14. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2023/1762
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/06/2023
NUMARASI: 2021/490 E. - 2023/532 K.
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan kısa vadeli ihracat kredi sigortası poliçesi çerçevesinde ... müvekkili şirketin tahsil edemediği ihracat bedellerini tazmin etme yükümlülüğü altına girdiği, davalı tarafından düzenlenen 27.02.2020 tarihli ''Alıcı Limiti Onay'' belgesi ile Almanya'da yerleşik ... firması adına 01.02.2020 - 31.01.2021 tarihleri arasında yapılan 120 gün vadeye kadar yapılacak sevkiyatlarda geçerli olmak üzere 75.000,00 EURO (81.623,00 ABD Doları) tutarında alıcı limiti onayı tahsis edildiği, müvekkilinin sigorta kapsamında adı geçen Alman firmasına 25.03.2020 tarihli, ... nolu fatura ile 74.884,80 EURO tutarında ihracat gerçekleştirdiğini, ilgili sevkiyatın yanlışlıkla 74.884,80 USD olarak davalı sigortacıya bildirildiğinin fark edilmesi üzerine 04.12.2020 tarihli yazıyla banka kayıtlarının 74.884,80 EUR olarak düzeltilmesi ve çıkacak prim farkının bildirilmesinin talep edildiği, bunun üzerine davalı sigortacının 07.12.2020 tarihli prim düzeltme bidirimi ile 194,76 TL ek prim tahakkuk ettirdiğini, ek primin de müvekkili tarafından davalıya ödendiğini, dolayısı ile sevkiyata ilişkin primin tam olarak davalı sigorta firmasına ödendiğini, müvekkilinin bahsi geçen fatura tutarının vadesinde ödenmemesi üzerine sigorta teminatı kapsamında zararın tazmin edilmesi talebi ile 20.12.2020 tarihinde davalı sigorta şirketine müracaat ettiğini, taraflar arasında imzalanan sigorta poliçesinin 1/b maddesine göre "Alıcıya sevk edilen ve alıcı tarafından kabul edilen malların brüt fatura tutarını vade tarihinden sonraki 4 ay içinde sigortalı/satıcıya ödeyememesi veya ödememesi" halinin ticari risk olarak kabul edildiğini, poliçenin "Zararın Kesinleşmesi" başlıklı 15/b maddesinde; zararın, alıcıya teslim edilen ve alıcı tarafından kabul olunan malların brüt fatura tutarının vade tarihinde ödenmemesinden ileri gelmesi halinde vade tarihini takip eden 4.ayın bitiminde kesinleşmiş sayılacağının hüküm altına alındığını, ancak davalı tarafından taleplerine cevap verilmediğini, ödeme yapılmadığını, alıcı limit onayında belirtilen 74.884,80 EURO tutarındaki sevkıyatın 81.623,00 USD olarak sabitlendiğini, tazminat ödemesinin de sabitlenen USD üzerinden TL'nin ödeme günündeki geçerli poliçenin 13.maddesine göre davalının zararın %90'ını ödemekle yükümlü olduğunu, buna göre davalının ödemesi gereken tazminat tutarının 81.623,00 USD'nin %90'ı olan 73.460,70 USD'nin ödeme günündeki TL karşılığı olduğunu, bu miktarın ödenmemesi üzerine davalı aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile icra takip tutarının %20’si oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili sigortacı ile davacı sigortalının kısa vadeli ihracat kredi sigortası poliçe sözleşmesi imzaladıklarını ve davacı sigortalının Almanyada yerleşik ... (kısaca "Alıcı") şirketinden 74.884,80 EURO tutarındaki alacak iddiasıyla 21.12.2020 tarihli vadesi geçmiş alacaklar aylık bildirim formu ile müvekkiline başvuruda bulunduğunu, malın taşınması için düzenlenen denizyolu taşıma belgesi (Bill of Lading) ve gümrük beyannamesi üzerinde malın boşaltılacağı liman olarak Belçikanın Antwerp limanın yer aldığını, alıcının resmi adresinin Almanyanın Hemmingen şehri olduğunu, ancak malların Almanyada alıcının adresine daha yakın limanlar varken başka bir ülkedeki limana sevk edildiğini, 10 adet konteyner içeriği malların öncelikle Belçikanın Antwerp limanında