Aramaya Dön

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No
E. 2022/963
Karar No
K. 2023/1033
Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/963 E.  ,  2023/1033 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No: 2022/963
Karar No: 2023/1033
TEMYİZ EDEN (DAVACI): …
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVALILAR): 1- … Bakanlığı
VEKİLİ: I. Hukuk Müşaviri Yrd. V. …

2.… Müdürlüğü

VEKİLİ: Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onikinci Dairesinin 27/04/2021 tarih ve E:2018/929, K:2021/2416 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Polis Amirleri Eğitim Merkezindeki eğitimini tamamlayan davacı tarafından, komiser yardımcısı rütbesine aday memur olarak atanması amacıyla 05/08/2017 tarihinde yapılan sözlü sınavın, sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlemin, Polis Amirleri Eğitimi Merkezi öğrenciliğinden ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin ve söz konusu işlemlerin dayanağı olan 03/06/2015 tarih ve 29375 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nin 5. ve 8. maddelerinin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onikinci Dairesinin 27/04/2021 tarih ve E:2018/929, K:2021/2416 sayılı kararıyla; 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun Ek 1. maddesinin üçüncü fıkrası ile 03/06/2015 tarih ve 29375 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nin dava konusu hükümlerinde yer alan kurallar aktarılarak, Düzenleyici işlem yönünden;

Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olduğu,

Hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez unsurlarından birisinin kanunların hukuk güvenliğini sağlaması, bu doğrultuda geleceğe yönelik, öngörülebilir kurallar içermesi gerekliliği olduğu, bu nedenle, hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarak kanunların, yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulandıkları, kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca, kanunların kamu yararı ve kamu düzeninin gereği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarıldıkları, yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmamasının hukukun genel ilkelerinden olduğu,

Hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden birinin kazanılmış haklara saygı gösterilmesi olduğu, kazanılmış haklara saygının, hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucu olup hukukun genel ilkelerinden birini oluşturduğu, kazanılmış hakkın, özel hukuk ve kamu hukuku alanlarında genel olarak, bir hak sağlamaya elverişli nesnel yasa kurallarının bireylere uygulanması ile onlar için doğan öznel hakkın korunması olduğu, kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın, yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerektiği, kazanılmış hakkın, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş hak olduğu, Kural olarak kişisel hak haline dönüşmemiş, belli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak ileride elde edilmesi olası beklenen hakların, kazanılmış hak olarak korunmayacağı,

Meşru beklentinin, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklenti olduğu, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, özünde "varlık" olarak kabul görebilecek bir şahsi menfaatin, ulusal mahkemelerin yerleşmiş içtihadı gibi yalnızca ulusal hukukta yeterli bir temeli olması hâlinde mümkün olabileceği görüşünde olduğu,

Anayasa Mahkemesinin 19/12/2013 tarih ve B:2013/817 sayılı Mehmet Akdoğan ve Diğerleri başvurusuna ilişkin kararında, "Ölçülülük ilkesi; 'elverişlilik', 'gereklilik' ve 'orantılılık' olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. 'Elverişlilik', öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını; 'gereklilik', ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, 'orantılılık' ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir." denildiği,

Dava dosyasının incelemesinden, 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'na 6638 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle eklenen Ek 1. maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak hazırlanan 03/06/2015 tarih ve 29375 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği uyarınca Polis Amirleri Eğitim Merkezindeki eğitimini tamamlayan adayların 14-17 Ağustos 2017 tarihlerinde eğitim sonu sınavının yapıldığı, sözlü sınava katılan davacının, aday komiser yardımcısı olarak atanabilmek için sözlü sınavdan alınması gereken asgari 70 puanı alamadığından bu sınavda başarısız sayılması üzerine, sözlü sınavın, sözlü sınavda başarısız sayılmasına ve ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin iptali ile bu işlemin dayanağı olan 03/06/2015 tarih ve 29375 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nin 5. ve 8. maddelerinin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı,

