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesine göre; bu Kanunun 4'üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.6325 sayılı HUAK'ın "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile eklenen 18/A maddesinin 2. fıkrasında ise "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir." düzenlemesi getirilmiştir.Bu yasal düzenlemeler gereğince 01.01.2019 tarihinden sonra konusu bir miktar paranın ödenmesi talebi ile açılan ticarî davalarda dava açılmadan önce uyuşmazlıkla ilgili arabulucuya başvurup anlaşılamaması halinde son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmesi zorunlu olup, bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya son tutanağın sunulması için bir haftalık kesin süre verilmesi zorunludur. Ticari nitelikteki istirdat davalarında da dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunlu olup ve arabulucuya başvurulmuş olması 6100 sayılı HMK m. 114/2 ve 6102 sayılı TTK m. 5/A hükümleri gereği dava şartı olduğuna karar verdiğinden, eldeki istirdat davasının dava şartı (zorunlu) arabuluculuk kapsamında olduğunda duraksama bulunmamaktadır. Arabulucuya başvurulmadan doğrudan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilecektir. Genel dava şartlarının düzenlendiği 6100 sayılı HMK m. 115 hükmünde; dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise, bunun tamamlanması için mahkemenin kesin süre vereceği; dava şartı noksanlığının, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, davanın usulden reddedilemeyeceği ifade edilmiştir. Ancak 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükmünde, kanun koyucu açık düzenleme yaparak arabuluculuk dava şartının tamamlanabilir nitelikte olmadığı konusunda iradesini net olarak ortaya koymuştur. Bu nedenlerle, 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükmünün özel ve emredici nitelikte olması nedeniyle, 6100 sayılı HMK’nın sonradan tamamlanabilen dava şartlarına ilişkin m. 115 hükmünün uygulanma olanağı bulunmamaktadır.Somut olayda, davanın 24.12.2022 tarihinde açıldığı, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmadığı, mahkemece 02.05.2023 tarihli duruşmada davacı tarafa arabuluculuk tutanağını davacı tarafça sunulması için süre verildiği, ancak davacı tarafça bu ara karar üzerine 04.05.2023 tarihinde arabuluculuk yoluna başvurulduğu, anlaşamama üzerine 12.05.2023 tarihinde arabuluculuk son tutanağı düzenlediği, davacı vekilince bu tutanağın mahkemeye sunulduğu anlaşılmaktadır. Buna göre davacının zorunlu arabuluculuk sürecini tüketmeden eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca, mahkemece, re'sen gözetilmesi gereken ve sonradan tamamlanabilir nitelikte olmayan dava şartına ilişkin olarak davanın reddine karar verilmesi yerinde olmuştur. Bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak mahkemece davanın ''usulden reddine '' karar verilmesi gerekirken ''reddine'' şeklinde karar verilmesi HMK'nın 114.maddesine aykırı olmuştur. Bu sebeple hükmün resen kaldırılarak Dairemizce, davanın usulden reddine dair yeniden hüküm kurulması gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemekle birlikte, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın usulden reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Zorunlu arabuluculuğa ilişkin dava şartı gerçekleşmediğinden, davanın usulden reddine,2-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 80,70 TL'nin mahsup edilerek bakiye 346,90 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereği hesap ve takdir olunan 17.900,00TL vekalet ücretinin davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Davalı tarafından yapılan yargılama masrafı bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına6-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısımların HMK'nın 333 maddesi uyarınca iadesine,7-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden; a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 8-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,9-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.07.03.2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.