Danıştay 6. Daire Başkanlığı
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2010/2807 E. , 2014/3056 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
İstemin Özeti : Çevre ve Orman Bakanlığınca 12.05.2009 tarihinde onaylanan Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : Dava konusu işlemde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve mevzuata aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosya incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Dava, Çevre ve Orman Bakanlığınca 12.05.2009 tarihinde onaylanan Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılmıştır.
11.11.2008 günlü, 27051 sayılı Resmi Gazetede Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik yayımlanmış ve sözü edilen Yönetmeliğe karşı açılan davanın Danıştay Altıncı Dairesinin 10.11.2010 günlü, E:2009/327, K:2010/10321 sayılı kararıyla reddine karar verilmiş olup, belirtilen Yönetmeliğin yayımı üzerine dava konusu 1/100.000 ölçekli Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının yürürlüğe konulduğu anlaşılmıştır.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte "Havza"; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, "Bölge"; coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesi (ç) bendinde Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor, (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu: Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7 nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor olarak tanımlanmış, çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesi (e) bendinde, planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu vurgulanmıştır.
Yönetmeliğin "Planlama alanının tespiti" başlıklı 6. maddesinin 1/a bendinde Planlama alanı: Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlenmiş istatistiki bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır. Diğer yandan, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından 2003 yılında yayımlanan İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırılması Düzey - 1 Sosyo - Ekonomik Gelişmişlik sıralamasına göre Zonguldak-Bartın-Karabük illerinin NUTS II. Düzey bölgesi olarak tanımlandığı görülmektedir.
12.05.2009 tarihinde onaylanan Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına karşı açılan bu davada dava konusu planın; ilgili mevzuatta belirlenen esaslara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıyla Naip Üye ... tarafından resen seçilen Prof. Dr. …, Prof. Dr. … ve Prof. Dr. …'ın katılımıyla mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda aşağıda aynen alınan şu görüşlere yer verilmiştir: "Çevre Düzeni Planında Zonguldak-Bartın-Karabük illerinin birleştirilmesi suretiyle oluşturulan planlama alanının bölge sınırları ile çakıştığı ve planlama bölgesinin uygun olduğu, Zonguldak-Bartın-Karabük illerinin bir NUTS II düzeyi bölgesi olarak tanımlandığı görülmektedir.
Davalı İdare tarafından dava dosyasına sunulan dava konusu Çevre Düzeni Planının hazırlanması sürecinde yapılmış olan araştırmalar ile plan açıklama raporu ve notlarını içeren CD’nin incelenmesinden planın Yönetmelikte tanımlanan bilgiler toplanarak ve “Uyulacak Temel Esaslar” dikkate alınarak hazırlandığı belirlenmiştir. Planların hazırlanması, hazırlattırılması ve incelenmesine ilişkin idari ve teknik usullere uygun bir süreç izlendiği izlenimi edinilmekle birlikte, dosyadaki verilerden planlama aşamasında etkin katılımın sağlanıp sağlanmadığı konusunda yeterli bilgi edinilmesi olanaklı değildir. Dava konusu Zonguldak-Bartın-Karabük Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gerek su kaynaklarının yönetilebilirliği gerekse ekolojik tarım ürünleri açılarından bakıldığında mekansal bir bütünlük sağlanarak su ve tarım havzaları bütünlüğü oluşturulduğu görülmektedir.
Sektörel gelişme hedeflerinde bölgedeki gelişme eğilimleri önemlidir. Nüfus artış oranları da bu konudaki en iyi göstergelerden biridir. Planlama bölgesinin nüfus kaybeden üç ilden oluştuğu görülmektedir. Raporda belirtildiği gibi 1990-2000 döneminde Zonguldak’ta binde 6,01, Bartın’da binde 11,1 ve Karabük’te binde 8,1 gibi bir nüfus azalması yaşanmıştır.
Nüfusla birlikte bölgedeki çeşitli ilçe merkezlerindeki çalışan sayısında da düşüşler gerçekleşmiştir. Zonguldak Merkez ilçede çalışan sayısı 29.715’den 25.704’e, Amasra’da 2015’ten 1789’a, Karabük’te 25.378’den, 24.756’ya inmiş, benzer düşüşler Eflani, Eskipazar, Ovacık, Safranbolu ilçelerinde de gözlenmiştir. Planlama bölgesinin diğer ilçelerinde ise az da olsa bir artış gözlenmektedir.
Çevre Düzeni Planında uzun dönemli nüfus artış eğilimleri dikkate alınarak 2000 yılı içindeki 1.024.879 olan nüfusun 2025 yılında 1.233.000 olabileceği belirtilmiştir.
Bu öngörüye göre 25 yılda planlama bölgesindeki nüfusun yaklaşık 208 bin kişi artması öngörülmektedir. Zonguldak İlinin nüfusunun 98.400 artışla 713 bin, Bartın İlinin yaklaşık 27,8 bin artışla 212 bin, Karabük ilinin ise yaklaşık 82,9 bin artışla 308 bin olacağı tahmin edilmiştir. TÜİK’in Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerinden bu üç ilin 2010 yılı nüfusları sırasıyla, 613,7 bin, 187,8 bin ve 227,6 bin olmak üzere toplamı 1.005.071 olarak belirlenmiştir. Böylece 2000-2025 döneminde bölgenin nüfus artışı 208 bin olarak tahmin edilmiş olmasına karşın ilk 10 yılda yalnızca yaklaşık 10,2 bin olarak gerçekleşmiştir. Gelecek 15 yılda bu eğilimde büyük bir değişiklik olması ve bölge nüfusunun Planda öngörüldüğü gibi 198 bin artışla 1.233.000’e yükselmesi gerçekçi bir beklenti değildir.