Dava konusu olayda, iptali istenen Yönetmelik'in dayanağı olan 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'na 6638 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle eklenen Ek 1. maddenin üçüncü fıkrasında yer alan "öğrenimine devam edenler dahil" ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla açılan davada, Anayasa Mahkemesinin 04/05/2017 tarih ve E:2015/41, K:2017/98 sayılı kararıyla, öğrencilerin memuriyet hakkını kazanılmış bir hak olarak elde etmedikleri, zira bunların henüz memuriyete atanmadıkları ve memuriyetin bunlar yönünden bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş kişisel bir hakka dönüşmediği, kanun koyucunun, Anayasa’da öngörülen kurallar çerçevesinde diğer alanlarda olduğu gibi kamu görevine giriş koşullarıyla ilgili olarak da kamu yararı amacıyla bazı değişiklikler yapabileceği, bu değişikliklerin kişilerin beklentilerini etkileyebileceği, kişilerin meşru beklentileri aleyhine bir düzenleme yapılması söz konusu olmadığından kuralın kişilerin çalışma hürriyeti ve haklarına yönelik hukuki güvenliklerini ihlal eden bir yönü bulunmadığı ve anılan düzenleme emniyet hizmetlerinin daha iyi işlemesi amacıyla yapıldığından Anayasa'ya aykırı olmadığı gerekçesiyle iptal talebinin reddine karar verildiği,

Diğer taraftan hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olan hukuk güvenliği ilkesinin, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı, kanunlara güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin bu kanunların uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunmasının hukuki güvenlik ilkesinin gereği olduğu,

Ancak güvenin korunmasının, mevcut bir hukuki durumun dokunulmazlığı anlamında da değerlendirilmemesi gerektiği, hukuki güvenliğin mevcut bir hukuki durum için dokunulmazlık şeklinde algılanmasının, dinamik toplum yapısının kurallarla statik, durağan hâle getirilmesi sonucunu doğuracağı ve bunun da toplumun çağın gerisinde kalmasına neden olabileceği, bu nedenle kanun koyucunun, Anayasa’da öngörülen kurallar çerçevesinde diğer alanlarda olduğu gibi kamu görevine giriş koşullarıyla ilgili olarak da kamu yararı amacıyla bazı değişiklikler yapabileceği ve bu değişikliklerin kişilerin beklentilerini etkileyebileceği,

Bir beklentinin hukuken koruma görebilmesinin ön koşullarından birinin beklentinin haklı (meşru) beklenti seviyesine ulaşması olduğu, haklı beklentinin, bireyin kendisine güvenerek hareket ettiği lehine olan bir kanunda öngörülemez bir değişiklik yapılması ve bu öngörülemez değişikliğin herkes yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bırakması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gündeme geldiği, ancak bir beklentinin hukuken korunabilmesi için anılan koşulların gerçekleşmesinin yeterli olmayıp bu beklentinin korunmasına engel teşkil eden bir kamu yararının da bulunmaması gerektiği, bu yönüyle anayasa yargısında kişi yararıyla kamu yararının karşı karşıya geldiği durumlarda ancak önemli bir kamu yararının bulunmadığı durumlarda haklı beklentinin korunmasının kabul edilebilir olduğu, aksi takdirde kanun koyucunun kamu yararını gerçekleştirmek üzere değişen koşullara göre yeni politikalar belirlemesi imkânının önemli ölçüde zedelenebileceği,

Yukarıda açıklanan ölçülülük ilkesinde belirtilen orantılılık uyarınca bu koşulun adayların yeterliliklerini tespit etmek amacıyla düzenlendiği, kamu hizmetinin etkin ve verimli bir şekilde işleyebilmesini sağlamak üzere kamu görevine alınacak kişilerin yeterliliklerini tespit etmek amacıyla sınav aracına başvurulmasının anılan amaca ulaşılması yönünden uygun bir araç olduğu,

İdarelerin kendilerine tanınan düzenleme yetkisini Anayasa ve kanunlarla belirlenen sınırlar içinde kullanması gerektiği, yasa koyucu tarafından düzenlenen Kanun metninde açık bir şekilde, eğitimlerini başarıyla tamamlayan adayların Polis Akademisi Başkanlığınca yapılacak sınavda başarılı olmaları gerektiğinin hüküm altına alındığı, Kanun'un uygulanmasını sağlamak üzere İçişleri Bakanlığınca hazırlanan Yönetmelik'in dava konusu 5. maddesinde bu hüküm doğrultusunda düzenleme yapıldığı, 8. maddesinde ise sınavın sözlü sınav şeklinde yapılacağının belirlendiği ve sınava ilişkin usul ve esasların düzenlendiği,

