3. Hukuk Dairesi
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
2.
3.
2.
Av.
3
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacılar vekili 27.01.2021 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; 20.05.2017 tarihihde davalılardan ....'ın kullanmış olduğu davalı ... adına kayıtlı ... plakalı aracın, .... ....'ın kullanmış olduğu ... plakalı araca Konya-Ankara-Yunak-Cihanbeyli Kavşağı'nda çarpması sonucu ölümlü trafik kazasının meydana geldiğini, davacılardan...'nın eşi, .... ve .... ....'ın babaları .... .... hayatını kaybettiğini, .... ....'ın vefatı nedeniyle Yunak Asliye Ceza Mahkemesi'nin .... E.sayılı dosyası ile açılmış olan davada davalılardan ....'ın asli kusurlu bulunarak 17.12.2020 tarihli karar ile ....'ın 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, .... ....'ın kusursuz olduğunun dosya ile sabit olduğunu, .... ....' ın vefatı dolayısıyla ... Sigorta tarafından bedeni-maddi zarar tutarı olarak; gayri resmi nikahlı eş... ... için 174.291,38 TL, çocukları .... .... için 34.366,82 TL ve... .... için 34.418,67 TL olmak üzere toplamda 243.076,87 TL tutarında poliçe limitinden düşük tazminat ödemesinin yapıldığından bahisle; Fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davacıların her biri için 1.000,00'er TL olmak üzere toplam 3.000,00TL destekten yoksun kalma/maddi tazminatlarının, kaza tarihi olan 20.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine (davalı ... Sigorta A.Ş. bakımından poliçe limitleri çerçevesinde sınırlı kalmak kaydıyla), .... ....'ın ölümü sebebiyle derin bir üzüntü yaşayan ve manen çöküntüye uğrayan davacı... ... için 100.000.00TL, .... .... için 50.000.00TL, .... .... için 50.000,00TL olmak üzere toplam 200.000,00TL manevi tazminatların kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar .... ve ...'tan alınarak davacılara verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili UYAP sistemi üzerinden sunmuş olduğu 11.03.2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde bahsi geçen ... plakalı aracın, müvekkili şirkete 27.05.2016-2017 tarihleri arasında ... numaralı Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, bu poliçeden dolayı sorumluluklarının sigortalılarının kusuru oranında olmak üzere, ölüm/sakatlık halinde her biri için ayrı ayrı azami 310.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, kaldı ki ödeme yapılması nedeniyle davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, bakiye teminat limitinin 33.039,07 TL olduğunu, zira Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. Maddesine göre trafik sigortalarının, aynı kanunun 85. maddesine göre işletenlere düşen sorumlulukları karşılamak üzere yapıldığını, dolayısıyla, sigortalı aracın sürücüsünün kusuru yoksa işletene düşen bir sorumluluğun da bulunmadığını, teminat limitini bildirmelerinin davayı kabul anlamına gelmemek üzere, manevi tazminatın poliçe teminatı kapsamında olmadığını, müvekkili şirket ile davacılar arasında 07.06.2017 tarihinde ibraname imzalandığından müvekkili şirket açısından davanın reddinin gerektiğini, yargılama öncesinde müvekkili sigorta şirketi ile davacılar arasında huzurda görülen davaya konu olan uyuşmazlık sebebiyle mahkeme dışında anlaşma sağlandığını, buna ilişkin 07.06.2017 tarihli ibranamenin tanzim edildiğini, dava konusu kaza dolayısıyla meydana gelen destekten yoksun kalma zararların tazminine ilişkin olarak 03.07.2017 tarihinde... ...'e 174.291,38 TL, .... ....'a 19.415,83 TL, ... ....'a 14.468,24 TL, .... ....'a 34.366,82 TL, .... ....'a 34.418,67 TL olmak üzere toplam 276.960,93 TL müvekkili şirket tarafından ödendiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte bakiye teminat limitinin 33.039,07 TL olduğunun, bu nedenle davacının zararının karşılandığını, müvekkil ...
