Danıştay 13. Daire Başkanlığı
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2023/3107 E. , 2023/4895 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
1.…
2.…
3.… velisi … (… varisleri)
4.…
5.…
6.…
İSTEMİN KONUSU: … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Mülkiyeti Hazine'ye ait olan ve Zonguldak ili, Merkez ilçesi, … Mahalle, … ada, … parselde (eski … parsel) bulunan taşınmazın 04/11/1993 tarihinde ...'a yapılan satış ihalesinin iptal edilerek taşınmazın tekrar Hazine adına tesciline karar verilmesi istemiyle yapılan 06/12/2022 tarihli başvurunun reddine ilişkin Zonguldak Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'nün … tarih ve ... sayılı işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; dava konusu taşınmaza ilişkin ihale ilanının "Zonguldak Defterdarlığı'nca Satılacak Taşınmaz Mallar" ilanı altında günlük gazetede usulüne uygun olarak iki defa duyurulduğu, ayrıca aynı ilanın Zonguldak Defterdarlığı kanalıyla da duyurulduğu, söz konusu taşınmazın 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca yapılan ihale ile ...'a 04/11/1993 tarihinde satıldığı, ihale ile ilgili 2886 sayılı Kanun'un 17. maddesine göre yapılması gereken tüm ilanların davalı idarece usulüne uygun olarak yapıldığı, ayrıca anılan Kanun'da taşınmazın kullanıcısına ilan tebligatı gönderilmesi gerektiğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı, bu durumda, satış işleminin en geç 04/11/1993 tarihi itibarıyla öğrenildiğinin kabulü gerektiği, bu tarihi izleyen günden itibaren 60 günlük dava açma süresi içerisinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. maddesi kapsamında idareye başvurulması, yapılan başvurunun reddi hâlinde, ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren 60 günlük dava açma süresi içerisinde; başvuru hakkında 60 gün içerisinde cevap verilmediği takdirde ise bu sürenin bittiği tarihi izleyen günden itibaren 60 günlük dava süresi içinde veya doğrudan 60 günlük dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten çok sonra 06/12/2022 tarihinde yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemin iptali istemiyle 31/01/2023 tarihinde açılan işbu davanın esasının süre aşımı nedeniyle incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, murislerinin ve kendilerinin dava konusu ihale ve satış işleminden haberdar olmadıkları, kaldı ki dava konusu taşınmazı satın alan kişinin dahî bu parseli satın aldığından haberi olmadığı, satın alan kişi tarafından kendilerine yapılmış herhangi bir bildirimin bulunmadığı, dava konusu ihale işlemindeki temel sorunun yanlış parselin satışa konu edilmesi olduğu, ihaleye ilişkin ilanın incelenmesi neticesinde satışta esaslı hata yapıldığının görüleceği, komşu ...'ın kendi taşınmazını satın almak isterken hata ile murislerine ait olan taşınmazı satın aldığı, bu durumun ...'ın mirasçıları tarafından da kabul edildiği ve davalı idareye dilekçe ile yanlışlık sonucu bu taşınmazın murislerine satıldığı belirtilerek yanlışlığın düzeltilmesinin talep edildiği, ancak davalı idarece bu talebin kabul edilmediği, dava konusu taşınmaza ilişkin tüm vergilerin uzun zamandır kendileri tarafından ödendiği ve ödenmeye devam ettiği, taşınmaz üzerinde bulunan binanın murisleri ...'a ait olduğuna ilişkin tapu kayıtlarında şerh verilerek tescil edildiği, ihaleye çıkılan taşınmazın vasıflarının Şartname'de hatalı belirtilerek yanlış taşınmazın satışının yapıldığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, 2886 sayılı Kanun'da taşınmazın kullanıcısına ilan tebligatı gönderilmesi gerektiğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı, ihale uhdesinde kalan ...'a taşınmazın mahallinde teslim edildiği ve ihaleden sonra kendisine hatalı taşınmazın satıldığına dair herhangi bir müracaatının bulunmadığı, söz konusu ihalenin 2886 sayılı Kanun'un 45. maddesi gereği açık teklif usulü ile gerçekleştirildiği ve herkesin ihaleye katılabileceğinin açık olduğu, Hazine'ye ait taşınmazlar üzerinde muhtesat bulunmasının taşınmazın ihale ile satışına engel olmayacağı gibi muhtesat sahibine de ayrıca bir hak getirmediği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
MADDİ OLAY:
Mülkiyeti Hazine'ye ait olan ve Zonguldak ili, Merkez ilçesi, … Mahalle, … ada, … parselde (eski … parsel) bulunan taşınmazın, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca açık teklif usulü ile 04/11/1993 tarihinde ...'a yapılan satış ihalesinin iptal edilerek taşınmazın tekrar Hazine adına tesciline karar verilmesi istemiyle yapılan 06/12/2022 tarihli başvurunun reddine ilişkin Zonguldak Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'nün … tarih ve … sayılı işleminin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu;
11.maddesinde, ilgililer tarafından idarî dava açılmadan önce idarî işlemin kaldırılmasının, geri alınmasının, değiştirilmesinin veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idarî dava açma süresinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye başlamış olan idarî dava açma süresini durduracağı kurala bağlanmıştır. 2577 sayılı Kanun'a 6545 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı;
