Esas No
E. 2021/521
Karar No
K. 2024/380
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/521

KARAR NO: 2024/380

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 15/12/2020

NUMARASI: 2016/679 E. - 2020/883 K.

DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı, asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Asıl davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının alacaklı olduğundan bahisle müvekili davacı aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, bu takipte tebligatın müvekkiline ulaşmayarak Tebligat Kanununa aykırı biçimde usulsüz tebligata istinaden takibin kesinleştiğini, müvekkilinin iş bu takipten ticaret yaptığı üçüncü kişilere 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesi üzerine haberdar olduğunu, usulsüz yapılan tebligatla ile ilgili yapmış oldukları şikayetin İstanbul Anadolu 7. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/535 Karar sayılı kararı ile dosya üzerinden reddedildiğini, red kararının 2016 tarihinde temyiz edildiğini, işbu davayı açma nedenlerinin usulsüz tebligata şikayetin reddedilmiş olması olduğunu, zira müvekkilinin yapılan takipten haberdar olması durumunda dosya borcuna itiraz edecek olduğunu, çünkü müvekkilinin alacaklının iddia ettiği gibi bir borcu olmadığını, müvekkilinin alacaklı şirketin ortağı iken Mayıs 2013'te ortaklıktan ayrılma kararı aldığını, 31.07.2013 tarihi itibarıyla da tüm borçların ödenmiş olduğunu, alacaklı şirketin müvekkilini gayrikabili rücu olarak ibra etmiş olduğunu, makbuz ve ibranamenin sunulduğunu, hatta daha sonra 17.09.2013 tarihi itibariyle müvekkili ... AŞ'nin unvan değişikliğine giderek ... AŞ olduğunu, şikayetin reddi ile zaten haksız yere bu takibe uğrayan borçlu müvekkili şirketin daha da mağdur edildiğini ve edilmeye de devam edildiğini, takibe konu fatura bedellerinin alacaklıya ödenmiş olduğunu, alacaklının hem bu şirket hem de ayrıca yaptığı İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takibindeki alacak için de müvekkilini ibra ettiğini, eski ortak olan alacaklının piyasada müvekkilinin itibarını zedelemek için senelerdir bu tarz kötü niyetli takipler yapmakta olduğunu, bu konuda taraflarınca daha önce de Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunulduğunu, bu takipten dolayı müvekkilinin borcu olmadığı halde piyasada ticari itibarının üçüncü kişilere ve bankalara gönderilen haciz ihbarnameleri ile ağır biçimde zedelendiğini ileri sürerek, icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi konusunda ihtiyati tedbire, davacının, davalıya karşı İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından borçlu olmadığının tespitine, haksız ve kötü niyetli alacaklının % 40'tan az olmamak üzere kötü niyet tazminatı ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Birleşen davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının alacaklı olduğundan bahisle müvekili davacı aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, bu takipte tebligatın müvekkiline ulaşmayarak Tebligat Kanununa aykırı biçimde usulsüz tebligata istinaden takibin kesinleştiğini, müvekkilinin iş bu takipten ticaret yaptığı üçüncü kişilere 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesi üzerine haberdar olduğunu, usulsüz yapılan tebligatla ile ilgili yapmış oldukları şikayeti dosya üzerinden reddedildiğini, işbu davayı açma nedenlerinin usulsüz tebligata şikayetin reddedilmiş olması olduğunu, zira müvekkilinin yapılan takipten haberdar olması durumunda dosya borcuna itiraz edecek olduğunu, çünkü müvekkilinin alacaklının iddia ettiği gibi bir borcu olmadığını, müvekkilinin alacaklı şirketin ortağı iken Mayıs 2013'te ortaklıktan ayrılma kararı aldığını, 31.07.2013 tarihi itibarıyla da tüm borçların ödenmiş olduğunu, alacaklı