11. Hukuk Dairesi
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/1504
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 01.06.2021
NUMARASI : 2017/1007 Esas 2021/473 Karar
DAVANIN KONUSU : Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma veya Çıkarılmaya İlişkin)
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 01.06.2021 tarih2017/1007 Esas 2021/473 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA :
Davacı vekili, davacı davalı şirketin diğer ortağı ...'nun imza yetkisinin kendisinde olması için, yarı yarıya ortak olarak şirket kurmaya karar vermelerine rağmen, son anda %60 payla şirketin ortağı olduğunu, 12.10.2010 tarihli genel kurul kararı ile de 7 yıl şirketi temsile yetkili müdür olarak faaliyet yürüttüğünü, karşı yan olan öz ablasının çağrısı ile 2008 yılında ... isimli şirketteki görevinden ayrılarak, ablasına ait ... isimli şirketine sigortalı olacak şekilde ancak aslında adi ortaklık kurarak tüm müşteri çevresi ile geçiş yaptığını, 1-2 yıl bu şekilde faaliyet gösterip iyi kazanç sağlayınca Ltd. Şti. olamaya karar verdiklerini, bu ortaklık süresince kazançlarıyla Yeşilyurt'ta bir apartman dairesi ve Çeşme'de bir yazlık aldıklarını, ancak bu gayrimenkulerin kredinin davalı yanın kredi benim üzerime çıkıyor beyanı ile davalı üzerine yapıldığını, ancak kredi geri ödemelerinin şirket üzerinden yapıldığını, ortaklaşa ödenen gayrimenkul alımlarından dolayı hiçbir zaman yıl sonu kar payını almadığını, karşı yanın ... isimli lokantasının işletilmesi ve de ortaklık sebebi ile üzerine düşeni yaptığını fakat ... isimli karşı yanın esnaf işletmesinde işlerin bozulması ve zarar edilmeye başlanınca üzerine düşen iş yükünün fazlalığıda göz önüne alınarak ortak kararla işletmenin kapatıldığını, karşı yanın 23.11.2013 tarihinde eşinden boşandığını, bu sebeple bu tarihten itibaren pekçok ev dağiştirdiğini, daha sonra yarı yarıya ortak oldukları evde kendisine düşen kira payını ödemeden oturmaya başladığını halen de bu evde ikamet ettiğini, mailler ile görüleceği üzere şirketten 8 ay önce bağım kopardığını fakat aile bireylerinin telkini ile bugüne kadar dava açmadığını, samimiyetle düzenlediği 15.08.2017 tarih ve 10926 yevmiye nolu ihtarnameye karşı yanın verdiği cevap üzerine bu davanın açılmasının kaçınılmaz olduğunun anlaşılacağını, karşı yanın gönderilen ihtarnamedeki hiçbir hususa cevap vermediği gibi ihtarnemenin çelişki içerdiğini söylemesine rağmen bu çelişkilerin neler olduğundan bahsetmediğini, bu ihtarnameden sonrada muhasebecisine mesaj kayıtlarıyla sabit olduğu üzere bilgi ve kayıt vermemesi yönünde talimat verdiğini, karşı yanın eşinden ayrılmış olması ve eşinin memur olmasından ötürü kızının bakım ve ev ihtiyaçlarını ortak oldukları şirketin kasasından karşıladığını, boşanmadan sonra kızının babasından nafaka alamadığı için kızının okul masraflarını ve şahsi ihtiyaçlarını da şirket kasasından karşıladığını, bu durumu o dönemde aile bağlarına önem vermesinden dolayı normal karşıladığını, ortak oldukları şirketten kendisinin 3.000,00 TL bir maaş ödemesi almasına karşın davalı yanın maaş ödemesinde sınır olmadığını, bu durumun şirkete ait kart ekstrelerinden de anlaşıldığını, karşı yanın eski eşiyle barıştığını, barıştığı eşinin işi sebebi ile Çeşme'de ortak alınan yazlığa onu yerleştirdiğini, bu sebeple bu yazlıktan da faydanlanmasınm mümkün olmadığını, karşı yanın ihtarnameye verdiği cevapla, sermaye koyma borcunun yerine getirilmediğini bu sebeple tarafının şirkette çalışan olduğunu iddia ettiğini, ancak taraflarca 11.05.2015 tarihinde sermaye arttırımında bulunulduklarını, şirketin sermayesinin 