Sigorta A.Ş.'nin üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirdiğini, davacıların tazminat isteminin zamanaşımına uğradığını, KTK madde 111/2 gereği yetersiz ödemeler ile ilgili uyuşmazlıkların iki yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, davacılarıh 15.06.2017 tarihinde müvekkili şirkete başvurduklarını, başvurusu sonucunda kendilerine hak ettikleri ödemelerin yapıldığını, davacının ikame ettiği işbu dava tarihinnin ise 27.01.2021 olup davanın süresinin zamanaşımına uğradığından bahisle; Öncelikle haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olan davanın, KTK'nın m.111/2 gereği hak düşürücü süre dolduğundan ve müvekkil şirket tam ve eksiksiz olarak ödeme yaptığından davanın reddine, müvekkili şirketin dava açılmasına sebebiyet vermediği için yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ... vekili 25.02.2021 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın hak düşürücü süresi içerisinde açılmadığını, davaya konu alacakların da zamanaşımına uğradığını, bu sebeple zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı, zarar gören üçüncü şahısları, korumak amacıyla getirilmiş olan düzenleme ile öngörülen sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu olmayıp, sebep sorumluluğu olduğunun, böylece araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğunu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edildiğini, müvekkilinin kaza tarihi itibariyle tek sorumluluğunun kazaya karışan aracın adına kayıtlı olması sebebiyle KTK'ya göre aracın işleteni sıfatına haiz olup;
85.maddesine göre zararın, davalılardan ....'ın ağır kusurundan ileri geldiğini, bu durumun Yunak Asliye Ceza Mahkemesi .... E. dosyası 17.12.2020 tarihli kararıyla davalı ....'ın asli kusurlu bulunması ile sabit olduğundan bahisle; Fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile öncelikle hak düşürücü süre içerisinde açılmayan zamanaşımına uğrayan davanın reddine, zarar diğer davalı ....'ın ağır kusurundan ileri geldiği sabit olduğundan davanın müvekkili yönünden reddine, yargılama giderleri, ücreti vekâletin ise davacı taraf üzerinde bırakılmasına, müvekkil aleyhine karar verilmesi halinde ise; azami poliçe teminat limiti ile davalı ....'ın ve müteveffanın kusur oranları dikkate alınarak yargılama giderleri, faiz ile ücreti vekâlete hükmolunmasını, reddedilen kısım için yargılama giderleri ile ücreti vekâletin davacılara tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ....'ın davaya karşı herhangi bir cevap vermediği gibi kendisini vekil ile de temsil ettirmediği anlaşılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk derece mahkemesinin kararı ile; "Tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; Davacıların, 20.05.2017 tarihihde davalılardan ....'ın kullanmış olduğu davalı ... adına kayıtlı ... plakalı aracın, .... ....'ın kullanmış olduğu ... plakalı araca Konya-Ankara-Yunak-Cihanbeyli Kavşağı'nda çarpması sonucu ölümlü trafik kazasının meydana geldiğini, davacılardan...'nın eşi, .... ve .... ....'ın babaları .... .... hayatını kaybettiğini, .... ....'ın vefatı nedeniyle Yunak Asliye Ceza Mahkemesi'nin .... E.sayılı dosyası ile açılmış olan davada davalılardan ....'ın asli kusurlu bulunarak 17.12.2020 tarihli karar ile ....'ın 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, .... ....'ın kusursuz olduğunun dosya ile sabit olduğunu, .... ....' ın vefatı dolayısıyla ... Sigorta tarafından bedeni-maddi zarar tutarı olarak; gayri resmi nikahlı eş... ... için 174.291,38 TL, çocukları .... .... için 34.366,82 TL ve... .... için 34.418,67 TL olmak üzere toplamda 243.076,87 TL tutarında poliçe limitinden düşük tazminat ödemesinin yapıldığından bahisle; Fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davacıların her biri için 1.000,00'er TL olmak üzere toplam 3.000,00TL destekten yoksun kalma/maddi tazminatlarının, kaza tarihi olan 20.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine (davalı ... Sigorta A.Ş. bakımından poliçe limitleri çerçevesinde sınırlı kalmak kaydıyla), .... ....'ın ölümü sebebiyle derin bir üzüntü yaşayan ve manen çöküntüye uğrayan davacı... ... için 100.000.00TL, .... .... için 50.000.00TL, .... .... için 50.000,00TL olmak üzere toplam 200.000,00TL manevi tazminatların kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar .... ve ...'tan alınarak davacılara verilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği, davalılardan ..... ve ...