2.fıkrasının (a) bendinde, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu; (b) bendinde ise, ivedi yargılama usulünde Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağı kural altına alınmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2577 sayılı Kanun'un aktarılan hükümlerinin değerlendirilmesinden, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu, bu usûle tâbi olan uyuşmazlıklarda dava açma süresinin otuz gün olduğu ve dava açılmadan önce idarî işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması istemiyle 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında yapılacak bir başvurunun işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmayacağı anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 125. ve 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı kurala bağlanmak suretiyle dava açma süresinin başlamasında "yazılı bildirim"in esas alınması öngörülmüş olup, hak arama özgürlüğünün kullanılması bakımından, idarî işlemlerin idare tarafından ilgililere açık ve anlaşılabilir biçimde bildirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen, dava açma süresinin hesabında bildirim yerine ilanın esas alınarak sürenin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlamasına ilişkin kural, ilanı gereken düzenleyici işlemlere karşı açılan idarî davalara yöneliktir.
Düzenleyici işlemler dışında kalan bireysel nitelikteki idarî işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda ise, dava açma sürelerinin hesabında, işlemin ilgilisine tebliğ edildiği tarihin esas alınması gerekmekle birlikte, özellikle idarenin tesis ettiği işlemin doğrudan tarafı olmayan ve bu nedenle de idarece yazılı bildirim zorunluluğu bulunmayan kişiler tarafından açılan davalarda, bu kişilerin idarî işlemi öğrenme tarihinin belirlenebildiği durumlarda, öğrenme tarihinin esas alınması gerektiği yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir. Bu itibarla, ihale kararı, ilanı gereken düzenleyici işlem olmadığından dava açma süresinin ilanla başlamayacağı ve yazılı bildirim yapılmayan hâllerde işlemin bütün unsurlarıyla ilgililer tarafından öğrenildiği tarihten itibaren dava açma süresinin başlayacağı dikkate alındığında, davanın, ilan veya ihale tarihinden itibaren değil ihaleden haberdar olunduğu ve öğrenme tarihi olarak belirtilen tarihi izleyen günden itibaren süresi içinde açılıp açılmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu taşınmazla ilgili davacılar tarafından ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:… sayılı dosyasında "Tapu İptali ve Tescil" davası açıldığı, davacıların vekili Av. … tarafından anılan Mahkeme'ye sunulan 06/03/2020 tarihli dava dilekçesinde özetle, dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda Milli Emlak Müdürlüğü'nce 2019 yılının Kasım ayında hak sahiplerinin belirlenmesi için tespit çalışması yapıldığı, yapılan çalışma sırasında taşınmazın 25/11/1993 tarihinde ...'a satıldığının öğrenildiği ve dava konusu taşınmazın 1993 yılında ...'a satışının yapılması nedeniyle Milli Emlak Müdürlüğü'nce tespit dışı bırakıldığı hususlarının beyan edildiği; bu durumda, davacıların, davaya konu ihaleden en geç Kasım ayı sonu (30/11/2019) itibarıyla haberdar olduğunun kabulü gerektiğinden, dava açma süresinin 30/11/2019 tarihini izleyen günden itibaren başlatılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, 30/11/2019 tarihini izleyen günden itibaren otuz günlük dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 31/01/2023 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğundan, davanın süre aşımı yönünden reddine dair temyize konu Mahkeme kararında sonucu itibarıyla hukukî isabetsizlik bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz isteminin reddine,
2.Davanın süre aşımı yönünden reddi yolundaki … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA,
3.Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4.Posta giderleri avansından artan tutarın davacılara iadesine,
5.Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacılara iadesine,
6.Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine,
7.2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 20/11/2023 tarihinde esasta oybirliği gerekçede oyçokluğuyla karar verildi. (X) GEREKÇEDE KARŞI OY: Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası hükmü ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmış; idareye, işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Anayasa'nın 125. maddesinde de idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin "yazılı bildirim" tarihinden başlayacağı belirtilmiştir. 20/01/1982 tarihinde yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda idari yargıda uygulanan “genel yargılama usulü” ve 7. maddesi ile devamı maddelerde de “genel dava açma süreleri” düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan 7. maddesinde, özel süre gösterilmeyen hâllerde idare mahkemelerinde idari işlemlere karşı dava açma süresinin "altmış gün" olduğu ve bu sürenin yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı kurala bağlanmıştır.
Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen 20/A maddesiyle, bir kısım işlemlere karşı açılan davalarda, genel yargılama usulünden farklı olarak, gerek dava, gerekse temyiz aşamasında uygulanacak “ivedi yargılama usulü” getirilmiş; ayrıca, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin "otuz gün" olduğu ve bu Kanun'un 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Anılan maddede, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı kuralı yer almıştır.
Genel yargılama usulünün uygulandığı uyuşmazlıklarda, ilgililere dava açmadan önce, 2577 sayılı Kanun’un 10, 11, 12 ve 13. maddeleriyle “idari başvuru” seçeneği getirilmişken, ivedi yargılama usulünün uygulandığı işlemlere karşı doğrudan dava açma zorunluluğu getirilmiş ve 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca yapılacak idari başvurunun dava açma süresini durdurmayacağı kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idarenin yükümlülüğünün, ivedi yargılama usûlüne tâbi bir idarî işlem söz konusu olduğunda, ilgilinin yanılgıya düşmemesi açısından özel dava açma süresi içerisinde doğrudan dava açmak zorunda olduğunun, işleme karşı idarî başvuruda bulunularak itiraz edilmesinin dava açma süresini durdurmayacağının bildirilmesini de kapsadığı kuşkusuzdur. Ancak kendisine herhangi bir yazılı bildirim yapılmayan ya da yapılan yazılı bildirimde işleme karşı başvuru yolu ve süresi belirtilmeyen ilgililerin hangi sürede dava açacakları konusunda karışıklık yaşamaları ve yanılgıya düşmeleri mümkün bulunmaktadır. Mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan mahkemeye erişim hakkını ihlâl eden sonuçlara ulaşmasını engellemek yargı yerine düşen bir görevdir.
Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında, usul kurallarının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tâbi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makûl bir orantı olması hâlinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine hâlel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir.
Bu durumda, ilgililere herhangi bir yazılı bildirimin yapılmadığı ve idari işlemin bir şekilde öğrenilmesi üzerine dava açıldığı durumda, bu kişilerin mevzuattan kaynaklanan bu karışıklık nedeniyle kaç gün içinde hangi merciye başvuracaklarını bilmeleri beklenemeyeceğinden, dava açma süresi hesaplanırken öğrenme tarihinin başlangıç alınması ve aynı şekilde özel dava açma süresinin değil açık, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olan genel dava açma süresinin işletilmesi gerekir.
Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 15/03/2021 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararıyla da; yazılı olarak bildirilen ve özel dava açma süresine tâbi olan bir işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda genel dava açma süresinin işletilmesi gerektiği yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu taşınmazla ilgili davacılar tarafından ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:… sayılı dosyasında "Tapu İptali ve Tescil" davası açıldığı, davacıların vekili Av. … tarafından anılan Mahkeme'ye sunulan 06/03/2020 tarihli dava dilekçesinde özetle, dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda Milli Emlak Müdürlüğü'nce 2019 yılının Kasım ayında hak sahiplerinin belirlenmesi için tespit çalışması yapıldığı, yapılan çalışma sırasında taşınmazın 25/11/1993 tarihinde ...'a satıldığının öğrenildiği ve dava konusu taşınmazın 1993 yılında ...'a satışının yapılması nedeniyle Milli Emlak Müdürlüğü'nce tespit dışı bırakıldığı hususlarının beyan edildiği; bu durumda, davacıların, davaya konu ihaleden en geç Kasım ayı sonu (30/11/2019) itibarıyla haberdar olduğunun kabulü gerektiğinden, dava açma süresinin 30/11/2019 tarihini izleyen günden itibaren başlatılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu ve dava açma süresinin otuz gün olduğu yolunda kendisine yazılı bildirim yapılmayan davacıların, ihalenin iptali istemiyle hangi tarihten itibaren dava açması gerektiği hususunda tereddüt yaşadığı ve yanılgıya düştüğü, mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın davacının özel süresi içerisinde dava açmasını zorlaştırdığı anlaşıldığından, mahkemeye erişim hakkının ihlâl edilmemesi açısından uyuşmazlıkta özel yargılama süresinin değil genel yargılama süresinin uygulanması gerekmektedir.
Bu bağlamda, ihalenin öğrenildiği tarihten itibaren altmış günlük genel dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra, 31/01/2023 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Mahkeme kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, temyize konu Mahkeme kararının belirtilen gerekçe ile onanması gerektiği oyu ile gerekçe yönünden karara katılmıyorum.