boşaltıldığını, sonra her bir konteyner için ayrı ayrı karayolu taşıma belgesi (CMR) düzenlendiğini, CMR’ler üzerinde, ilgili konteynerlerin Belçika Antwerp limanından alıcının Hemmingen/Almanyadaki resmi adresine taşındığını ve teslim alan kısmında alıcının kaşesi ile bir imzanın bulunduğunun görüldüğünü, bu itibarla şeklen alıcı tarafından kaşe ve imza ile onaylanmış gibi görünen CMR’lerin müvekkiline sunularak malların alıcı tarafından teslim alındığının beyan edildiğini, alıcı tarafından malların teslim alındığını gösteren ve alıcı tarafından şeklen onaylanmış gibi görünen karayolu taşıma belgeleri ile sigortalı davacı ve alıcı tarafından kaşe ve imza ile onaylanmış gibi görünen Türkçe satış sözleşmesinin müvekkili sigortacıya ibraz edildiğini, fakat sevkiyata ilişkin siparişin alındığını gösterir herhangi bir form veya yazışma, sipariş öncesi alıcı ve sigortalı arasında yapılmış herhangi bir yazışma ve alıcının imzasının teyit edilebileceği imza sirküleri vb. bir belge ibraz edilmediğini, davacının sigorta sözleşmesinde yer alan yükümlülükleri yerine getirmemesi ve yapılan araştırmada alacağa konu işlemin şüpheli olması nedenleriyle sigorta tazminat talebinin reddedildiğini, diğer taraftan davacı hakkında da suç duyurusunda bulunulduğunu, başka bir sigorta tazminatı talebinin reddi nedeniyle davacının İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/104 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, davanın derdest olduğunu, müvekkilinin davacı yan hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 2021/64679 numaralı dosyası tahtında hem ilk davada bahsedilen sevkiyatta, hem de işbu davada belirtilen sevkiyatta usulsüzlüklerin olması nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğunu, fatura üzerinde su bedelinin 49.884,80 EURO, navlun bedelinin ise 25.000 EURO olarak belirtildiğini, toplam fatura tutarının 74.884,80 EURO olduğunu, mal bedelinin yarısını aşan tutarda navlun bedeli söz konusu olduğunu, bu itibarla fatura bedelinin yüksek gösterilmek suretiyle müvekkilinden haksız sigorta tazminatı talep edildiğini, zira İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/104 Esas sayılı dosya kapsamına dahil sevkıyatta da bu yönde tespitleri bulunduğunu, davacının sigorta sözleşmesine ve yükümlülüklerine aykırı hareket ettiğini, davacının poliçenin 30.maddesine aykırı hareket ettiğini, bu nedenle suç duyurusunda bulunulduğunu, davacının sahte belge ile sigorta tazminatı talep ettiğini, davacının sigorta sözleşmesinde yer alan yükümlülüklerini de yerine getirmediğini, poliçenin 9/b, 9/d maddesi ile 18.maddesine aykırı davrandığını, anılan maddeye göre sevkıyatların ödenmemiş meblağlarının vade tarihini takip eden 60 gün içinde müvekkiline bildirimi gerektiğini, Genel Şartların B1.2 maddesinin de bu yönde olduğunu, buna göre var olduğu iddia edilen alacağın vadesinin 26.06.2020 olduğunu, ancak alacak bildirim tarihinin 21.12.2020 yani 178 günlük bir fark bulunduğunu, diğer bir deyiş ile sigortalı davacı, poliçenin yukarıda belirtilen hükmüne aykırı şekilde bildirimde bulunduğunu, yükümlülüğünü ihlal ettiğini, var olduğu iddia edilen alacağın bu yönüyle de sigorta teminatı kapsamı dışında olduğunu, TTK'nın1446.maddesinde'' Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirir. Rizikonun gerçekleştiğine ilişkin bildirimin yapılmaması veya geç yapılması, ödenecek tazminatta veya bedelde artışa neden olmuşsa, kusurun ağırlığına göre, tazminattan veya bedelden indirim yoluna gidilir. Sigortacı rizikonun gerçekleştiğini daha önce fiilen öğrenmişse, ikinci fıkra hükmünden yararlanamaz.'' hükmü yer alsa da ... "alıcının temerrüt halinin sigortacıya bildirilmesi''nin TTK'nın 1446.maddesi kapsamında ''rizikoyu bildirme'' olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirttiğini, bu bildirimin, sözleşmesel bir görev olarak TTK'nın 1449.maddesi kapsamında değerlendirilebileceğini belirttiğini,
TTK'nın 1449.maddesinden de anlaşılacağı üzere tarafların bildirimin süresi içerisinde gerçekleştirilmemesine bağlanan yaptırımı,
TTK'nın 1449.maddesi kapsamında poliçede serbestçe tayin ettiğini, konusu aynı olan ve müvekkilinin lehine verilmiş olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2019/56 Esas ve 2020/924 Karar sayılı kararının da emsal olduğunu, mahkeme aksi fikirde ise ve bildirim görevinin TTK'nın 1446. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatinde ise sigortalının bildirim süresine bakılması gerektiğini, Prof. Dr. ...'ın uygulamada rizikonun gerçekleştiğini bildirme görevine aykırılığın çoğu zaman kasten olduğunu ve TTK'nın 1446.maddesinin ''sigortalı lehine minimum koruma sağlayan maddelerden" olduğunu ifade ettiğini, bildirim için davacının tam 60 gün süresi bulunmasına rağmen, bu süreye uymayarak, bildirimleri bu süreden çok sonra gerçekleştirdiğini,
TTK'nın 1446.maddesinin madde gerekçesinde hemen bildirme esasının kabul edildiğini, rizikonun gerçekleştiğinin beyan edilmesine ilişkin sürenin, "içerisinde bulunulan somut durum dikkate alınarak dürüstlük kuralı uyarınca belirleneceği" ve "ilk fırsatta bildirimin yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi gerektiği"ni, Prof. Dr. ... de kusuru olmaksızın sigorta ettirenin gecikmeyeceğini ifade ettiğini, mahkemece yükümlülüğün TTK'nın 1446.maddesi kapsamında değerlendirilmesi halinde bu defa sigortacının, ödeyeceği tazminatta artış olduğunu ispatlamasının aranacağını, fakat ihracat kredi sigortasının, mal üzerinde menfaat sigortası gibi sigorta türlerinden çok farklı olduğunu, ihracat kredi sigortasında sigorta himayesinin yurt dışında yerleşik alıcının ticari ve/veya politik rizikolar nedeniyle sevkiyat bedelini öde(ye)memesine karşı verildiğini,
TTK'nın 1446'ncı maddesinde belirtilen ispat yükünün ihracat kredi sigortası açısından uygulanabilir olmadığını, zararın gerçekleştiği fiziki bir alan söz konusu olmadığı gibi, sigortalının geç bildiriminin, sadece o sevkiyat özelinde sigorta tazminatını ne derece artırdığının tespitinin de mümkün olmadığını, ihracat kredi sigortasında süre sınırı getirilmesinin sebebinin de sevkıyattan doğan alacağı ödenmemiş sigortalının, "temerrüt halindeki" alıcıya yeniden sevkiyat yaparak, sigortacının TTK'nın 1448'inci maddesinde düzenlenen rücu hakkının zedelemesinin engellenmesi olduğunu, davacının 60 gün içerisinde bildirimde bulunmuş olsa idi, bildirimden hemen sonra (örneğin 61.gün), davacı yanın da dahil aynı alıcıya sevkiyat yapan tüm sigortalıların alıcı limitleri iptal edilerek, sigortalıların, borcunu ödeyemeyeceği bariz olan, "temerrüt halindeki" alıcıya sevkiyat yaparak bir anlamda "bile bile lades" demesinin önüne geçilmiş olunacağını, sigortalının, poliçede belirtilenden çok daha geç bir süre sonra bildirim gerçekleştirmesinin ağır kusurlu olduğunu gösterdiğini, sigortalının ağır kusuruna rağmen sigortacının tazminat ödemesi gerektiği düşünülürse sigortacının, ödeme gücü iyice zayıflamış (belki de iflas ve tasfiyesi gerçekleşmiş), rücu edilmesi neredeyse olanaksız bir alıcıyla baş başa kalmış olacağını,
TTK'nın 1446'ncı maddesi uygulandığı takdirde sigortacının önce tazminat ödeyeceğini, daha sonra alıcıya rücu ederek "bildirim süresinde yapılsa idi ne kadar az tazminat ödeyeceğini" ispat yükü altında kalacağını, böyle bir ispat yükü veya TTK'nın 1446'ncı maddesinin bu şekilde uygulanmasının iki tarafı tacir olan bir sigorta sözleşmesinde hakkaniyete de aykırı olacağını,
TTK'nın 1449'uncu maddesi kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini, davacının basiretli bir tacir olarak hareket etmediğini, davanın haksız olduğunu savunarak, davanın reddi ile kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dava Kısa vadeli ihracat kredi sigortasından kaynaklı olarak rizikonun gerçekleştiği ve sigorta bedelinin ödenmediği iddiasına dayanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın ilgili hükümleri aşağıda belirtilecektir.Taraflar arasında karşılıklı imzalanmış poliçe incelendiğinde sigorta kapsamındaki risklerin tanımlandığı 1/b madde ve fıkrasında " alıcıya sevk edilen ve alıcı tarafından kabul edilen malların brüt fatura tutarını vade tarihinden sonraki 4 ay içinde sigortalı/satıcıya ödeyememesi veya ödememesi " hali sigorta kapsamındaki ticari risk olarak düzenlenmiştir. Poliçede bulunan zarar tazmin oranı başlıklı 13. Madde incelendiğinde " zarar tazmin oranı ... sigorta sözleşmesi ile sigorta kapsamına alınan ticari ve politik risklerden kaynaklanan zararlara ilişkin ödemeyi taahhüt ettiği oranı ifade etmektedir. Aksi ... tarafından düzenlenecek alıcı limiti onayında belirtilmedikçe ... bu poliçe ile sigorta kapsamına aldığı ticari ve politik risklerden kaynaklanan zararların %90'ını ödemeyi taahhüt eder." hükmü bulunduğu görülmüştür. Poliçenin 18. Maddesi incelendiğinde " bu poliçenin diğer hükümlerine bakılmaksızın madde 8,9,10 ve 20'de belirtilen yükümlülüklerin sigortalı ve /veya satıcı tarafından yerine getirilmemesi halinde ... bu poliçe kapsamındaki her türlü yükümlülüğü ortadan kalkar " hükmü bulunduğu görülmüştür.
Davalı vekili cevap dilekçesinde ve gerekse de safahattaki diğer dilekçelerinde sigorta poliçesinin 9/b madde ve fıkrası uyarınca bildirimin geç yapılması dolayısı ile sigortacının her türlü yükümlülüğünün ortadan kalktığını bu yönü ile alacağın sigorta teminatı dışında kaldığını iddia etmiştir. Rizikonun geç bildirildiği davacının kabulünde olup poliçede yer alan 18. Maddesindeki bu hükmün TTK'nın 1452/III anlamında TTK'nın 1446/II deki düzenlemedeki hükmü ortadan kaldıran, sigortalı aleyhine bir düzenleme olduğu, sigortalının hiçbir şarta bağlanmaksızın talep hakkının ortadan kalktığının düzenlemesinin TTK'nın 1452/III 'e aykırılık teşkil ettiği,
TTK'nın 1446/II de ortaya konulan şartların ispatlanması halinde ancak ödemede indirime gidilmesinin mümkün olduğu, ancak dosya kapsamında davalı tarafından bildirimin geç yapılmasından kaynaklı bir zararın oluştuğuna dair bilgi veya belge davalı yanca ibraz edilmemiştir. Davalının bu itirazı yerinde olmayıp aşağıda bu hususta birkaç emsal BAM ve Yargıtay kararı da aynen alıntılanacaktır. İstanbul BAM 12. HD. 2018/1593 E, 2019/1206 K. Sayılı ilamında "...TTK nun 1446(1) maddesi riziko gerçekleştiğinde sigorta ettiren ,rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirir.(2) Rizikonun gerçekleştiğine ilişkin bildirimin yapılmaması veya geç yapılması ,ödenecek tazminatta veya bedelde artışa neden olmuşsa ,kusurun ağırlığına göre ,tazminattan veya bedelden indirim yoluna gidilir." şeklindedir.Buna göre bir indirim yapılabilmesi için ödenecek tazminatta veya bedelde artışa neden olma koşulu bulunmaktadır.Sigortalı davacının bildirimdeki ihmalinin tazminat miktarına veya rizikonun gerçekleşmesine etki eden bir husus olmadığı sonucuna varılmakla davalının hasar bildiriminin süresinde yapılmadığına ilişkin red gerekçesi TTK nun 1446/2 maddesine aykırı olup,emredici hükme aykırılık nedeniyle bu hususa ilişkin savunmaları ve istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı ,sigorta ettirenin temerrüdün gecikmeli olarak davalıya bildirilmesinin gerçekleşen rizikoya ,zararın miktarına bir etkisi olmadığı kanaatına varılmıştır..." belirtmiştir. İstanbul BAM 14. HD. 2019/1595 E, 2022/52 K. Sayılı ilamında ".... Bu yükümlülüğün ihlal edilmesi sebebiyle ödenecek tutar arttırılırsa kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılır. Anılan hüküm TTK'nın 1452. maddesi gereğince koruyucu hüküm olup sigortalı aleyhine değiştirilemez. Somut olayda, davacı tarafından hasarın geç ihbar edilmiş olmasının yapılacak ödemenin niteliğinde bir artışa neden olmadığı, makul süre içerisinde riziko ve buna ilişkin belgelerin sigortacıya sunulduğu anlaşılmıştır..." belirtmiştir. ( Aynı gerekçeler için Bkz. Yargıtay 17. HD. 2016/7235 E, 2017/212 K. Sayılı ilamı) Davalı gerek cevap dilekçesinde ve gerekse de rapora itirazlarında mal bedelinin yarısını aşan tutarda navlun bedelinin faturada yer aldığını, bunun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu iddia etmiş, davalının bu iddiası teknik uzmanlık gerektirdiğinden bu itirazının karşılanması amacı ile alanında uzman akademisyen bilirkişiden rapor alınmıştır. Bilirkişinin de raporunda belirttiği üzere taşıma kara+deniz+kara yolu ile çoklu taşıma şeklinde gerçekleştirilmiş olup taşıma ücretinin makul olduğuna dair bilirkişi görüşü ve izahatı denetime el verişli bulunmuş, davalının bu itirazına itibar edilmemiştir. Keza davalı her ne kadar alıcının adresine daha uzak limana malların sevk edilmesinin şüpheli olduğu şeklinde iddia ileri sürmüş ise de ticari hayatta daha ekonomik veya başka bir saik ile ticari kararlar alınabilmektedir. Keza davacının aynı ürünü farklı alıcılara farklı fiyatlara sattığı şeklindeki iddiası da ticari hayatta bu durumun olağan olması, herkese aynı fiyatta mal satmasının zorunlu olmaması nazara alındığında bu iddiaya da itibar edilmemiştir. Sigortacı rizikonun sigorta teminatı dışında kaldığını soyut iddialarla değil somut delillerle kanıtlamak zorundadır. ( Bkz. Yargıtay 17. HD. 2016/13728 E, 2019/5932 K. ) Davalının hu hususlarda somut bir delil sunmadığı görülmüştür. Rizikonun teminat dışında kaldığını davalı sigortacı TTK'nın 1409. Maddesi uyarınca ispat külfeti altında olup bu yükümlülüğünü ancak somut delillerle yerine getirebilir. Davalının bu hususlarda somut bir delil ibraz etmediği görülmüştür.
Davalı vekili satım işlemlerinde muvazaa olduğunu, davacının gerçekleştirdiği başka bir satım nedeni ile savcılığa şikayet dilekçesi sunduklarını, bu dosyadaki sevkiyat nedeni ile de ek şikayet beyanında bulunduklarını iddia etmiştir. Davacı hakkında dava konusu sevkiyatın da olduğu sevkiyatlar nedeni ile İstanbul Anadolu CBS'nin 2021/64679 Soruşturma sayılı dosyasında soruşturma yürütülmüş resmi belgede sahtecilik, 5607 sayılı yasaya muhalefet ve dolandırıcılık suçlarından 09.01.2023 tarihli karar ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Savacılık tarafından ihracat beyannamelerinde herhangi bir sorun olmadığı, dolandırıcılık ve sahtecilik suçu işlenmiş ise bu suçlarda ihracat gerçekleştirilen ülkelerde işlenmiş olabileceği tespiti yapılmıştır. Savcılık makamının vermiş olduğu bu takipsizlik kararına davalı yan itiraz etmiş İstanbul Anadolu 6. Sulh Ceza hakimliğinin 2023/1003 d. İş sayılı kararı ile itiraz kesin olarak red edilmiştir.
