11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2009/11705 E. , 2011/4133 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07.07.2009 tarih ve 2007/1561-2009/1300 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin hamili, davalının muhatap banka olduğu çek'in karşılıksız çıktığını, çekteki keşideci imzası ile keşideci şirket yetkilisinin gerçek imzasının farklı olduğunun ve yetkili görünen kişinin kimliğinin başkalarınca kullanılıp, bankadan çek karnesi aldıklarının asliye ceza yargılaması ile anlaşıldığını, icra takibinin sonuçsuz kaldığını, bankanın çek hesabı açarken gerekli özeni göstermediğini ileri sürerek, 4.248.000.000 TL çek bedelinin faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, keşideci hakkındaki icra takibinin sonuçsuz kalmadığını, müvekkiline atfedilebilecek kusur bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, uyulmasına karar verilen bozma ilamı ve dosya kapsamına göre, davalı bankanın müşterisine çek hesabı açarken ve çek karnesi verirken sorumlu olduğu, detaylı araştırma ve inceleme yapmaksızın çek karnesi vererek karşılığı olmayan çekler keşide edilmesine sebebiyet verdiği, davacının da basiretli bir tacir gibi hareket ederek ticari ilişki içine girdiği dava dışı şirket hakkında araştırma yapmadan verilen çeki kabul etmek suretiyle uğradığı zararda %30 oranında müterafik kusurlu olduğu gerekçesiyle %70 oranındaki davalı kusuruna denk gelen 2.973,60 TL’nın ibraz tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri ayrı ayrı temyiz etmiştir.
1.HUMK.’nun 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Kanun ile değişik 427/2. madde hükmüne göre miktar veya değeri 1.400,00 TL’sını geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar, 24.02.2009 hüküm tarihi itibariyle kesindir. Somut olayda, 4.248,00 TL’nın tahsili için dava açılmış, mahkemece, 2.973,00 TL'lık kısmının kabulüne bakiye kısmın reddine ilişkin verilen karar yukarıda anılan madde hükmüne göre reddedilen miktar itibariyle temyiz sınırının altında kaldığından davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. ../..
2.Dava, keşideci hakkında davalı bankanın çek hesabının açılışı sırasında 3167 sayılı Kanunun ve ilgili yasal mevzuatın gereklerini yerine getirmediği, yeterli araştırma yapmadan keşideciye çek karnesi verdiği ve çekin karşılığı bulunmadığı iddialarına dayalı olarak, banka aleyhine açılan tazminat davasıdır.
Mahkemece verilen ilk karar Dairemizce, bozulmuş, bozma ilamına uyan mahkeme yazılı şekilde karar verilmiş ise de bozma ilamının gerekleri yerine getirilmemiş ve yeterli araştırma yapılmamıştır. Öncelikle, bozma ilamında belirtildiği üzere, bu tür bir davanın dinlenebilmesinin ön koşulu, davacının, çeke dayalı bütün tahsil yollarını tüketmiş olmasına rağmen tahsil edilmemiş bir kısmın bulunmasına bağlıdır. Somut olayda, davacı, çek tahsili için başlattığı takibi işlemsiz bırakmıştır. Oysa, hamilin, keşideci hakkında her türlü dava ve takip yollarını tüketip tüketmediği üzerinde durulması, tüketmişse alacağın tahsil edilmeyen kısmı bulunup bulunmadığı belirlenmeden eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması ve takip dosyasında tahsil edilen alacağın dahi mükerrer şekilde tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca, davacı yan, çekin sahte olduğuna ilişkin ceza mahkemesi ilamına dayanmış, bozma ilamında, ceza ilamının ibrazının sağlanarak değerlendirilmesi istenildiği halde, ilk bilirkişi kurulunca ceza dosyası içindeki belgeler incelenmiş ancak dosyada ne gibi karar verildiği, kararın kesinleşip kesinleşmediği üzerinde durulmamıştır.
Mahkemece, bozma ilamına uyulmakla davalı yan lehine usulü kazanılmış hak oluştuğu gözetilerek, bozma ilamında belirlenen ilkeler çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3.Bozma, neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.