10.000 TL den 137.000 TL ye çıkarıldığını, bu işlemin ortak vasfıyla taraflarca resmi daireler huzurunda yapıldığını, madem davacının şirkette hissesi yoktu neden %40 hisse verildiğini, sermaye arttırımı yapılırken sermaye borcu olan yanın ortaklık ilişkisinin sonlandırılması gerektiği halde neden sonlandırılmadığını, davalının iyi niyetli olmayan tutum sergilediğini, karşı yanın ihtara verdiği cevapta 12 yıllık müşterilerinin alındığını iddia ettiğini ancak karşı yanla 8-9 yıl birlikte çalıştıklarını, birlikte çalışmadan öncede 15 yıl bu işi yaptığını, yani ortaklığa gelirken kendi müşterilerini getirdiğini normal olarak ta geri aldığını, Şirket ana sözleşmesinin 11. maddesi karın dağıtımı hükmü gereğince şirketin safı karının her çeşit masraf düştükten sonra kalan meblağ olduğunu, bu meblağdan %5 ihtiyat akçesi ayrıldıktan sonra kalan meblağın ortakların hisseleri oranında dağıtılacağını, 6762 sayılı TTK Madde 638-(l) uyarınca her ortağın haklı sebeplerin varlığında şirkette çıkmasına karar verilmesi için dava açma hakkının olduğunu, 15.01.2017 tarihinde bu maddeye istinaden %40 hissesinin karşılığı olan menkul, gayrimenkul, marka, patent, peştemaliye ve sair tüm haklarının iadesi için mahkemeye başvurarak dava açma zaruretinin doğduğunu, açıklanan nedenlerde davacı ortak ...'nun haklı sebeplerle şirket ortaklığından çıkmasına, şirkette 8 aydır faaliyet göstermediği için şirkette aleyhine yapılacak hiçbir işlem iç ilişkide tarafının bağlanmadığı gibi TTK madde 638-2 gereğince hakim kararı ile dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacı ile diğer önlemlere karar verilebilir hükmü gereğinin yapılması ve şirkete ait gayrimenkullere yönelik işlemler ile Çeşme'de bulunan yazlığın tasarruf işlemlerinin dondurulmasına, şirkette hakkı olan %40 lık pay ve şimdiye kadar dağıtılmamış olan şirket net dönem karları ve gayrimenkullerin davacıya düşen kısmının parasal karşılığının iadesine ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili, ticari işlere ilişkin iş ve işlemlerin muhatabının tüzel kişiliğe haiz ticari işletme ve şirketler olması sebebi ile 3. şahıs konumundaki ... aleyhine dava yöneltmesinin usule ve hukuka aykırı olduğunu ve reddinin gerektiğini, ayrıca davacı yanın ... Şti.ndeki ortaklığından haklı nedenle çıkmayı talep etse de işbu talebin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, söz konusu davanın açılması için davacının haklı bir sebebinin olmadığını, aleyhine açılan davanın zararına, haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacı yanın ... isimli ticari işletmeye iddiasından farklı olarak adi ortaklık kurmak suretiyle değil, ailesinin isteği üzerine ... tarafından 2009 yılında sigortalı olarak işe alınarak girdiğini, davacı yanın bu hususu dava dilekçesinde kabul ettiğini, adi ortaklık kurulabilmesi için taraflar arasında Borçlar Kanunu madde 620 ye göre "iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi" kabul ettikleri bir sözleşmeyle kurulabileceğini, aralarında böyle bir sözleşme bulunmadığını, davacı yanın 2009 yılında sigortalı olarak girdiği görevinden 2010 yılında kendi irade ve isteği ile ayrıldığını, tarafların, ... Şti. ni ortak olarak kurmaya karar verdiğini, bu şirketi ticari alanda faaliyet göstermek için ticari sicil gazetesiyle tescil ve ilan edildiği gibi yeni bir şirket olarak kurduklarını, davacı yanın iddasında olduğu gibi mevcut bir şirketi limited şirkete çevirerek kurmadıklarını, davacı yanın yeni kurulan bu şirkette limited şirketin kanuni tanımında yer alan yükümlülüklerini yerine getirmeksizin ve hiçbir sermaye bedeli ödemeksizin %40 gibi yüksek bir