Tüm dosya kapsamından davacı ile davalı arasında kısa vadeli ihracat sigorta poliçesi düzenlendiği, davacının ihraç edeceği mallarla ilgili davalıya müracaat ederek 81.623,00 USD alıcı limit onayı tahsis edildiği, primlerin davalı yanca tahsil edildiği, poliçenin 1/b madde ve fıkrası uyarınca alıcıya sevk edilen ve alıcı tarafından kabul edilen malların brüt fatura tutarının vade tarihinden 4 ay içinde sigortalı satıcıya ödenmemesinin sigorta kapsamındaki ticari risk olarak tanımlandığı, ihracat belgelerinde bir usulsüzlük olmadığının savcılık makamınca da tespit edildiği, davalı yanca bu hususta yapılan şikayet üzerine takipsizlik kararı verilerek verilen kararın da kesinleştiği, sigortalı satıcıya dair başkaca bir soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı hususunun mahkememizce davalı sigortacıdan karar celsesinde tekrar sorulduğu, sigortalı satıcı hakkında başkaca bir soruşturma ve kovuşturma da bulunmadığı, rizikonun geç bildirildiği bu nedenle zararın teminat dışında kaldığı savunmalarının yersiz olduğu, gerekçesinin yukarıda izah edildiği, keza mal bedelinin yarısını aşan tutarda navlun bedeli olduğu iddiasının da denetime el verişli rapor ile çürütüldüğü,davacı satıcının başka alıcılara farklı fiyatttan mal sattığı, malları dava dışı alıcının yakınında liman varken daha uzak limana sevk edilmesi vs. Hususlarının ticari hayatta şüpheli işlemler olarak değerlendirilemeyeceği, esasen davalının bu hususta somut bir delil ibraz ederek TTK'nın 1409. Maddesi gereği ispat külfeti altında olduğu, bu yükümlülüğün de yerine getirilmediği anlaşılmış davanın kabulü yönünde hüküm kurulmuştur. YHGK'nın 17.10.2012 tarih ve 2012/9-838 E., 2012/715 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; genel bir kavram olarak “likid (liqiude) alacak”; “tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacaktır” Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez (YHGK'nın 14.07.2010 gün ve 2010/19-376 E. 397 K. sayılı ilamı). Likit alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin, alacağın likit olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerden olduğundan borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi halinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likit olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likit sayılmaması doğru olmayacaktır. (Kuru, Arslan, Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, s. 737, 740). (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2016/8197 E, 2020/1 K. Sayılı ilamı, benzer gerekçeler için bkz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/25056 E, 2019/6430 K. Sayılı ilamları ) Somut olayda Alacak likit ve davalı itirazında haksızdır. Nitekim davacıya yapması gereken ödeme davalı yanca belirlenebilir durumdadır. Riziko alıcı tarafından ödenmeyen faturalara dayandığından alacak likittir. ( Bkz. İstanbul BAM 12. HD. 2018/1593 E, 2019/1206 K. Sayılı ilamı ) Yargıtay 13. HD. 2016/23646 E, 2019/12123 K. Sayılı ilamında "...Buna göre, mahkemece harcın, dava tarihindeki kur karşılığı Türk lirası üzerinden karar tarihindeki nispi harç oranına göre alınması, yine davacı yararına kabul olunan kısmın dava tarihindeki kur karşılığı Türk lirası üzerinden karar tarihindeki tarifeye göre,davacı yararına nispi vekâlet ücreti tayini gerekirken fazla ilâm harcı ve kabul olunan kısım için davacı yararına fazla vekâlet ücreti tayini usul ve yasaya aykırı olup.." belirtmiştir. Alınması gerekli harç kamu düzenindedir. Davadaki talep 73.460,70 USD olup dava tarihinden bir gün önceki merkez bankası dolar efektif satış kuru 8,5901 TL dir. Dava değeri 631.034,75 TL olup yargılama gideri ve vekalet ücreti buna göre belirlenmiştir. Yargıtay yerleşik içtihatlarıyla belirtildiği üzere (15. HD. 18/03/2015 T., E.2014/2882, K.2015/1304) yabancı para alacağına ilişkin takiplerde icra inkar tazminatının takip tarihindeki Merkez Bankası’nın Efektif Satış Kuru üzerinden Türk Lirası olarak hesaplanması gerekmektedir. Somut olayda asıl alacak likit ve davalı itirazında haksız olduğundan asıl alacak 73.460,70 USD'nin (takip tarihinden 1 gün önceki merkez bankası efektif satış kuru itibarıyla 73.460,70 usd X 8,3830 TL = 615.879,72 TL karşılığı üzerinden) % 20 oranında olmak üzere 123.175,94 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ..." gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalının İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün .. Esas sayılı dosyasına vaki itirazının iptali ile takibin devamına, 123.175,94 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, takip tarihinden alacak tamamen ödeninceye kadar asıl alacağa 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının Amerikan Doları için açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına uygulanan en yüksek faizinin işletilmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece davacı lehine 87.413,82 TL nispi vekalet ücretine hükmedildiğini, ancak vekalet ücretinin karar tarihindeki TCMB kuruna göre belirlenmesi gerektiğini, Yargıtay kararlarında da ifade edildiği gibi, hükümde tahsiline karar verilen yabancı para alacağının, karar tarihi itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası karşılığı esas alınarak davacı lehine vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 09.12.2021 tarih ve 2021/4522 Esas, 2021/12777 Karar sayılı kararı, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 26.09.2019 tarih, 2019/6569 Esas, 2019/16794 Karar sayılı kararlarının bu yönde olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının vekalet ücreti yönünde usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, vekalet ücretinin düzeltilerek davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; TTK'nın1446.maddesinde ''Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirir. Rizikonun gerçekleştiğine ilişkin bildirimin yapılmaması veya geç yapılması, ödenecek tazminatta veya bedelde artışa neden olmuşsa, kusurun ağırlığına göre, tazminattan veya bedelden indirim yoluna gidilir. Sigortacı rizikonun gerçekleştiğini daha önce fiilen öğrenmişse, ikinci fıkra hükmünden yararlanamaz.'' hükmü yer alsa da ... "alıcının temerrüt halinin sigortacıya bildirilmesi''nin TTK'nın 1446.maddesi kapsamında ''rizikoyu bildirme'' olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirttiğini, bu bildirimin, sözleşmesel bir görev olarak TTK'nın 1449.maddesi kapsamında değerlendirilebileceğini belirttiğini,
TTK'nın 1449.maddesinden de anlaşılacağı üzere tarafların bildirimin süresi içerisinde gerçekleştirilmemesine bağlanan yaptırımı,
TTK'nın 1449.maddesi kapsamında poliçede serbestçe tayin ettiğini, konusu aynı olan ve müvekkilinin lehine verilmiş Yargıtay emsal kararı bulunduğunu, mahkeme aksi fikirde ise ve bildirim görevinin TTK'nın 1446. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatinde ise sigortalının bildirim süresine bakılması gerektiğini, ... uygulamada rizikonun gerçekleştiğini bildirme görevine aykırılığın çoğu zaman kasten olduğunu ve TTK'nın 1446.maddesinin ''sigortalı lehine minimum koruma sağlayan maddelerden" olduğunu ifade ettiğini, bildirim için davacının tam 60 gün süresi bulunmasına rağmen, bu süreye uymayarak, bildirimleri bu süreden çok sonra gerçekleştirdiğini,
TTK'nın 1446.maddesinin madde gerekçesinde hemen bildirme esasının kabul edildiğini, rizikonun gerçekleştiğinin beyan edilmesine ilişkin sürenin, "içerisinde bulunulan somut durum dikkate alınarak dürüstlük kuralı uyarınca belirleneceği" ve "ilk fırsatta bildirimin yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi gerektiği"ni, ... de kusuru olmaksızın sigorta ettirenin gecikmeyeceğini ifade ettiğini, mahkemece yükümlülüğün TTK'nın 1446'ncı maddesi kapsamında değerlendirilmesi halinde bu defa sigortacının, ödeyeceği tazminatta artış olduğunu ispatlamasının aranacağını, fakat ihracat kredi sigortasının, mal üzerinde menfaat sigortası gibi sigorta türlerinden çok farklı olduğunu,TTK'nın 1446'ncı maddesinde belirtilen ispat yükünün ihracat kredi sigortası açısından uygulanabilir olmadığını, zararın gerçekleştiği fiziki bir alan söz konusu olmadığı gibi, sigortalının geç bildiriminin, sadece o sevkiyat özelinde sigorta tazminatını ne derece artırdığının tespitinin de mümkün olmadığını, ihracat kredi sigortasında süre sınırı getirilmesinin sebebinin sevkıyattan doğan alacağı ödenmemiş sigortalının, "temerrüt halindeki" alıcıya yeniden sevkiyat yaparak, sigortacının TTK'nın 1448.maddesinde düzenlenen rücu hakkını zedelemesinin engellenmesi olduğunu, davacının 60 gün içerisinde bildirimde bulunmuş olsa idi, bildirimden hemen sonra (örneğin 61.gün), davacı yanın da dahil aynı alıcıya sevkiyat yapan tüm sigortalıların alıcı limitleri iptal edilerek, sigortalıların, borcunu ödeyemeyeceği bariz olan, "temerrüt halindeki" alıcıya sevkiyat yaparak bir anlamda "bile bile lades" demesinin önüne geçilmiş olunacağını, sigortalının, poliçede belirtilenden çok daha geç bir süre sonra bildirim gerçekleştirmesinin ağır kusurlu olduğunu gösterdiğini, sigortalının ağır kusuruna rağmen sigortacının tazminat ödemesi gerektiği düşünülürse sigortacının, ödeme gücü iyice zayıflamış (belki de iflas ve tasfiyesi gerçekleşmiş), rücu edilmesi neredeyse olanaksız bir alıcıyla baş başa kalmış olacağını,
TTK'nın 1446'ncı maddesi uygulandığı takdirde sigortacının önce tazminat ödeyeceğini, daha sonra alıcıya rücu ederek "bildirim süresinde yapılsa idi ne kadar az tazminat ödeyeceğini" ispat yükü altında kalacağını, böyle bir ispat yükü veya TTK'nın 1446'ncı maddesinin bu şekilde uygulanmasının iki tarafı tacir olan bir sigorta sözleşmesinde hakkaniyete de aykırı olacağını,
TTK'nın 1449'uncu maddesi kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini, davacının basiretli bir tacir olarak hareket etmediğini, davacının poliçenin 30.maddesine aykırı davrandığını, maddede "sigortalının sahte veya hileli olduğunu bildiği halde tazminat talebinde bulunması; sahte veya hileli belge ve araç kullanması halinde, ... bank'ın sorumluluğu doğmamış olacağı ve sigortalının hiçbir talep hakkının kalmayacağı"nın hükme bağlandığını, davacının, başka bir sevkiyatı nedeniyle de sigorta tazminatı talep ettiğini, fakat davacının, huzurdaki dava ile iltisaklı olduğu görülen o sigorta tazminatı başvurusunun da müvekkili tarafından reddedildiğini, davacının bunun üzerine, İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/104 Esas sayılı dosyası tahtında alacak davası açtığını, anılan davada ise bilirkişinin, sevkiyattaki şüphe unsurunu dikkate alarak, raporun müvekkili lehine tanzim edildiğini, davacının poliçeye aykırı davrandığının tespitinin ancak yurt dışında inceleme yapılması ile ortaya çıkabilecek nitelikte olduğunu, isnat edilen eylemin gerçekleştiği yerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer aldığını, her ne kadar ilk derece mahkemesince, gerekçeli kararda, müvekkili tarafından yapılan suç duyurusunun sonuçsuz kaldığını belirtmiş ise de, savcılık makamının sadece 5607 sayılı Kanuna muhalefet açısından inceleme yapmakla yetindiğini, davacının sigorta tazminatı talebi hukuka uygun olarak değerlendirilse dahi, ilk derece mahkemesinin kurduğu hükümde maddi hata bulunduğunu, dava değerinin 73.460,70 USD davacının gerçekleştirmiş olduğu sevkiyatın ise 74.884,80 EURO olduğunu, davacı müvekkili arasında akdedilen poliçenin 13.maddesinde "zarar tazmin oranının %90 olduğu", 21.maddesinde ise müvekkilinin sorumluluğunun "... bank'ın alıcı için ödeyebileceği azami tazminatın, tespit edilen alıcı limitinden ... bank'ın payına düşen tutar olduğu"nun ifade edildiğini, alıcı limitinin 75.000 EURO olduğunu, dolayısıyla müvekkili bankanın o alıcı özelinde sorumluluğunun sınırının 75.000 x %90 = 67.500 EURO olduğunu, diğer bir deyişle, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının müvekkili bankadan talep edebileceği azami tutarın 67.500 EURO olabileceğini, poliçenin 16. maddesinde özetle "sevkiyatın yapıldığı para birimi ABD doları değilse, sevkiyatın yapıldığına dair bildirimin müvekkil bankaya yapıldığı aydan bir gün önceki ayın son işgünü geçerli olan TCMB çapraz kurunun esas alınması gerektiği"nin düzenlendiğini, hesaplanacak USD'nin de nihai olarak Türk Lirası'na çevrilerek sigorta tazminatı ödemesi gerçekleştirileceğini, fakat ilk derece mahkemesince poliçenin 13.ve 21.maddelerinin birlikte dikkate almadığı gibi 16.maddenin de dikkate alınmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.