Söz konusu düzenlemede, adayların mesleki bilgi düzeyi, bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü, özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı, liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu açısından değerlendirileceğinin belirtildiği, idare tarafından üst hukuk normlarına uygun olarak hazırlanan Yönetmelik hükmüyle davalı idare bünyesinde çalışacak personelin seçiminde objektif kriterlerin esas alındığının anlaşıldığı,

Yukarıda belirtilenler ışığında, dava konusu Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nin sınava katılacak adaylara ilişkin 5. maddesinde ve sınava ilişkin usul ve esasların düzenlendiği 8. maddesinde üst hukuk normlarına ve hizmet gereklerine aykırılık olmadığından hukuka aykırılık bulunmadığı, Sözlü sınavın ve davacının sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlemin iptali istemi yönünden;

Sözlü sınavda başarısız sayılma işleminin, diğer tüm idari işlemlerin yargısal denetiminde olduğu gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden yargısal denetiminin yapılmasının esas olduğu, idari işlemin yetki, şekil gibi salt usule ilişkin unsurları ile sınırlı olarak yapılacak bir yargısal denetimin, hukuk devleti ilkesinin sağladığı güvenceyi temin etmeyeceği,

Bu itibarla, davacının girdiği sözlü sınav öncesinde, sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanması ve tutanağa bağlanması, her adaya sorulan soruların kayda geçirilmesi ve sorulan sorulara adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin tutanakta ayrı ayrı gösterilmesi, böylece sözlü sınavın nesnel olarak yapılması ve yargısal denetimin tüm unsurlarıyla gerçekleştirilmesinin sağlanması gerektiği, Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/11/2013 tarih ve E:2010/2194, K:2013/4094 sayılı kararının da bu yönde olduğu,

Davalı idarenin savunması ekinde gönderilen, davacının sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlemin dayanağı olan sözlü sınav komisyonu başkanı ve üyelerince verilmiş puanlara ilişkin tutanak ve sınav sonuçlarına ilişkin tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden, sözlü sınavın nesnel olarak yapıldığının ve yargısal denetim için aranan bütün koşulları sağladığının anlaşıldığı,

Sonuç olarak, dava konusu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak yapılan sözlü sınavda, davacının sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlemde ve sözlü sınavda başarısız sayılması nedeniyle Polis Amirleri Eğitim Merkezinden ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :

Davacı tarafından, eğitimlerini başarıyla tamamladığı; mezuniyetinden önce Kanun'un değiştiği ve dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe konulduğu; haklı beklenti ilkesine aykırı bir şekilde mezuniyet sonrası yapılan hukuka aykırı mülakat ile başarısız sayılarak polis olma ve kamu hizmetine girme hakkının elinden alındığı; sınav komisyonu üyelerinin bir kısmının mesleklerinden ihraç edildiği; işlem sebebiyle sosyal hayatlarında da mağduriyet yaşadıkları; mülakatın sadece bir kere yapıldığı; konuyla ilgili idareye başvuran kişiler hakkındaki adli soruşturmaların takipsizlik ile sonuçlandığı; düzenleyici işlemin hukuki güven ve istikrar ilkelerine aykırı olduğu; konuyla ilgili emsal yargı kararları bulunduğu; Kanun'da "sınav"dan bahsedilmesine karşın Yönetmelik ile mülakat getirilmesinin hukuka uygun olmadığı; sözlü sınavın objektif kriterlere dayanmadığı ve etkin bir yargısal denetiminin mümkün bulunmadığı; hukuk devletinin ön koşullarından birinin haklı beklentilerin hukuki güven ilkesi ışığında korunması olduğu; daha önceki mezunların mülakata tabi tutulmadan polis oldukları ve kendisinin de bu hukuki çerçevede pozisyon aldığı; hukuk güvenliği ilkesi gereği geçiş hükmü düzenlenmesi gerektiği; haklı beklentisinin makul ve objektif olduğu; işlemin amaç unsurunun sakat bulunduğu; idarenin sözlü sınav yoluyla takdir yetkisini genişletmek istediği; mülakatın tarafsız ve hakkaniyetli yapılmadığı; sınav komisyonlarının oluşturulması ve soruların hazırlanmasında hukuka aykırı hareket edildiği; komisyon kararlarına itiraz edilmemesinin de ayrıca bir hukuka aykırılık oluşturduğu; aynı kriterlerin mesleğe girişte yapılan sözlü sınavda da incelendiği, girişte yapılan sınavla sonra yapılan sınav arasındaki kısa zamanda bu kriterlerin kendisinde bulunmadığının ifade edilmesinin hukuka uygun olmadığı, zira başarılı bir öğrencilik hayatı bulunduğu belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Davalı idareler tarafından, Danıştay Onikinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,

