Aramaya Dön

Danıştay 8. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2021/3862
Karar No
K. 2023/4389
Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/3862 E.  ,  2023/4389 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

SEKİZİNCİ DAİRE

Esas No: 2021/3862
Karar No: 2023/4389
Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı): … İnşaat Ticaret Ltd. Şti.

İstemin Özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı Kanunun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

Dava, Diyarbakır İli, Eğil İlçesi, Oyalı Köyü Sınırları içerisinde bulunan … sayılı II. Grup (Doğaltaş-Mermer) maden işletme ruhsatına sahip bulunan davacı şirketin, söz konusu sahaya ilişkin olarak mera tahsisli alanın tahsis amacı değişikliğine gidilerek madencilik faaliyetinde bulunmak üzere Hazine adına tescil işlemleri yapılmasının ardından idare tarafından yapılan inceleme sonucunda tahsis amacı değişikliğinin iptal edilmesine ilişkin … tarih, …-… sayılı Valilik Oluru ve çalışma yapılan mera alanının eski vasıf ve kapasitesine getirilmesi, 30 gün içinde alanın terk edilmesine ilişkin … tarih, … sayılı davalı idare işleminin ... İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:... sayılı kararı ile iptal edildiğinden bahisle söz konusu işlem gereğince 20/11/2013 tarihinde durdurulan madencilik faaliyetlerinin yargı kararı gereğince tekrar başlatıldığı 13/11/2014 tarihine kadar geçen süre içerisinde şirketin uğradığı zararlarından doğduğu iddia edilen toplam 322.012,47-TL maddi zararın doğduğu tarihten itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince; mera tahsis amacı değişikliğinin iptal edilmesine ilişkin işlemlerin denetimine ilişkin yargı kararında yer alan tespitler ve gerekçenin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda; davalı idare tarafından yapılan inceleme sonucunda davacı şirketin kısmen işletme izin sahası dışında faaliyet gösterdiğinin tespit edildiği, ilgili Mahkeme tarafından yapılan keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda da bu durumun belirtildiği, diğer yandan davacı şirketin maden işletme izni ve ruhsatının iptaline ilişkin herhangi bir işlemin de tesis edilmemiş olması karşısında, davalı idare tarafından Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliğinin 11. maddesinin 2. fıkrası kapsamında tahsis değişikliğine gidilen mera sahası dışında faaliyet gösterilmesi nedeniyle çevreye zarar verilecek şekilde devam ettiği görülen madencilik faaliyetlerinin durdurulması hususunda ilgili idarelerin yetkili olduğu dikkate alındığında, davacı şirketin faaliyetlerine son verilmesinin (fiilen yukarıda belirtilen yargı kararı gereğince tekrar faaliyete geçildiği tarihe kadar ) madencilik faaliyetlerinin geçici süre ile durdurulması sonucunu doğurduğu, faaliyetlerin söz konusu şekilde durdurulmasının ise hukuka uygun bir uygulama olduğu sonucuna varıldığı, zarar görenin eyleminin, zaranın doğmasında başlıca etken olduğu hallerde ise, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağı kalmaz ve idare sorumluluktan kurtulduğunun, davacı şirketin hangi alanlarda ve hangi koşullarda madencilik faaliyetlerine devam edebileceği hususunda ayrıca işlem tesis edilebileceği, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

T. C. Anayasası'nın 125.

maddesinde; idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı Kanun'un "İptal ve Tam Yargı Davaları" başlığını taşıyan 12. maddesinde "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay ve İdare ve Vergi Mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." hükmüne yer verilmiş olup, bu maddeye göre, tesis ve tebliğ edildiği tarihten itibaren maddi ve manevi zararlar doğuran işlemlerden dolayı ilgili doğrudan doğruya tam yargı davası açabileceği gibi iptal ve tam yargı davasını birlikte de açabilir ya da önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın tebliğinden itibaren de dava süresi içinde tam yargı davası açma yoluna gidebileceği açıktır.

Dosyanın incelenmesinden; davacı şirketin Diyarbakır İli, Eğil İlçesi, Oyalı Köyü Sınırları içerisinde bulunan … sayılı II. Grup (Doğaltaş-Mermer) maden işletme ruhsatı sahibi olduğu, söz konusu yerde mera tahsisli alanın … tarih, …-… sayılı Valilik Oluru ile tahsis amacı değişikliğine gidilerek madencilik faaliyetinde bulunmak üzere Hazine adına tescil işlemlerinin yapıldığı, iş bu davaya konu zarara neden olduğu belirtilen … tarih, …-… sayılı Valilik Oluru işleminde ise; davacı şirketin "Ruhsat sahibi sözleşmede belirtilen alan dışında çalışma yapamaz" hükmünü ihlal ettinden bahisle Mera Kanunu'nun 14. maddesi ile Mera Yönetmeliği'nin 8/c maddesi uyarınca tahsis amacı değişikliğinin iptali ve çalışma yapılan mera alanının eski vasıf ve kapasitesine getirilmesi, 30 gün içinde alanın terk edilmesi gerektiği hususundaki … tarihli ve … sayılı Denetleme Tutanağı'nın davacı şirkete tebliğ edildiği 21/10/2013 tarihinde söz konusu işletmedeki madencilik faaliyetlerinin durdurulduğu, davacı şirketin bahsi geçen işlemin iptali istemiyle açmış olduğu davada ... İdare Mahkemesi'nin yürütmenin durdurulması isteminin kabulü yolundaki … tarih ve E:… sayılı kararına yapılan itirazın reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi'nin … tarih ve YD.İtiraz No:… sayılı kararının davacı şirkete tebliğ edildiği 13/11/2014 tarihinde söz konusu işletmenin tekrar faaliyete başladığı, ... İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:… ve K:… sayılı kararıyla dava konusu işlemlerin iptaline ilişkin verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay 8. Dairesinin 15/06/2021 tarih ve E:2017/650, K:2021/3153 sayılı kararıyla ise Mahkeme kararında eksik inceleme ve araştırma yapıldığı gerekçesi ele temyize konu kararın bozulmasına karar verildiği, … İdare Mahkemesi'nin … tarihli E:…, K:… sayılı kararında ise; yasal süresi içinde posta ücreti tamamlanmadığı gerekçesi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği ve söz konusu kararın temyiz edilmemesi suretiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olup şekilen kanun hüküm niteliğindedir. Davacının açtığı iptal davası yukarıda belirtildiği üzere davanın açılmamış sayılması kararı ile sonuçlanmış olup; hukuka aykırılığı ileri görülen işlem iptal edilmediğinden yürürlükte olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla temyize konu Mahkeme kararı sonucu itibarıyla hukuka uygun bulunmaktadır. Kararın davalı idare lehine hükmedilen vekalet ücretine yönelik kısmı yönünden yapılan inceleme:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesinin son fıkrasında “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir.

Yine, Anayasa'nın 148. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir.” hükmü yer almıştır.

Benzer başka bir tam yargı davası sonucunda, davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuru sonucunda verilen Anayasa Mahkemesinin 07/11/2013 gün ve Başvuru No:2012/791 numaralı kararında konuya ilişkin temel ilkeler ortaya konulmuştur.

Buna göre, “Sözleşmenin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde, mahkemeye erişim hakkına açıkça yer verilmemişse de maddenin, (1) numaralı fıkrasındaki “herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemek hakkı...” ifadeleri çerçevesinde ve hakkın doğası gereği mahkemeye erişim hakkını da kapsadığının kabulü gerekir.

Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâlet ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması gerekir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir. (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38 - 39)

Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu çerçevede, davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir. (...) Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.

Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gereklidir.” denilmektedir.

Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmelere göre, istenen tazminatın reddedilmesi üzerine belirli bir oranının karşı tarafa vekâlet ücreti olarak ödenmesi yükümlülüğü öngörülmesi tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bir müdahale olarak nitelendirilemeyecektir. Ancak her bir uyuşmazlığın kendine özgü niteliklerinin ve uyuşmazlığa konu olayın, davacıların mahkemeye erişim hakkı üzerinde farklı sonuçlar doğurabilmesi de mümkündür.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu - Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir. Dosyanın incelenmesinden, İdare Mahkemesince gerekçeli kararın hüküm fıkrasında reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden nispi olarak hesaplanan 25.270,75TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine karar verildiği görülmektedir.

Yukarıda açıklanan şekilde davacının, kullandığı Anayasal hakları nedeniyle olağan dışı ağırlıkta bir mali yük altında kalmış olması, bu durumun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı üzerinde olağan dışı bir kısıtlama oluşturması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36553/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında mahkemelerin yargılama usullerini uygularken davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten kaçınmaları gereğini vurgulaması ile somut olayın koşulları bir arada değerlendirildiğinde, davacı aleyhine nispi vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, İdare Mahkemesince verilen gerekçeli kararın hüküm fıkrasının "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 25.270,75TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine," kısmının, "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu olarak belirlenen 1.000,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine," şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir.

İdare Mahkemesince verilen ve vekalet ücreti dışında hüküm fıkrası itibarıyla hukuka uygun bulunan kararın temyize konu kararın yukarıda yer verilen gerekçe ile onanmasına, reddedilen maddi tazminat üzerinden hükmedilen vekalet ücretine ilişkin kısmının düzeltilerek onanmasına ve temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 05/10/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.