oranla ortak olduğunu, kendisine iş vermesinin kardeşi olan davacı yana karşı her zaman iyi niyetli davranış ve tutumda olduğunun göstergesi olduğunu, şirket kazansada kazanmasada kardeşi olan davacı yana aylık belli bir miktar para ödeyerek ihtiyaçlarını görmesini sağladığını, şirkete ait tüm iş ve işlemler ile borçlar ve kredileri tek başına üstlendiğini, limited şirketten karşılayamadığı borçları, kendi özel hesabından veya şahıs şirketinden karşılayark işleyişi sağladığını, dava dilekçesinde Çeşme'de alınan yazlıkla ilgili iddiaların, gerçeğe aykırı haksız kazanç sağlamaya yönelik iddia ve taleplerden ibaret olduğunu, söz konusu yazlığın limited şirket hesabından alınmadığını, limited şirketten ari olarak ödemelerinin tamamen şahsi ve adına kayıtlı ticari işletmesinden yapıldığını, söz konusu yazlığın alındığı tarihte davacı yanın ticari şahıs işletmesinde çalışır konumda olmadığını ve bu tarihte daha limited şirketin varolmadığını, Çeşme Tapu Sicil Müdürlüğünden ilgili kayıtların istenmesiyle durumun sübut bulacağını, davacı yanın 2009 yılında beraber çalışmaya başlamakla birlikte maddi durumunun iyileştiğini, refah seviyesinin yükselerek, mal varlığı ile lüks gider ve harcamalarının artış gösterdiğini, davacı yanla %50 ortak yapılan müşterek bir olduğunu, ancak bu evin tüm ödemelerinin ...bank üzerinden tarafınca yapıldığını, bu evin ödemelerinin henüz tamamlanmadığını, söz konusu evde annesi ve ablası ile oturduğunu, davacı yanın asılsız iddiaları ile aile fertlerininde manevi olarak olumsuz yönde etkilendiğini, davacı yanın, ödemelerine payı oranında hiçbir katkıda bulunmadığı ve henüz ödemelerinin tamamlanmadığı eve ilişkin pay bedeli talebinin açıkça kötü niyetinden olduğunu, ev hakkında payı olduğunun kabul görmesi durumunda tarafınca payından fazla yaptığı ödemeler için rücu hakkını saklı tuttuğunu, davacı tarafın işyerini terk ettikten sonra ancak ortaklığı devam ederken aynı alanda faaliyet gösteren bir şahıs şirketi açarak ortaklığın müşterilerine teklifler gönderdiğini, bu durumun sadakat yükümlülüğüne ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı olduğunu ve madde 613-1 ve 613/2 hükümleri gereğince rakabet yasağını getirdiğini, taraflar olarak limited şirket ihtiyaçlarında kullanılmak üzere KOSGEB başvurusunda bulunduklarını, KOSGEB kredisine şirketin borçlarını ödemek için başvurduklarını ancak davacı yanın bunu bilmesine rağmen KOSGEB kredisi çıkıp onaylandıktan sonra kredi için imza vermediğini, limited şirketi zor duruma soktuğunu, imza için taleplerde bulunduğunu, bu hususta tehtidvari ifadeler kullandığını, kendini işçi olarak görev aldığı ticari işletmenin ortağıymış gibi gösteren davacının haksız ve yersiz iddialarda bulunduğunu, limited şirketten çıkmak için haklı bir nedeni bulunmadığını, Çeşme'deki yazlığın tapusunun tarafı üzerinde olduğunu, bu yazlığın alındığı tarih itibari ile de davacı tarafın hiçbir bağının olmadığını, limited şirketten söz konusu yazlık için herhangi bir ödeme yapılmadığını, söz konusu ödemelerin bizzat tarafından yapıldığını, karşı tarafla %50 müşterek bir evin olduğunu, ancak bu evin ödemelerinin sadece yinede tarafınca yapıldığını, bu durumun banka kayıtlarıyla sabit olduğunu, ortaklıktan çıkmanın tali nitelik taşıdığı hukuk düzeninde davacı tarafın diğer imkanları göz ardı ederek ikincil nitelikteki ortaklıktan çıkma yolunu tercih ettiğini, ayrıca davacı tarafın henüz ortaklık devam etmekte iken aynı faaliyet alanında başkaca bir ticari işletme kurduğunu, şirketin çıkarlarını zedeleyecek davranışlarda bulunduğunu, ayrıca davacı taraf daha 5 yaşındaki kızı için yaptığı