b)Hukuka aykırı karar verilmesi,

c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 3201 sayılı Kanun'un Ek 1. maddesinde, "4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu gereğince öğrenim gören öğrencilerin, Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı rütbelerine aday memur olarak atanmaları için, öğrenim süresini başarıyla tamamlamaları ve eğitim sonunda Polis Akademisi Başkanlığınca yapılacak sınavda başarılı olmalarının şart olduğu" hükme bağlanmış olmakla birlikte, bu sınavın yazılı olması gerektiği yolunda bir kurala yer verilmemiş olduğundan, öğrenimi öncesinde yapılan sınavları geçen ve öğrenimini başarıyla bitirenler yönünden, idarece kanun hükmü uyarınca yapılması gereken sınavın Yönetmelik'te sözlü sınav olarak belirlenmesinde ve uygulanmasında hukuka aykırılık bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.Davacının temyiz isteminin reddine,

2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onikinci Dairesinin temyize konu 27/04/2021 tarih ve E:2018/929, K:2021/2416 sayılı kararının ONANMASINA,

3.Kesin olarak, 17/05/2023 tarihinde, davacının başarısız sayılmasına ilişkin işlem ile Yönetmelik'in 8. maddesi yönünden oyçokluğu, temyize konu diğer kısımlar yönünden ise oybirliği ile karar verildi. KARŞI OY

X- Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı, polis eğitim kurumlarında veya Emniyet Genel Müdürlüğü adına diğer yükseköğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerden öğrenim süresini başarıyla bitiren öğrencilere uygulanacak sınavlarla ilgili usul ve esasları düzenlemektir." kuralına yer verilmiş, "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, "Mesleki bilgi düzeyi" deyiminin; “Polis eğitim kurumları mezunlarının polis eğitim kurumunda gördüğü derslerle ilgili bilgi düzeyini, Emniyet Genel Müdürlüğü adına diğer yükseköğretim kurumlarından mezun olanların ise Başkanlıkça verilen mesleki eğitim dersleriyle ilgili bilgi düzeyini" ifade edeceği belirtilmiştir.

Aynı Yönetmelik'in "Sınav şekli ve esasları" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında, "Soru Hazırlama Komisyonu tarafından bastırılan sorular arasından adaylara soru kartı çektirilerek cevaplaması istenir. Komisyon tarafından adaya konu ile ilgili ilave sorular sorulabilir." düzenlemesi öngörülmüş, maddenin ikinci fıkrasında ise; "Sınav komisyonları tarafından yapılacak sözlü sınavda adaylar; a) Mesleki bilgi düzeyi, b) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü, c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı, ç) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu" yönlerinden yüz tam puan üzerinden değerlendirilirler." düzenlemeleri getirilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasında, ikinci fıkranın (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde belirtilen hususların puan değerlerine işaret edilmiş, bu kapsamda mesleki bilgi düzeyinin yüz üzerinden kırk puan olduğu belirtilmiş, maddenin dördüncü fıkrasında ise, adayın sınavda başarılı olabilmesi için yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan alması gerektiği, başarısız olan adayın aldığı puan ve gerekçesinin puan değerlendirme karar formuna işleneceği, sınav sonuçlarının merkezi sınav komisyonuna bildirileceği ve sınav komisyonu kararlarına itiraz edilemeyeceği düzenlemelerine yer verilmiştir.