Ayrıca, Çevre Düzeni Planı bu kestirimler dışında 1991 yılında Filyos Limanı Projesi kapsamında Filyos Vadisinde öngörülen 100 bin kişi kararını baz alarak, Filyos Vadisi Projesinin 2020 sonrasında daha fazla istihdam yaratacağı varsayımı ile 2025’e kadar 50 bin istihdam yaratılacağını kabul etmiş ve bu çerçevede 250 bin ek nüfusun bölgeye geleceği (veya bölgeden göç etmeyeceği) varsayımı ile nüfus kestirimini 2025 yılı için 1.595.000 kişiye yükseltmiştir. Bu nüfusun 170 binlik bölümünün Zonguldak’ta, 70 binin ise Bartın’da yerleşeceği varsayılmıştır. Önceki paragrafın sonunda yapılan değerlendirmeler burada da geçerli olup bölge nüfusunda 2000 yılına göre 470 bin, 2010 nüfusuna göre 460 bin artış olması mümkün görülmemektedir. Bu nedenle dava konusu Çevre Düzeni Planının nüfus tahminleri fazlaca abartılı bulunmuştur.
Plan kararlarına göre Filyos Vadisi Projesi ile Zonguldak’a atanan 170 bin ek nüfusun 120 bin kişisi, Zonguldak merkez ve çevresindeki beldelere (Kozlu, Kilimli, Çatalağzı, Muslu) 50 bin ek nüfusun ise Filyos Vadisi çevresindeki ilçe, belde ve köylere dağılacağı hesaplanmıştır. Filyos Vadisi Projesi ile Bartın’a atanan 80 bin ek nüfusun ise 70 bini Bartın Merkez İlçede, 10.000 ek nüfusun ise, yakın çevredeki kırsal yerleşimlerde yer seçmesi öngörülmüştür. Karabük İlinde ise, öngörülen Otomotiv, Savunma Sanayi ve diğer sanayi yatırımlarının plan dönemi içinde en fazla %50’sinin gerçekleşeceği varsayımı ile 20 bin kişiden 10.000'inin planlama bölgesinde yer seçeceği ve bunun 50 bin kişilik nüfus yaratacağı öngörülmüştür.
Yine raporda sunulan tablolara göre Planlama Bölgesinde 2000 yılında imalat sanayiinde çalışan sayısı 26.819 iken, 2025 yılında öngörülen sayı 64.341 olup, bu durum imalat sanayiinde çalışan sayısında 35.522 artış demektir. Bu artışın 5000’e yakın bölümünün Karabük İl merkezinde olacağı öngörülmektedir. Sayısal verilerin incelenmesi Filyos projesinin imalat sanayi rakamlarına yansımadığı görülmektedir. Plan raporunda bu konuda bir açıklama yoktur.
Ancak, Çevre Düzeni Raporu bölgenin geleceğinin kurgulamasında Filyos Vadisi Projesi ve bu proje içinde yer alan Filyos Serbest Bölge ve Filyos Limanı çok önemli bir konumda olduğunu belirtmektedir. Plan düşüncesi çok eskilere dayalı olan ve 1991 yılında daha fazla somutlaşan, ancak o günden bu yana sürekli kararların değiştiği, farklı uygulamalara söz konusu olan, bu nedenle de sınırları da tam olarak belirlenemeyen Filyos Vadisi Projesi, Planlama kararları üretilirken irdelenmeden bir veri olarak kabul edilmiş ve 1991 yılında kaba bir şekilde “100 bin kişinin çalışacağı bir alan geliştirilecektir” ifadesi bir girdi olarak benimsenmiştir. Bu projenin çeşitli dökümanlarda Batı Karadeniz Bölgesinin kurtuluşu olarak lanse edildiği ancak, uygulamaya aktarılmasının oldukça sorunlu olduğu görülmektedir. Çevre Düzeni Planında; Filyos Vadisi Projesi, 1990’ların başından bu yana bölgeye yönelik olarak hazırlanan en önemli kamu yatırım projelerinden biri olarak tanımlanırken;
Filyos Çayı’nın taşkın ve sel önlemlerine yönelik olarak DSİ Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanmış taşkın ve sel kapanları, barajlar ve çayın kanala alınmasına yönelik olarak uygulamaların yeterli düzeye ulaşmaması nedeniyle, vadi içinde tasarlanan yatırımların birçoğunun gerçekleşmediği belirtilmektedir. Filyos Limanı da ülkenin en büyük limanlarından biri olarak tanımlanmakta ve henüz gerçekleşemeyen büyük kamu yatırımlarından biri olduğu belirtilmektedir. Plan hazırlandığı tarihte bölgede gerçekleştirilmeye başlanan Saltukova Havalimanı’nın ise henüz işletmeye açılmadığı belirtilmektedir. 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı döneminde öncelikle Filyos Çayı’nın taşkın ve sel önlemlerinin alınması, çay yatağının ıslahı, Filyos Yatırım Havzasında sanayi ve diğer çalışma alanları için gerekli arazilerin temini ve altyapılarının hazırlanması öngörülmektedir. Öte yandan Filyos Vadisi Projesininin sınırlarına ve içeriğine yönelik olarak sürekli değişen kararlardan dolayı bir belirsizlik yaşanmaktadır.
Bu vadi projesi ile ilgili kaynak olarak hem Çevre Düzeni Planında hem de Kalkınma Ajansı BAKKA’da FINAL REPORT FOR THE STUDY ON THE DEVELOPMENT PROJECT OF FILYOS PORT IN THE REPUBLIC OF TURKEY Vol.1. Main Report, March 1991, Japan International Cooperation Agency verilmektedir. Plan çalışmalarında olduğu gibi kabul edilen bu dökümana göre benimsenen hedefler şöyle verilmiştir. ALAN KULLANIMI M2 I. Sanayi Kompleksi 500,000 II. Sanayi Kompleksi 1700,000 Depolama 135,000 Depolama 260,000 Ofisler 280,000 Ahşap İmalat Sanayi 400,000 Gıda Üretimi 280,000 Su, Elektrik, Telekom vs. 330,000 Gemi Bakım ve Onarımı 215,000 Petrol Depolama 180,000 Atıksu 75,000 Demiryolu İstasyon 240,000 TOPLAM 4595,000 Kaynak; FINAL REPORT FOR THE STUDY ON THE DEVELOPMENT PROJECT OF FILYOS PORT IN THE REPUBLIC OF TURKEY
Yukarıdaki tablodan da izlenebileceği gibi Filyos Vadisi Projesi toplam 459,5 hektar olarak verilmektedir. Ancak tablodaki kullanışların Çevre Düzeni Planında şematik olarak da işlenmediği görülmektedir. Bu nedenle Filyos Vadisi Projesinin mekansal olarak nasıl konumlandığı belli değildir. Ayrıca, 1.9.2008 tarihindeki Serbest Bölge Kararnamesinde belirlenen 1900 hektarlık “Filyos Serbest Bölgesinin” Filyos Vadisi Projesinin ne kadarlık bir kısmı ile çakıştığı, Serbest Bölgenin öngörülen Vadi Projesinin nasıl 3 katından daha büyük bir alanı kapsadığı plan raporundan ve plandan net olarak anlaşılamamaktadır. Planda Serbest bölge işlenmiş iken, Filyos Vadisi Proje sınırlarını tam olarak belirlemek mümkün olamamaktadır. Mahkemeye sunulan dökümanlar ve Çevre Düzeni Planı ve Kalkınma Ajansı BAKKA tarafından hazırlanan Bölge Planında bu konuda net bir bilgi yoktur.