harcamaları çok görerek bu harcamaları şirket hesabından gerçekleştiğini belirttiğini, gerçekle alakası olmayan bu beyanların karşı tarafın kötü niyetini ortaya koyduğunu, haksız ve kötü niyetli açılmış bu davanın reddinin gerektiğini, davanın ... yönünden husumet yokluğundan reddine, haksız ve kötü niyetli açılmış olan davanın reddine, yargılma giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dosyada şirket ortakları arasında ortaklığı sürdürmelerine engel somut bir olay cebir, şiddet, hakaret, şirket denetimini engelleme, şirkete almama gibi bir vaka olduğunun tespit edilemediği ve taraflarca da bu yönde somut bir vakıa ileri sürülmediği, tanık anlatımları ve davacı tarafın beyanlarına göre davacının kusurlu olduğu, kendisinin şirketten ayrılarak aynı alanda faaliyet gösteren yeni bir işletme açtığı bu nedenle ortağı bulunduğu davalı şirkete gelmediği, bu olgu ve tespit karşısında davacının kendisinin kusurlu olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceği TMK madde 2 'nin gereği olduğu, kaldı ki davacı veya şirket ortakları , şirket faaliyetinde fiilen bizzat bulunmak zorunda olmadığı, bu olgunun sermaye şirketinin bir gereği olduğu, ortakların sermeye şirketlerinde birinci temel görevinin taahhüt etmiş oldukları şirket sermayesini ödemekten ibaret olduğu, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapor içeriğindeki tespitlere göre davalının şirketi kötü yönettiği ve zararlandırdığı yönünde bir tespit bulunmadığı, böyle bir tespit olsa dahi bunun şirket müdürünün şirkete karşı şahsi sorumluluğunu doğuracağı, davacı taraf açısından şirket ortaklığından çıkmayı gerektiren haklı bir neden bulunmadığı, bu nedenle davcı şirket açısından davanın esastan reddi gerektiği, davalı ortak ... ise şirket ortaklığından çıkmaya ilişkin davada pasif husumet ehliyetine sahip olmadığından bu davalı açısından da pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar vermek gerektiği, davacı taraf dava dilekçesinde şimdiye kadar dağıtılmamış dönem karları ve gayrimenkullerin müvekkiline iadesini talep etmiş ise de ; bu taleplerin ortaklıktan çıkmaya bağlı olduğundan ayrı ve bağımsız bir talep olarak değerlendirilmeyerek, bu konuda ayrıca bir karar verilmediği, davacının her ne kadar dava dilekçesinin sonuç kısmında kar payı dağıtımına ilişkin talebi söz konusu ise de ; buna ilişkin talebin öncelikle usulüne uygun şekilde şirket genel kurulunda gündeme getirilmesi ve sonuç alınamaması halinde dava yoluna gidilmesi gerekmekte ise de, davacının kar payı dağıtımına ilişkin talebinin ortaklıktan çıkmaya bağlı olarak ileri sürüldüğü anlaşıldığından açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ :
Davacı vekili, davacının davalı şirketin %40 hisseli ortağı olduğunu, davacının öz ablası ... ile bahse konu davalı şirketi 12.10.2010 tarihinde 10.000 TL ile tamamı ödenmiş esas sermayenin bir şekilde kurulduğunu, ...’nun şirket hissesi ise %60 olup bahse bu şirkette 12.10.2010 tarihinden itibaren 10 yıl süre ile şirketi temsile yetkili müdür olarak Genel Kurul Kararı ile seçildiğini, davacının ... Şirketinde 2010-2017 yılları arasında kadar öz ablası şirketin %60 ortağı ve yetkili müdürü ablası ile ambalaj pazarlama üzerinde faaliyet göstermek üzere bahse konu şirketi birlikte kurduklarını, davacının daha önceden ambalaj ve pazarlama üzerine uzun yıllar çalışması ve müşteri çevresi olması nedeni ile müşteri çevresinin tamamını bu şirkete getirmek sureti ile ablası ile ortak olduklarını, bu şirkette her ne kadar kurulması esnasında kendi payına düşen %40 hisse karşılığı olan 4.000 TL esas sermayeyi getirmediği iddiası var ise