Yönetmelik'te yer verilen ve metinleri yukarıda aktarılan düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesinden; polis eğitim kurumlarında veya Emniyet Genel Müdürlüğü adına diğer yükseköğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerden öğrenim süresini başarıyla bitirenlere uygulanacak sınavın, adaya, soru hazırlama komisyonunca bastırılan sorular arasından çektirilecek soru kartındaki soruları cevaplaması istenilmek suretiyle gerçekleştirileceği, bu uygulamada, gerek puansal ağırlık gerekse 8. maddenin ikinci fıkrasındaki sıralama göz önünde bulundurulduğunda en önemli değerlendirme kriterini “mesleki bilgi düzeyi” başlıklı kısmın teşkil ettiği, "mesleki bilgi düzeyi"nin polis eğitim kurumları mezunlarının polis eğitim kurumunda gördüğü derslerle ilgili bilgi düzeyini ifade edeceği, mesleki bilgi düzeyinin ölçülebilmesinin ise; polis eğitim kurumunda görülen derslerle ilgili sorular sorulmasına bağlı olduğu, çok sayıdaki dersten başarılı olunması sonucunda edinilen kazanımı ifade eden mesleki bilgi düzeyinin tek soruyla ölçülmesinin hem hayatın olağan akışına hem de bu tür sınav uygulamalarına ilişkin olarak yargı mercilerine intikal eden dava dosyalarının içeriğindeki verilere aykırı olduğu, nitekim Yönetmelik'in 8. maddesinin birinci fıkrasında "Soru Hazırlama Komisyonu tarafından bastırılan sorular arasından adaylara soru kartı çektirilerek cevaplamasının istenileceği" belirtilmiş olmakla, aday polis memuruna "tek soru sorulacağına" değil "soru kartındaki soruların sorulması gerektiğine" işaret edildiği, komisyon tarafından adaya sorulan soru/sorular sonucunda mesleki bilgi düzeyinin ölçülmesi hususunda yeterli kanaat edinilememesi halinde adaya ilave sorular sorulabileceği yönündeki düzenleme de göz önünde bulundurulduğunda, Yönetmelik'in; sınavın tek soru sorulmak şeklinde uygulanmasını amaçlamış olmasının söz konusu olamayacağını teyit ettiği açıktır. Öte yandan; sınava tabi tutulacak aday memurun, yukarıda ifade edilen mesleki bilgi düzeyinin yanı sıra ifade ve muhakeme yeteneği, temsil kabiliyeti, liyakati gibi özellikler bakımından gerekli yeterliliğe sahip olup olmadığının da tarafına yöneltilecek tek soruyla ölçülebilmesi mümkün değildir.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacının Polis Amirleri Eğitimi Merkezindeki eğitimini tamamlaması üzerine yukarıda ilgili düzenlemelerine yer verilen Yönetmelik uyarınca sözlü sınava tabi tutulduğu, davalı idare savunmasından ve ekinde yer verilen belgelerden anlaşılacağı üzere 15/08/2017 tarihindeki sınavda tarafına, çektiği 312 numaralı soru kartında yer alan; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılacak olan bireysel başvurular kabul edilebilmesi, hangi şartları taşımalıdır?” sorusunun sorulduğu, yine aynı belgelerde davalı idarece bu sorunun; “1- Başvuru yapılmadan önce, hakkında başvuru yapılacak ülkedeki iç hukuk yolları tüketilmiş olmalıdır.

2.İç hukuk yolları tüketildikten sonra gerek yargısal gerekse idari (yönetsel) kararın ilgililere bildirilmesinden itibaren 6 ay içinde AİHM'ne başvurulmalıdır. Bu süre kararın tebliğinden değil, öğrenilmesinden itibaren başlamaktadır.

3.Başvuruda bulunanın kimliği belli ve dilekçe bizzat ilgili veya vekili tarafından imzalanmış olmalıdır.