şirketin müvekkilini gayrikabili rücu olarak ibra etmiş olduğunu, makbuz ve ibranamenin sunulduğunu, hatta daha sonra 17.09.2013 tarihi itibariyle müvekkili ... AŞ'nin unvan değişikliğine giderek ... AŞ olduğunu, şikayetin reddi ile zaten haksız yere bu takibe uğrayan borçlu müvekkili şirketin daha da mağdur edildiğini ve edilmeye de devam edildiğini, takibe konu fatura bedellerinin alacaklıya ödenmiş olduğunu, alacaklının hem bu şirket hem de ayrıca yaptığı İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takibindeki alacak için de müvekkilini ibra ettiğini, eski ortak olan alacaklının piyasada müvekkilinin itibarını zedelemek için senelerdir bu tarz kötü niyetli takipler yapmakta olduğunu, bu konuda taraflarınca daha önce de Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunulduğunu, bu takipten dolayı müvekkilinin borcu olmadığı halde piyasada ticari itibarının üçüncü kişilere ve bankalara gönderilen haciz ihbarnameleri ile ağır biçimde zedelendiğini ileri sürerek, icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi konusunda ihtiyati tedbire, davacının, davalıya karşı İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından borçlu olmadığının tespitine, haksız ve kötü niyetli alacaklının % 40'tan az olmamak üzere kötü niyet tazminatı ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Asıl ve birleşen davada davalı vekili, savunmasında özetle; ilamsız olarak yapılan icra takibinde takibin kesinleşmesinden sonra açılan menfi tespit davasında ispat yükünün davacıda olduğunu, menfi tespit davasını açan davacının davalının varlığını iddia ettiği hukuki ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmediğini, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirmek suretiyle başka bir nedenle bu hukuki ilişkinin geçersiz olduğunu ileri sürdüğünü, bu sebeple bu iddiasını ispat yükünün davacıya düşeceğini, davacının sunduğu makbuz ve ibranamenin sahte olduğunu, söz konusu belge üzerinde doğru olan tek hususun müvekkilinin imzası olduğunu, onun dışında olan yazı ve kaşelerin sonradan davacı şirket yetkilisi tarafından doldurulduğunu, yapılacak yazı incelemesi neticesinde bu hususun açıkça ortaya çıkacağını, imzanın doğru olmasının sebebinin ise tarafların ortaklık yaptıkları dönemde müvekkil şirket yetkilisi ...'in iş görüşmeleri yapmak için şirket dışında olduğu dönemlerde şirketin para transferi işlemlerinin sekteye uğramaması için şirket çalışanı ve davacı şirket sahibi ...'nın kuzeni ...'na bankadan para çekebilmesi adına boş A4 kağıdına imza atarak teslim ettiğini, bu şahsın da bankadan müvekkili ...'in imzasının olduğu evrakın üzerini doldurarak para çekme işlemini gerçekleştirdiğini, bu duruma ilişkin davalı şirketin banka hesaplarından verilen para çekme talimatlı dilekçelerin celp edilmesini talep ettiklerini, celp edildiğinde evrakların aynı mahiyette olduğunun görüleceğini, ...'nın davacı şirket yetkilisi ...'nın kuzeni olduğunu, ortaklığın bitmesine müteakip elinde kalan imzalı ve üst kısmı boş olan A4 kağıdına Makbuz ve İbraname başlıklı metni yazdıklarını, bu nedenle bu ibranamenin geçersiz olduğunu, çünkü söz konusu belge üzerindeki kaşe ve yazı metninin sahte olduğunu, müvekkili şirket yetkilisi tarafından düzenlenmediğini, bu konuda Cumhuriyet Savcılığına özel evrakta sahtecilik, güveni kötüye kullanma ve açığa imzanın kötüye kullanılması sebebiyle suç duyurusunda bulunulacağını, belge üzerinde iki adet kaşe bulunduğunu, ancak sadece bir tanesinin üzerinde imza bulunduğunu, çünkü, diğer kaşenin üzerinin aynı şekilde imzalanamayacağını, tarafların tacir olduğunu, makbuz ve ibraname başlığı altında ödeme bakiyelerinin sıfırlanmaları mümkün olmadığını, keza ticari defterler incelendiğinde davacının müvekkil şirkete borcunun olduğunun açıkça ortaya çıkacağını, taraflar arasında ticari ilişki olmasından dolayı davacının fatura bedellerini ödediğini ispat etmesi gerektiğini, belgenin üzerinde makbuz ve ibranamedir yazmasına rağmen ne kadar ödeme yapıldığı, ödemenin ne şekilde yapıldığı, hangi kalemler nedeniyle uzlaşıldığı yahut ibralaşıldığına dair bir ibare bulunmadığını, basiretli bir tacirin böyle bir ibralaşma halinde her türlü detayı belirtmek ve ödemeyi de banka kanalıyla yapmak zorunda olduğunu, davacı tarafça doldurulmuş bulunan evrakın bilirkişi incelemesi yaptırılarak, imza ile yazıların farklı tarihler aralığında doldurulduğunun tespit edilmesi gerektiğini, dava konusu belgedeki metnin müvekkili şirket yetkilisine aidiyeti konusunda inceleme yaptırılmasını talep ettiklerini, bilirkişi incelemesi neticesinde, ibranamenin belirtilen tarihte yazılmadığı tespit edileceğinden davanın haksız olarak ikame edildiğinin anlaşılacağını, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak, davanın reddi ile %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; " ...

Tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında mal satışına ilişkin ticari ilişki kurulduğu, davacı şirketin ortağı olan Cafer DESTEBAŞI'nın daha önce davalı şirketin ortağı olduğu, taraflar arasında 31/07/2013 tarihli ibraname imza edildiği, söz konusu ibranamede davalının davacıdan ve ortağı ...'ndan tüm alacağını tahsil ettiği, çek, senet ve fatura alacaklarına dair hiçbir alacağının bulunmadığını beyan ettiği, davalı her ne kadar ibraname altındaki imzanın kendisine ait olduğunu ancak metnin kendisi tarafından doldurulmadığını beyan ederek savcılık şikayetinde bulunmuş ise de bu hususta yapılan savcılık soruşturmasında konunun hukuki ihtilaf olması sebebiyle takipsizlik kararı verildiği ve yapılan itirazın da Sulh Ceza Hakimliğince reddine karar verildiği, davalının iddiası kapsamında yapılan değerlendirmede söz konusu ibraname TBK 420 madde hükmünde yazılı şartları taşımıyor olsa da TBK 132 maddesi kapsamında tarafların şekle bağlı kalmaksızın ibra sözleşmesi düzenleyebilecekleri, bu kapsamda davalının imzası açığa atılmış olsa bile söz konusu belgenin kendi rızası hilafına düzenlendiğini yazılı delillerle ispatlaması gerektiği, bu yönde herhangi bir delil sunamadığı, yine davalı taraf davacı şirket ortağı ... kuzenine ... söz konusu belgenin banka, noterlik vs kurumlarda davalı adına işlem yapma yetkisi verilmesi sebebiyle iş bu belgedeki imzalı boş kağıdın verildiğini belirtmiş ise de celp edilen yazı cevaplarında anılan şahsın davalı adına herhangi bir işleminin bulunmadığı, çalışanı olmadığı, alınan bilirkişi raporlarında icra takiplerine konu 2013 yılına ait faturaların taraf şirketlerin ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı şirketin sahibi lehine delil vasfını haiz 2013-2016 yılları ticari defterlerinin incelenmesinde takip tarihi itibari ile davalıya borcunun bulunmadığı, davalı şirketin ise 2013 yılı ticari defterlerini sunduğu, davalının incelenen ve sahibi lehine delil vasfını haiz 2013 yılı ticari defterlerine göre davacıdan alacağının bulunmadığı, her ne kadar bilirkişi raporunda her iki takip dosyasına konu borçtan bakiye davalı alacağının ortaklar hesabına yapılan virman suretiyle kapatıldığı belirtilmiş ve davalı taraf bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde bu hususun davacı tarafça açıklanması gerektiğini belirtmiş ise de alacaklı olduğunu ispat yükünün davalı tarafta olduğu, usulüne uygun ihtarata rağmen 2014-2016 yılları ticari defter ve kayıtlarını inceleme sırasında hazır etmeyen ve aksi durumu kendi ticari defter ve kayıtlarıyla dahi ispat edemeyen davalının sunduğu başkaca bir delil olmadığından bu iddiasını da ispat edemediği dolayısı ile