de; Yargıtay kararlarında yasada haklı nedenler açıkça belirtilmemiş ise de, ortaklık anlayışını ortadan kaldıran, bireysel çıkarlara yönelik, ortaklar arasında kişisel ve grupsal çıkarların ön plana çıktığı ve ortaklık amacının gerçekleşmesi olanağının bulunmadığı durumların varlığı halinde, haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü gerektiğini, dilekçelerde bu hususlara yönelik detaylı açıklamalarda bulunduklarını, şirketin kuruluşundan beri yaklaşık 8 yıl geçmesine rağmen hiç kar payı dağıtılmadığını, şirket yönetiminin davalıya bilgi vermediğini, hesapları incelettirmediğini, davalının haklı nedenle şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesini istediğini, bu kapsamda alınan bilirkişi raporunda davalıya payı dağıtılmadığı halde dağıtıldığı yönünde usule aykırı kayıtlar tutulduğunu, bu nedenle davalı T.T.K. gereğince haklı sebeplerle şirketin ortaklığından ayrılmak istediğini, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sona erdiğini ve sürekli güvensizlik ortamı oluştuğunu, şirket müdürü olan diğer ortak şirketi iyi idare edemediğini, kaldı ki “TTK’nın 638’inci maddesinin ikinci fıkrasında “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir.” ” şeklinde olduğunu, TTK m. 245’te, “bir ortağın şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmiş olması” veya “bir ortağın kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi” ve bunlara benzer haller haklı sebep olarak nitelendirildiğini, yerel mahkeme hakiminin duruşma sonrasında bilirkişi raporunun eksik ve yanlış araştırmalarla dolu olduğunu söylediklerini ve itirazları üzerine taleplerini red ederek zapta geçmemekle birlikte haklı nedenle ortaklıktan çıkma hakimin hukuki bilgisi ve tecrübesi ile çözebileceği bir konu olduğunu belirtmesine rağmen gerekçeli kararını bilirkişi raporuna dayandırdığını, bu nedenlerle 04.03.2021 tarihli bilirkişi raporunun tarafsızlığından şüpheye düşecek bir hal olduğunun aşikar olduğunu, davalı tarafların %50 ortak oldukları Karabağlar ilçesinde yer alan konuta ilişkin asliye hukuk mahkemesinde bir davanın olduğunu ve bu dosya kapsamında bu iddiadan esasın mahkemece değerlendirildiği yönünde verilen beyan dilekçesinde vurgulanmasına rağmen bu hususa da çekişme konusuymuş gibi bahse konu rapora konu ettiklerini, aynı şekilde davalının kendi şahıs işletmesinin faaliyetlerine devam ettiğini ve kendi şirketi ile rekabet edenin davalının kendisi olduğunu da vurguladıklarını, bu hususa ilişkin olarak elde edilen delilleri, dosyaya ibraz edeceklerini, ancak bilirkişilerin bu hususa ilişkin olarak da herhangi bir değerlendirme yapmadıklarını, bilirkişiler aynı şekilde davalının kuruluş tarihinden itibaren payına düşen kısımları hesaplamış ancak bu bedellerin varsayıma dayalı alındı bilgisinin olduğunu ve yıl sonu hesaplarının bu şekilde kapatıldığını rapor ettiklerini, ancak davalı 3.000 TL aylık dışında ki yıılık toplam 12x3.000 TL= 36.000 TL yapar bunun üzerinde yıllık 78.000 TL alacağının hangi hesaplardan davalıya nasıl dağıtıldığı yönünde açıklama yapmadan alındı bilgisini yeterli görmek sureti ile davanın açılış nedeni olan konuyu aydınlatmadıklarını, davalı şirketin 2014 yılından dava tarihi itibari ile 2017 sonuna kadar ortak cari hesapları incelenmiş olup, 2016 sonuna kadar kasada biriken kümülatif 180.000TL’nin şirket ortaklarının hisseleri nispetinde kullanılmış olduğu varsayımı ile %40’ı olan 78.000 TL sinin davacı şahsa %60’ı olan 108.000 TL sinin davalı şahsa verildi kaydının atıldığını, bu tutarlar içinde tarafların bağkur ödemelerinin de olduğu görülmektedir.