4.Başvuru, daha önce AİHM'nce incelenmiş bir başvurunun aynısı olmamalıdır.

5.Aynı konuda daha önce başka bir uluslararası kuruluşa başvurulmamış olmalıdır.

6.Başvuru, sözleşme ile bağdaşır ve sözleşme ile güvence altına alınan bir konuda olmalıdır.

7.Başvuru, açıkça temelden yoksun olmamalıdır.

8.Başvuru hakkının kötüye kullanılmaması gerekir." şeklinde cevabının bulunduğu, Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Olan Sınava Ait Puan Değerlendirme Karar Formu'nda komisyon başkan ve üyeleri tarafından sırasıyla davacıya; "mesleki bilgi düzeyi" ile ilgili olarak her bir üye tarafından 20'şer puanın takdir edildiği, "bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü", "özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı" ve "liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu" ile ilgili olarak her bir üye tarafından 10'ar puan ile değerlendirildiği, başkan ve üyelerin her birinin aday için ve sınav puan ortalamasının 50 puan olduğu belirlenmek suretiyle başarısız kabul edildiği görülmektedir.

Davacının tabi tutulduğu sözlü sınavda, tarafına, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılacak olan bireysel başvurular kabul edilebilmesi, hangi şartları taşımalıdır?” şeklinde tek soru sorulduğu ve yaklaşık on ay devam eden ve çok sayıda dersi kapsayan bir eğitim sürecinin sonunda elde edilen mesleki bilgi düzeyinin bu soru ile ölçülmeye çalışıldığı tartışmasızdır. Yapılan sözlü sınavda tarafına yöneltilen tek bir soru ile davacının hem mesleki bilgi düzeyinin ölçülmeye çalışıldığı hem de Yönetmelik'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen diğer hususlar olan "bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü", "özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı" ve "liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu" yönlerinden değerlendirilme yoluna gidildiği anlaşılmaktadır.

Eğitim döneminde gördüğü derslerin genel akademik ortalamasının 95 olduğu belirtilen davacının, eğitim dönemi sonunda tabi tutulduğu sınavda kendisine yöneltilen tek soru ile değerlendirilmeye çalışılmasının, Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nin yukarıda yapılan değerlendirmeler çerçevesinde aktarılmaya çalışılan amacına ve içeriğine aykırı olduğu, kendisine yöneltilen tek bir soru ile davacının mesleki bilgi düzeyinin ölçülmesi mümkün olmadığı gibi, diğer değerlendirme kriterleri yönünden de bir soru sorulmak suretiyle yeterli kanaat edinilmesinin söz konusu olamayacağı hususları birlikte dikkate alındığında, davacının aday memur olarak atanacaklara uygulanacak sözlü sınavında başarısız sayılmasına ilişkin işlemde hukuki uygunluk bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kısmen kabulü ile Danıştay Onikinci Dairesinin temyize konu 27/04/2021 tarih ve E:2018/929, K:2021/2416 sayılı kararının davacının sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işleme yönelik kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY

XX- Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Yönetmeliğin amacı, polis eğitim kurumlarında veya Emniyet Genel Müdürlüğü adına diğer yükseköğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerden öğrenim süresini başarıyla bitiren öğrencilere uygulanacak sınavlarla ilgili usul ve esasları düzenlemektir." kuralına yer verilmiş, "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "Mesleki bilgi düzeyi" deyiminin; “Polis eğitim kurumları mezunlarının polis eğitim kurumunda gördüğü derslerle ilgili bilgi düzeyini, Emniyet Genel Müdürlüğü adına diğer yükseköğretim kurumlarından mezun olanların ise Başkanlıkça verilen mesleki eğitim dersleriyle ilgili bilgi düzeyini" ifade edeceği belirtilmiştir.