toplanan deliller kapsamında davacının asıl ve birleşen davalar konusu icra takip dosyalarına konu borçtan dolayı davalıya borçlu olmadığı, davalının başlattığı icra takiplerinde haksız olduğu ve kendi ticari defter ve kayıtları ile aksi yazılı delil ile ispat edilemeyen ibraname bulunmasına rağmen takip başlatması sebebiyle başlattığı takiplerde kötüniyetli hareket ettiği ... " gerekçesiyle, asıl davanın kabulü ile davacının davalıya İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına konu borçtan sorumlu olmadığının tespitine, başlatılan icra takibinde davalı haksız ve kötüniyetli olduğundan İİK'nın 72/5 maddesi uyarınca takip konusu borç miktarının takdiren % 20'si oranında hesaplanan 8.323,30 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine; birleşen davanın kabulü ile davacının davalıya İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına konu borçtan sorumlu olmadığının tespitine, başlatılan icra takibinde davalı haksız ve kötüniyetli olduğundan İİK'nın 72/5 maddesi uyarınca takip konusu borç miktarının takdiren % 20'si oranında hesaplanan 22.976,60 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı, asıl ve birleşen davada davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Asıl ve birleşen davada davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin el yazısı ürünü olmayan ve gerçekliği bile şaibeli olan bir makbuz ve ibraname başlıklı evraka istinaden dosyada alacaklı olmadıklarına hükmedilmesini kabul etmediklerini, iş bu evrak ve yine içeriğini bilirkişi incelemesi ile öğrendikleri defterlere işlenen virman ve hesap kapatma kayıtları ile ilgili olarak savcılığa suç duyurusunda bulunulacağını ve dosyaya ibraz edileceğini, defter kayıtlarında aleyhe kayıtlı olan hiçbir husus kabul etmediklerini, bu hususlar ile yapılacak yargılamanın da sahte evrak ve belgeye dayanması sebebi ile iş bu defter kayıtlarının gerçekliği ispatlanana kadar dosyanın yapılacak savcılık şikayetini bekletici mesele yapması gerektiğini, ancak mahkemece ilgili savcılık şikayetinin de beklenmediğini, ibraname de bulunan iki kaşenin de sonradan basıldığını, bu sebeple teamüle aykırı olarak ''imzanın üstüne kaşe basılması '' şeklinde oluştuğundan iş bu durumda da evrakın geçerliliğinin zarar gördüğünü, ticari hayattaki uygulamanın kaşe üzerine imza atılması şeklinde olduğunu, bu konuda inceleme yapılması gerekirken mahkemece inceleme yapılmadığını, dosyada eksik inceleme söz konusu olduğunu, iş bu evrak üzerindeki el yazısının iki taraf birbirini ibra ettiğine göre ya müvekkiline ya da davacıya ait olması gerektiğini, bu konuda da yine Adli Tıp Kurumunda inceleme yapılması talep edilmiş ancak mahkemece bu incelemenin yapılmadığını, bilirkişi raporunun 20.sayfası son satırında da belirtildiği üzere 31.07.2013 tarihinde ortaklar hesabına virman şeklinde kapatıldığının görüldüğünü, iş bu hususun bile tek başına hala borcun ayakta olduğunu ispatlamaya yettiğini, çünkü borcun ödeme ile kapatılmadığını, yine 2014-2015-2016 yıllarına ait defterler davacı tarafça sunulmadığı için ortaklar hesabına atılan virman ile daha sonra alacak borç ilişkisinin nasıl şekillendiği hususu bilinmediğinden iş bu dosyaya konu alacağın da tamamen yok olduğundan bahsedilemeyeceğini, şirkete borçlanan müvekkilinden bugüne kadar şirketin hiçbir alacak talebinde de bulunmadığını, iş bu hususun da göz önünde bulundurulması gerekirken mahkemece bu hususun göz ardı edildiğini, defterlerde. 