14. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/414
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 19.10.2020
NUMARASI: 2018/387 Esas - 2020/482 Karar
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkiline 1.440,00 TL bedelli olan taşıt kredisi ve kat ihtarnamesine dayanarak icra takibi başlattığını, gönderilen ödeme emrinin usulsüz tebliğ edilmesi sebebiyle öğrenme tarihi olan 26.04.2016 tarihinde zamanaşımı itirazında bulunduğunu, müvekkilinin bu itirazının süre geçtiği için reddedildiğini, takibin devam ettirildiğini, TBK m. 146 ya göre borcun 10 yıllık zamanaşımına uğradığını, takibe itiraz süresi geçmiş olsa bile bu itirazlarının takip dosyasına konduğunu, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitini talep ettiklerini, takip talebine % 165 faiz işletilmiş olduğunu, 40.640,00 TL faiz talep edildiğini, bunun iyi niyet kuralıyla bağdaşmadığını, bu konuda Yargıtay kararları da bulunduğunu, talep edilen faiz oranının fahiş olduğunu, talep edilen faiz oranının, ferrilerin ve miktarının hakkaniyete uygun bir şekilde talep edilmesi gerektiğini, Yargıtay kararlarında % 32,06 faiz oranının uygun bulunduğunu ifade ederek hakkaniyete uygun bir faiz oranının belirlenerek buna göre faiz hesaplanması gerektiğini, fahiş faiz oranı ve miktarı yönünden müvekkilinin borçlu olmadığının tespitini talep etmektedir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının zamanaşımı itirazlarının dayanaksız olduğunu, ilgili yasal düzenlemeler nedeniyle zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunu, bu konuda Yargıtay kararları bulunduğunu, taraflar arasında adi kefalet ilişkisi bulunmadığını, ticari kredi mahiyetinde olduğunu, yapılan sözleşmeyle taşıt kredisi kullandırıldığını, bu krediyle ... plakalı ticari aracın satın alındığını, davalı ve diğer borçlulara 19.03.1998 tarihinde ihtarname keşide edildiğini, bu ihtarnamenin davacı yanca sözleşme adreslerine tebliğ edildiğini, hesap kat ihtarı iade edilmiş bile olsa 2004 sayılı İİK m. 68 gereği kesinleşmiş olduğunu, ayrıca davacı aleyhine 25.03.1998 tarihinde İstanbul ... İcra Müdürlüğü nezdinde ... esas sayıyla rehnin paraya çevrilmesi istemli olarak ve ... esas sayıyla da icra takibi başlatıldığını, kat ihtarı yok veya usulsüz kabul edilse dahi 25.03.1998 tarihinde temerrüdün gerçekleşmiş olduğunu, İstanbul ... İcra Müdürlüğünde başlatılan ... esas sayılı dosyanın arşivde bulunamadığını bu sebeple yeniden icra takibi başlatıldığını, faiz oranının fahiş olduğu iddiasının da gerçek dışı olduğunu, uygulanan faiz oranının müvekkili bankanın faiz genelgesine uygun olduğunu ifade ederek davanın reddini talep etmektedir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Mahkememiz dosyası arasına alınan delillerin değerlendirilmesiyle: Davalı banka ile dava dışı ... Ltd. Şti. arasında 27.05.1997 tarihinde akdedilmiş bir taşıt kredisi sözleşmesi olduğu, davacının sözleşmeye müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imza koyduğu, bu sözleşmeye istinaden davalının Hasırcılar Şubesinden 1.842,00 TL tutarlı 18 ay vadeli aylık % 6,50 faiz oranlı ve aylık 1.894,44 TL ödemeli kredi kullanıldığı, kredinin ilk üç taksitinin ödendiği ve 27.08.1997 vadeli ödemesi yapılan son taksit tarihi itibariyle 1.674,84 TL anapara borcunun kaldığı, bankanın dava dışı şirket ile sözleşmede kefil sıfatıyla imzası bulunan davalı ve dava dışı diğer kefile 25.11.1997 tarihinde ... yevmiye numarasıyla İstanbul ... Noterliği vasıtasıyla bir kat ihtarnamesi keşide ettiği, ihtarnamede , davalı bankadan kullanılan 1.842,00 TL tutarlı kredi hesabının 25.11.1997 tarihinde kat edildiği, ihtarname tarihi itibariyle faiz, KKDF ve BSMV dahil 2.142,00 TL banka alacağının bulunduğu, bu tutarın 1 gün içinde ödenmesinin istendiği, aksi halde temerrüt faizi ve diğer giderlerin borçlulara yansıtılacağının ihtaren bildirildiği ancak 25.11.1997 tarihli kat ihtarnamesinin davacının ve diğer borçluların adreslerine hangi tarihte götürülmüş olduğunun tespit edilemediği, davacının, dava dışı kefil ve asıl borçlu şirket aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğü nezdinde ... esas sayıyla 24.02.2015 tarihinde başlattığı icra takibi başlattığı, davacının icra takibine 26,04,2016 itiraz ettiği, 27.05.1997 tarihli sözleşme ile İstanbul ... İcra Müdürlüğü nezdinde ... esas sayıyla 24.02.2015 tarihinde başlatılan icra takibi arasında 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği, davalı ve dava dışı diğer kefile 25.11.1997 tarihinde ... yevmiye numarasıyla İstanbul ... Noterliği vasıtasıyla yapılan kat ihtarnamesinin davacının ve diğer borçluların adreslerine hangi tarihte götürülmüş olduğunun tespit edilemediği, bu durumda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 146. Maddeye göre aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.(818 sayılı BK’nun 125.maddesi: “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.”) Alacağın muacceliyeti, alacaklının bir bildirimine (ihbarına) bağlı ise, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden itibaren işler (BK m. 128; TBK m. 149/2). Ayrıca icra takibinde bulunulması zamanaşımını kesen sebepler arasında yer almakta olup, davalı tarafından takibin yapıldığı 24.02.2015 tarihi itibariyle on yıllık zamanaşımı süresi dolmuş bulunduğu, kat ihtarnamesinin davacının adresine hangi tarihte götürülmüş olduğunun tespit edilemediği anlaşıldığından on yıllık zamanaşımı dolması sebebiyle davanın kabulü ile takip konusu alacak ile ilgili davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve icra takibinin iptaline, davacının %20 kötü niyet tazminatı talebinin davalının kötü niyetli olduğu ispatlanamadığı..." gerekçesiyle, davanın kabulü ile takip konusu alacak ile ilgili davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve icra takibinin iptaline, davacının %20 kötü niyet tazminatının şartlar oluşmadığından reddine, karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Genel alacak zamanaşımı süresinin 10 yıl iken, fon alacağı haline dönüşmüş olan bu alacak için 5020 Sayılı Yasanın 27.maddesi ile mülga 4389 sayılı Yasaya eklenen ek madde 3 ile zamanaşımı süresi 20 yıla uzatıldığını, yine 5411 Sayılı Kanunun 141.maddesinde de bu kanundan kaynaklanan fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunun belirlendiğini, Yine 5411 sayılı Kanun'un geçici 16.maddesi ile bu kanun ile fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda fon lehine getirilen hükümler makable şamil olduğu hükmü getirildiğini, geçici madde 16'da yer alan ''...zamanaşımı...'' sözcüğünün, Anayasa Mahkemesi'nin 12.09.2014 tarih ve 29117 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 04.06.2014 tarih, 2014/85 E. Ve 2014/103 K. Sayılı kararı ile iptal edilmiş ''zamanaşımı'' sözcüğü ile uygulama alanı kalmayan ''ve'' sözcüğünün de iptaline karar verildiğini, 04.02.2011 tarihinde 27836 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5. maddesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerinin, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği, ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle hak düşürücü ve zamanaşımı süresi dolmuş olacağı hükmü düzenlendiğini, Yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararı ve anılan düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde dava konusu alacağın 10 yıllık zamanaşımı süresinin 10 yıllık süre sonunda dolacağı, ancak henüz 10 yıllık süre dolmadan mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na 26.12.2003 tarihli, 25328 Sayılı Resmi Gazete yayınlanarak yürürlüğe giren 5020 sayılı Yasanın 27. Maddesi ile eklenen Ek 3. Madde ile getirilen değişiklikler sonucu zamanaşımı süresinin 20 yıla uzatıldığı, 20 yıllık süre dolmadan icra takibi yapılmış olması karşısında ilk derece mahkemesinin alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu durumun İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin 2017/5600 E.ve 2019/259 K. Sayılı kararı ile de hüküm altına alındığını, yine , Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2006/12-110 E. 2006/122 K. 05.04.2006 tarihli kararı ile konusu aynı olan bir başka davada Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkeme kararını bozduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2006/12-110 E. 2006/122 K. 05.04.2006 tarihli kararını ekte sunduklarını, Yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında da istikrar bulduğu üzere müvekkili şirketin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na(FON) tanınan hak ve alacakla ilgili hak ve yetkileri kullanmaya haiz olduğunu, bu görüş doktrinde de kabul edildiğini, buna ilişkin bilgileri de ekte sunduklarını, Bankacılık Kanunu'nda Fon'a tanınan yetkilerin, mevduat sahiplerinden devralınan alacakları bir önce tahsil etmek, banka tasfiyelerini sekteye uğratmadan neticelendirmek ve bu suretle kamu yararını gözetmek amacıyla sevk edildiğini, nitekim Kanunun 145. maddesinin gerekçesinde de ''fonun sermaye sağlamak suretiyle hissedar olarak katılabileceği şirkete de bir takım istisna ve muafiyetler tanınarak, alacakların takip ve tahsilinin kolaylaştırılması amaçlandığı'' belirtildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, menfi tespit istemine ilişkin olup, davacı kefil tarafından genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredi nedeniyle davalı tarafından aleyhine başlatılan ilamsız icra takibi kapsamında, davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın hak düşürücü sürenin ( zaman aşımı) geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Uyuşmazlık, davada uygulanması gereken hak düşürücü sürenin ne olması gerektiği 818 sayılı BK'nın yürürlük tarihinde iken gerçekleştirilen genel kredi sözleşmesinden doğan alacakla ilgili olarak kefilin sorumluluğunun hangi süreye tabi olacağı, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda düzenlenen sürenin uygulanmasının gerekip gerekmediğine ilişkindir. Dava konusu kredinin taraflarca imzalanın sözleşme uyarınca 27.05.1997 tarihli kullandırıldığı, 25.11.1997 tarihli İstanbul ... Noterliğinin ... Y. sayılı ihtarı ile kat edildiği, kefalet sözleşmesinde herhangi bir süre sınırlaması bulunduğunun iddia ve ileri sürülmediği, kefaletin süresiz verildiği anlaşılmaktadır. 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesinde, “Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir." hükmünün düzenlendiği, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 5.maddesinde ise "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur" düzenlemesi yer almaktadır. Yargıtay 11. HD'nin 2020/7503 E- 2022/4265 K sayılı, 31/05/2022 tarihli emsal karar içeriğinde de belirtildiği üzere; Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden daha uzun olamaz. Kefaletteki on yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, davaya konu kredi sözleşme ve kefaletnamenin 1997 tarihli olduğu ihtilafsız olduğundan, TBK'nın yürürlük tarihi olan 01/07/2012 tarihi itibariyle on yıllık süre dolmuş olup, davacının anılan kefaletnameye dayalı olarak bir yıllık ek süre içinde takipte bulunma hakkı 01/07/2013 tarihinde dolmuştur. Bu tarihten sonra bu belgeye dayalı olarak kefile başvurması mümkün değildir. Davacı tarafından davalılara karşı başlatılan icra takip tarihi olan 05/03/2015 günü itibariyle Yasa'da belirlenen bir yıllık ek süre dolmuş olup kefalet kendiliğinden sona ermiştir. Kaldı ki davalı savunması kapsamında aynı borç nedeniyle İstanbul ... İcra müdürlüğünün ... ve ... E sayılı dosyalarından başlatılan takiplerin de takip tarihleri itibariyle sonucu etkisi bulunmayacaktır. Bu nedenle, davalı kefilin kefaletten dolayı bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair kurulan hüküm isabetli olup davacı vekilinin aksi yöndeki nedenlere dayalı istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Dairemizin istinaf değerlendirmesi sonucu ilk derce mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerekirken yazılı gerekçe kapsamında zaman aşımı nedeniyle reddedilmiş olması ise sonuca etkili görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucu, ilk derece mahkemesinin karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 2.272,53 TL istinaf nispi karar harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 07.03.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun değerine göre karar kesindir.