Esas No
E. 2021/748
Karar No
K. 2024/652
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/748

KARAR NO: 2024/652

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 12/11/2020

NUMARASI: 2014/1146 E. - 2020/554 K.

DAVANIN KONUSU: Haksız rekabetin tespiti-önlenmesi, şirket müdürünün azli- tazminat DAVANIN KONUSU: Şirket ortaklığından çıkma

Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın usulden reddine, birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı, asıl davada davacı- birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Asıl davada davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri ... ve ... ile davalı ...'nın 10/10/2011 tarihinde müvekkili ... Tic Ltd Şti'ni kurduklarını, müvekkili şirketin kurulduğu andan itibaren başta ... şirketleri olmak üzere birçoğu alanında lider şirketlere faaliyet alanı olan reklam ve tanıtım hizmeti sağladığını, ancak kurucu ortak ve müdür olan davalı ...'nın eylem ve davranışları TTK'nın 626 maddesi gereğince haksız rekabete sebebiyet verdiğini ve müvekkili şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, davalı ...'nın 2013 yılında müvekkili şirketle aynı iş kolunda faaliyet gösteren davalı ... AŞ'yi kurduğunu, kurduğu bu şirkete adres olarak müvekkili şirket adresini verdiğini, böylelikle müvekkili şirketin müşterileriyle yeni kurduğu şirket üzerinden ticari iş yapıp hem de müvekkili şirketin adresini kullanarak haksız menfaat temin ettiğini, müvekkillerinin ise şirket merkezine gelen faturalarda ve çeklerde davalı şirket ile davalının adının yazması üzerine yaptıkları araştırma sonucunda davalının rekabet yasağını ihlal ettiğini, ortak olduğu müvekkili şirketin zararına yeni kurduğu davalı şirket yararına faaliyetlerde bulunduğunu öğrendiklerini, davalının müvekkili şirketin uzun uğraşları sonucunda oluşturduğu ticari portföyünden yararlanarak haksız rekabette bulunduğunu, müvekkili şirketin menfaatine aykırı şekilde müşterilerini caydırarak kendi şirketine yönlendirdiğini, bu hususların müvekkil şirketin 2013 yılında kazanç ivmesinin aniden düşüş yaşamasına sebep olduğunu, bunun üzerine sürekli iş yaptıkları müşterilerinden bilgi alarak davalıyla müvekkili şirket müdürü olarak görüştüklerini ancak kendilerini yeni kurduğu davalı şirkete yönlendirdiğini belirttiklerini, bu konuda davalının sunmuş olduğu fiyat tekliflerini ve mail çıktılarını müvekkillere ulaştırdıklarını, bu nedenle özen ve bağlılık yükümlülüğünü ihlal eden davalı ...'nın TTK m.630 hükmü gereğince müdürlük yetkisinin kaldırılması gerektiğini, müvekkili şirketin uğradığı zararın tespiti bakımından müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak davalının, davalı ... kurduğu ve müvekkili şirketi zarara uğrattığını, 2013 yılı haziran ayından itibaren aktifinde meydana gelen zararın tespit edilmesini, yine davalı şirketin defterleri üzerinde de inceleme yapılarak müvekkili şirketim müdürüyken aynı iş kolunda olan davalı şirketin elde ettiği menfaatinde tespitini ve bu zararın davalılardan tahsilini talep ettiklerini, müvekkilleri ... ve ...'nın davalı ...'nın müdür olarak rekabet yasağını ihlal etmesi ve haksız rekabette bulunması nedeniyle müşterilerini kaybettiklerini, iş yapamaz duruma gelmeleri sebebiyle de meslek itibarlarının ağır zedelendiğini, bu nedenle müvekkilleri ... ve ... lehine 50.000.TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini istediklerini, müvekkili şirketin zararının telafisi imkansız bırakacak durumun önlenmesi maksadıyla davalı şirketin faaliyetlerinin ihtiyati tedbir kararı verilerek durdurulmasına gerektiğini beyan ederek öncelikle davalı şirketin haksız rekabetinin önlenmesi sebebiyle faaliyetlerinin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davalıların haksız rekabetinin tespit ve önlenmesine, davalı ...'nın müdürlük yetkisinin kaldırılmasına, davalıların haksız rekabeti sebebiyle müvekkil şirketin uğradığı maddi zararın fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00.TL sinin en yüksek resskont faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkilleri ... ve ... lehine 50.000,00.TL manevi tazminatın davalılardan yasal faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacılar vekili 25.09.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle; davalıların haksız rekabeti nedeniyle şirketin uğradığı 126.837,60 TL maddi zarar ile ... ve ... lehine 50.000,00 TL manevi zararın faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Asıl davada davalılar vekili savunmasında özetle; öncelikle usuli itirazlarında davacılar ... ve ...'nın vekaleten ... tarafından temsil edilmelerine rağmen avukatın sadece davacı ... şirketinin düzenlediği vekaletname sunulduğunu, gerçek kişi davacıların vermiş olduğu herhangi bir vekaletname olmadığını, ayrıca gerçek kişi davacıların tebligat adreslerinin de dava dilekçesinde belirtilmediğini, davacı gerçek kişilerin tebligat adreslerinin belirlenmesi gerektiğini, TTK m.555'e göre gerçek kişi davacılar kendilerine tazminat ödenmesini talep edemeyeceklerini, pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebileceklerini, davanın niteliğinin belli olmadığını, bu nedenle dava şartının yokluğu nedeni ile davanın reddi gerektiğini, davanın niteliği, dava harcını etkileyecek olduğundan dava niteliğinin ve buna binaen taleplerinin bir an önce belirtilip buna gere gerekirse harcın tamamlatılması gerektiğini, harcın tamamlanmaması halende ise dava şartının yokluğu nedeni ile davanın reddi gerektiğini, esasa ilişkin beyanlarında ise müvekkili şirketin davacılardan habersiz kurulduğu iddiasının gerçeğe , hayatın olağan akışına aykırı ve kötü niyetli olduğunu, taraflar arasındaki yazışmalardan müvekkili şirkete gelen çek ve faturaların davacı gerçek kişiler tarafından imza atılarak tebliğ almasına rağmen davacıların bulundukları yerde kurulu bir firmayı bilmedikleri iddiasının kötü niyetli olduğunu, davacıların davacı şirketin zarara uğradığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, ayrıca davacı şirketin tazminini talep ettiği maddi zararların neler olduğuna dair dosyaya sunulmuş hiçbir somut veri ve iddia bulunmadığını, zarar görenin zararını ve zarar verenin kusurunu ispatla yükümlü olduğunu, gerçek kişi davacıların sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandıklarını, gerçek kişi davacıların müvekkili ...'nın ... ile ilgili faaliyetlerini engelleyebilmek için şirketin merkezini müvekkili hissedar tarafından bilinmeyen bir adrese taşımak, tasfiye bahanesi ile şirket defterlerini alıp saklamak dahil her türlü usulsüz girişimde bulunduklarını, davacı gerçek kişi hissedarların ... nın ticari faaliyette bulunmasını engelleyerek şirketi zarara uğrattıklarını, davacı ... nın davacı şirketin sahibi olduğu mecraları kendi kurmuş olduğu ve gerçek anlamda haksız rekabete konu şahsi şirketi adına ve menfaatine kullandığını, bu durumun şirkete verilen doğrudan bir zarar olduğunu, şayet zarar iddiası var ise tespite ilişkin olarak incelemeye konu olması gerektiğini, zira davacı şirketin ilgili döneme ilişkin uğradığı bir zarar var ise ve bu zararın tespit edilecek ise bahse konu zararla doğrudan illiyet bağına sahip davacı hissedarın şirket kayıtlarının da esas alınması gerektiğini beyan ederek davacının ihtiyati tedbir talebinin yasada belirtilen şartların yerine gelmemesi ve haksız olması nedeniyle reddine, vekalet olmaksızın gerçek kişi davacılar namına dava açılması sebebiyle mahkemece tayin edilecek kesin süre içinde vekaletnamenin ibraz edilmesi, aksi taktirde davanın açılmamış sayılmasına,

TTK'nun 55.maddisin amir hükmü gereği davacı gerçek kişilerin talep ettiği manevi tazminat istemlerinin yasa uyarınca mümkün olmaması ve hukuka aykırılığı sebebiyle reddine, davacı şirketin talep edilen maddi tazminat talebinin hiç bir yasal dayanağı olmaması, kötü niyetli olması ve hakkın kötüye kullanılmasını teşkil etmesi nedeniyle reddine, davacı şirketin ticari defterlerinin celbine ayrıca dava dışı davalı ... nın şahsi şirketinin davacı portföyünü kullanarak haksız kazanç elde ettiğinin tespitine, müvekkili ... nın davacı şirket deki müdürlük yetkisinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sayılı sicil esasında kayıtlı bulunan davalı şirketin %30 hissesine sahip ortağı olduğunu, davalı şirketin 10/10/2011 tarihinde kurulduğunu, şirketin sermayesinin hepsinin ortakları tarafından ödenmekte olduğunu, şirket ana sözleşmesinde ortaklıktan çıkma ile ilgili herhanbi bir özel hüküm bulunmadığını, müvekkilinin gördüğü lüzum üzerine adı geçen şirketin ortaklığından ayrılmaya karar verdiğini, bu nedenle Beşiktaş .... Noterliği'nin 06/11/2013 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile keyfiyeti şirketin diğer ortaklarına ve akabinde müdürlükten istifa ettiğini Beşiktaş .... Noterliği'nin 12/12/2013 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile de şirket yönetimine bildirdiğini, ancak diğer ortakların şirketi müvekkilinden habersiz bir şekilde taşıdığını, bu sebeple de müvekkili tarafından keşide edilen ihtarnamelerin yeni adres bilinemediği için geri döndüğünü,diğer ortakların bu keyfiyeti 14/04/2014 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinede ilan ettiklerini, müvekkilinin şirkete ulaşması ve kanuni haklarını kullanmasının engellediğini, müvekkilinin ortaklıktan ayrılmasını gerektiren birçok haklı nedenlerin bulunduğunu iddia ederek, müvekkilinin davalı ...'nin şirket ortaklığından ayrılmasına izin verilmesini, müvekkilinin azledilmesini ve TTKnın 638/2.md. uyarınca dava sürecinde müvekkilinin ortaklık ve müdürlük sırafından doğan hak ve borçalarının tümünün dondurulmasına veya müvekkilinin durumunun teminat altına alınması amacıyla başlacak önlemlerini alınmasını talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalı vekili savunmasında özetle: öncelikle husumet itirazının bulunduğunu, açılan davanın tek başına müdürlükten istifa davası olması halinde davanın şirkete karşı açılması yeterli olabileceğini, ancak davanın ortaklıktan çıkma davasını da barındırması nedeni ile tüm ortaklara karşı açılması gerektiğini, huzurdaki davanın konusu ve taraflarının da aynı olduğu İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1146 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, sözkonusu davanın önce açıldığını,

HMK.nın 166.maddesi gereğince davaların birleştirilmesi gerektiğini, açılan bu dava ile İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1146 Esas sayılı dosyası ile açılan davanın sonuçlarından kurtulmaya çalışıldığını savunarak, öncelikle HMK.nın 166. Maddesi gereğince daha önce açılan İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1146 Esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesini yada HMK.nın 165.mad.gereğince İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1146 Esas sayılı dosyasının bekletici mesele sayılmasını talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Somut uyuşmazlıkta; yapılan bilirkişi incelemeleri ile davalı ...nin 2013 yılının sonundan beri gayri faal olduğu, dosyaya yansıyan taraf açıklamalarından da ortaklar arası güven ilişkisi ortadan kalktığı, şirket ortaklığını çekilmez kılacak şekilde husumet oluştuğu, davacının yeni bir şirket kurmak istediğini şirket ortaklarına elektronik posta ile bildirdiği ve kötü niyetinin bulunmadığı kabul edilmiştir. Dosyaya sunulan beyan ve belgelerden ortaklar arası güven ilişkisinin ortadan kalkmasında tarafların karşılıklı birbirlerini suçlamaları ile birlikte çalışmalarının mümkün olmadığı ve her iki tarafında güvensizlik ortamının oluşmasında kusurlu oldukları, davacının sunmuş olduğu Temmuz-Eylül 2013 tarihli e posta içerikleri, 18.06.2015 tarihli bilirkişi raporunda yapılan tespitler de gözetildiğinde diğer ortakların asli kusurlu oldukları kanaatine ulaşılmıştır. Davalı ...nin 2014 yılında gayri faal olması, eldeki davanın 02.09.2014 tarihinde açılması ve dava tarihi itibarı ile ortaklar arasındaki duruma göre değerlendirme yapılması, davacının sunmuş olduğu Temmuz-Eylül 2013 tarihli e posta içerikleri ve haksız rekabete ilişkin tanık beyanı göztelidiğinde şirketin gayri faal hale gelmesinde davacının yeni şirket kurmasının etkisi bulunmadığı kabul edilmiştir.Yargılama esnasında davacının müdürlük görevi sona erdiğinden bu yönden talebin konusuz kalması nedeni ile talebin esası hakkında hüküm kurulmamıştır. Davacı iddiaları ve delilleri değerlendirildiğinde çıkma isteminin haklı sebebe dayandığı anlaşılmakla birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir..." gerekçesiyle asıl davanın usulden reddine, birleşen davanın kabulü ile davacının davalı ...nde bulunan hissesine denk gelen 78.292,49 TL çıkma payının davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve davacının şirketten çıkartılmasına, davacının müdürlük görevi sona erdiğinden bu yönden talebin konusuz kalması nedeni ile esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, birleşen dosyada HMK'nın 392.maddesi uyarınca disiplin para cezasına hükmedilmesine ilişkin istemin reddine, karar verilmiştir.

Bu karara karşı, asıl davada davacılar- birleşen davada davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Asıl davada davacılar birleşen davada davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından genel kurul kararının dava şartı olduğu gerekçesiyle asıl davanın usulden reddine karar verildiğini, İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin 24.12.2020 tarihli kararında ortağın şirket yöneticisine karşı açtığı sorumluluk davasında genel kurul kararı bulunmasının dava şartı olmadığının kabul edilerek davanın usulden ret kararının hatalı olduğunun belirtildiğini, İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin 2019/880 Esas, 2020/1519 Karar sayılı karar ilamında bu hususa yer verildiğini, güncel ve emsal nitelikteki istinaf ilamının mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu gösterdiğini iddia ederek, kararın tümden kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmesini talep ederek müvekkili gerçek kişiler ile davalı ...'nın müvekkili şirketi 10.10.2011 tarihinde kurduklarını, şirket faaliyetinin açık hava, kapalı alanlar ve tüm mekanlarda reklam ve tanıtım yapmak olduğunu, kurucu ortaklardan ve müdürlerden olan davalının dürüstlük kuralına aykırı eylemleri ile davranışlarıyla da haksız rekabet yasağına ve TTK'ın 626. maddesine aykırı davrandığını, şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, davalının 19.06.2013 tarihinde ortağı ve müdürü olduğu şirketi kurduğunu, müvekkili şirketten habersiz ve onay almadan kurduğunu, adres olarak müvekkili şirket adresini verip şirketin müşterileriyle yeni kurduğu şirket hesabına ticari işler yaptığını ve böylelikle haksız menfaat temin ettiğini, ortakların müvekkili şirket adresine gelen faturalarda ve çeklerde davalının adının yazması üzerine araştırma yaparak şirketin davalı tarafından kurulduğunun öğrenildiğini, asıl davada müvekkili şirketin uğradığı zararın veya davalı şirketin haksız rekabet sonucunda elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığının tespit ve tazmin edilmesi, davalının müvekkili ortakların meslek itibarlarını oluşturdukları güveni zedelemesi sebebiyle manevi zararın TTK'nın 56 ve 58. maddeleri uyarınca davalıdan tazmin edilmesi isteminden ibaret olduğunu, haksız rekabet hükümlerine aykırı davranışlarının farkına varan davalının haksız rekabet yasağı hükümlerinden sıyrılmak için ortaklıktan çıkma davası açtığını, davanın birleştirildiğini, kararın tümden kaldırılması gerektiğini, usulden ret kararının kanuna ve hakkaniyete aykırı olduğunu, 17. celsede, haksız rekabet yasağına dayalı olarak inşa edilen davanın sorumluluk davası olarak nitelendirildiğini, aynı celsede davacı şirketin sorumluluk davası açılmasına ve davaya devam edilmesine yönelik genel kurul kararının ibraz etmek üzere süre verildiğini, 26.03.2020 tarihli 18. celsede, Covit19 salgınının ülkede görülmesi üzerine duruşmaların HSK'nın 30.03.2020 tarihli kararı ile ertelendiğini, 26.03.2020 tarihle celsede, yasal düzenlemeler gereğince zorunlu olarak yokluklarında yapılan bir duruşma olduğunu, duruşmanın ertelenmesine yönelik celsede her ne kadar taraflarına bir önceki celsenin ara kararını yerine getirmek üzere 11.06.2020 tarihli celseye kadar süre verilmiş ise de kararın tebliğ edilmediğini, pandemi nedeniyle hukuk bürosununu kapandığını, bağlı çalışan avukatların çalışmadığını, duruşma zaptının UYAP sisteminden öğrenilmesininde mümkün olmadığını, devam eden 10.06.2020 tarihli celsede HSK kararı gereğince duruşmanın 12.11.2020 tarihine ertelendiğini, söz konusu duruşmada genel kurul kararının sunmak üzere süre talep edildiğini, 19. celsede, mahkeme heyetinin değiştiğini, verilen ikinci sürenin yasa gereği kesin olmakla yeniden süre verilmesi taleplerinin reddedildiğini, 6 yıl süren davanın usulden red edildiğini, usulden ret kararının eksik inceleme sonucunda verildiğini,

HMK'nın 94. maddesinin hatalı yorumlandığını, 17 nolu celsede genel kurul kararını sunmaları için kesin süre verilmediğini, mahkemeden 18 ve 19 nolu celselerde genel kurul kararını sunmak için yeniden süre istenmediğini, söz konusu celselerde pandemi tedbirleri kapsamında duruşmaların yokluklarında yapıldığını, 18 nolu celsede, yeniden süre istenmediğinden mahkemenin vermiş olduğu sürenin kesin olmadığını, yeniden süre verilmesinin 12.11.2020 tarihli celsede istendiğini, ayrıca mahkemenin sorumluluk davası olarak nitelendirilmesinin uygun olmadığını, yargılama esnasında alınan bilirkişi raporunda rekabet yasağına aykırılık nedeniyle uğranılan zarar ve kazanç kayıplarının tespit edildiğini,

TTK'nın 54 vd. maddeleri uyarınca sahip oldukları seçimlik haklar ve taleplerinin sorumluluk davası nitelemesi ile kaybolduğunu, bu durumun hakkaniyete aykırı olduğunu, birleşen davanın ise haksız olup reddi gerektiğini, asıl kötü niyetli olanın davalı olduğunu, davalının haklı nedene dayalı olarak ortaklıktan çıkma payı talep ettiğini ancak iddiasını dayandırdığı haklı sebebin birleşen davada oluşmadığını, asıl davadaki haksız rekabet eylemlerinin açık kanıtı olduğunu, davalının dava hakkının olmadığını, şirkete zarar verenin ve bunu kişisel menfaati için yapanın birleşen dosya davacısı olduğunu, dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, kendisininde fesih sebebi doğmuş olan ortağın dava hakkı olmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davalar hakkındaki kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın tümden kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Asıl dava, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, haksız rekabet nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tahsili, müdürlükten azil; birleşen dava ise limited şirket ortaklığından çıkma, çıkma payının ödenmesi istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl davanın usulden reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, asıl davada davacılar- birleşen davada davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, asıl dosya davacıları ile davalı ... tarafından davacı şirketin 10.10.2011 yılında kurulmuş olduğu, davalının davacı şirketin kurucu ortaklarından ve müdürlerinden olduğu, davalı birleşen dosya davacısı ... tarafından 19.06.2013 tarihinde asıl dosya davalılarından olan şirketin kurulduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, asıl davanın şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemi mi olduğu yoksa haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve tazminat istemine mi ilişkin olduğu, mahkemece hukuki nitelemenin gerçekleştirilerek asıl davanın sorumluluk davası niteliğinde olduğunun kabulü ile TTK'nın 644. maddesi atfı ile aynı Kanun'un 479/3-c bendi gereğince, genel kurulda alınmış kararın ibrazına dair gerekçenin yerinde olup olmadığı, söz konusu muvafakat alınması amacıyla verilen ara karar sonrasında Covid-19 salgını nedeniyle tarafların yokluğunda gerçekleştirilen duruşmada tarafların mazeretli sayılarak verilen sürenin yeniden davacı tarafa verilmesi, bir sonraki celsede yine Covid-19 nedeniyle tarafların yokluğunda gerçekleştirilen duruşmada mahkeme tarafından davacıya aynı konuda yeniden süre verilmesinin ve verilen süre içerisinde genel kurul kararının ibraz edilmemesi sonucunda asıl davanın usulden reddedilmiş olması ile birleşen davanın kabulüne dair verilen hükmün usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı şirketin 10.10.2011 tarihinde kurularak tescil edildiği, şirket yetkililerinin davacı ve davalı gerçek kişilerden oluştuğu, müştereken yetkili oldukları, ayrıca davacı ve davalı gerçek kişinin şirketin kurucu ortaklarından olduğu, davalı ... AŞ'nin ise 19.06.2013 tarihinde tescil edildiği, davacı şirketin 27.08.2013 tarihli ortaklar kurulu kararı ile daha önce şirket müdürlerine tanınan münferiden temsil ve ilzam yetkisinin kaldırılarak şirket müdürlerinden herhangi iki kişinin müşterek imzaları ile şirketi temsil edeceğine dair yetki verilmesine ilişkin karar alındığı, davalı şirketin 19.06.2013 tarihli imza sirkülerine göre şirket yetkilisinin ve yönetim kurulu başkanının asıl dosya davalısı birleşen dosya davacısı ... olduğu, davalı ... tarafından davacı gerçek kişilere Beşiktaş ... Noterliğinde düzenlenen 06.11.2013 tarihli ihtarnamenin düzenlendiği, ihtarname konusunun hisse devrine ilişkin rüçhan hakkının kullanılmasına ilişkin bildirim olduğu, içerisinde şirkete ait olan 600 adet payı 1.000,00 TL devredeceğini beyan ettiği, şirket ana sözleşmesinin 12. maddesinde, hisse devrinin hariçten kişilere geçerli olabilmesi için öncelikle mevcut ortaklara teklif edilmesi, şayet ortaklardan birinin almaması durumunda hisselerin dışarıdan ortak olacaklara devrinin geçerli sayılacağı hükmüne yer verildiği belirtilerek 7 gün içerisinde önalım hakkının kullanılmayacağına dair bildirim yapılması ya da bu süre zarfında müspet ya da menfi herhangi bir bildirimin yapılmaması durumunda 600 adet payın 1.000,00 TL karşılığında potansiyel alıcıya devir edileceğinin belirtildiği, 12.12.2013 tarihli ihtarnamede ise davacı şirketten müdürlük görevinden istifa edildiğinin belirtildiği, ihtarnamede tescil tarihinden itibaren şirkette müdür sıfatı ile şirketin temsil ve ilzam yetkisine haiz bulunduğunu, müdürlük sıfatının getirdiği sorumlulukları sonuna kadar üstlenmiş olmasına rağmen diğer müdür olan ortakların gerekli özen ve dikkati gereği gibi ifa etmedikleri, hissedar müdürlerin 20.08.2013 tarihli genel kurul toplantısını çağrı usulüne aykırı olarak icra edip bilgisi dahilinde olmayan kararlar alındığı, mail yoluyla genel kurul toplantı tarihinin bildirildiği, daha sonra tarihinin değiştirildiğini, kira sözleşmesinin fesih kararı alındığını vb. hususlara yer verilerek şirket müdürlüğünden istifa etmiş olduğunu belirttiği, davalı birleşen dosya davacısı ...'nın davacılardan ...'ya göndermiş olduğu 01.07.2013 tarihli mailde; kendisinin yeni şirketi ile muvafakat alması gerektiğini, kendisinin bunu bilmediğini, aynı şekilde onlara da muvakat vermesi gerektiği hususuna yer verdiği, 15.07.2013 tarihli mailinde mesajlara cevap verilmediği hususuna yer verildiği, birden fazla maillerin mevcut olduğu, davacılar tarafından asıl davanın 23.12.2013 tarihinde açılmış olduğu, birleşen davanın ise 02.09.2014 tarihinde açılmış olduğu anlaşılmıştır. Asıl davada, davacılar vekili, limited şirketin ortaklarından olan davalı gerçek kişinin, TTK'nın 626. maddesi gereğince haksız rekabete sebebiyet vererek şirketi zarara uğrattığını, davalı ... müvekkillerinden habersiz kurduğu iddiasında bulunarak maddi ve manevi zararla birlikte haksız rekabetin tespiti ve önlenmesini, davalının müdürlük yetkisinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar, dava dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirtmiş oldukları şekilde, TTK'nın 54 vd. maddelerindeki haksız rekabet hükümlerine açıkça yer verilmemiş, davalının TTK'nın 626. maddesi gereğince rekabet yasağına aykırı davranarak zarar verdiğini belirtmiş ve talep sonucunda, davalıların haksız rekabetinin tespit ve önlenmesine, davalı ...'nın müdürlük yetkisinin kaldırılmasına, davalıların haksız rekabeti sebebiyle müvekkil şirketin uğradığı maddi zararın fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00.TL sinin en yüksek resskont faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkilleri ... ve ... lehine 50.000,00.TL manevi tazminatın davalılardan yasal faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan HMK'nın 33. maddesinde, hukukun uygulanması üst başlığı ile hakimin Türk Hukukunu resen uygulayacağı düzenlenmesine yer verilmiştir. TTK'nın 626. maddesinde; limited şirket müdürlerinin özen ve bağlılık yükümü ile rekabet yasağı başlığı altında, birinci fıkrasında, müdürler ve yönetimle görevli kişilerin görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmekle yükümlü olduğu, 202 ile 205 madde hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, davalı, şirket müdürü ve aynı zamanda davacı şirketin kurucu ortaklarındandır. Davacı şirket limited şirkettir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan TTK'nın 644 maddesinde, uygulanacak hükümler başlığı ile ilk fıkrasında madde numaraları bildirilen anonim şirketlere ilişkin hükümlerin limited şirketlere de uygulanacağı belirtilerek (a)bendinde, yönetim kurulu üyelerinin, kurucularının, yöneticilerinin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen 553.maddeye de yer verilmiştir. Aynı yasanın 479.maddesinde, oyda imtiyazlı paylar başlığı altında, 3.fıkrasında, oyda imtiyazın hangi kararlarda kullanılamayacağı düzenlemesi ile (c) bendinde, ibrar ve sorumluluk davası açılmasına yer verilmiştir. Somut olayda, mahkemece 16.01.2020 tarihli celsenin 1 nolu ara kararında asıl davanın davacısı tarafından açılan davanın hukuki nitelendirmesinin mahkemeye ait olduğu, davacı tarafın davalı ... hakkında açtığı davanın sorumluluk davası niteliğinde bulunduğu, bu hali ile TTK'nın 644 madde atfı ile 479/3-c bendi göz önünde bulundurularak davacı şirketin genel kurulunda alınmış davaya muvafakat kararının bulunması gerektiği belirtilerek davacı tarafa sorumluluk davası açılması ve davaya devam edilmesine yönelik genel kurul kararının ibraz etmek üzere gelecek celseye kadar süre verilmesine dair karar oluşturulmuştur. Duruşmanın ertelendiği 26.03.2020 tarihli celsede, Covid-19 olarak bilinen solunum yolu hastalığı nedeniyle duruşmaların ertelenmesine, tarafların mazeretli sayılmalarına, tutanağın UYAP ortamında öğrenilmesine, asıl davanın davacısına önceki ara kararın 1 nolu bendine göre gelecek celseye kadar süre verilmesine karar verilerek duruşma 11.06.2020 tarihine ertelenmiştir. Söz konusu duruşma yine Covid-19 salgını kapsamında alınan önlemler gereğince tarafların yokluğunda gerçekleştirilmiştir. Mahkeme ara kararında, asıl dava davacısının celse ara kararı uyarınca beyanda bulunmadığının zapta geçildiği ve 3 nolu ara karar ile asıl davanın davacısına 16.01.2020 tarihli ara kararın 1.bendi uyarınca gelecek celseye kadar süre verilmesine karar verildiği, duruşmanın bırakıldığı 12.11.2020 tarihli celsede her iki taraf vekilinin duruşmada hazır olduğu, asıl davacı vekili tarafından zapta geçen beyanında karar defterinin tüm aramalara rağmen henüz ulaşılamadığı belirtilerek genel kurul kararını sunmak için yeniden süre talep ettiği hususuna yer verildiği, davalı vekilinin ise aynı celsede; süreye muvafakat etmediklerini, bugüne kadar verilen sürelere rağmen genel kurul kararının sunulmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür. Birleşen dava ise limited şirket ortaklığından çıkma istemine ilişkindir. TTK'nın 638. maddesinde, çıkma ve çıkarılma üst başlığı ile şirket sözleşmesinin ortaklara şirketten çıkma hakkına tanıyabileceği, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabileceği her ortağın haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabileceği, mahkemenin istem üzerine dava süresince davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebileceği belirtilmiştir. Aynı yasanın 641.maddesinde ayrılma akçesi düzenlenmiştir. TTK 641/1 fıkrada, ortağın şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini istem hakkını haiz olduğu, ikinci fıkrada, şirket sözleşmesinde öngörülen ayrılma hakkı dolayısıyla şirket sözleşmelerinin ayrılma akçesine farklı bir şekilde düzenleyebileceği belirtilmiştir. Yasanın 642.maddesinde, ödeme başlığı ile ayrılma akçesinin ödenmesine yer verilmiştir. Birleşen dosyada davacı şirketin %30 hissesine sahip ortağı olduğu, şirketten ayrılmaya karar verdiğini, ihtarname ile müdürlükten istifa ettiğini, şirket yönetimine bildirdiğini ancak ortakların şirketi müvekkilinden habersiz bir şekilde taşıdıklarını, yeni adres bilinmediği için ihtarnamelerin geri döndüğünü, şirket yönetiminde sergilenen ciddiyetten uzak tutumun ticari anlamda verilen yanlış kararlar nedeniyle ciddi bir performans kaybı ve maddi sıkıntı yaşadığını, ortakların müvekkilini yalnız bıraktığını, müvekkilinin yapılan işleri ve yapılması gereken işleri sürekli e-posta ile gönderdiğini ancak elektronik postalara cevap verilmediğini ve de şirket işleriyle ilgilenilmediğini, ayrıca ortakların şirketten fazlaca paralar çekerek şirkete geri ödemelerini ve şirketin gayri faal durumda olduğunu, ortaklar arasındaki sürtüşmeler ile diğer nedenlerden dolayı şirket ortaklığı ve müdürlüğünün sağlıklı şekilde sürdürülme imkanın kalmadığının ortaya çıktığını, TTK 638/2 maddesi gereğince muhik sebep oluştuğunu iddia ederek, şirket ortaklığından ayrılmasına, müdürlükten azledilmesine ve ortaklık payının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, taraf delilleri celp ve ibraz edildikten sonra bilirkişi raporu ve ek raporları alınmıştır. Yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden hüküm tesis edilmiştir. Mahkemece, asıl davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. Asıl dava, davacının talep sonucu dikkate alındığında haksız rekabete ilişkindir. Davacı vekili, davalı gerçek kişi yöneticinin TTK'nın 626. maddesindeki rekabet yasağının ihlali suretiyle davalı şirketle iş birliği içinde davacı şirketle haksız rekabet yaptığını ve zarar verdiğini iddia ederek, haksız rekabetin tespitine ve önlenmesine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesi, davalı gerçek kişinin sorumluluğunun yöneticinin sorumluluğu iddiası niteliğinde olduğu gerekçesiyle, sorumluluk davasının açılabilmesi için genel kurul kararı alınmasının dava şartı olduğu, genel kurul kararının süresinde sunulmadığı gerekçesiyle usulden ret kararı verilmiş ise de davada davacı, sadece şirket olmayıp, iki ortak da davacı konumundadır. Davalı gerçek kişiye yöneltilen sorumluluk iddiasının haksız rekabetten değil, rekabet yasağının ihlalinden kaynaklı yöneticinin sorumluluğu davası olduğunun kabulü hâlinde dahi davacı gerçek kişiler bakımından davanın görülebilmesi için, genel kuruldan karar alınmasına gerek yoktur. Yani, ilk derece mahkemesinin davalı gerçek kişi bakımından hukuki nitelemesi esas alındığında, şirket ortakları tarafından yöneticinin sorumluluğu davası açılabilmesi için genel kurul kararına ihtiyaç yoktur. Bu durumda ilk derece mahkemesinin dava şartlarını yanlış değerlendirdiği anlaşılmaktadır.Diğer taraftan, davalı şirket, davacı şirketin ortağı ya da yöneticisi olmayıp, ana davada davalı şirkete yöneltilen talebin TTK'nın 54 vd. Hükümleri uyarınca haksız rekabete dayalı olduğunun kabulü gerekir. Zira davacılar, açıkça haksız rekabetin tespitine ve önlenmesine karar verilmesini istemişlerdir. Davacı şirketin, davalı şirket aleyhine TTK'nın 54 vd. maddeleri uyarınca haksız rekabete dayalı dava açabilmesi için bir genel kararı alınmasına gerek bulunmadığından, ilk derece mahkemesinin, asıl dava bakımından dava şartlarını yanlış değerlendirerek sonuca gittiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, HMK'nın 94.maddesinde, kesin süre başlığı ile ilk fıkrasında kanunun belirlediği sürelerin kesin olduğu, ikinci fıkrasında, hakimin tayin ettiği sürelerin kesin olduğuna karar verebileceği, bu takdirde hakimin tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklayacağı ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar edeceği, kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan tarafın yeniden süre isteyebileceği bu şekilde verilecek ikinci sürenin kesin olduğu ve yeniden süre verilemeyeceği üçüncü fıkrada ise kesin süre içerisinde yapılması gereken işlemi süresinde yapmayan tarafın o işlemi yapma hakkının ortadan kalkacağı belirtilmiştir. Somut olay, yasal düzenleme kapsamında değerlendirildiğinde mahkemenin 16.01.2020 tarihli celsenin (1) nolu ara kararında; "...Asıl davanın davacısı tarafından açılan davanın hukuki nitelendirmesinin mahkememize ait olduğu, davacı tarafın davalı ... Sisi hakkında açtığı davanın sorumluluk davası niteliğinde bulunduğu bu hali ile 6102 sayılı kanunun 644.md. Atfı ile 479.md/3-c bendi gözönünde bulundurularak davacı şirketin genel kurulunda alınmış davaya muvafakat kararının bulunması gerektiği anlaşılmakla Asıl davacı tarafa Sorumluluk davası açılmasına ve davaya devam edilmesine yönelik Genel Kurul kararını ibraz etmek üzere gelecek celseye kadar süre verilmesine..." şeklinde ara karar oluşturulmuştur. Söz konusu ara kararda HMK'nın 94/2. fıkrada ifade edildiği üzere süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarının tutanağa geçirilerek davacı tarafa herhangi bir ihtarda bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Bu şekilde verilen sürenin bağlayıcılığından ve yasal düzenlemeye uygunluğundan söz edilemeyecektir. Her ne kadar Covid-19 kapsamında taraf vekillerinin gıyaplarında yapılan duruşmalarda önceki ara kararı atıf yapılarak yeniden süreler verilmiş ise de söz konusu sürelerde de yasanın düzenlediği şekilde nitelemelere yer verilmediği görülmektedir. Bu sebeple, davacı şirket yönünden verilen usulden ret kararı da isabetli olmamıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin dava şartlarına aykırı olarak verdiği istinafa konu kararının, esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca, işin esası incelenmeksizin, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Asıl davada davacılar- birleşen davada davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, taleh hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine,4-Asıl davada davacılar- birleşen davada davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,5-Gerekçeli kararın İlk Derece Mahkemesince taraflara tebliğine dair;

HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 25.04.2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog