11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2008/10641 E. , 2010/5880 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20/03/2008 tarih ve 2007/164-2008/76 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 18.05.2010 gününde davacı avukatı... ve davalılardan TRT vekili Av. ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer davalı vekili tebliğe rağmen duruşmaya gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin tanınmış bir ressam olduğunu, yılbaşı programı nedeniyle T.D.İ.’ne ait İstanbul’ da Karaköy 4 numaralı antreponun duvarına özgün resimler yaptığını, davalı ...’ ın yapımcı, ...’ ün icracı sanatçı olduğu, "Kime Zarar" isimli müzik eseri ile ilgili olarak yapımı gerçekleştirilen müzik klibinin, müvekkilinin resimlerinin bulunduğu duvar fon olarak kullanılmak suretiyle müvekkilinin eserden kaynaklanan işleme, çoğaltma ve umuma iletim gibi malî, umuma arz ve adın belirtilmesi gibi manevî haklarının ihlali sebebiyle FSEK’nun 68. maddesi uyarınca telif tazminatı ile manevî tazminatın tahsili istemi ile Ankara 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2003/1 esas sayılı dosyasında açtıkları davanın kabul edildiğini, bu rağmen aynı klibin davalı TRT’ye ait TV kanallarında da 10.04.2007 tarihinden itibaren müteaddit defalar yayınlanarak FSEK’nun 14 ve 15. maddelerinde yazılı umuma arz ve adın belirtilmesi gibi manevî hakları ile FSEK’nun 21, 22/2, 24 ve 25. maddelerinde yazılı işleme, çoğaltma, temsil ve umuma iletim malî haklarının ihlâl olunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla FSEK’nun 68. maddesi uyarınca 15.000,00.- YTL maddî ve FSEK’nun 70/1. maddesi uyarınca 3.000,00.- YTL manevî tazminatın eylem tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile ittihaz olunacak hükmün ilânına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TRT vekili, iş bu davada kuruma husumet yöneltilmesinin mümkün bulunmadığını; davalı ... vekili davayı kabul etmediklerini savunarak, davanın reddini istemişlerdir. Davalı ...’e tebligat yapılamamış, davacı vekili anılan davalıya karşı açmış olduğu davayı atiye terk etmiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre; davalı ...’ün, "Kime Zarar" isimli müzik eserini icracı sanatçı olarak, davacıya ait eser vasfındaki resmin bulunduğu umuma kapalı antreponun duvarı önünde görsellik içerecek biçimde okuduğu, bunun tespit olunduğu, bu tespitin yapımcısının ... olduğu, davacının bu eylemle davalıların eserden kaynaklanan işleme, çoğaltma ve umuma iletim gibi malî ve umuma arz ve adın belirtilmesi gibi manevî haklarını ihlâl ettiği gerekçesiyle FSEK’nun 68. maddesi uyarınca telif tazminatı ile manevî tazminatın tahsili istemi ile Ankara 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2003/1 esas sayılı dosyasında açtıkları davanın kabul edildiği, davalıların davacının işleme, çoğaltma ve umuma iletim ile umuma arz ve adın belirtilmesi biçimindeki haklarının ihlal olunduğu kabul olunarak FSEK 68. maddesi uyarınca 6.000,00.-YTL telif ve 3.000,00.- YTL manevî tazminatın tahsiline karar verildiği, anılan kararın Yüksek Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği, aynı mahsulün TRT’ye ait TV kanallarında 10.04.2007 tarihinden itibaren müteaddit defalar yayınlanması üzerine iş bu davanın açıldığı, davalılara ait mahsulün; davacı eserini de içeren, müzik, söz, icra ve dansın belirli bir format ile birleştirildiği, estetik ve sanatsal unsurları da bir araya getiren karma işlenmiş bir eser olduğu kesinleşmiş mahkeme kararı ile anlaşıldığı, işleme yoluyla davalılarca meydana getirilen eserin, bir sinema eseri niteliğinde bulunduğu, sinema eserlerinin, diğer eser gruplarından ve işleme biçimlerinden farklı olarak, bir eserin farklı bir biçime sokulmasının işleme sayılabilmesine