31.12.2013 tarihi itibari ile 114.883,55 TL olup müvekkilinin talep ettiği alacak bedelinin tespit edildiğini, fakat iş bu alacak bedelinin sözde ortaklar hesabına virman ve ibraname ile ortadan kalktığının kabul edilmesine imkan olmadığını, bakiye alacak bedelinin ortaklar hesabına virman ile müvekkilinin şirkete borçlandırılması hususunun da davacı tarafından açıklanması gerektiğini, ancak herhangi bir açıklama yapılmadığını, mahkemece de açıklanma istenmediğini, iş bu paranın ortaklar hesabına virman ile ödendiğinin ispatı olmayan durum karşısında da davacının ödeme ile borç bittiği veya böyle bir borcunun olmadığına ilişkin açtığı menfi tespit davasının da bu sebeple ispatlanmadığını, iş bu defter ve kayıtların da usulüne uygun gerçeği yansıtmadığı aşikar olduğundan ve davacının da herhangi bir ödeme veya ödeme defi sayılabilecek başkaca delii de dosyaya ibraz edemediğinden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, zira bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacının müvekkiline fatura ödemeleri yaparak cari bakiye borcunu ödemeye çalıştığının aşikar olduğunu, davalının davacıdan talep ettiği bedellerin ödenmesine ilişkin hiçbir bilgi ve belgenin dosyada olmadığını, davacının daha önce yaptığı banka ödemelerinin borç ödenmesi konusunda karine teşkil ettiğini ve bundan sonraki bakiye ödeme için de banka ödeme dekontunun bulunması gerektiğini, ibranamenin geçerlilik koşullarının oluşmadığını, davaya konu alacak bedeli miktarı ile ibranamenin konusunun tanıkla da ispat edilemeyeceğini, tanık deliline muvafakatleri olmadığını, 31.07.2013 tarihinde müvekkilinin davacı ile aynı yer ve mekanda bulunmadığını, bu hususun da telefon baz istasyonu kayıtları ile tespitinin yapılabileceğini, bu durumda da yine iş bu evrakın karşılıklı olarak imzalanmadığının ortada olduğunu, bu sebeple de ibranamenin geçersiz olduğunu, ancak ilgili incelemenin yapılmadığını, eksik inceleme söz konusu olduğunu, davacının iş bu davaya konu ettiği ibranameyi davacının İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/473 Esas sayılı dava dosyasına da sunarak davalının kendilerini ibra ettiğini beyan ettiğini, ibranamenin mahkeme dosyasına konu alacakla ilgili mi yoksa o dava ile mi ilgili olduğu konusunda davacı tarafın açıklamada bulunmasının talep edildiğini, ancak davacı tarafından herhangi bir açıklama da bulunulmadığı gibi mahkeme tarafından da buna ilişkin açıklama istenmediğini, dosyaya sunulan ibranamenin geçerliliği ve alacağın tespiti için ortaklar hesabına yapılan virman ile borcun ödendiğinin kabul edilip edilemeyeceğinin kabulü için dosyanın yeniden bilirkişiye tevdini ve yine heyete bir hukuk bilirkişisi eklenmesini talep ettiklerini, adli tıp incelemesi ile iletişimin tespitini talep ettiklerini, eksik inceleme ile karar verildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Asıl ve birleşen dava, İİK'nın 72. maddesi gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davada davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Asıl ve birleşen davada davacı, asıl ve birleşen davada davalının faturaya dayalı olarak başlattığı ilamsız icra takipleri nedeniyle davalıya borçlu olmadığını, 31.07.2013 tarihi itibariyle tüm borçların ödendiğini ve davalının kendisini 31.07.2013 tarihli ibraname ile ettiğini ileri sürerek asıl davada İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı, birleşen davada ise İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyaları nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Asıl ve birleşen davada davalı ise; davacıdan faturaya dayalı icra takibi kapsamında alacaklı olduğunu, davada borçlu olmadığını ispat yükünün davacıda olduğunu, davacının ödemeyi ispatlayamadığını, ticari defterlerin incelenmesi ile davacının borçlu olduğunun ortaya çıkacağını, 31.07.2013 tarihli ibranamedeki imzanın kendisine ait olduğunu ancak yazının kendisine ait olmadığını ve davacı tarafından iradesine aykırı olarak doldurulduğunu, bu sebeple ibranamenin geçersiz olduğunu savunarak, asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, ispat