“ şeklinde bilirkişilerce raporun 12. sayfasından açıkça aslında davacının payını almadığı ancak sadece kayıtlarda bu şekilde gösterildiği şayet alındı ise bunun 7.000 TL limitinin üstünde olduğu göz önüne alındığında limited şirketlerde banka aracılığı ile yollanma zorunluluğu olan bu meblağın davalı hesabına geçirilip geçirilmediğinin kontrol edilmediği aynı şekilde, varsayıma dayalı olarak ibaresi ile açıkça hukuksuz ve varsayımsal değerlendirme ile davacının taraflı bir şekilde haksız çıkartılmaya çalışıldığının ortada olduğunu, Maliye Bakanlığı’nın 320, 323 ve 324 ve 332 nolu VUK genel tebliğleri ile, mükelleflerin ticari işlemleri ile nihai tüketicilerden mal ve hizmet bedeli olarak yapacakları belli tutarı aşan tahsilat ve ödemelerinin, banka, özel finans kurumları veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü aracılığıyla yapılması zorunluluğunun getirildiğini, cari dökümlerden davacının payına düşen kısımların alındı kaydının düşülmesinin iddiaların ispatı için yeterli olmadığı eksik araştırma yapılarak rapor düzenlendiğinin aşikar olduğunu, VUK ile getirilen 7.000 TL üzerinde yapılacak ödemelerin finans kuruluşları aracılığı ile yapılma zorunluluğu göz önüne alındığında bahse konu payların davacı tarafça alınmadığının anlaşılacağını, bunun dışında Bağ-Kur pirimlerinin de bu paylar içinden ödendiği şeklinde bir raporlama yapılmış ise de dosyaya tekrar sunacakları üzere davalının Bağ-Kur pirimleri ödenmemiş yapılandırma koşullarına uyulmadığını, davalının toplu olarak fiilen şirketten ayrılıp dava açıldıktan KOSGEP’TEN aldığı teşvikler ile ödendiğini, bu hususa ilişkin olarak SGK müzekkere yazılarak durumun doğrulanacağını, ancak davalının kendi Bağ-Kur primlerini düzenli olarak şirket kazancından ödediğini, aynı şekilde 12. sayfanın devamında; “ işbu davada davacı zarar tazmininde bulunmadığını, davalı yanın kendisinden daha fazla şahsı için para çektiğini, harcama yaptığını, güven ilişkisinin zedelendiğini iddia etmekte olup, davalı yanca şirkete dava tarihi 19.07.2017 itibari ile 100.809,99 TL para aktarıp, şirketten 108.000 TL para çektiğini, davacıya ise 72.000 TL para verildi kaydının düşüldüğü kaydının mevcut olduğunu, müdürler hakkında rekabet yasağı öngören 626. madde hükümlerinin saklı olduğunu, bilirkişi kanun maddesini dahi net bir şekilde yazmak yerine emredici hükümmüşçesine davacının aleyhine düzenleme yaptığını, kanun maddesinin açık ve net olduğunu, ortaklar için sözleşmeyle yasaklanacağını, ancak taraflar arasında böyle bir sözleşmenin söz konusu olmadığını, davaya konu yazlığın 2009 senesinde alındığını, yazlık ödemelerin 2010 yılı ve sonrasında devam ettiğini, resmiyette sigortalı olsa da adi ortaklıkta davacının olduğu tarihlerde alınmış gayrimenkullerin söz konusu olduğunu, TTK madde 638/2 gereğince açıklanan ve dilekçede detaylı olarak belirlenen gerekçelerle davacı açısından haklı neden ile ortaklıktan çıkma şartlarının oluştuğunu, ortaklığın devamının mümkün olmadığını, işbu ortaklıktan çıkma davasının kabulü ile davacı payının gerçek değerinin bilirkişi marifeti ile belirlenmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE
Dava,
TTK'nun 638 maddesi gereğince haklı sebeplere dayalı olarak şirket ortaklığından çıkma ve dağıtılmayan şirket net dönem karları ve gayrimenkullerin davacıya düşen kısmının parasal karşılığının tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Limited şirketler için uygulanan TTK'nın 638. maddesinde "(2) Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir", TTK'nın 641. maddesinde de "Ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini istem hakkını haizdir." hükmü düzenlenmiştir.
