11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2008/11976 E. , 2010/3844 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 10.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15.07.2008 tarih ve 2004/437-2008/407 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak asıl davada davacı vekili, her iki davada davalı banka vekili ile ihbar olunan TMSF vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 06.04.2010 gününde davacı avukatı ..., avukat ... ile davalı ... avukatı ..., Fer'i Müdahil TMSF vekili Av.... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin aldığı ihale konusu işin alt taşeronu olan dava dışı... A.Ş.’ne müvekkilinin vereceği avansın teminatı olarak davalı bankanın keşidecisi, müvekkilinin muhatabı,... A.Ş.’nin lehdarı olduğu 11.04.1994 tarih ve 894 sayılı 2.000.000 DM tutarlı (1.022.584 Euro) teminat mektubu verdiğini, 30.06.1995 tarihli tazmin talebini davalının reddettiğini ve Kadıköy 3 ncü Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 1997/103 esas sayılı dosyası üzerinden menfi tespit davası açtığını, o davanın red ile sonuçlandığını, ilk talepte ödeme yapması gereken davalının temerrüde düştüğünü ileri sürerek, asıl davada anılan teminat mektubu bedelini, birleşen davada ise, 04.05.1994 tarih ve 1048 Sayılı 2.500.000 DM (1.278.230 Euro) bedelli teminat mektubu bedelinin tazmin tarihinden itibaren en yüksek ticari faiziyle birlikte aynen ya da tahsil tarihindeki kur karşılığı TL olarak tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, husumet, derdestlik, zamanaşımı ve esas bakımından davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve toplanan kanıtlara göre, dava dışı lehdarın edimlerini yerine getirmemesi üzerine davacı muhatabın davalı keşideciden tazmin talebinde bulunduğu, davalının ödeme yapmayıp, hükümsüzlüğün tespiti ve menfi tespit istemli davalar açtığını, asıl dava konusu teminat mektubuna ilişkin davanın tamamen reddedildiğini, birleşen dava konusu teminat mektubuna ilişkin davanın ise kısmen kabul edilip, kısmen reddedildiği, kararın onandığı, karar düzeltme aşamasının beklenilmesinde yarar görülmediği, zira o kararın bozmaya uyulması ile verilip onandığı, davalı bankanın külli halef olduğu gerekçesiyle, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, asıl davada davacı vekili, her iki davada davalı banka vekili ile ihbar olunan TMSF vekili temyiz etmiştir.
1.Asıl ve birleşen dava, teminat mektup bedelinin tazmini istemine ilişkindir.
Asıl dava konusu teminat mektubu 11.04.1994 tarihli, birleşen dava konusu teminat mektubu 04.05.1994 tarihli olup, her ikisinin vadesi 31.12.1994 tarihlidir. Bu tarihte veya daha öncesinde talepte bulunulmadığı takdirde mektubun geçerliliğinin sona ereceği her iki mektupta yazılıdır. Bu tür kayıtlar, BK’nun 110/son maddesi uyarınca geçerlidir. Doktrinde (Reisoğlu Seza, Banka Teminat Mektupları ve Kontra Garantiler, Ankara, 1977, 3.Bası, Sh. 294 vd.) ve Dairemiz’in 11.12.2006 tarih ve 2005-12600 E/2006-13126 K sayılı ve 28.04.2008 tarih ve 2007/3852 E/2008-5619 K sayılı ilamlarında ve YHGK’nun 30.03.1998 tarih ve 11642/287 sayılı ilamında açıklandığı ve kabul edildiği üzere, BK’nun 110/son maddesi uyarınca vadeli teminat mektuplarında sorumluluğun vade sonunda ortadan kaldırılması olanağı mevcuttur. Bu yönde gerekli kaydın bulunduğu banka teminat mektuplarında vade sonuna kadar bankanın eline geçecek şekilde yazılı tazmin talebinde bulunulmaz ise bankanın sorumluluğu son bulacak; o taktirde esasen zamanaşımı sözkonusu olamayacaktır. Buna karşılık muhatabın vade içinde garanti veren bankadan tazmin talebinde bulunması halinde, bankaya karşı alacak ortaya çıkacak ve bu alacak BK’nun 125 nci maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olacaktır. Somut olayda, davalı yanın teminat mektuplarının keşide tarihlerinden itibaren 10 yıllık süreyi başlatarak zamanaşımı def’inde bulunduğu anlaşılmaktadır. Oysa, YHGK’nun 27.10.1982 tarih ve 11-1915/865 sayılı ilamında belirtildiği üzere vadeli teminat mektuplarında zamanaşımının vade tarihinden başlayacağı ve BK’nun 126/1 nci bendinin kastettiği anlamda periyodik bir eda da sözkonusu olmadığından, zamanaşımı süresi BK’nun 125 nci maddesinde yazılı 10 yıldır. Vade tarihlerine göre 10 yıl dolmadığı gibi, davacının vadenin dolmasından önce davalıdan 22.11.1994 ve 28.11.1994 tarihli yazılar ile ödeme talep ettiği, davalının 08.12.1994 tarihli cevabi yazı ile talebi reddettiği, 30.06.1995 tarihinde davacının tekrar ödeme talep ettiği ve ödeme yapılmaması üzerine asıl davanın 12.04.2004, birleşen davanın 04.05.2004 tarihinde açıldığı dosya kapsamından anlaşılmakla, dava 10 yıl içinde açılmıştır. Mahkemece, davalının zamanaşımı def’i hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş ve doğrudan esasa girilmiş ise de, bu açıklamalara göre zamanaşımının dolmadığı anlaşıldığından, mahkemenin zamanaşımı def’ini değerlendirmemesi sonuca etkili olmamıştır.