yükü üzerinde olan davalının alacaklı olduğunu yazılı belge ile ispat edemediği gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın kabulüne ve kötü niyet tazminatına karar verilmiştir. Asıl ve birleşen davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında, toplam 5 adet faturadan kaynaklı toplam 41.616,00 TL asıl alacağın tahsili için 29.01.2016 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, süresi içerisinde itiraz edilmemesi üzerine dosya kesinleşmiştir. İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında ise 14 adet faturadan kaynaklı toplam 114,883,55 TL asıl alacağın tahsili için 01.02.2016 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, süresi içerisinde itiraz edilmemesi üzerine dosya kesinleşmiştir. Mahkemece 02.12.2019 tarihli ara karar ile 2013-2016 yıllarına ait ticari defterlerini sunmaları için taraflara süre verilmiş, davacı tarafından 2013-2014-2016-2016 yıllarına ait ticari defterler sunulmuş, davalı tarafından ise sadece 2013 yılına ait ticari defterleri sunulmuştur. Takip konusu faturaların davalı tarafından davacı şirketin eski unvanı olan ... AŞ adına düzenlendiği, bir kısmının teslim belgelerinin bulunduğu, faturaların 2013 yılı Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarına ilişkin olduğu görülmektedir. Tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonunda Mali Müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen 05.10.2020 tarihli bilirkişi raporu denetime ve hüküm kurmaya elverişli olup söz konusu bilirkişi raporunda, tarafların sunulan defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, takip konusu faturaların hem davacının hem de davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, tarafların arasındaki ilişkinin ödemelerin ve borçların karşılıklı gösterildiği açık hesap şeklinde işlediği, davacının ticari defterlerinde 31.12.2013 tarihinde davalı alacağı olarak görünen 42.366,00 TL bakiyenin kasa hesabına virman işlemi yapılarak kapatıldığı, yine davalı alacağı olarak görünen bakiye 110.483,55 TL bakiyenin kasa virman işlemi yapılarak kapatıldığı, davacı defterlerine göre davacının davalıya borcu bulunmadığı; davalı defterlerine göre ise davacının borcu olarak görünen 41.616,00 TL'nin 31.12.2013 tarihinde ''31/12 ilgili hesaba devir'' açıklaması ile virman işlemi yapılarak kapatıldığı, davacının borcu olarak görünen 114.883,55 TL bakiyenin ortaklar hesabına virman işlemi yapılmak suretiyle kapatıldığı, buna göre 2013 yılı sonunda tarafların defter kayıtlarına göre davacının davalıya borcu olmadığı tespit edilmiştir. Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir. Menfi tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir..Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı TMK m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s. 370 ilâ 372). Diğer bir ifadeyle ispat yüküne ilişkin genel kural, menfi tespit davaları için de geçerli olup menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Öte yandan, HMK'nın 222. maddesine göre ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulması, açılış ve kapanış onaylarının yaptırılması ve defter kayıtlarının birbirini doğrulaması gerekmektedir. Bu şartlara uygun biçimde tutulmuş defter kayıtlarının, sahiplerinin lehine delil olarak değerlendirilmesinin ise diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu bilgiler ışığında somut uyuşmazlığın değerlendirilmesinde; öncelikle ispat yükü, takip konusu faturalardan dolayı alacaklı olduğunu iddia eden asıl ve birleşen davada davalı taraftadır. Bu noktada yapılan bilirkişi incelemesinde davalının sunduğu ve usulüne uygun tutulan, davacının defterleri ile uyumlu kayıtlar içeren 2013 yılı ticari defterlerine göre davalının davacıdan