Esas No
E. 2021/160
Karar No
K. 2024/543
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2021/160

KARAR NO: 2024/543

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 04/11/2020

NUMARASI : 2019/365 E. - 2020/294 K.

DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/03/2024

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; Müvekkili olan şirketin köklerinin 1985 yılına dayandığını ve dünyanın en tanınmış, güçlü moda markalarının sahibi olduğunu, müvekkili olan şirketin, 1996 yılından beri TÜRK PATENT nezdinde korunan birçok tanınmış markanın sahibi olduğunu, müvekkili olan şirketin sahibi olduğu “...” esas unsurlu markalarının tanınmış markalar olduğunun gerek TÜRK PATENT nezdindeki marka tescilleri gerekse de yargı kararları uyarınca sabit olduğunu, davalı yanın, müvekkiline ait markalar ile birebir aynen esas unsuru içeren “...” markasını, kendi markalarını aktif kullanımda oldukları 25. Sınıfta 2013 61637 kod numarası ile kötü niyetli tescil ettirdiğini, davalı yan aleyhine bilirkişi marifetiyle tespit işlemi yapıldığını ve yapılan inceleme neticesinde davalıya ait işyerinde Müvekkiline ait markaları ihtiva eden taklit ürünlerin tespit edildiğini, davalı tarafından yapılan marka başvurusunun, müvekkilinin markasının tanınmış marka olması nedeni ile kötü niyetli olduğunu, iş bu gerekçelerle, davalı markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalı yanın tecavüz teşkil eder eylemlerinin tespiti ve önlenmesine ve davalı yanın eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğininn tespiti, men'i, ref'ine ve haksız rekabetten doğan maddi durumun ortadan kaldırılmasına, davalı aleyhine verilecek mahkeme kararının Türkiye'nin bütününde yayın yapan tirajı yüksek bir gazetede masrafları davalı tarafından karşılanmak üzere 15 gün ara ile iki kere yayınlanmasına, yargılama masrafları ve ücreti vekaletin davalı tarafa tahmiline karar verilmesi hususlarını iddia ve talep etmişlerdir.

Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müvekkiline ait markanın 2013 yılından beri tescilli olarak kullanıldığını, müvekkiline ait markanın “...” anlamına geldiğini, davacıya ait “...” markasının, Müvekkiline ait “... ” markası ile hiçbir şekilde iltibas oluşturmadığını, davacı yanın, 5 yıllık dava zaman aşımını geçirdikten sonra iş bu davayı açtığını, davacı yan ile müvekkilinin farklı müşteri kitlelerine hitap ettiklerini, iş bu gerekçelerle, söz konusu huzurdaki davanın reddi ile masraf ve ücreti vekaletin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Kaldı ki; kötüniyetli tescil halinde hakdüşürücü süre geçtikten sonra da hükümsüzlük talebinde bulunulabilir. Kötüniyet ile yapılan marka tescilinin sonucu ve anlamı, ticari dürüstlük kuralına aykırı olarak başkasının markasının ele geçirilmesi, ondan haksız olarak yararlanılmasıdır. Davalının tescilde kötüniyetli olup olmadığı, sektör şartları, mesleki kurallar, markaların bilinirliği, emtianın ayniyeti, reklam ve tanıtımların markalara etkisi, tesadüfi tescil savunmasının hayatın olağan akışına uyup uymadığı, gibi hususlar hep birlikte değerlendirilmek suretiyle taktir edilmelidir. Bu ilkeler ışığında taraf markaları ile davalı tescili değerlendirildiğinde; davalının 2013/61637 tescil nolu markasının 23/07/2014 tarihinde başvurmuş 30.09.2014 tarihinde 25. numaralı sınıf emtiasında tescil edilmiştir. Davacıya ait "Davacıya ait "..." esas unsurlu markalar ise söz konusu tarih itibarı ile tanınmış markalardır. Davalı tesadüfen benzerlik oluşturulamayacak özgün bir kelime olan davacının tanınmış markasını, ayniyet derecesinde benzer olarak tescil ettirmiştir. Bu nedenle davalı tescilinin kötüniyetli yapıldığı vicdani ve hukuki kanaatine varılmış ve davanın kabulüne" karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Markalar arasında iltibasın varlığından söz edebilmek için çok yönlü bir inceleme yapılması gerektiğini, 07.10.2020 tarihli bilirkişi raporunda yapılan incelemenin kısıtlı ve dar kapsamlı olduğunu, Davacı şirket markası ile müvekkili markası arasında görsel ve işitsel anlamda hiçbir benzerlik bulunmadığını, Müvekkili markası üzerindeki vurgunun ... üzerinde olduğunu, davacının markası üzerinde vurgunun ... üzerinde olduğunu, ... kelimesi Türkçe ''asker'' anlamına gelen ve özel bir anlam ihtiva etmeyen bir kelime olduğunu, asıl unsur olamayacağını, iki markanın tüketici kitlesinin birbirinden çok farklı olduğunu, -Davacı şirkete ait markaların üst gelir seviyesinde bulunan tüketici tarafından satın alınabilecek mahiyette ürünler olduğunu, müvekkiline ait markaya özgülenmiş ürünlerin ise alt gelir seviyesindeki tüketicinin ancak satın alabileceği türden ürünler olduğunu, gelir seviyesi orta-üst olan bir tüketicinin satın alacağı markayı ve bu markaya ait fiyatları, nereden satın alacağını bildiğini ve tüketici olarak bu bilince sahip olduğunu, iltibas söz konusu olmayacağını, iltibas değerlendirmesinde ürünlerin satış fiyatındaki farkın ölçü olduğunu, -müvekkiline ait ''... '' markasının sanki davacı şirket markası olan ''....''nin bir seri markası gibi algılanabileceği hususunun somut gerçeklikten uzak olduğunu, GOOGLE arama motorunda basit bir arama yapıldığı takdirde bile davacı şirkete ait markalar ile müvekkiline ait ''...'' birlikte görüntülenmediğini, -Marka hükümsüzlüğü davalarında zamanaşımı süresinin tescilden dava açma süresine kadar olan zaman dilimini kapsadığını, müvekkiline ait tescilli ... markasının 2013 yılından beri koruma altına alındığını ve 23.07.2014 tarihinden beri tescilli olarak kullanıldığını, markanın tescil tarihi olan 23.07.2014 ile dava tarihi olan 11.11.2019 dikkate alındığı takdirde, davacı tarafın iş bu davayı hak düşürücü süre olan 23.07.2019 tarihinden sonra açtığını ve bu sebeple huzurda açılan davanın reddi gerektiğini,-Tescil tarihinden itibaren 6 yıla yakın bir zaman geçmiş olup SMK 25/6 maddesi gereğince, davacının müvekkiline ait sonraki tarihli markanın kullanıldığını bilebilecek durumda olmasına rağmen aradan geçen 5 yıla rağmen müvekkiline bu hususta bir ihtilaf yöneltmediğini,

Davacı taraf müvekkili markasından dolayı zarar görmediği için 5 yıl boyunca sessiz kaldığını, umursamadığını, kendi markasını taşıyan ürünlerin satışında eksilme/ azalma veyahut markanın itibarına zarar gelmesi gibi bir durum hasıl olmadığını,

