Esas No
E. 2021/272
Karar No
K. 2024/678
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/272

KARAR NO: 2024/678

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 29/09/2020

NUMARASI: 2016/1197 Esas - 2020/525 Karar

DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/05/2024

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, davalı şirketin acenteliğini yaptığını, sözleşmenin fesih tarihi olan 18/03/2016 tarihine kadar davalı şirkete portföy kazandırdığını, davalı şirketin Beykoz .... Noterliği'nin 18/12/2015 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname ile sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedeceğini beyan ettiğini, Beykoz ... Noterliğinin 22/03/2016 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesiyle sözleşmeyi 18/03/2016 tarihi itibariyle feshettiğini, fesih ihtarnamesinde geriye dönük tarihten itibaren feshin mümkün olmadığı ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, ayrıca haklı bir fesih sebebi bulunmadığını, T.C Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı'nın Türkiye Odalar Birliği ve Borsalar Birliği Sigortacılık Müdürlüğüne gönderdiği 01/11/2012 tarih ve ... sayılı yazıda belirtilen ilke karar gereği de feshin sebebi olarak teknik zarar edilmesinin kabul edilmesinin mümkün olmadığı, müvekkilinin sözleşmesi ani olarak sonlandırıldığını ve müvekkili ticari açıdan zor durumda kaldığını, müşterileri karşısında da zor durumda kaldığını iş kaybına uğradığını, acenteliğin haksız ve hukuksuz olarak feshi ve davalıya hatırı sayılır sayıda sigortalı kazandırdığını, acenteliğin feshinden dolayı denkleştirme tazminatının acenteliğin feshi tarihinden itibaren reeskont faizi masraf ve vekalet ücretinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili arasında 02/02/2011 tarihinde Acentelik Sözleşmesi imzalandığını, Acentelik Sözleşmesi sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşme olduğunu, bu tür sözleşmelerde fesih olağan ve olağan üstü olmak üzere iki şekilde yapıldığını, davalı şirketin acentelik sözleşmesini kanuna ve sözleşmesel hakka uygun olarak 3 aylık ihbar mehiline de uyarak fesih ettiği, aksi durumda bile davacı şirketin faaliyet gösteren diğer acentelere kıyasla, davacının 2011- 2015 yılları arasındaki performansının çok düşük olduğunu ve haklı sebeplerden dolayı her zaman feshin mümkün bulunduğunu, davacı ile sözleşme feshedildikten sonra davacının sadece 5 müşterisinin davalı şirketle gösterdiği çabalar sayesinde ciddi bir kazanım elde etmeye devam etmediğini bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...somut olayda, taraflar arasında 02.02.2011 tarihli acentelik sözleşmesinin imzalandığı ve sözleşmenin davalı tarafça 18/03/2016 fesih tarihine kadar sürdüğü ihtilafsızdır.

Uyuşmazlık, feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı ve haksız ise Türk Ticaret Kanunu'nun 122. Maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı koşullarını bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Davalı ... şirketi tarafından, davacı acentenin performans düşüklüğüne, belirlenen hedefleri gerçekleştirememesine ve teknik zarar kaydedilmiş olmasına dayanarak fesih bildiriminin haklı nedene dayandığı savunulmuştur. Bu hususta yapılan incelemede, taraflar arasında 02.02.2011 tarihli belirsiz süreli acentelik sözleşmesinin akdedildiği, sözleşmenin “Portföyü Geliştirme Borcu” başlıklı 11. maddesinde; “Acente, mevzuata uygun olmak koşulu ile üretimini arttırmak ve şirketin vereceği satış hedeflerini gerçekleştirmek zorundadır. Acentenin üretiminin benzer durumdaki acentenin normal üretimlerinin altına düşmesi ve şirketçe yapılan ihtara rağmen acentenin üretimini makul bir süre içinde tekrar beklenen /taahhüt edilen düzeye çıkaramaması, acentenin sözleşmenin feshi bakımından haklı neden oluşturur.” denilmiş, 27. maddede ise; “...Taraflardan her biri 3 ay evvel noter aracılığı ile veya iade taahhütlü bir mektup ile feshi ihbar etmek kaydıyla sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Ancak, acente yasal düzenlemelere bu sözleşme hükümlerine ve şirketçe verilecek emir ve talimata uymazsa ve/veya diğer herhangi bir haklı sebep varsa şirket sözleşmeyi 3 aylık ihbar süresi aranmaksızın derhal feshedebilir.” şeklinde hüküm yer aldığı görülmüştür.Bu konuda haklı sebebin yerinde olup olmadığını takdir yetkisi Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesi gereğince hukuka ve hakkaniyete göre hakime aittir. Haklı sebebin takdirinde sözleşmenin tarafları arasında çıkan sorun ile buna uygulanacak yaptırım arasında orantılılık ilkesine riayet edilmeli ve olağanüstü fesih son çare olarak düşünülmelidir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi 2018/30 E. 2018/504 K.) Bu durumda, davalı ... şirketi her ne kadar acente portföyünün verimli olmamasını gerekçe göstermiş ise de, portföy azalması, acentenin kendi kusuru olarak kabul edilerek sözleşmenin haklı feshine neden olarak değerlendirilemez. Başka bir ifadeyle, salt böyle bir iddia, hukuken davacı acentenin kusurlu bir davranışına dayanak olarak gösterilemez. Nitekim, davacı acentenin portföyünde yer alan poliçelerden kaynaklanan zarar vs olduğuna ilişkin herhangi bir delil sunulmadığı, sigorta şirketi taarfından bu iddiasının somut bir belgeye dayanmadığı, davalı ... şirketi tarafından bu fesih sebebine dayanılmak istense dahi sözleşmenin 11. Maddesi uyarınca davacı acenteye makul bir süre verilmediği, daha düşük prim üretimi yapan acentelerin sözleşmelerinin feshedilmemiş olması yahut emsal olarak gösterilen diğer acenteler ile davacı acentenin prim tutarları arasındaki yakınlık da gözetildiğinde sözleşmenin haklı nedenle feshedilmemiş olduğu sonucuna mahkememizce ulaşılmıştır. Ancak haksız fesih bulunması denkleştirme tazminatının talep edilebilmesi için tek ve yeterli bir sebep değildir. Türk Ticaret Kanunu 122. Madde irdelendiğinde, acentenin denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için aranan koşullar; sözleşmenin sona ermesi, yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da "önemli menfaatler" elde edilmesi, acentenin ücret kaybına uğraması, denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olmasıdır. Sigortacılık Kanunu'nda denkleştirme tazminatı için aranan kıstaslar ise müvekkilinin menfaati ve hakkaniyettir. Denkleştirme talebi için kanunun aradığı şartlar kümülatiftir. Bu bağlamda, öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna mukabil sigorta şirketi, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır. (Aslan Kaya, Acentelik, 2013 Baskı, sayfa 102 vd., 227 vd.) Davacı acentenin defterlerinden bu husus tespit edilememekle birlikte davacı vekili tarafından da yazılı beyan dilekçesi ile davalı ... şirketinin kayıtlarının incelenmesi gerektiği belirtilmiş (sigorta şirketinin kayıtlarına bu doğrultuda itibar ettiği anlaşılmış) ve mahkememizce yapılan ek inceleme sonucu düzenlenen raporda (17/10/2018 tarihli) fesih tarihi itibariyle davacı acentenin portföyünden tanzim edilen poliçeler listelenmiş, poliçeler, prim ve komisyon oranlarının mahkememizce resen incelendiğinde toplam 66 adet poliçe tanzim edildiği, çoğunun kasko poliçesine ilişkin olduğu, davacı şirketin toplam 4.484,96-TL'lik bir gelir kaybının olduğu anlaşılmış, nitekim davalı ... şirketi tarafından da bu hususun yargılama süresince gerek sözlü gerekse yazılı beyanlarında dile getirildiği, ispat yükü kendisinde olan davacı tarafından ise aksi bir durumun(daha fazla poliçe yahut farklı nitelikte poliçe düzenlendiğine ilişkin) ileri sürülmediği görülmüştür. Denkleştirme tazminatı talep edebilmenin şartlarından biri de madde hükmünde belirtildiği gibi davalı sigortanın önemli menfaatler elde ediyor olmasıdır. Davalı şirket, davacının müşteri portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyorsa ve hakkaniyet de gerektiriyorsa davacı portföy tazminini talep edebilecektir.Bu durumda, somut olayda, sözleşmenin feshinden sonra davacının portföyünden davalı ... şirketi tarafından tanzim edilen poliçeler ve niteliği ile davacı tarafından da aksi bir durumun(nitelikli alana ait inşaat, leasing, mühendislik, makina Kırılması..vb gibi poliçelere uygun portföyün bulunduğunun) ispat edilememesi karşısında, Türk Ticaret Kanunu'nun 122/1 maddesi ve Sigortacılık Kanunu 23/16 maddelerinde yer alan "sigorta şirketinin acentenin portföyünden önemli menfaatler elde etmesi" kriterinin az sayıdaki poliçe ve yenilenen poliçelerin brüt prim tutarları ile sözleşme devam ediyor olsa idi davacıya tahakkuk edecek komisyon miktarı birlikte değerlendirildiğinde, kanıtlanamadığının kabulü gerektiği, nitekim hakkaniyet şartlarının da oluşmadığı kanaatine mahkememizce varılmakla, her ne kadar bilirkişi raporlarında soyut değerlendirmeler sonucu nitelik incelemesi yapmadan ve taraf menfaatleri gözetilmeden denkleştirme tazminat alacağının kabulü gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ve üstelik tazminat hesaplaması da içtihatlara aykırı olarak yapılmış ise de hukuki değerlendirmeye ilişkin nihai taktir mahkememizde olmakla, kümülatif şartları oluşmayan denkleştirme tazminat alacağının reddine" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul Anadolu 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/11197 Esas ve 2020/525 Karar sayılı dosyada verilen karara dayanak bilirkişi kök ve ek raporunda davada haklılığı kanıtlanmasına rağmen mahkeme bilirkişi raporunu dikkate almadan davanın reddine karar verildiğini, oysaki dosya içeriğinden de anlaşılacağı üzere bilirkişi raporu davalı şirket kayıtları ve müvekkil kayıtları incelenmesi ile somut tespitlere dayandığını, bilirkişi raporunun somut tespitlerine aykırı bir biçimde ve hakkaniyete aykırı olarak verilen karar hukuka ve vicdana aykırı olduğunu, bozmayı gerektirdiğini, İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında ''sigorta şirketinin acentenin portföyünden önemli menfaatler elde etmesi" kriterinin az sayıdaki poliçe ve yenilenen poliçelerin brüt prim tutarları ile sözleşme devam ediyor olsa idi davacıya tahakkuk edecek komisyon miktarı birlikte değerlendirildiğinde, kanıtlanamadığının kabulü gerektiği, nitekim hakkaniyet şartlarının da oluşmadığı kanaatine mahkemece varılmakla,'' önemli menfaat elde edilmediği yönünde oluşan kanaati hatalı olduğunu, müvekkil acente poliçe kesmekle davalı ... şirketine sigortalı kazandırdığını, mevcut sigortalıların yan faydalarını da görmezden gelmek hakkaniyetle bağdaşmadığını, müvekkil acente poliçe tanzim etmekle sigorta şirketine müşteri datası kazandırdığını, dolayısıyla müşteri datası elinde bulunan sigorta şirketi sigortalıların tüm bilgilerine sahip olduğunu, sigortalıların tüm kişisel verileri data halinde davalı şirkette oluşmuş olduğundan ileride bu sigortalıya verilecek fiyatlar ve poliçelendirme esaslarının belirlenmesi açısından bu müşteri datası davalı şirket tarafından kullanılacağını, ayrıca sigorta poliçesi tanzim edilmekle davalı şirkete kazandırılacak yan faydalardan birisi de mevcut sigortalının çevresi olduğunu, bilirkişi incelemesi sırasında kesilen poliçeler dışında ilerleyen dönemde poliçe kesilmeyeceği anlamını taşımadığını, ayrıca ispat kararda ispat külfetine atıf yapılarak, ispat yükünün sürekli davacıda olduğunun belirtilmesi zorlama yorumdan öteye geçmediğini, fesihten sonra kesilen poliçelerin tespiti ancak davalının kayıtlarının incelenmesi ile mümkün olduğunu, zorlama yorum ile daha fazla ve daha farklı poliçe kesilip kesilmediğinin ispatını davacıya yüklemek hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı ... şirketi ile acentenin çalıştıkları dönem içinde sigorta şirketinin elde etmiş olduğu menfaatler dikkate alınmadan davanın reddi yönünde hüküm tesis etmek hakkaniyete aykırı olduğunu, somut olarak bilirkişi raporu ile de kanıtlanan davanın reddine dair verilen karar usul ve yasaya aykırı olduğunu, istinaf talebinin kabulü ile, İstanbul Anadolu 5.Asliye Ticaret mahkemesi'nin 07/01/2020 tarih ve 2016/1197 Esas 2020/525 sayılı kararının bozularak kaldırılmasına istinaf giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE

Dava, acentelik sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasıyla (denkleştirme) portföy tazminatı istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf konusu uyuşmazlık temelde denkleştirme tazminatı şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır. Genel olarak denkleştirme tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilmektedir.Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir:

1.Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Dosyada toplanan deliller, davacı ve davalı ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemeler sonucu sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği, sözleşmenin feshinin haklı olduğu hususunun davalı tarafça ispatlanmadığı anlaşılmaktadır. Davacının portföy tazminatına hak kazanabilmesi için sözleşmenin davalı tarafça haksız feshedilmiş olması tek başına yeterli değildir. Ayrıca müvekkilin acentenin kazandırdığı yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da "önemli menfaatler" elde etmesi, acentenin ücret kaybına uğraması ve denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olması gerekmektedir. Bu şartların tümünün birlikte bulunması gerekir. Bu kapsamda yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir.Dosyaya kazandırılan 17/10/2018 tarihli bilirkişi ek raporunda fesih tarihi itibariyle davacı acentenin portföyünde bulunan müşterilerden fesih sonrası müvekkil ile yeniden poliçe tanzim eden müşteriler listelenmiş, prim ve komisyon miktarları belirlenmiş, ilk derece mahkemesince tespit edildiği gibi 66 yeni poliçenin düzenleniği, davacının toplam 4.484,96-TL'lik bir komisyon kaybının olduğu belirlenmiştir. Dairemizce de davalı lehine vergi öncesi yaklaşık 35.585,00 TL prim tahakkuk ettiği belirlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nun 122/1 maddesi ve Sigortacılık Kanunu 23/16 maddelerinde yer alan "sigorta şirketinin acentenin portföyünden önemli menfaatler elde etmesi" kriterinin az sayıdaki poliçe ve yenilenen poliçelerin brüt prim tutarları ile sözleşme devam ediyor olsa idi davacıya tahakkuk edecek komisyon miktarı birlikte değerlendirildiğinde kanıtlanamamış olmakla ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 08/05/2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.