ilişkin, aynı grup içerisinde başka bir kalıba sokulma şartının, sinema eserleri için aranmaması gerektiği, fakat anılan mahsulün hareketli görüntüler dizisi içermesi, hatta davacı resminin ancak bu şekilde algılanabilmesi karşısında, bu mahsulün fonogram sayılmasının ise olanaksız olduğu, bu sebeplerle, mahsule ve bunun oluşturulması ile korunmasına ilişkin olarak, film yapımcılarına ilişkin FSEK’ nun 80/2. maddesi hükümlerinin uygulanmasının zorunlu bulunduğu, FSEK’nun sözleşme ve tasarruflarla ilgili 52 ve müteakip maddeleri eser sahipleri ve halefleri için öngörülmüş olup, Kanun bu hükümlerin iş bu yargılamanın konusu olan mahsullere ve arada bağlantılı hakların devrine ilişkin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin bir hüküm içermediği, FSEK’nun 80/2.maddesi “filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcısı, eser sahibinden ve icracı sanatçıdan mali hakları kullanma yetkisini devraldıktan sonra aşağıda belirtilen haklara sahiptir” biçiminde, FSEK’nun 80/2. maddesinin (1). bendi hükmü ise; eser sahibinin ve icracı sanatçının izni ile yapılan tespit ile birlikte yapımcının anılan hükümde doğan malî hakları doğrudan doğruya, kendiliğinden ve başkaca bir işleme hacet kalmaksızın edineceği biçiminde düzenlendiği, bu hükümlerden hareketle FSEK 45 ilâ 65. madde hükümlerinin komşu haklarla ilgili sözleşme ve tasarruflara doğrudan değil, ancak uyduğu oranda, kıyasen uygulanacağı sonucuna varılabileceği, anılan müzik klibinin içerisine, davacının eser vasfındaki resminin konulması ve onun esaslı bir unsuru olarak kullanılabilmesi için, davalı yapımcının, anılan mahsul oluşturulmadan önce izin veya oluşturulduktan sonra icazet almasının gerekli olduğu, bağlantılı hak mevzularının oluşturulması ile ilgili olarak, yapımcının alması gereken bu izin, ya anılan eserin bu mahsul içerisinde kullanılmasına ilişkin bir lisans sözleşmesiyle veya anılan eserle ilgili malî hakların devri ile yahut da yalnızca anılan resmin, oluşturulan müzik klibi içerisinde kullanılmasına muvafakat edildiğine ilişkin olabileceği, ancak her üç yolun da yazılı şekle tâbi olduğu, klip içerisinde kullanılan resmin eser mahiyetinde bulunduğu ve sahibinin de davacı olduğu, yukarıda belirtilen üç yoldan biri ile davacıdan yazılı izin alınması gerektiği, nitekim FSEK’nun 18/son maddesinde yer alan “bir eserin yapımcısı veya yayımcısı, ancak eserin sahibi ile yapacağı sözleşmeye göre malî hakları kullanabilir” hükmünün de bu kabulü doğruladığı, eser sahibinin eserinin müzik klibi içerisinde kullanılmasına ilişkin olarak vermiş olduğu izin ile birlikte yapımcı oluşan yeni eserle ilgili bunun doğrudan veya dolaylı olarak çoğaltılması, dağıtılması, satılması, kiralanması ve kamuya ödünç verilmesi hususlarında izin verme veya yasaklama; anılan tespitin işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletimine ve yeniden iletimine izin verme; yurt içinde henüz satışa çıkmamış veya başka yollarla dağıtılmamış tespitin aslının veya çoğaltılmış nüshalarının satış yoluyla veya diğer yollarla dağıtılması; anılan tespitin telli veya telsiz araçlarla satışı veya diğer biçimlerde umuma dağıtılmasına veya sunulmasına ve gerçek kişilerin seçtikleri yer ve zamanda tespitlerine ulaşılmasını sağlamak suretiyle umuma iletimine izin vermek veya yasaklamak biçimindeki özgün mutlak hakları aslen iktisap edeceği,bu hâlde gerek davacının eseri, gerekse davalının işlenmesi birbirinden bağımsız ve ayrı ayrı korunmaya başlayacağı, ancak anılan klibin oluşturulması öncesinde ve sonrasında yapımcı, davacı eser sahibinden herhangi bir yazılı izin almadığı, fakat anılan iznin alınmaması sebebiyle anılan klibin ortaya çıkması ve umuma iletiminden sonra, davacı istemlerinin mahkemece o ilamla hüküm altına alınıp, kesinleştiği, eser sahibi, izin alınmadan yapılan işleme eylemi sebebiyle şayet telif tazminatı istemiş ise, artık hukuka aykırı olduğu iddia olunan eyleme ve bu tür bir eylem sonucu oluşan yeni eserden doğan hakların yeni eserin sahibi tarafından kullanımına engel olamayacağı,çünkü, anılan karar ile birlikte izin alınmadığı için hukuka aykırı sayılan eylemin, hukuka uygun hâle dönüştüğü, yani bu konuda tesis edilecek karar ile birlikte başlangıçta alınmayan iznin, hukuka uygun olarak verilmesine dair taraflar arasında bir sözleşme ilişkisinin kurulmuş olduğu, mahkeme kararı ile hukuka uygunluğu tesis edilen izin ile birlikte, tıpkı bu izin başlangıçta hukuka uygun olarak istihsal olunmuş gibi, izin alınmak suretiyle yeni eserden doğabilecek tüm hakların da yapımcı tarafından kullanılabilir hâle geldiği, yeni eserden doğan yukarıda yazılı hakları edinebilmesi için yapımcının, ayrıca anılan hakların sahibi olabilmesi için, izni mahkeme kararı ile istihsal olunan eser sahibinden ayrıca başka bir izin alması yahut sözleşme yapması da gerekmediği, çünkü yapımcının anılan hakları, izni veren eser sahibinden devir almadığı, doğrudan kanun gereğince kendiliğinden edindiği, “amaca uygunluk teorisine” göre, iznin sadece, anılan resmin de bulunduğu müzik klibine ilişkin tespitin yapılabilmesi için alınmış olması bir anlam ifade etmeyeceğinden, FSEK’nun 80/2, (1), (2) ve (3)’te yazılı hakların da kullanılabilmesi için dahi verildiğinin kabulünün zorunlu ve gerçekçi olduğu, işte bu hukukî kabul ve nedenlerden dolayı, davacı eser sahibi ilk dava ile kendisinden izin alınmaması sebebiyle telif tazminatını tercih ettiğinden ve bu miktar hüküm altına alındığından, başlangıçta vermemiş olduğu izin de mahkeme kararı ile hukuka uygun olarak istihsal edilmiş sayılması gerektiği, çünkü taraflar arasında anılan iznin alınması konusunda mahkeme kararı ile bir sözleşme ilişkisi kurulmuş olduğu,anılan mahkeme kararı ile FSEK’nun 80/2, (1), (2) ve (3)’ te yazılı hakları da aslen iktisap etmiş olduğu mutlak hakları kullanma konusunda sayı veya süre yahut bir başka yönden sınırlayacak bir kısıtlama da söz konusu olmadığı, nitekim yapımcı olan davalının, iş bu yargılamanın konusu olmayan, vermiş olduğu izin ile anılan klibin TRT’ye ait TV kanallarında yayınlanarak umuma iletimine izin vermiş olduğu, davacıdan ayrıca izin alması gerekmediği,aynı biçimde umuma iletimi gerçekleştiren davalı TRT’nin de yapımcı dışında, ayrıca davacıdan izin alması gerekmediği, zira yapımcı, hukuka uygun olarak edindiği izin ile birlikte önceden oluşturduğu eserle ilgili olarak, iznin sağlayabileceği kadar olan malî hakları da kullanma yetkisini elde etmiş olduğu, davalı eylemi işlenme olduğuna, anılan eylem ilk mahkeme kararı ile hukuka uygun hâle geldiğine göre; işlenme eser üzerindeki hakların kullanılabilmesi için, ayrıca ilk eser sahibinden bir izin alınması da gerekmeyeceği, çünkü işlenme suretiyle meydana getirilen ve artık asıl eserden bağımsız ve ayrı biçimde korunan eserden doğan hakların kullanılması için asıl eser sahibinin ayrıca bir muvafakati veya hak devri gerekmeyeceği, FSEK’nun 80. maddesi hükümleri ile ulaşılan aynı sonuçlara işlenmenin hukukî düzenlemeleriyle de ulaşmanın mümkün olduğu,bu sebeple davacının anılan klibin TRT müzik kanalında yayınlanması suretiyle umuma iletimi ile ilgili olarak her iki davalıdan herhangi bir malî hak talebinde bulunması olanaksız olduğundan, bu yöndeki istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği, davacı eser sahibinin elbetteki anılan müzik klibinin umuma açık mahallerde kullanılması karşılığında, meslek birliği vasıtasıyla FSEK’nun 41 ve 80/2. maddesi hükümleri uyarınca makûl bedel talep hakkı var ise de,iş bu davanın konusu anılan makûl bedelin tahsili istemine yönelik olmadığı, davacının eserin izinsiz umuma arzı ve adının gösterilmesi biçimindeki manevî haklarının ihlali vakıasına istinat etmiş olduğu, eser sahibi eser üzerinde ismini göstermemiş ise, eserden yararlananların da eserde eser sahibinin adına yer veremeyecekleri,çünkü eserde adın gösterilmemesi yahut eserin adsız biçimde umuma arzı da FSEK’nun 15. maddesi kapsamına giren bir manevî hak olduğu, yapımcı olan davalının müzik klibinde, davacının eser vasfındaki resmini olduğu gibi kullandığı, yani anılan resim üzerinde davacının adı varsa, o ad da müzik klibinde olduğu, yani bu konuda hiçbir değişikliğe gitmediği, öte yandan yukarıda anılan mahkeme kararı kapsamına göre davacının, anılan eserinin, ne az ne fazla, müzik klibi içerisinde sunulduğu yahut kullanıldığı biçimiyle kullanılmasına, telif tazminatını istemek ve bunun hüküm altına alınmasıyla birlikte onay vermiş olduğunun kabulü gerektiği, çünkü davacı davalının işlemesini hukuka uygun hale getiren mahkeme kararının istihsal olunduğu anılan davada, isminin ayrıca klipte gösterilmesini istemediği, bu durumda, eserinin bulunduğu hâl ile kullanılmasına izin vermiş olduğu, çünkü hiç kimse, eser sahibini kendisine ait dahi olsa, bir eser üzerinde veya eserin kullanıldığı bir başka eser içerisinde ismini kullanılmasını zorlayamayacağı, kaldı ki davalı yapımda, davacı eserini, eser üzerinde eser sahibinin ismi var veya yok, olduğu biçimde kullandığı, yümlülüğünün de zaten bu olduğu, bu sebeple davalıların anılan eserden kaynaklanan ismin gösterilmesi biçimindeki manevî hakka herhangi bir tecavüz eyleminde bulunmadıkları kanısına ulaşıldığı, geriye eserin umuma arz yetkisinin kullanılmasının kaldığı, mahkeme kararı kurulan hükümle elde ettiği izin ile müzik eserinden doğan FSEK’nun 80/2, (1), (2) ve (3)’te yazılı malî hakların kullanılabilmesi için, anılan eserin umuma arzı zorunlu olduğu, davalıların, anılan eseri umuma arz edip alenileştirmesi de yasal bir yetkinin kullanılmasından ibaret olduğu,bu nedenlerle davacı vekilinin manevî hakların ihlali vakıasına dayalı isteminin de reddine karar verilmesi gerektiği, ilk davada edinilen iznin yalnızca ilk dava tarihine kadar gerekçeleşen eylemleri hukuka uygun hale getirdiği ve anılan klibin her yeni gösteriminin yeni bir hak ihlali oluşturabileceği akla gelebilirse de, davalının eylemi yalnızca örneğin çoğaltma ve yayma biçiminde olsaydı, mahkeme kararı ile hukuka uygunluğu tesis edilen izin, çoğaltma veya yayma eylemi dışında bir hakkın doğumuna vesile olacak mahiyet taşımayacak iken, davalı eylem işlenme mahiyetinde ise yahut FSEK’nun düzenlediği bir bağlantılı hak mevzuu yaratılmasına ilişkin ise, bu durumda verilen izin işlenmeye izin yahut bağlantılı hak mevzuunun yaratılmasına olanak verir bir izin mahiyeti taşıdığı, nitekim, davacının ilk eylem nedeniyle açmış olduğu dava sonunda tesis edilen kararın içeriğinden de anlaşılabileceği üzere; davacı lehine hükmedilen telif tazminatı davacı resminin bir veya birkaç kez gösterilmesi bedelinin karşılığı olarak hükmedilmiş olmadığı, çünkü anılan kararla, davacının uğradığı telif kaybı karşılığı olarak, bir çok eserin bir araya getirilmesi suretiyle meydana getirilmiş eser yahut eserlerin umuma iletimi veya temsilinden çok daha fazla bir bedel takdir edilmiş olduğu,bu bedelin, davacı resminin birkaç kez umuma iletiminin veya temsilinin karşılığı olmadığının kabulü gerektiği, davalı TRT kendisine ait TV kanalında anılan eseri umuma ilettiğine göre iş bu davada husumet ehliyeti bulunduğundan,aksi yöndeki savunmaya bu sebeple iştirak olunmadığı gerekçeleriyle, ... hakkında açılan davanın atiye terki sebebiyle bu konuda karar verilmesine yer almadığına, diğer davalılar bakımından davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.