Aynı Yönetmelik'in "Sınav şekli ve esasları" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında; "Soru Hazırlama Komisyonu tarafından bastırılan sorular arasından adaylara soru kartı çektirilerek cevaplaması istenir. Komisyon tarafından adaya konu ile ilgili ilave sorular sorulabilir." düzenlemesi öngörülmüş, maddenin 2. fıkrasında ise; "Sınav komisyonları tarafından yapılacak sözlü sınavda adaylar; a) Mesleki bilgi düzeyi, b) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü, c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı, ç) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu yönlerinden yüz tam puan üzerinden değerlendirilirler." düzenlemeleri getirilmiş, aynı maddenin 3. fıkrasında;

2.fıkranın (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde belirtilen hususların puan değerlerine işaret edilmiş, bu kapsamda mesleki bilgi düzeyinin yüz üzerinden kırk puan olduğu belirtilmiş, maddenin 4. fıkrasında ise; adayın sınavda başarılı olabilmesi için yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan alması gerektiği, başarısız olan adayın aldığı puan ve gerekçesinin puan değerlendirme karar formuna işleneceği, sınav sonuçlarının merkezi sınav komisyonuna bildirileceği ve sınav komisyonu kararlarına itiraz edilemeyeceği düzenlemeleri öngörülmüştür.

Yönetmelik'te yer verilen ve metinleri yukarıda aktarılan düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesinden; polis eğitim kurumlarında veya Emniyet Genel Müdürlüğü adına diğer yükseköğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerden öğrenim süresini başarıyla bitirenlere uygulanacak sınavın, adaya, soru hazırlama komisyonunca bastırılan sorular arasından çektirilecek soru kartındaki soruları cevaplaması istenilmek suretiyle gerçekleştirileceği, bu uygulamada, gerek puansal ağırlık gerekse 8. maddenin 2. fıkrasındaki sıralama göz önünde bulundurulduğunda en önemli değerlendirme kriterini “mesleki bilgi düzeyi” başlıklı kısmın teşkil ettiği, "mesleki bilgi düzeyi"nin polis eğitim kurumları mezunlarının polis eğitim kurumunda gördüğü derslerle ilgili bilgi düzeyini ifade edeceği, mesleki bilgi düzeyinin ölçülebilmesinin ise; polis eğitim kurumunda görülen derslerle ilgili sorular sorulmasına bağlı olduğu, çok sayıdaki dersten başarılı olunması sonucunda edinilen kazanımı ifade eden mesleki bilgi düzeyinin tek soruyla ölçülmesinin hem hayatın olağan akışına hem de bu tür sınav uygulamalarına ilişkin olarak yargı mercilerine intikal eden dava dosyalarının içeriğindeki verilere aykırı olduğu, nitekim Yönetmeliğin 8. maddesinin 1. fıkrasında "Soru Hazırlama Komisyonu tarafından bastırılan sorular arasından adaylara soru kartı çektirilerek cevaplaması istenileceği" belirtilmiş olmakla aday polis memuruna "tek soru sorulacağına" değil "soru kartındaki soruların sorulması gerektiğine" işaret edildiği, komisyon tarafından adaya sorulan soru/sorular neticesinde mesleki bilgi düzeyinin ölçülmesi hususunda yeterli kanaat edinilememesi halinde adaya ilave sorular sorulabileceği yönündeki düzenleme de göz önünde bulundurulduğunda, Yönetmelik'in; sınavın tek soru sorulmak şeklinde uygulanmasını amaçlamış olmasının söz konusu olamayacağını teyit ettiği anlaşılmaktadır. Öte yandan; sınava tabi tutulacak aday memurun, yukarıda ifade edilen mesleki bilgi düzeyinin yanı sıra ifade ve muhakeme yeteneği, temsil kabiliyeti, liyakati gibi özellikler bakımından gerekli yeterliliğe sahip olup olmadığının da tarafına yöneltilecek tek soruyla ölçülebilmesi mümkün değildir.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacının, Polis Amirleri Eğitimi Merkezindeki eğitimini tamamlaması üzerine yukarıda ilgili düzenlemelerine yer verilen Yönetmelik uyarınca sözlü sınava tabi tutulduğu, davalı idare savunmasından ve ekinde yer verilen belgelerden anlaşılacağı üzere 15/08/2017 tarihindeki sınavda tarafına, çektiği 312 numaralı soru kartında yer alan; "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılacak olan bireysel başvurular kabul edilebilmesi, hangi şartları taşımalıdır?" sorusunun sorulduğu, yine aynı belgelerde davalı idarece bu sorunun; "1- Başvuru yapılmadan önce, hakkında başvuru yapılacak ülkedeki iç hukuk yolları tüketilmiş olmalıdır.