Limited şirketler için yasada haklı nedenler açıkça belirtilmemiş ise de, ortaklık anlayışını ortadan kaldıran, bireysel çıkarlara yönelen, ortaklar arasında kişisel ve grupsal çıkarların ön plana çıktığı ve ortaklık amacının gerçekleşmesi olanağının bulunmadığı durumların varlığı halinde haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü gerekir. Ancak, haklı nedenlerle çıkma davası açılabilmesi için, davacı ortağın/ortakların, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında kendilerinin eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla çıkmaya dayanak gösterilen haklı nedenlerin kendisinden kaynaklanmayan nedenler olduğunun kanıtlanması gerekir. Hiç kimse kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendi lehine sonuç çıkaramaz ilkesi de bunu gerektirmektedir. (Yargıtay 11. HD 11.06.2014 tarih 2014/6309 E, 2014/11166 K sayılı kararı).
TTK'nın 638. maddesi gereğince açılan limited şirket ortaklığından çıkma istemine ilişkin davayı ortak, haklı sebeplerin varlığı halinde açabilir. TTK'nın “Bilgi alma ve inceleme” başlıklı 614/(1) ve (2) bentleri uyarınca, her ortak, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konuda inceleme yapabilir. Genel kurul, bilgi alınmasını ve incelemeyi haksız yere engellerse, ortağın istemi üzerine mahkeme bu hususta karar verir. (Yargıtay 11. HD 2015/8665 E. 2016/3695 K. sayılı ilamı) İDM tarafından tarafların delillerinin toplanıldığı, taraf tanıklarının dinlenildiği, ticaret sicili kayıtlarının celbedildiği, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları da incelenmek suretiyle dosyanın SMM ve ticaret hukuku kürsüsünden seçilen öğretim üyesinden oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilerek, bilirkişi heyet raporu alındığı, incelenen bilirkişi heyet raporunun dosya kapsamına uygun, hükme esas almaya elverişli ve yeterli mahiyette tanzim edildiği görülmüştür.
Yerel Mahkemece dosyada şirket ortakları arasında ortaklığı sürdürmelerine engel somut bir olay cebir, şiddet, hakaret, şirket denetimini engelleme, şirkete almama gibi bir vaka olduğunun tespit edilemediği ve taraflarca da bu yönde somut bir vakıa ileri sürülmediği, tanık anlatımları ve davacı tarafın beyanlarına göre davacının kusurlu olduğu, kendisinin şirketten ayrılarak aynı alanda faaliyet gösteren yeni bir işletme açtığı bu nedenle ortağı bulunduğu davalı şirkete gelmediği, bu olgu ve tespit karşısında davacının kendisinin kusurlu olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceği TMK madde 2 'nin gereği olduğu, kaldı ki davacı veya şirket ortakları , şirket faaliyetinde fiilen bizzat bulunmak zorunda olmadığı, bu olgunun sermaye şirketinin bir gereği olduğu, ortakların sermeye şirketlerinde birinci temel görevinin taahhüt etmiş oldukları şirket sermayesini ödemekten ibaret olduğu, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapor içeriğindeki tespitlere göre davalının şirketi kötü yönettiği ve zararlandırdığı yönünde bir tespit bulunmadığı, böyle bir tespit olsa dahi bunun şirket müdürünün şirkete karşı şahsi sorumluluğunu doğuracağı, davacı taraf açısından şirket ortaklığından çıkmayı gerektiren haklı bir neden bulunmadığı, bu nedenle davacı şirket açısından davanın esastan reddi gerektiği, davalı ortak ... ise şirket ortaklığından çıkmaya ilişkin davada pasif husumet ehliyetine sahip olmadığından bu davalı açısından da pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar vermek gerektiği, davacı taraf dava dilekçesinde şimdiye kadar dağıtılmamış dönem karları ve gayrimenkullerin müvekkiline iadesini talep etmiş ise de ; bu taleplerin ortaklıktan çıkmaya bağlı olduğundan ayrı ve bağımsız bir talep olarak değerlendirilmeyerek, bu konuda ayrıca bir karar verilmediği, davacının her ne kadar dava dilekçesinin sonuç kısmında kar payı dağıtımına ilişkin talebi söz konusu ise de ; buna ilişkin talebin öncelikle usulüne uygun şekilde şirket genel kurulunda gündeme getirilmesi ve sonuç alınamaması halinde dava yoluna gidilmesi gerekmekte ise de, davacının kar payı dağıtımına ilişkin talebinin ortaklıktan çıkmaya bağlı olarak ileri sürüldüğünden davanın reddine yönelik kararında herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2.Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 427,60 TL'den peşin alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3.İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 17.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.