Sigorta A.Ş.'nin davanın reddine karar verilmesini talep ettikleri, davalı ....'ın davaya karşı herhangi bir cevap vermediği gibi kendisini vekil ile de temsil ettirmediği anlaşılmıştır. ...
Dava konusu kaza dolayısıyla meydana gelen destekten yoksun kalma zararların tazminine ilişkin olarak davalı sigorta şirketince gayri resmi nikahlı eş... ...'e 03.07.2017 tarihinde 174.291,38 TL, çocukları .... .... için 34.366,82 TL ve... .... için 34.418,67 TL tutarında poliçe limitinden düşük tazminat ödemesinin yapıldığı, yapılan bu ödemenin davacıların zararını karşılamadığı, 2010 TRH yaşam tablosuna göre aktüerya bilirkişisi Av.... tarafından düzenlenen 04.01.2023 tarihli bilirkişi raporunda; müteveffa destek .... ....'ın 20.05.2017 tarihinde trafik kazasında vefatı nedeniyle davacıların (bakiye) destekten yoksun kalma maddi zararlarının; Eşi... ... için 3.342.390,41 TL, kızı... .... için 584.621,55 TL, oğlu .... .... için 324.452,12 TL olarak hesaplandığının, davalı ...
Sigorta A.Ş.'nin kaza tarihindeki ZMSS Poliçesi Kişi Başı Ölüm Teminat Limiti'nin 310.000,00 TL olduğunun, davalı sigorta şirketi tarafından 03.07.2017 tarihinde davacılar vekiline yapılan 276.960,03 TL ödemenin düşülmesinden sonra bakiye teminat limitinin 33.039,07 TL olduğunun, bu nedenle davacılar için hesap edilen tazminatların bakiye teminat limitin aşması nedeniyle garame hesabının yapıldığının, buna göre davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu miktarların; Eşi... ... için 22.154,64 TL, kızı... .... için 3.875,10 TL ve oğlu .... .... için 2.150,59 TL olarak hesaplandığının bildirildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02/12/2021 tarih ve 2017/(21)10-1179 Es. 2021/1563 Kar. Sayılı içtihadı ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 23/06/2021 tarih ve 2020/2895 Es. 2021/3586 Kar. Sayılı ilamı ve yerleşik Yargıtay uygulamaları kapsamında 2010 TRH yaşam tablosundaki veriler dikkate alınarak düzenlenen bilirkişi ek raporunun usul ve yasaya uygun, denetime elverişli olması nedeniyle hükme esas alınmıştır.