Diğer yandan, birleşen dava konusu teminat mektubuna ilişkin davalı bankanın açtığı menfi tespit davasının kısmen reddedildiği ve kararın onandığı, karar düzeltme yoluna başvurulduğu, karar düzeltme isteminin sonucunun beklenmesinde yarar görülmediği, zira bozmaya uyulması ile verilen kararın onandığı gerekçesiyle kesinleşmenin beklenilmemesi doğru değil ise de, Dairemizin kararlarının taranması sonucunda, 26.09.2008 tarih E-8659 K./10593 sayılı karar ile karar düzeltme isteminin reddedildiği anlaşılmakla, kesinleşmenin beklenilmemesi de sonuca etkili olmamıştır.
Öte yandan, o davalarda menfi tespite karar verilen her iki teminat mektup bedelinin toplamı 1.571.188,42 Euro iken, gerekçede 1.571.458,42 Euro olarak belirtilmesi doğru olmamış ise de, asıl dava ve birleşen davada hükmün ayrı ayrı ve doğru miktarlar gösterilerek tesis edilmesi karşısında bu hata da sonucu etkili görülmemiştir. Bu açıklamalara ve dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2.Asıl davada davacı vekilinin temyizine gelince; asıl davada hükmedilen 1.022.584 Euro teminat mektubu bedelinin dava tarihindeki kur dikkate alınarak hesaplandığı gerekçede açıklanıp hükmedilen 14.886,20 YTL vekalet ücreti, hüküm tarihinde geçerli tarifenin 3 ncü kısmında belirtilen oranlara göre hesap yapıldığında az olduğu gibi, efektif satış kuru olması gereken kurun esas alınıp alınmadığının ve kurun TL olarak doğru karşılığının bulunup bulunmadığının hüküm yerinde gösterilmemesi nedeniyle denetim yapılamadığından, hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3.İhbar olunan TMSF vekilinin temyizine gelince; HUMK'nun 49 ncu vd. madde hükümleri uyarınca, ihbar üzerine davaya katılan üçüncü kişi, ihbar eden tarafın yardımcısı ve temsilcisi olup, fer`i müdahil konumundadır ve aynı kanunun 57 nci maddesi uyarınca da yargılama sonunda, hüküm, fer`i müdahil hakkında değil, iltihak olunan (ihbar eden) taraf hakkında verilir. Dolayısıyla ihbar olunan 3. kişi, ihbar edenin adına, onun temsilcisi olarak, hükmü temyiz edebilir ise de, kendisi adına temyiz edemez. Ancak, aynı madde hükmüne aykırı olarak ihbar olunan hakkında da hüküm verilmişse, ihbar olunan, hükmün kendisine ilişkin bölümünü kendi adına temyiz edebilir.
Somut olayda, mahkemece, yargılama sonunda ihbar olunan hakkında hüküm tesis edilmemiş olmasına, TMSF'nun asli müdahil sıfatıyla da yargılamaya katılmamış bulunmasına, mümeyyizin hükmü temsilen değil, kendisi bakımından ve kendisi adına temyiz etmiş olmasına göre TMSF temyiz hakkına sahip değildir. 01.03.1990 gün ve 1989/3 esas, 1990/4 sayılı Y.İ.B.K. uyarınca, yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmediği hallerde, Yargıtay tarafından da bir karar verilmesinin mümkün bulunmasına göre, mümeyyiz TMSF vekilinin temyiz isteminin HUMK'nun 432/4 ncü maddesi uyarınca reddine karar verilmek gerekmiştir.