Davacı tarafın kötü niyetli olarak dava açtığını, -Müvekkili adına tescilli ... markasının tescil tarihinden önce de kullandığını ve tescile konu mallarla ilgili olarak kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığını, "... " markası üzerinde müvekkili şirketin münhasır hakkı bulunduğunu, davacı şirketin tanınmış marka olmasından bahisle müvekkilinin tamamen haksız ve kötü niyetli olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, -Müvekkilinin '' ...'' markasının kullanımıyla ilgili tam manasıyla basiretli bir tacir gibi hareket ettiğini, ayırt edicilik kazandırdığını, temiz ticaret yapan müvekkilinin markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesinin kabul edilemeyeceğini, -markalar arasında karıştırılma ihtimali olmadığını, her iki markanın yazımında ürünler üzerinde kullanılan yazı karakterleri, etiket renkleri ve diğer görünüş şekillerinin birbirinden tamamen farklı iki marka olarak ortaya çıktığını, tüketici kitlesinin farklı olduğunu, -dava konusu müvekkili markası hakkında SMK m.6/5 hükmünün uygulanarak hükümsüzlüğüne karar verilebilmesi için Türkiye tarafından da benimsenmiş olan tanınmış markalarla ilgili WIPO Ortak Tavsiye Metnine göre, markanın tanınmışlığı nedeniyle bulunması gereken ihtimallerin bulunmadığını,-Davacı markası ... ihtiva eden ve davacı taraf markası ile karıştırılmayan ve iltibas yaratmayan onlarca markanın piyasada tescilli olarak varlık gösterdiğini, -Davacının tanınmış markası “...” ibareli marka olup müvekkili markasıyla benzerlik oluşturabilecek bir tanınmış markası da olmadığını, bir bütün olarak ele alındığında davacı tarafın iki marka arasında iltibas oluştuğu iddiasında bulunulamayacağını, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin “..” ve “...” esas unsurlu markalarının tanınmış markalar olduğunu, Davalı markasının kötü niyetli olarak aynı sınıfta tescil edildiğini, davalının müvekkilinin markalarına yaklaşan kullanımları olduğunun Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2019/98 D.İş sayılı dosyası ile delil tespitine konu edildiğini, taklit ürün ele geçirildiğini, 2013 61637 Tescil No’lu “ ...” markasının SMK Madde 6/1, 6/4, 6/5, 6/6 ve 6/9 maddeleri kapsamında hükümsüzlüğüne karar verilmesi, davalının marka tecavüzü ve haksız rekabet yaratan kullanımlarının tespiti, durdurulması ve önlenmesi talepli Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde 2019/365 E. sayılı dava ikame edildiğini, markaların benzer olduğunu, aynı sınıfta tescilli olduklarını, iltibas olduğunu, “flowers” ibaresinin Türkçe’de “çiçekler” anlamına gelmekte olup, anlamı kolayca anlaşılabilen, her sektörde yoğun olarak kullanılan ve yüksek ayırt ediciliğe haiz olmayan bir ibare olduğunu, asli unsurunun “...” ibaresi olduğunu, davalının “...” markası ve davalının müvekkili markasını taklit eden kullanımlarının müvekkili şirketin piyasada yıllarca emek sarf ederek meydana getirdiği haklı ün ve tüketicilerde oluşturduğu kalite imajını halikhazırda sarstığını, zarara uğrattığını, Davalının dava konusu “t..s” markasını kullanım şekli ve taklit ürünleri satışa arz etmesinin kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilmiş olan 16.07.2008 tarih ve 2008/11- 501 E., 2008/ 507 K. sayılı belirtildiği gibi, “başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir”, SMK hükümsüzlük talepleri bakımından hak düşürücü süreden ve sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için (i) sonraki markanın kullanılması, (ii) önceki marka sahibinin bu durumdan haberdar olması ya da olduğunun kabulünün gerekmesi, (iii) önceki marka sahibinin kullanımlara kesintisiz olarak 5 sene sessiz kalması ve (iv) sonraki marka sahibinin ilgili markayı kötü niyetli olarak tescil ettirmemiş olması gerektiğini, davalı dava konusu markanın dava tarihinden geriye dönük olarak 5 yıldır kullanıldığını ispat edemediğini, müvekkilinin Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2019/98 D.