2.İç hukuk yolları tüketildikten sonra gerek yargısal gerekse idari (yönetsel) kararın ilgililere bildirilmesinden itibaren 6 ay içinde AİHM'ne başvurulmalıdır. Bu süre kararın tebliğinden değil, öğrenilmesinden itibaren başlamaktadır.

3.Başvuruda bulunanın kimliği belli ve dilekçe bizzat ilgili veya vekili tarafından imzalanmış olmalıdır.

4.Başvuru, daha önce AİHM'nce incelenmiş bir başvurunun aynısı olmamalıdır.

5.Aynı konuda daha önce başka bir uluslararası kuruluşa başvurulmamış olmalıdır.

6.Başvuru, sözleşme ile bağdaşır ve sözleşme ile güvence altına alınan bir konuda olmalıdır.

7.Başvuru, açıkça temelden yoksun olmamalıdır.

8.Başvuru hakkının kötüye kullanılmaması gerekir." şeklinde bir cevabının bulunduğu, Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Olan Sınava Ait Puan Değerlendirme Karar Formu'nda komisyon başkan ve üyeleri tarafından "mesleki bilgi düzeyi" ile ilgili olarak davacıya 20'şer puanın takdir edildiği, "bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü", "özgüveni, ikra kabiliyeti ve inandırıcılığı" ve "liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin meslege uygunluğu" yönlerinden yapılan değerlendirmede ise 10'ar puan ile değerlendirildiği ve sınav puan ortalamasının 50 puan olduğu belirlenmek suretiyle başarısız kabul edildiği görülmektedir.

Davacının tabi tutulduğu sözlü sınavda, tarafına, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılacak olan bireysel başvurular kabul edilebilmesi, hangi şartları taşımalıdır?" şeklindeki tek sorunun sorulduğu ve yaklaşık on ay devam eden ve çok sayıda dersi kapsayan bir eğitim sürecinin sonunda elde edilen mesleki bilgi düzeyinin bu soru ile ölçülmeye çalışıldığı tartışmasızdır. Yapılan sözlü sınavda tarafına yöneltilen tek bir soru ile davacının hem mesleki bilgi düzeyinin ölçülmeye çalışıldığı hem de Yönetmelik'in 8. maddesinin 2. fıkrasında yer verilen diğer hususlar olan "bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü", "özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı" ve "liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu" yönlerinden değerlendirilme yoluna gidildiği anlaşılmaktadır.

Davacı tarafından, eğitimini 95 puan ile tamamladığı belirtilmiş olup davacının, eğitim dönemi sonunda tabi tutulduğu sınavda tarafına yöneltilen tek soru ile değerlendirilmeye çalışılmasının Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği'nin yukarıda yapılan değerlendirmeler çerçevesinde aktarılmaya çalışılan amacına ve içeriğine aykırı olduğu, tarafına yöneltilen tek bir soru ile davacının mesleki bilgi düzeyinin ölçülmesi mümkün olmadığı gibi diğer değerlendirme kriterleri yönünden de bir soru sorulmak suretiyle yeterli kanaat edinilmesinin söz konusu olamayacağı hususları birlikte dikkate alındığında, dava konusu Yönetmelik'in 8. maddesinde, adayların anılan maddede belirtilen hususlar yönünden objektif olarak değerlendirilmesini sağlayacak şekilde sorulacak soru adedi hakkında makul bir sayıya yer verilmemesi nedeniyle eksik düzenleme yapıldığı kanaatine varıldığından, sözü edilen Yönetmelik maddesinde ve bu düzenlemeye dayalı olarak gerçekleştirilen sözlü sınav sonucunda davacının başarısız sayılmasına dair işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kısmen kabulü ile Danıştay Onikinci Dairesinin temyize konu 27/04/2021 tarih ve E:2018/929, K:2021/2416 sayılı kararının dava konusu Yönetmelik'in 8. maddesi ile davacının sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işleme yönelik kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyorum.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.