alacaklı olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca davacı tarafından dosyaya sunulan 31.07.2013 tarihli ''Makbuz ve İbranamedir'' başlıklı belgede '' ... AŞ (...) ve ... şahsım ve şirketlerim ....Tic.Ltd. Şti.ve ...Tic.Ltd. Şti. Olarak tüm alacağımı tahsil ettim. Hiç bir ad altında (Çek-senet-Fatura-Açık hesap vs.) Hak ve alacağım kalmamıştır. Gayrikabili rücu olarak ibra ederim.31.07.2013'' denildiği, bu belgedeki imzanın davalı tarafından kabul edildiği, ancak içeriğinin iradesine aykırı doldurulduğunu ve yazının kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. Buna göre davalı, davacıdan alacağı olmadığını imzasını ikrar ettiği adi yazılı belge ile ikrar etmiştir. Söz konusu belge imzası ikrar edilmiş adi yazılı belge niteliğindedir. Davalı vekili, bu belgenin boş olarak imzalandığını ve davacı tarafından sonradan doldurulduğunu ileri sürmüştür Ancak içeriğinin iradesine aykırı olarak davacı yanca doldurulduğuna dair yazılı bir belge ibraz edememiştir. Kendisine ait 2013 yılı ticari defterlerinde de davacının borcunun bulunmadığı tespit edilmiş olup bu nedenle davalının asıl ve birleşen dava yönünden alacak iddiasını ispatlayamadığı kanaatine varılmıştır. Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin, Adli Tıp Kurumundan rapor alınması ve iletişimin tespit edilmesi yönündeki istinaf sebepleri de bu açıklamalara göre yerinde görülmemiştir. Davalı vekili, müvekkiline ait ticari defter kayıtlarında yer alan ve bilirkişi incelemesi ile öğrendikleri defterlerdeki virman ve hesap kapatma kayıtları ile ilgili olarak savcılığa suç duyurusunda bulunulacağını ve dosyaya ibraz edileceğini, defter kayıtlarında aleyhe kayıtlı olan hiçbir hususu kabul etmediklerini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.Somut olayda davalı tarafın 2013 yılına ait ticari defterlerinin bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere açılış kapanış tasdiklerinin süresinde yapıldığı ve usulüne uygun şekilde tutulduğu görülmektedir. Yine aynı yıla ait davacı defterlerinin de usulüne uygun tutulduğu ve defter kayıtlarının birbirini doğruladığı, bu nedenle davacı defterlerinin davacı lehine delil olduğu, kayıtların davalı defteri ile doğrulandığı ve davacının borçlu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu noktada davalının kendi defter kayıtlarını kabul etmemesinin, bu kayıtlara ilişkin savcılığa şikayette bulunacak olmasının somut uyuşmazlık açısından sonuca bir etkisi bulunmadığından aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde değildir. Diğer yandan, HMK'nın 266. maddesinde bilirkişiye başvurulmasını gerektiren haller düzenlenmiş, birinci fıkrada, mahkemenin çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy veya görüşünün alınmasına karar verileceği, ancak genel bilgi veya tecrübe ile ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı düzenlenmiştir. Somut olayda, uyuşmazlık konusu olan ibranamenin ve defter kayıtlarındaki virman ile borcun ödendiğinin kabul edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi ve tartışılması hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konular olduğundan davalı vekilinin hukukçu bilirkişiden rapor alınması yönündeki istinaf sebebi de yerinde değildir.Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin asıl ve birleşen davalarda verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Asıl ve birleşen davada davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına; asıl ve birleşen davalara yönelik bakiye 8.017,85 TL istinaf karar harcının asıl ve birleşen davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Asıl ve birleşen davada davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.07.03.2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog