11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2009/12606 E. , 2011/6306 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.07.2009 tarih ve 2008/212-2009 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1990’lı yılların başından beri kullandığı ve özellikle Avrupa’da tanınır hale getirdiği “Walmark” markasının taşıyan ürünleri Türkiye’de de piyasaya sunmak istediğini, aynı zamanda ticaret unvanının çekirdek unsuru olan markasını tescil ettirmek için TPE’ye yaptığı başvurunun davalının kötüniyetli tescili nedeniyle kısmen reddedildiğini, itiraz incelemesinin devam ettiğini, anılan markanın yaratanı ve ilk kullananı olması nedeniyle müvekkilinin marka üzerindeki hakkının 556 sayılı KHK’nun 3 ve 8/3. maddeleri gereğince Türkiye’de de koruma altında olduğunu, ayrıca müvekkilinin “Walmark” ibaresi üzerinde ticaret unvanından kaynaklanan münhasır hakkının bulunduğunu ve ticaret unvanının sınai mülkiyet haklarından olması nedeniyle KHK’nun 8/5. maddesinin de müvekkilinin haklarını koruma altına aldığını, bunun yanında KHK’nun 7/1-ı ve 8/4. maddeleri uyarınca “Walmark” ibaresinin davalı adına tescil edilemeyeceğini ileri sürerek, davalı adına tescil edilmiş “Walmark” markasının hükümsüzlüğüne ve bu markanın davalı tarafça kullanılmasının önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 24.05.2006 tarihinde “Walmark” markasını TPE nezdinde tescil ettirdiğini, davacının bu tescile yönelik itirazının anılan kurumca reddedildiğini, davacının tanınmışlık iddiasının doğru olmadığını, müvekkili şirketin tescili kötüniyetli olarak yaptırmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, Paris Sözleşmesi’nin 8. maddesi gereğince davacının ticaret unvanının Türkiye’de korunduğu, davacının ticaret unvanının 1990 yılında tescil edildiği ve ayırt edici kısmı ile davaya konu markanın birebir aynı olduğu, davacı unvanının ilgili sektörde tanındığı, Paris Sözleşmesi’ne taraf birçok ülkede unvanı ile aynı tescilli markasının olduğu, bu nedenle davacının dava konusu marka üzerinde, davalının başvuru tarihi itibariyle üstün hak sahibi olduğu, davacının bu unvanla Türkiye’de faaliyette bulunmamasının davalı markasının hükümsüzlüğünü istemesine engel olmadığı ve bu yöndeki bilirkişi görüşüne iştirak edilmediği, ayrıca ticaret unvanının sınai mülkiyet hakkı kapsamında olduğu ve 556 sayılı KHK’nun 8/5. maddesi gereğince hükümsüzlük istenebileceği, davacının ticaret unvanının ilgili sektördeki tanınmışlığı dikkate alındığında, davalının basiretli tacir sıfatına uygun düşmeyecek şekilde bu unvanın aynısını ülkemizde marka olarak tescil ettirmesinin MK’nun 2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, Paris Sözleşmesi'nin 8. maddesi uyarınca davacının yurt dışında tescilli ticaret unvanı ile Türkiye'de faaliyette bulunmamasının davalı markasının hükümsüzlüğünü istemesine engel olmadığı yönündeki gerekçe yerinde değil ise de, davacının yurt dışında gerçekleştirmiş olduğu ticari faaliyetleri ve Türkiye'de distribütörlük için girişimde bulunduğu göz önüne alındığında aynı sektörde faaliyette bulunan davalının TTK'nun 20. maddesi gereğince davacının faaliyetlerinden ve dava konusu hükümsüzlüğü istenen markanın varlığından haberdar olması gerektiği halde söz konusu ibareyi marka olarak tescil ettirmesinin MK'nun 2. maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.