Davacılardan... ...'in müteveffa .... ....'ın gayri resmi eşi olduğu, müteveffanın sağlığında davacıya eylemli ve düzenli yardımının bulunduğu ve dosya kapsamından olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, müteveffanın davacıya gelecekte yardım sağlayacağı (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 03/03/2023 tarih ve 2023/81 Es. 2023/383 Kar. Sayılı ilamı), diğer davacıların müteveffanın çocukları oldukları, desteklerinin vefatı nedeniyle destekten yoksun kalmaya bağlı maddi zararlarının bulunduğu, davacıların oluşan maddi zararlarından sigorta şirketinin poliçe limiti kapsamında sorumluluğunun bulunduğu, dava açmadan önce davalı sigorta şirketinin 07/06/2017 tarihinde 276.960,03 TL ödeme yaptığı ancak yapılan ödemenin yetersiz olduğu, dava tarihinden önce ödeme yapıldığından bilirkişi tarafından ödemenin güncelleştirildiği ve güncelleştirilmiş ödemenin davacıların toplam zararlarından mahsup edildiği, sigorta şirketinin bakiye kalan poliçe limiti davacıların zararını karşılamadığından garamaten paylaşım yapıldığı, davacıların sigorta şirketine başvuru yaptıkları, başvurunun 26/05/2017 tarihinde tebliğ edildiği, davalı sigorta şirketinin 08/06/2017 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 13/09/2021 tarih ve 2021/3762 Es.2021/4442 Kar.) diğer davalıların araç işleteni ve sürücüsü olması nedeniyle davacıların maddi zararından sorumluluklarının bulunduğu anlaşılmakla davacıların maddi tazminat taleplerinin kısmen kabul kısmen reddine, davacıların desteklerinin vefatı nedeniyle, acı çektikleri ve sağlık bütünlüklerinin bozulduğu, bu nedenle manevi zarara uğradıkları, tarafların müteveffaya yakınlık dereceler, sosyal ve ekonomik durumları, haksız eylemin ağırlığı, paranın alım gücü ve ülkenin ekonomik koşulları ile hakkaniyet ilkesi ve diğer hususlar dikkate alınarak davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabul kısmen reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. DAVANIN KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE;
Davacı... ... için 3.342.390,41 TL destekten yoksun kalma zararına bağlı maddi tazminatın davalılar ... ve .... yönünden olay tarihi olan 20/05/2017 tarihinden, davalı ... Sigorta Aş yönünden temerrüt tarihi olan 08/06/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte (davalı ...
Sigorta A.Ş.'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti olan 310.000,00 TL'lik miktardan ödeme dışında kalan bakiye teminat limiti üzerinden garameten sorumlu olduğu 22.154,64 TL'si ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE, Davacı... ...'in maddi tazminata yönelik fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,
Davacı... .... için 480,823,23 TL destekten yoksun kalma zararına bağlı maddi tazminatın davalılar ... ve .... yönünden olay tarihi olan 20/05/2017 tarihinden, davalı ... Sigorta Aş yönünden temerrüt tarihi olan 08/06/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte (davalı ...
Sigorta A.Ş.'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti olan 310.000,00 TL'lik miktardan ödeme dışında kalan bakiye teminat limiti üzerinden garameten sorumlu olduğu 3.311,42 TL'si ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
Davacı .... .... için 282.289,33 TL destekten yoksun kalma zararına bağlı maddi tazminatın davalılar ... ve .... yönünden olay tarihi olan 20/05/2017 tarihinden, davalı ... Sigorta Aş yönünden temerrüt tarihi olan 08/06/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte (davalı ...
Sigorta A.Ş.'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti olan 310.000,00 TL'lik miktardan ödeme dışında kalan bakiye teminat limiti üzerinden garameten sorumlu olduğu 1.944,12 TL'si ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE, Davacı... ... için 65,000,00 TL, davacı... .... için 35.000,00 TL, davacı .... .... için 35.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 20/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ....'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara VERİLMESİNE, Davacıların manevi tazminata yönelik fazlaya ilişkin taleplerinin REDDİNE" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı ... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davaya konu kazanın, diğer davalı ....'ın %100 kusurlu olması sebebi ile meydana geldiği anlaşıldığından, davalı müvekkili bakımından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla; çıkan tazminat miktarlarının haksız ve mesnetsiz olarak oluşturulan bilirkişi raporlarına dayalı olarak ortaya çıktığını, gerek kök raporlarda gerekse ek raporlarda olan tüm hesaplamaların yanlış ve haksız olduğunu, kazaya konu kusur oranı tespitinin Adli Tıp Kurumu tarafından yapılması ve sonrasında davaya konu tazminatın uzman bilirkişilerce hesaplanması gerektiğini, davacılardan... ..., müteveffa .... ....'ın gayi resmi eşi olmakta olup; .... ... lehine hükmedilen destekten yoksun kalma zararına bağlı maddi tazminatın taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, gayri resmi eşin resmi nikahlı eşmiş gibi destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanmasının hukuk kurallarıyla bağdaşmadığını, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde müvekkili lehine ortadan kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılarak taleplerinin kabulüne ve müvekkili bakımından davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dava; ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1.Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede:
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Somut olayda: Müteveffanın tarım ve hayvancılık işi ile iştigal ettiği belirlendiğine göre mahkemece, tarım ve hayvancılık işi ile uğraşan malulün şahsi katkısının ve bu kişinin yerine başkasının çalıştırılması halinde ona ödenecek ücretin ne kadar olduğu belirlenmeli,bu hususta ziraat mühendisi veya ehil bilirkişiden rapor alınarak, edinilen tüm bilgi ve belgelerle davacının geliri net kriterlerle tespit edilmesi gerekir.Bu hususta Ziraat bilirkişisinden rapor alınmış ise de müteveffanın yıllık gelirinin belirlenmesi yerinde değildir. Bu nedenle ziraat bilirkişisinden ek rapor alındıktan sonra aktuerya bilirşisininden (PMF 1931) Tablosu esas alınarak rapor alınması raporda 04/01/2023 tarihli aktuerya raporunda belirlenen miktarlardan fazla çıkması halinde Usuli kazanılmış hak korunarak bu rapordaki miktarlar üzerinden 04/01/2023 tarihli aktuerya raporunda belirlenen miktarlardan az olması halinde ise oluşan duruma göre karar verilmesi gerektiğinden itirazın kabulü gerekmiştir.
2.İşletenlik sıfatına ilişkin itirazın incelenmesinde:
HMK 357/1.maddesine göre, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf aşamasında ileri sürülemeyeceğinden, davalının bu yöndeki itirazları değerlendirme konusu yapılmamıştır. Kaldı ki ;Uzun süre li kira ilişkisi ispat edilemediğinden itirazın reddi gerekmiştir.
3.Zamanaşımı itirazının incelenmesinde: 6100 Sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunun 117. Maddesinde, "İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez. (2) İlk itirazlar, dava şartlarından sonra incelenir. (3) İlk itirazlar, ön sorunlar gibi incelenir ve karara bağlanır" emredici hükmüne göre ilk itirazların cevap dilekçesi ile birlikte ileri sürülmesi gerekir. Dava konusu olaydaki "zamanaşımı itirazı", ilk itiraz niteliğinde olup re'sen incelenemeyeceğinden davalı cevap dilekçesi vermediğinden cevap dilekçesi ile buna yönelik itiraz sunmadığından, istinaf dilekçesindeki zamanaşımı itirazının incelenmesi ve bu konuda bir karar verilmesi mümkün bulunmamaktadır.
4.Nikahsız eş yönünden destekten yoksun kalma tazminatı olmaz itirazının incelenmesinde:
Dava, 6098 sayılı TBK'nun 53. (818 sayılı BK'nun 45/2) maddesi gereğince destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.
Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse BK.'nun 45/2. maddesine (6098 sayılı TBK. md. 53/1-3) dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir.
Borçlar Kanunu’nun 45. maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa, ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde, destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür.
Bununla birlikte, destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 1982/412 K. sayılı kararı).
Somut olayda, emniyet araştırma tutanağında da belirtildiği gibi birlikte yaşamaya devam ettikleri şeklinde rapor edildiği, dolaysıyla müteveffa ile davacı eş birlikteliği devam ettiğinden ve bu birlikteliklerinden bu aşamada müşterek çocukları olduğundan resmen eş olmasalar bile fiilen birbirlerine destek olduklarının devam ettiğinin kabulü gerekmektiği,müteveffanın sağlığında davacıya eylemli ve düzenli yardımının bulunduğu ve dosya kapsamından olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, müteveffanın davacıya gelecekte yardım sağlayacağına dair kanaat oluşmakla itiraz yersizdir.
5.Evlenme ihtimali itirazının incelenmesinde : Davacı eşin durumu resmi evlilik gibi değerlendirilerek destek payı hesaplanmalıdır.
Destekten yoksun kalma tazminatı, desteğini yitiren kimse ile desteğin, yaşamaları muhtemel süre içerisinde, ölen desteğin çalışarak sağlayabileceği gelir ve kazancından ayırmak suretiyle yapabileceği yardım tutarının, peşin olarak ve toptan ödetilmesinden ibarettir. Destekten yoksun kalma zararının tespiti gelecekte meydana gelecek bir zararın tespiti niteliğinde olduğu için, matematiksel bir kesinlikle tespit edilmesi mümkün değildir. Zararın tespitinde, fiili karinelere hal ve şartların icabına, ölen destek ile destekten yoksun kalan arasındaki ilişkiye dayanılarak, gelecekte meydana gelecek zarar hakkında tahmin yapılacaktır. Destekten yoksun kalma tazminatının amacı, destekten yoksun kalan kimsenin bakım ihtiyacını gidermek olduğundan, destekten yoksun kalanın, desteğin ölümü yüzünden elde ettiği veya gelecekte elde etmesi kuvvetle muhtemel olan yararlarının, zararlardan indirilmesi gereklidir. Eğer, zarardan bu indirimler yapılmazsa, destekten yoksun kalanın mal varlığında, desteğin ölümünden önceki haline göre zenginleşme meydana gelir ki, bu da destekten yoksun kalma tazminatının öngörülüş amacına aykırıdır. Destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken dul kalan eşin yeniden evlenme ihtimali, hesap tarihindeki yaşı üzerinden Askeri Yüksek İdari Mahkemesi tarafından kullanılan yeniden evlenme şansı tablosuna göre belirlenmektedir. Bu tabloya göre dul kalan eşin onsekiz yaşından küçük her çocuk için yeniden evlenme ihtimalinden beş puan indirilmektedir. Somut olayda dul kalan eşin evlenme ihtimali hesap tarihine göre hesaplamıştır. Destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken dul kalan eşin yeniden evlenme ihtimali, hesap tarihindeki yaşı üzerinden hesaplamalıdır. Hesaplama doğru olup Davalının itirazı bu açıdan yersizdir. Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2018/4741 esas 2019/9838 karar sayılı ilamı
6.Kusur itirazının incelenmesinde : 1982 T.C. Anayasa'sının 26. ve 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (H.M.K.) 27.maddesi uyarınca, taraflar dinlenmeden iddia ve savunmalarını beyan etmeleri için davet edilmeden hüküm verilemez. Yine HMK'nin 280 maddesi hükmüne göre "Bilirkişi, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye verir; verildiği tarih rapora yazılır ve duruşma gününden önce birer örneği taraflara tebliğ edilir." Bilirkişi rapor örneğinin taraflarca okunup değerlendirilebilmesi, varsa itirazlarını dile getirebilmeleri ya da belirsizlik gösteren hususlar hakkında açıklama yapılmasını temin amacıyla veya yeni bilirkişi incelemesini talep edebilmeleri için taraflara tebliğ edilmesi zorunluluğu öngörülmüştür. Somut olayda mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu davalı tarafa 12/07/2021 tarihinde tebliğ edilmiş olup rapor hüküm kurmaya elverişli olduğundan itirazın reddi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan gerekçelerle davalı ... vekilinin istinaf talebinin HMK.nın 353/1.a.6.maddesi gereğince kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1.Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan sebeplerle KABULÜ ile Yerel Mahkeme kararının HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA,
2.Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
3.İstinaf eden davalı tarafça yatırılan, başvurma harçları dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde davalı tarafa iadesine,
4.İstinaf eden davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,
5.İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6.Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
7.Konya . İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyasına ... vekili tarafından sunulan; Halk Bankası / Azızıye Subesı/Konya, 20/12/2023 tarihli, ... numaralı 8.000.000,00 TL bedelli teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine,
HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi. 05/04/2024
Başkan
(e-imzalıdır)
Üye
(e-imzalıdır)
Üye
(e-imzalıdır)
Katip
(e-imzalıdır)
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.