11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2008/14009 E. , 2010/5719 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23.09.2008 tarih ve 2006/451-2008/335 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili,"..."ibaresini kuyumculuk sektöründe ilk kullananın müvekkili olduğunu, davacının bu marka üzerinde öncelik hakkı bulunmasına rağmen birlikte kullandıkları "... KUYUMCULUK" ibaresini davalının haksız biçimde marka olarak tescil ettirdiğini, bu durumun 556 sayılı KHK.nın 8/3,
TTK.nun 57 vd. maddeleri ile TMK.nun 2 nci maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, davalı markasının hükümsüzlüğünü ve hükmün ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 01.01.1979 yılında ticarete başladığını, aynı tarihlerde davacının bakkaliye işi ile uğraştığını, yine tarafların 01.06.1982 tarihinde ortak olarak kuyumculuk işine başladıklarını, davacı ile Necati ...'nun ortaklıklarına 31.12.1997 tarihinde son verdiklerini, 11.1.2001 tarihinde davalı şirketin kurulduğunu, dava konusu markanın 9.3.2005 tarihinde davalı adına tescil edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, dava konusu markanın davacı ile dava dışı ... tarafından kurulan adi ortaklıkta 1982 yılından itibaren markasal nitelikte unvan olarak kuyumculukta kullanılmaya başlandığı,ortaklık sona erdikten sonra ...'nun davalı şirketi kurarak dava konusu markayı tescil ettirdiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1.Dava, davalı şirket adına tescil edilen markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup,mahkemece yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Oysa, davacının ve davalı şirketin ortağı olan dava dışı Necati ...'nun 01.06.1982 tarihinde birlikte kuyumculuk işine başladıkları, 31.12.11997 tarihine kadar faaliyelerini adi ortaklık şeklinde devam ettirdikleri,hükümsüzlüğü istenen markanın esasen adi ortaklığın sona ermesine kadar adi ortaklık tarafından kullanıldığı, bu markanın tanınmasına her iki ortağın emek verip katkıda bulundukları, adi ortaklık ilişkisinin sona ermesinden sonra da anılan şahısların dava konu ibareyi ticaret unvanı olarak kullanmaya devam ettikleri dosya kapsamı ile sabittir.Esasen taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava dışı şahsın markayı 2001 yılında kurulmuş olan davalı şirket adına 09.03.2005 tarihinde tescil ettirmesinin, başka bir ifade ile davalı şirket adına yapılan marka tescilinin davacının marka hakkına tecavüz oluşturup oluşturmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Somut olayda, davacı ile dava dışı ...'nun oluşturduğu adi ortaklığın tasfiyesinden sonra, tasfiye payı olarak dava konusu markanın ne davacıya verildiği ne de dava dışı şahıs tarafından markanın tasfiye payı olarak alındığı kanıtlanamamıştır. Bu belirlemler ve tespitler karşısında, dava konusu markanın tescilli yada tescilsiz olarak adi ortaklığın taraflarınca kullanabilecekleri kuşkusuzdur. Bu bağlamda, davalı şirketin ortağı ve yetkili temsilcisi olan dava dışı ortak tarafından ortağı olduğu davalı şirket adına markanın tescil edilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Zira, dava konusu marka üzerinde adi ortaklığın gerçek hak sahibi, dolayısıyla davacı ve davalı şirketin ortağı olan dava dışı şahsın dava konusu marka üzerinde üstün, öncelikli ve müşterek hak sahibi olduklarının kabulü gerekir.Artık, marka üzerinde davacının ve dava dışı sahsın sabit olan müşterek hak sahipliği karşısında davalı şirket adına yapılan marka tescilinin davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğundan söz etme olanağı bulunmamaktadır.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davalı şirketin ortağı olan ve dava konusu marka üzerinde müşterek hak sahipliği bulunan dava dışı ...'nun ortağı olduğu davalı şirket adına yaptırdığı tescilin davacının marka hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği nazara alınarak davanın reddi yerine yazılı gerekçelerle kabulü doğru görülmemiştir.
2.Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir..
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle,diğer temyiz itirazlarının incelenemesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.05.2010 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ Dava, davalı adına tescil edilen markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup davacı yan istemini davalı adına tescil edilen ibare üzerindeki öncelik hakkına dayandırmıştır. Dairemiz çoğunluğunun da kabulünde olduğu üzere, davalı adına tescil edilen markayı teşkil eden ... ibaresinin asıl hak sahibi, 1982 ila 1997 yılları arasında kuyumculuk alanında faaliyet gösteren ve davacı ile davalı şirketin hakim ortağı Necati’nin ortak oldukları adi şirkettir. Söz konusu şirketin 1997 yılında tasfiye edildiği, tasfiye sonucu şirkete ait kuyumcu dükkanının davacıya kaldığı ve işletmenin “...” adıyla faaliyetini sürdürdüğü dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, adi şirketin tasfiyesi sonucunda şirkete ait işletme adının davacının kullanımına bırakıldığı konusunda fiili bir karinenin varlığı açıktır. Şu halde, davalı yanın söz konusu karinenin aksini, yani Dairemiz çoğunluğunun kabul ettiği gibi, ... ibaresinin adi şirketin her iki ortağının kullanımına terk edildiğini ispatlaması gerekmektedir. Davalı yan, savunmasında bu karinenin aksini açıkça ileri sürmediği gibi kanıtlamış da değildir. Bir başka deyişle, adi şirketin tasfiyesinden sonra, davadışı Necati’nin, davalı şirketin kurulduğu tarihe değin ... unvanını kullandığına ilişkin dosyaya sunulmuş bir kanıt bulunmadığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Hal böyle olmakla, adi şirketin tasfiyesi ile ... ibaresini kullanma hakkının davacıya intikal etmiş bulunduğu, buna dayalı olarak da söz konusu ibare üzerinde davacının öncelik hakkının varlığının kabulü zorunlu olup yerel mahkemenin öncelik hakkının davacıya ait bulunduğu yolundaki gerekçesiyle davanın kabulüne hükmetmesinde bir yanlışlık bulunmadığından hükmün onanması görüşüyle Dairemiz muhterem çoğunluğunun hükmün bozulması kararına katılmaya olanak görmüyorum.