İş sayılı dosyası kapsamında 22.02.2019 tarihinde Zeytinburnu’nda bulunan mağazada delil tespiti işlemi yaptığını, işbu işlemin 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde gerçekleştirildiğini ve dava açıldığını, sessiz kalmadığını ayrıca dava konusu marka başvurusu kötü niyetli olarak yapıldığından hak düşürücü süreden söz edilmesinin de mümkün olmadığını, Davalının iddialarının aksine ürünler arasındaki fiyat farkının iltibas tehlikesini ortadan kaldırmadığını, sulandırdığını, markanın bir başkası tarafından kullanılması itibar sahibi markaya ilişkin müşterinin zihnindeki olumlu algıyı sarsarak tercih maliyetini (search cost) yükselteceğini, sulandırıcı kullanımlar nedeniyle tüketicilerin tanınmış markanın sahibine karşı otomatik olarak olumsuz bir duygu hissedeceğini ve bunun da marka sahibin güveninirliğine zarar vereceğini, dava konusu markanın aynı zamanda müvekkili şirketin ticaret unvanı ve alan adından kaynaklı haklarını da zedelediğini, Davalının müvekkilinin “...” markasını taşıyan taklit ürünleri satışa arz etmesinin, haksız rekabet yarattığını ve müvekkilin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, kararın hukuka uygun olup istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, davalıya ait 2013/61637 tescil numaralı markanın davacıya ait tanınmış markalar ile benzerlik, iltibas, karşıtırılma ihtimali, kötüniyet sebepleri ile hükümsüzlük koşullarının oluşup oluşmadığı, davalı markası ve kullanımlarından kaynaklı davacı markasına tecavüz ve haksız rekabet gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğine yöneliktir. Davacı şirketin “TÜRKPATENT” , “WIPO” nezdinde başta 03, 09, 18, 14, 25 ve 35. sınıflar olmak üzere “... ...”, “... .”, “...”, “....”, “... ” ve benzeri birçok markasının bulunduğu anlaşılmıştır.Davalının, TÜRKPATENT nezdinde 15.07.2013 başvuru tarihli “...” markasını 25. sınıfta 2013/61637 No ile tescilli olduğu anlaşılmıştır.Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2019/98 D.İş sayılı dosyası kapsamında davalının “... ” isimli mağazasında yapılan delil tespitinde, davacı şirketin “...” markasını taşıyan 300 adet eşofman üstü ve 300 adet eşofmanın bulunduğu ve bilirkişi raporda taklit olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Bilirkişinin düzenlemiş olduğu 07.10.2020 havale tarihli raporunda özetle;"Davacı yana ait davaya mesnet ... hakim unsurlu markaların, dava konusu 2013/61637 kod numaralı ... ibareli markanın tescil müracaatına konu edildiği tarihte, “TANINMIŞ” olduğu, davacı yana ait ... hakim unsurlu markalar ile dava konusu 2013/61637 kod numaralı ... ibareli görselini içerir markanın nihai tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet verecek kadar benzer olduğu, davacı yana ait markaların ulaştığı tanınmışlık düzeyi ve davalı yanın davacı yanın ana iştigal alanında dava konusu markayı tescil başvurusuna konu etmesi nedeni ile davalı yanın ilgili marka tescil başvurusunu gerçekleştirdiği sırada kötüniyetli olduğunun değerlendirilebileceği, davalı yan adına tescilli konusu 2013/61637 kod numaralı ... ibareli görselini ihtiva eden markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, davalı yanın tespit edilen kullanımlarının davacı yana ait markalara tecavüz teşkil ettiği, davacı yan ile haksız rekabete sebebiyet verdiği" görüşü belirtilmiştir.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin olduğu, markanın esas unsurunun "..." olduğu ve tarafların markaları arasında benzerlik bulunduğu, davacının markalarının tanınmış olması ve benzeri nitelikte birçok markasının bulunması nedeniyle seri marka izlenimi oluşturabileceği, davacı işbu hükümsüzlük davasını açmadan önce 5 yıllık hak düşürücü süre dolmadan 2019/98 d.iş dosyası ile davalı aleyhine tespit talebinde bulunduğu, bu durumda davacının, davalı tesciline 5 yıllık süre boyunca sessiz kaldığının iddia edilemeyeceği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve 2014/11 E., 2016/778 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi iltibas değerlendirmesi, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümleneceğinden dosyadaki delillerin yeterli olup, ayrıca tekrar bir bilirkişi incelemesi gerektirmediği, davalının, davacının markasına yanaşan “...” ibaresinin ve şekil olarak kırmızı-lacivert-beyaz renk kombinasyonlarının kullanıldığının rapor ile tespitinin yapıldığı, davalının tescilli markasını tescile uygun şekil ve biçimde kullanmadığı, davacı yana ait markalara yakınlaşacak gerçekleştirdiği, tanınmışlığından yararlandığı anlaşılmakla davalı vekilinin tüm istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 04/11/2020 tarih ve 2019/365 E. 2020/294 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20-TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 14/03/2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.