11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2011/12036 E. , 2012/18600 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Bursa (Kapatılan) 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14/10/2010 tarih ve 2007/2265-2010/1640 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin, davalı banka nezdindeki hesabından internet bankacılığı yoluyla 08.04.2007 tarihinde 2.400 USD'nin önce satılarak 3,042,29 TL'na çevrildiğini, arkasından İsa Demirel isimli bir kişiye ait aynı bankanın Şanlıurfa Köprübaşı Şubesi'nde bulunan hesaba aktarılarak çekildiğini, davalı bankanın, müvekkilinin hesabından çalınan paraların bankadan çekilmesini engelleyecek güvenliği sağlamayarak müvekkilinin mağduriyetine neden olduğunu ileri sürerek, 2.400 USD'nin fiili ödeme tarihindeki değeri ile dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı tarafından imzalanan sözleşme gereği şifreyi koruma yükümlülüğü ve olayın sorumluluğunun davacıya ait olduğunu, müvekkili bankanın internet bankacılığının güvenlik ve gizliliğinin uluslararası standartlarda olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının imzalamış olduğu hesap taahhütnamesinin 11. maddesinin 1. bendindeki sorumluluğu ile birlikte Yargıtay emsal kararları da dikkate alınarak, davalı tarafından kendi keyfiyetine sunulan bazı güvenlik önlemlerini eksik kullandığı için zararın meydana gelmesinde % 20 oranında sorumluluğunun bulunduğu, davalı bankanın da, basiretli tacir sıfatının gerektirdiği özeni yerine getirmediği, yine bir güven kurumu olarak objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmemesinden kaynaklanan hafif kusurlarından dahi sorumluluk taşıması nedeniyle, güvenliği artırmada müşterilerine olayın olduğu tarihte dinamik şifre gibi daha ciddi önlemleri sunmadığı, daha az güvenli de olsa diğer önlemlerin kullanımını keyfiyete bıraktığı, güncel teknolojileri takip ederek, önlem alma ve müşterilerinin bu önlemleri uygulamasını zorunlu tutmadığı ve bu nedenle davacının zararından % 80 oranında sorumlu olacağı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 2.316,50 TL alacağın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı banka vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2.Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, dava, davacının davalı banka nezdinde bulunan hesabındaki paranın internet dolandırıcılığı yoluyla başka hesaba aktarılması sonucu uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin hesabındaki paraların müvekkilinin izni ve bilgisi dışında başka hesaplara aktarılarak çekildiğini, bu şekilde, 2.400 USD tutarında zarar oluştuğunu iddia ederek işbu davayı açmış, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, davacının şifresini iyi koruyamadığı ve müterafik kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat sözleşmesi, ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Yine BK.’nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı, eğer kararlaştırılmışsa faizi ile birlikte iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, dolandırıcılık eylemi müşteriye değil bankaya karşı gerçekleştirilmekte ve mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir. Birer güven kurumları olan bankalar, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle korumak zorundadırlar. Bu nedenle de hafif kusurlarından dahi sorumludurlar.
Somut olayda ise mahkeme, benimsediği bilirkişi raporu ile kişisel bilgilerini saklamada yeterli özeni göstermediği gerekçesiyle davacıyı meydana gelen zararda % 20 kusurlu kabul etmiştir. Oysa davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi ispat yükü kendisinde olan davalı banka, davacının şifre ve parolasının davacının kusuru ile ele geçirildiğini de kanıtlayamamıştır. Ayrıca davalı bankanın olay tarihinde tek kullanımlık şifre ve cep telefonu onay mesajı gibi zararı engelleyecek teknolojik imkanları kullanmaması ve internet bankacılığında kendisinin ve müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarının kullanılmasını zorunlu kılmayıp, somut olayda davacının inisiyatifine bırakması, zararın doğmasında başlıca etkenler olup, davalı bankanın zarardan sorumlu bulunduğu açıktır. Bunun yanında, davacıya güvenlik enstrümanlarını kullanmadan işlem yapma yetkisinin davalı banka tarafından verilmiş olması karşısında, bunları kullanmadan işlem yapan davacının meydana gelen zararda müterafik kusuru olduğunun kabulü de mümkün değildir. O halde somut olayda tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle tarafların birlikte kusurlu olarak kabul edilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3.Öte yandan davacı, yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki değeri ile dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiğinden mahkemece yabancı para alacağına dava tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasa'nın 4/a maddesine göre faize hükmedilmek, ayrıca davacının hesabına tanımlı avans limitinin de kullanılması nedeniyle doğan Türk Lirası alacağına da avans faizi nispetinde temerrüt faizine hükmetmek gerekirken, Türk Lirası üzerinden hesaplanan alacağın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınması da bozmayı gerektirmiştir.