Planda “Bakanlar Kurulu’nun 01.09.2008 tarih ve 2008/14087 sayılı kararı ile yeniden ilan edilen “Filyos Serbest Bölgesi”, 1/100 000 ölçekli Çevre Düzeni Planında işlenmiş olup, Plan Raporunda: ”ihtiyaç duyulan sanayi ve diğer çalışma alanlarının yer seçeceği bölgesel nitelikli bir çalışma alanı olacağı ve yatırımların bu doğrultuda Filyos Vadisinde yer seçmesi ile bölgesel kalkınma bakımından büyük bir atılım sağlanacağı, Filyos Vadisindeki gelişimin dinamiği ancak yukarıda ifade edilen altyapının hazırlanması sonrasında açığa çıkacağı, tüm bu yatırımların 10 ile 15 yıl perspektifte gerçekleşebileceği varsayımı ile bölgedeki sanayi ve diğer sektörlerin ancak 2020 sonrasında etkin olarak oluşacağı öngörülmektedir.” denilmektedir. Ancak, Filyos Serbest Bölge sınırları 1994 yılından sonra 6 kere değiştirilmiştir:
5.04.1994’de serbest bölge sınırı ve dört kısım tanımlanmıştır.
7.01.1997’de serbest bölgenin III ve IV. Kısımları (Çaycuma’nın güneyinde kalan kesim) iptal edilmiştir.
30.01.2007’de serbest bölge iptal edilmiştir.
1.9. 2008’de planın esas aldığı kararname ile Filyos serbest bölgesinin sınırları Filyos Çayı boyunca güneyde Bakacakadıoğlu Mahallesine kadar uzatılmıştır.
15.02.2009’da serbest bölge sınırları değiştirilmiş ve Filyos Çayının döküldüğü Hisarönü beldesindeki kısım genişletilmiş ve serbest bölge, serbest bölge alanı ve serbest bölge planlama alanı olarak gösterilmiştir.
5.10.2010 tarihli kararnamede ise Hisarönü Belediyesi kesimi iptal edilirken, gelişme alanı daraltılmıştır. Diğer bir deyişle, Filyos Serbest Bölgesinin sınırlarının 1.9.2008 tarihli kararnameden sonra 25.2.2009 tarihli ve 5.10.2010 tarihli karanameler ile iki kez daha değiştiği görülmektedir. Şu anda geçerli olan serbest bölge sınırı planda benimsenen serbest bölge sınırından farklıdır. Serbest Bölge Kararnamelerinde serbest bölgenin alanı ile ilgili bir bilgi yoktur. Ancak, Çaycuma Sanayi Odasının kaynaklarına göre; “Filyos Vadisi içinde yer alan ve 4 bölge olarak bölümlendirilen (1. bölge: 7.358.058,44 m², 2. bölge: 11.941.249,11 m², 3. bölge: 4.372.630,21 m², 4. bölge: 1.822.316,73 m²) yaklaşık 19 milyon m²’den oluşan bir alan yatırımcılara tahsis edilmek üzere hazırlanmıştır. 30 Ekim 2010 tarih ve 27274 sayılı Resmi Gazete ile son sınırlar belirlenmiş ve 1. bölgenin bir kısmı serbest bölge statüsünden çıkarılmış; 3 ve 4. bölgeler de serbest bölge genişleme alanı olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla mevcut serbest bölge alanı yaklaşık 14 milyon m² 'dir. Türkiye’de bu alana sahip bir serbest bölge mevcut değildir. Yalnız ülkemizde değil dünyada da en büyük serbest bölge olan Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi toplam 4,5 milyon m²’dir.” Yukarıdaki kısaca özetlenen bilgiler, plan kararlarının oluşturulmasında belkemiği niteliğindeki Filyos Vadisi Projesi, bu alanda öngörülen kullanışlar ve yaratacağı işgücü konusunda tutarsızlıklar ve belirsizlikler olduğunu göstermektedir.
Bugün ülkemizde toplam 19 serbest bölge bulunmaktadır. Bunların kapladığı arazilerin 2500 hektar olduğu görülmektedir. Dava konusu Plan, Zonguldak-Bartın-Karabük planlama bölgesinde plan yapıldığı tarihte 1900 hektarlık bir serbest bölgenin uygun ve olabilir olup olmadığını sorgulamamış, ayrıca bu kararı sanayi gelişmesi konusunda da görüş ve programla desteklememiştir. Bu kadar büyük bir serbest bölge yurt dışında bulunmakla birlikte, özellikle topografyanın çok zorlu ve alanın çok kısıtlı olduğu bir yerde Türkiye’deki mevcut 19 serbest bölgenin alanları toplamının yarısından fazlasını oluşturacak olan bir serbest bölgenin burada kurulmasının önemli gerekçeleri olmalıdır.
Çevre Düzeni Planı hazırlanırken Filyos Serbest Bölgesinde olduğu gibi büyük projelere ilişkin kararlar planlama süreci dışında üretilmekte ve planlar hazırlanırken bunların veri alınması gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Nitekim Zonguldak- Bartın-Karabük çevre düzeni planında bölge ekonomisi için en önemli karar olan Filyos Vadisi, Filyos Serbest Bölgesi ve Filyos Limanı dıştan gelen kararlar olarak plana yansıtılmıştır. Ancak, tüm dava dosyasının ek belgelerinin ve bu üç konu ile ilgili gelişmelerin izlenmesi bu projelerin olgunlaşmadığını ve üzerinde sürekli fikir değişikliği yaşandığını göstermektedir. Nitekim hem serbest bölge hem de liman konusunda plan onama tarihinden sonra da bir dizi karar değişikliği yapıldığı görülmektedir. Bu durum, mevcut planının öngörülerini etkilemektedir.
Kaldı ki, 12.05.2009 tarihinde onaylanan bu planın 1991 yılında geliştirilen Filyos Vadisi Projesinin ve 1994 yılında ilk kararı alınan Filyos Serbest Bölgesi ile ilgili kararların ne ölçüde geçerli olduğunu sorgulayarak, yeni gelişen planlama kavramları ve günümüzde farklılaşan vurgular ve artan çevresel kaygılarla irdelenmesi gerekirdi. Ne yazık ki plancılara bu konuda verilen esnekliğin kısıtlı olduğu görülmektedir. Yine de doğal kaynaklar ve ekolojik değerler açısından çok zengin olan bu bölgedeki Filyos Vadisi gibi bölgenin hassasiyetlerine duyarsız olarak geliştirilmiş, alanlar ve büyüklükler açısından çok da tutarlı olmayan bir projenin plancıların da katkısı ile olgunlaştırılması ve projenin kararları ve büyüklükleri belirlendikten sonra planının revize edilmesi gerekir. - F29 sayılı paftada, Safranbolu'da kentsel gelişme alanında ve turizm konaklama koridoru yakınında sanayi alanı öngörülen alanın planda, davalı İdarenin iddia ettiği gibi sanayi bölgesinin kentsel gelişme alanı olarak tanımlanan kesimle bitişik olduğu ve ana yol güzergahında ve Safranbolu'ya giriş noktasında konumlandığı görülmektedir. Bu alanın karşısına rastlayan (karayolunun güneyindeki vadide) küçük sanayi sitesi bulunmaktadır. Planın şematik olduğu benimsense dahi kentsel gelişme alanı ile sanayi alanı arasında bir geçiş-tampon alanın oluşturulması ve kentsel gelişme alanının sanayi gelişme alanından ayrılması gerekirdi (içinde konutların bulunmadığı çalışma alanları olduğu planda belirtilmemiştir).
Öte yandan, davacının belirttiği gibi kültür ve turizm açısından bu denli önemli bir alana Kastamonu yönünden girişte bir sanayi alanının konumlanmasının kentin imgesi açısından çok da doğru olmadığı görülmektedir. Görsel olarak çekici olacağı çok şüpheli olabilecek bu sanayi alanı için daha uygun bir yer aranması Safranbolu gibi önemli bir tarih mirasına daha fazla özen gösterilmesi açısından gereklidir. Sanayi alanı olarak, planda belirlenen yerin karşısındaki küçük sanayi sitesinin yer aldığı ve içinden demiryolunun geçtiği vadide daha uygun bir yer bulunabileceği görüşündeyiz. - F28 sayılı paftada Yenice'nin kuzeydoğusunda ormanlık alan içerisinde kozmetik, ilaç ve orman ürünleri sanayi alanı olarak önerilen bölümün ile ilgili olarak;
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının F28 no.lu paftasında, Yenice’nin kuzeydoğusunda ormanlık alan içerisinde, Plan Açıklama Raporunda 19 no.lu strateji ile belirlenen, Yenice ormanlarındaki ender flora ve fauna kaynak değerlerini kullanarak ekonomik girdi sağlayacak, Kozmetik Sanayi - İlaç Sanayi - Orman Ürünleri Sanayi kurulması amacıyla yaklaşık 66 ha.’lık sanayi alanı öngörülmüştür. Ancak, kozmetik, ilaç ve orman ürünleri sanayi alanı olarak önerilen bu saha yerseçimi açısından uygun değildir. Bilirkişi kurulumuz keşif sırasında kozmetik, ilaç ve orman ürünleri sanayi alanı olarak önerilen bu sahaya giderek incelemelerde bulunmuştur. Yerinde yapılan keşif sırasında Davalı idarenin önerdiği bu sanayi alanının yoğun bir heyelan bölgesi içinde olduğu tespit edilmiştir.
Nitekim sanayi alanı olarak öngörülen sahaya paralel olarak uzanan mevcut yolda ‘heyelan’ tehlikesi olduğunu gösteren uyarı levhası bu tespiti doğrulamaktadır. Davalı idare 18 no.lu stratejisi ile ‘Jeolojik Sakıncalı Alanların Yapılaşmaya Açılmaması’ esasını savunurken, bu yer seçimi ile bu stratejiye plan kararında ters düşmüştür. T.C. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ‘Türkiye’de Afetlerin Mekansal ve İstatistiksel Dağılımı Afet Bilgileri Envanteri’ne göre, (1950-2008) yılları arasında heyelanlardan etkilenen afetzede sayısı dikkate alındığında, en fazla zarara uğrayan ilçe Yenice’dir. Bu dönemde Yenice’de 189 adet heyelan afeti 1388 afetzede oluşturmuştur. Batı Karadeniz Bölgesinin yoğun bir heyelan bölgesi olduğu bilinen bir gerçektir. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 1/500.000 ölçekli Türkiye Heyelan Envanteri Haritasında Yenice İlçesinin kuzeyinde aktif kaymaların bulunduğu yoğun bir heyelan bölgesi gösterilmektedir. MTA tarafından hazırlanan bu haritadaki heyelanlar, davalı İdarenin hazırladığı 1/580.000 ölçekli ‘Jeolojik Öneme Sahip alanlar’ (Pafta No:ZBK-A-07-3) haritasında gösterilirken bu bölgenin kozmetik-ilaç ve orman ürünleri sanayi alanı olarak öngörülmesi, bu bilgilerin yer seçimi sırasında değerlendirilmediğini ve bunun da ötesinde yer seçimi yapılırken saha etütlerinin yapılmadığını göstermektedir.
Sonuçta, F28 sayılı paftada Yenice'nin kuzeydoğusunda ormanlık alan içerisinde kozmetik, ilaç ve orman ürünleri sanayi alanı olarak önerilen saha, aktif heyelanların yoğunlukta olduğu bölge olması nedeniyle uygun olmadığı gibi, davalı idarenin 18 no.lu stratejisi olan ‘Jeolojik Sakıncalı Alanların Yapılaşmaya Açılmaması’ ile de ters düşmektedir. - Muslu-Kurucaşile arasında kalan Filyos Vadisinde kurulması planlanan Serbest Bölgenin ve plan hükümlerinin "ağır sanayilerin Filyos Yatırım Havzasına yönlendirilmesi sağlanacaktır" hükmünün uygunluğu açışısından; Plan bölgesinde üç farklı sanayi alanı önerilmektedir. Serbest Bölge, Organize Sanayi Bölgesi ve Sanayi Alanları. Bu üç tür sanayi alanının kullanım biçimi ve içinde yer alma koşulları birbirinden farklıdır. Öte yandan ağır sanayinin, tanımındaki bazı kullanımların niteliklerine ve büyüklüklerine göre gelişme olanağı olan alanlar farklılaşmaktadır. Serbest bölgelerde farklı sektörlere yer verilebilmesine karşılık, bu alanlarda bu tür yatırımlar yer almamakta ve özel koşullar bulunmaktadır.
Ülkemizde 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu 1985 yılında yürürlüğe girmiştir Bu Kanun; ülkede yatırım ve üretimi ihracat ile artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmak, girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli temin etmek, uluslararası finansman ve ticaret olanaklarından faydalanmak amacı ile çıkartılmıştır. Türkiye’de yapımı gerçekleştirilen ilk serbest bölge 1987 yılında faaliyete geçmiştir.
Ülkenin siyasi sınırları içinde olup, gümrük hattı dışında fiziki olarak ülkenin diğer kısımlarından ayrı tutulan ticari, finansal ve ekonomik alanlara ilişkin hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanmadığı/kısmen uygulandığı, sanayi ve ticari faaliyetlere geniş teşviklerin verildiği, ülkenin dış ticaret hacminin artırılmasında önemli roller üstlenen yerlere “Serbest Bölgeler” denir. Bu tanım çerçevesinde serbest bölge, ülkenin gümrük alanından ayrıldığı, malların ve hizmetlerin gümrük işlemlerine tabi tutulmadan ithal edildiği, depolanabilir ve yeniden ihraç edilebilir hale geldiği bir alandır.
Türkiye'deki serbest bölgelerde kural olarak her türlü faaliyette bulunulabilir. Diğer bir deyişle, üretim, alım-satım, ve hizmetle ilgili faaliyetlerin hepsi kapsanmıştır. Hangi faaliyet yapılacaksa alınan faaliyet ruhsatının da buna uygun olması gerekir. Bu anlamda, üretim ruhsatı almış bir kişi üretim faaliyetlerinde bulunabilirken, alım satım konulu bir faaliyet ruhsatı almış kişi, sadece alım satım faaliyetinde bulunabilir. Kural bu olmakla beraber, sakıncalı bulunan eşya veya işlemlerin yapılması konusunda sınırlamalara gidilebilir. Öte yandan, bir serbest bölgede faaliyette bulunabilmek için nihai değerlendirme Dış Ticaret Müsteşarlığı Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğünün yetkisindedir. Serbest bölge firmalarının alım satımını yaptıkları eşyayı kural olarak serbest bölgeye fiilen getirip buradan geri göndermeleri gerekmektedir. Diğer bir deyişle, serbest bölge firmalarının, yabancı bir ülkeden aldıkları eşyayı, yine yabancı bir ülkeye satabilmeleri için faaliyette bulundukları bölgeye fiilen getirmeleri gerekmektedir. Serbest bölgelerin ana amacı dış satım yapacak firmalara ayrıcalık sağlayarak dış satım gelirlerini artırmaktır. Bu nedenle de bölgedeki girdileri değerlendiren ve bunları yurt içine satan firmalar için serbest bölgelerde yer almak anlamlı değildir.
Yurt içine yönelik üretim yapan bir ağır sanayinin serbest bölge içinde yer alması serbest bölgeden beklenenler çerçevesinde uygun olmamaktadır. Yurt dışından ithalat yapıp, üretiminin önemli bir bölümünü yurt dışına satacak ağır sanayi firmaların bu bölgede yer seçmeleri ise serbest bölgeler kurulmasındaki amaçla tutarlı değildir. Türkiye’de faaliyet gösteren serbest bölgelerde böyle bir örneğin bulunduğu söylenemez.
Organize sanayi bölgeleri, sanayinin uygun görülen alanlarda yapılanmasını sağlamak, çarpık sanayileşme ve çevre sorunlarını önlemek, kentleşmeyi yönlendirmek, kaynakları rasyonel kullanmak, bilgi ve bilişim teknolojilerinden yararlanmak, sanayi türlerinin belirli bir plan dahilinde yerleştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla; sınırları tasdik edilmiş arazi parçalarının imar planlarındaki oranlar dahilinde gerekli idari, sosyal ve teknik altyapı alanları ile küçük imalat ve tamirat, ticaret, eğitim ve sağlık alanları, teknoloji geliştirme bölgeleri ile donatılıp planlı bir şekilde ve belirli sistemler dahilinde sanayi için tahsis edilmesiyle oluşturulan ve ilgili Kanun hükümlerine göre işletilen mal ve hizmet üretim bölgelerini tanımlamaktadır.
OSB`lere ait yer seçimi Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın (şimdi Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı) koordinatörlüğünde ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinin katılımıyla oluşan Yer Seçimi Komisyonunun yerinde yaptığı inceleme sonucunda, varsa 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kararları dikkate alınarak oybirliği ile yapılır ve OSB ilan edilir. Organize Sanayi Bölgeleri genelde orta ölçekli ve büyük alan gereksinimi olmayan sanayi kuruluşlarına yönelik alanlar olup, ağır sanayi kapsamındaki petro-kimya, demir çelik, metal ana sanayi gibi çok büyük ölçekli ve çok fazla alan kullanan sanayi kuruluşlarının organize sanayi bölgelerinde yer alması mümkün değildir.
Şu anda bölgede endüstri bölgesi bulunmamaktadır. Ancak serbest bölgenin tümünün veya serbest bölge sınırlarından 30 Ekim 2010 tarihli Bakanlar Kurulu Kararamesi ile çıkarılan I. Bölümünde Endüstri Bölgesi olarak ilan edilmesi talebi vardır. Ancak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 11.3.2011 sayılı yazısından da anlaşılacağı gibi talep edilen alanda sulak alan bulunduğu, orman parsellerinin yer aldığı ve Filyos Taşkın Koruma Projelerinin devam ettiği ve bu konuda ilgili birimlerle görüş geliştirilmesi gerekli olduğu belirtilmektedir. (Bu alanın Çevre Düzeni Planı yapıldığı tarihte serbest bölge sınırları içinde olduğu dikkate alınmalıdır.) İzlenebileceği gibi endüstri bölgeleri esas olarak organize sanayi bölgelerinin koşullarını taşımakta olup, ağır sanayinin niteliğine göre bu bölgelerde yer alıp alamayacağı tartışma konusudur. Çevre etki değerlendirmesi sonuçları da bu kararda etkili olacaktır.
Diğer taraftan, Çevre Düzeni Planında Çaycuma, Perşembe ve Saltukova’nın güneydoğusunda birer sanayi lekesi ile Çaycuma ile Perşembe arasında bir OSB yer almaktadır. Ancak bu sanayi lekelerinin “ağır sanayi” için uygunluğu ve büyüklüklerinin yeterli olup olmadığı çevre etki değerlendirmesi raporlarına göre saptanacaktır. Bu nedenle plan hükümlerindeki "ağır sanayilerin Filyos Yatırım Havzasına yönlendirilmesi sağlanacaktır" ifadesinin, ağır sanayinin yalnızca serbest bölgeye yönlendirilecektir şeklinde değerlendirilmemesi gerektiği görüşündeyiz.
Yukarıdaki açıklamalardan izlenebileceği gibi; ağır sanayilerin Filyos Vadisine yönlendirileceği görüşünün, nasıl bir destek mekanizması içinde bu yönlendirmenin yapılacağı şeklinde bir program yapılmadığı için uygulama içinde fazlaca bir yansıması yoktur. Ayrıca, planda da ağır sanayi için özel bir alan tanımı yapılmamıştır.
Serbest bölge sınırlarının da, daha önceki bölümde de aktarıldığı gibi gerek olası talep ile büyüklük, gerekse Filyos Vadisinin özel ekolojik koşulları dikkate alınarak irdelenmesi gereklidir. Gerek dava dosyası, gerekse daha sonra iletilen belgeler bu konuda karışıklığın yaşandığını, örneğin serbest bölge dışına çıkarılan 1. Bölgede kamulaştırma ve 1/5000 ölçekli plan çalışmalarının olduğunu göstermektedir.
Planda belirtildiği gibi, Çaycuma İlçesi sınırları içinde yer alan Filyos Vadisinde kurulacak olan ve bu planda “planlama bölgesinin çalışma alanı” olarak değerlendirilen “Filyos Serbest Bölgesi”; Filyos Limanı, Saltukova Havaalanı ve güçlü ulaşım bağlantıları ile birlikte Planlama Bölgesinin sanayi, depolama, konut dışı kentsel çalışma alanları ve çeşitli çalışma alanı kullanışlarını içerecektir.
Filyos Limanı ile ilgili belirsizlikler (liman yerindeki kaymalar, kapasitesi, vb.) de önem kazanmaktadır. Limanın arkasında yer alan liman gerisi alanın serbest bölge statüsünden çıkarılmış olması ve bu bölgedeki çevresel kaygılar da Filyos Yatırım Havzası projesinin, bölge planı ile birlikte yeniden ve bir bütün olarak ele alınmasını gerektirmektedir. - Filyos Çayı, (Yenice Irmağı) üzerinde planlanan sedde ve barajlar açısından; tarihsel taşkınların debileri Filyos Çayının emniyetli yatak kapasitesinin (600 m3/s) 2-5 katı fazla olduğu, dolayısıyla havza bazında taşkın koruma projesinin gerçekleştirilmesinin kaçınılmaz olduğu yadsınmamalıdır. Ancak, projelerin birbiri ile entegreli olduğu, özellikle memba su depolama ve taşkın koruma tesislerinin öncelikle bitirilmesi gerektiği, günümüze dek gerçekleştirilen proje sayıları ve ayrılan ödenekler göz önüne alındığında, Filyos Çayı Taşkın Koruma projelerinin, dava konusu 1/100.000 ölçekli Zonguldak-Bartın-Karabük Çevre Düzeni Planı için öngörülen planlama sürecinde tamamlanması olanaksız görülmektedir
Filyos Limanı: Bölgesel kalkınmayı sağlamayı amaçlayan Filyos Vadisi projesinde yer alması öngörülen serbest bölge, sanayi ve diğer çalışma alanlarının yanısıra Filyos Limanı da planlanmıştır. Filyos Limanının ilk etapta 5 milyon ton/yıl, ikinci etapta 20 milyon ton/yıl olmak üzere 25 milyon ton/yıl kapasiteye sahip olacak şekilde gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. Konteyner, dökme, katı-sıvı ve cevher yükü elleçlemek üzere, gerekli liman tesisleri gerçekleştirilerek yılda 25 milyon tonluk bir kapasite sağlanması hedeflenmiştir. Filyos Limanının yapımı ile Türkiye’nin en büyük çaplı limanlarından birinin (Haydarpaşa Limanının 5 katı büyüklüğünde) planlama bölgesine kazandırılarak kalkınma için önemli bir ivme yaratması amaçlanmıştır.
Ancak liman yapımına başlanmadan önce Yerel Faktörler açısından bölgeye ait topografik ve batimetrik bilgilerin çeşitli teknolojiler kullanarak sağlanması ve detaylı etüd edilmesi ve bölgenin zemin etütlerinin yapılması büyük önem taşımaktadır Ayrıca rüzgarların oluşturduğu dalgalar, gel-git dalgaları ile su seviyesinin değişimi, deprem dalgası olma olasılığı yönünden değerlendirilmeli, su derinliği açısından liman basenlerinde ve seyir kanallarında katı madde taşınımı varsa, bunların önlemleri alınmalıdır. Diğer yandan meteorolojik faktörler, liman giriş ve çıkışlarını etkileyebilecek hakim rüzgarlar, sis ve mevsimsel yağışlar değerlendirilmelidir. Limanın diğer ulaşım sistemleri ile bağlantısının güçlendirilmesi için Ereğli - Zonguldak demiryolu bağlantısı, demiryolunun limana kadar uzatılması, Filyos’un Zonguldak, Ankara ve İstanbul’a nitelikli karayollarıyla bağlanması gerekmektedir.
İnternetten elde edilen bir raporda debisi yüksek olan Filyos nehrinin taşıdığı rusubatın yapılacak limanı etkilememesi için limanın batı istikametine kaydırılarak yapılması, batı istikametine kaydırılması halinde liman yerinden bu istikamette bulunan sit alanı sınırına yeterli mesafenin bulunduğu ve deniz derinliğinin de uygun olduğu belirtilmiştir. Ancak belirtilen alanda küçük ölçekli bir liman bulunmakta, sit alanı ile arasındaki kesim değerli bir kumsal özelliği taşımaktadır. Bu nedenle burada liman yapımına karşı büyük tepki olması beklenebilecektir.
Sonuç olarak, Filyos Vadisi projesinin bir parçası olarak burada bir liman yapılması gerekmektedir. Ancak limanın yeri konusunda henüz ayrıntılı çalışmaların yapılmadığı ve yerinin kaydırılmasının söz konusu olabileceği anlaşılmaktadır. Çevre Düzeni Planında limana demiryolu ve karayolu bağlantılarının gösterilmemiş olması, limanın tümünün deniz doldurularak inşa edilecek şekilde gösterilmesi ve liman gerisinde gerekli olan depolama alanlarının düzenlenmemiş olması (liman gerisi işlevlerin serbest bölgede yer alacağı belirtilmiştir) önemli eksikliklerdir. Serbest bölgenin 30 Ekim 2010 tarihli Resmi Gazetede gösterildiği şekilde daraltılmasının öngörülmesi nedeniyle Filyos Vadisi projesinin limanın da yer almasının öngörüldüğü sahil kesiminin yeniden planlanması gerekmektedir.
Dava dilekçesinde Filyos Vadisi Projesi kapsamında vadide termik santral önerilmesinin bölgedeki doğal çevre için son derece önemli bir tehdit olduğu, toprak ve hava kirliliğinin yanı sıra, soğutma sularının akarsulara veya denize boşaltılmasının buralarda kirliliğe sebep olduğu belirtilerek Filyos Vadisinde de termik santral yapılması durumunda, Filyos Çayı, Filyos sahili, çevredeki yerleşimler, bölgedeki endemik flora ve faunanın geri dönüşü olmayacak şekilde zarar göreceği iddia edilmekte, Filyos Vadisinde termik santral yapılmasına olanak veren plan kararının iptal edilmesi talep edilmektedir.
Plan Hükümlerinin VI.27.1.1. bölümünde: “Termik Santrallerde ileri teknoloji kullanılacaktır. Çevreyi koruyacak önlemler alınacaktır. Bu yönde kararlar için Havza Yönetim Birimi, Ekonomik Kalkınma Ajansı (EKA), Valilikler ile ağır sanayi ve enerji sektörleri işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışacaktır.” denilmektedir.
Çevre Düzeni Planında yeni termik santral yeri gösterilmemiştir. Bu durumda termik satralin serbest bölgede yer alması öngörülmüş olmaktadır. Termik santraller serbest bölge mevzuatıyla bağdaşan kullanımlar değildir, zira kömürün tümü dışarıdan gelmiş olsa bile üretilen elektriğin ihraç edilmesi herhalde olanaklı değildir. Ülke içinde kullanılacak elektriğin serbest bölgede üretilmesinin vergi geliri kaybından başka ülke ekonomisine yararı bulunmayacak ve bu yöredeki (ve ülkedeki) diğer termik satrallere karşı haksız rekabet yaratacaktır.
Sonuç olarak, Filyos Vadisinde yeri belirlenmemiş olan ve serbest bölgede yer almaması gereken termik santralle ilgili olarak Plan Açıklama Raporu VI. 11.2. bölüm sayfa 114'te: "Bu kapsamda yeni kurulacak Termik Santrallerin yer seçimi Planlama Bölgesi için büyük önem taşımaktadır. Yer seçiminde en başta Filyos Yatırım Havzasına yönlendirilmeli" hükmünün işlevinin bulunmadığı görüşündeyiz. - Bartın'da balıkçı barınaklarının yat turizmine yönelik değerlendirileceği ve Bartın Güzelcehisar'da kurulması planlanan yat limanı açısından Turizm Kıyı Yapıları Master Planında (2010 tarihli) Bartın balıkçı barınaklarının yat limanı olarak kullanılması ve Güzelcehisar’da yat limanı yapılması önerilmemiştir. Şekil 6’da görüldüğü gibi bu yörede Amasra Balıkçı Barınağı ve Yat Limanı önerisi bulunmaktadır. Dava konusu ÇDP, Turizm Kıyı Yapıları Master Planından önce hazırlandığı için master planın önerileri ÇDP’de yer almamıştır. Yat limanı talebini dikkate alarak hazırlanmış olan Master Planda yer almayan yat limanlarının, 2025 yılına kadar yeterli talep oluşarak gerçekleşmesi olasılığı zayıftır. Bu nedenle yat limanı önerilerinin dava konusu ÇDP’ye taleple ilişkilendirilmeden konulduğu, daha çok bu bölgede yat limanı gelişmesi arzusunu yansıttığı görüşündeyiz. Ancak ÇDP’nin hazırlandığı 2025 yılından sonra yat limanı talebi oluşabilmesi mümkün olduğundan şimdiden yat limanı yapılabilecek yerlerin belirlenmesinde sakınca bulunmadığı görüşündeyiz.
Dava dilekçesinde, Mesire Yerleri Yönetmeliği uyarınca korunması gerekli olan mesire alanları için Plan Uygulama Hükümleri III.37. Bölüm sayfa 8’de mesire yerlerinin tanımı yapılırken, "ve/veya geceleme ihtiyaçlarını karşılayan" açıklaması yer almaktadır. Oysa ki, Yönetmelik'in 6. maddesi 1. fıkrası e bendinde: "Üzerinde yapılacak tesis ve donatılar, çıkarılacak teknik izahname kapsamında öngörülen doğal dokuyu bozmayan nitelikte, kalıcı ve çok katlı olmayan, genellikle ahşap ağırlıklı malzemeden olmalıdır." denilmektedir. Mesire alanlarının Yönetmelik'e aykırı bir şekilde konaklamaya yönelik yapılaşmasının önünü açabilecek, Plan Uygulama Hükümlerinin"ve/veya geceleme ihtiyaçlarını karşılayan" bölümünün iptal edilmesi talep edilmiştir.
Bilirkişi kurulumuz, Yönetmelikte mesire yerlerinin günübirlik kullanılacak orman içi dinlenme yerleri ve kent ormanları olarak tanımlanmış ve burada geceleme için tesis yapılması öngörülmemiş olmasına karşın, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 13/09/2005 tarihli ve 1198 sayılı 2005/9 nolu Mesire Yerleri Genelgesinde gecelemenin öngörülmüş olmasını Yönetmelikle bağdaşmayan bir işlem olarak değerlendirmektedir. Mesire yerlerinin Yönetmelikte öngörüldüğü şekilde günübirlik kullanılması, bu alanların sürdürülebilirlik ilkesine uygun olarak korunarak kullanımına olanak sağlayacaktır. Milli park statüsünde olan alanlarda konaklama tesisi yapma girişimlerinin doğal çevrede neden olduğu tahribatları değerlendiren bilirkişi kurulu üyelerimizin mahkemenize yazdığı raporlar bulunmaktadır. Bilirkişi kurulumuz bu nedenlerle ve Yönetmeliğin Genelgeden önce geldiği ilkesini dikkate alarak Plan Hükümlerinin III.37. maddesinde “ve/veya geceleme ihtiyaçlarını karşılayan...” ifadesi Yönetmeliğe aykırı olmasının yanı sıra planlama ilkelerine de uygun olmadığı görüşündedir.
Dava dilekçesinde, Plan Açıklama Raporu, 41. sayfa. VI.1. Bölümde, "Planlama Alt Bölgeleri" kapsamında, Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi’nde üç adet "planlama alt bölgesi" oluşturulduğunun belirtildiği, planlama çalışmalarında, analiz ve sentez sonuçlarına göre aynı özelliklere sahip alanların belirlenmesi, plan kararlarının üretilmesinde kolaylık sağlayabilecek bir yaklaşım olmakla beraber, mevzuatta belirlenen planlama hiyerarşisine aykırılık, yetki karmaşası gibi birçok sorunu da beraberinde getireceği, Çevre Kanunu ve Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikle belirtildiği üzere, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından bölge veya havza bazında 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planları yapıldıktan sonra, İl Özel İdaresi Kanunu ve Belediye Kanununda belirtildiği üzere, her il için il özel idaresi tarafından 1/25.000 ölçekli il çevre düzeni planları, il çevre düzeni planlarından sonra da sırasıyla nazım ve uygulama imar planlarının yapıldığı, ancak dava konusu planda önerilen planlama alt bölgesi planlarının çevre düzeni planı ve il çevre düzeni planı ile ilişkisinin ve kim tarafından yapılacağının belirsiz olduğu, mevzuatta herhangi bir değişiklik yapılmadan, planlar arası karmaşaya neden olacak bu tip planların önerilmesinin son derece sakıncalı olduğu ve il çevre düzeni planını işlevsiz kılacağı, bu nedenle planın bu bölümü iptal edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bilirkişi kurulumuz, Zonguldak, Bartın ve Karabük ÇDP’nda üç adet planlama alt bölgesi belirlenerek buraları için ayrıntılı planlar hazırlanmasını planlama ilkeleri bakımında olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirmektedir. Havza bazında çevre düzeni planları 1/100.000 ölçekte hazırlandığı için daha ayrıntılı analiz ve planlama yapılmasının veya özel proje uygulamanın gerekli görüldüğü alanlar için daha alt ölçekte planların hazırlanması birçok ülkede kullanılan bir planlama yaklaşımıdır. Filyos Vadisi Projesi gibi özel proje alanlarıyla da ilişkili olarak belirlenebilen planlama alt bölgeleri için hazırlanacak planlar il özel idareleri tarafından hazırlanarak ve il çevre düzeni planlarına entegre edilerek valilikler tarafından birlikte onaylanabilir. Yeni kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü her ölçekte plan yapma ve onaylama yetkisini planlama alt bölgeleri için de kullanabilir. Bürokratik bazı gerekçeler öne sürerek böyle olumlu bir yaklaşıma karşı çıkmak planlama ilkelerine uygun olmayacaktır. Planlama alt bölgelerinin yanı sıra bu bölgelerin dışında kalan alanlar için de hazırlanacak planların 1/25.000 ölçekli il çevre düzeni planları ile birlikte onaylanabileceği, bu süreçte İl Çevre Düzeni Planlarının yok sayılmaması gerektiği görüşündedir. İl sınırları içinde yer alan tüm alanlar 1/25.000 ölçekli plan kapsamında olacağı için dava dilekçesindeki öne sürülen iddialara katılmak mümkün değildir. - Dava dilekçesinde Plan Uygulama Hükümleri, 36. sayfa, VI.14. Bölüm, birinci paragrafta: "Planda tarım alanları olarak gösterilmiş alanlarda mera alanları bulunması durumunda VI.
15.maddesi hükümleri doğrultusunda uygulama yapılır." denildiği belirtilerek, tarım arazisi olarak gösterilip de mera vasıflı olan alanların tahsisinde mevzuata aykırı olabilecek uygulamalara engel olabilmek için "Mera tahsis komisyonunca karar alınıp, hangi köy tüzel kişiliğine tahsisi yapılacaksa, onlara tahsisi yapılmalıdır" hükmünün eklenmesi talep edilmiştir. Plan Uygulama Hükümleri, 37. sayfa, VI. 15.2. maddede: "Planda mera olarak gösterilmiş alanlarda, Mera Kanunu dışında ve özel mülkiyete konu alanlar bulunması durumunda VI.
14.no.lu plan hükümleri uyarınca uygulama yapılabilir." denildiği, bu plan hükmünün mevzuata ve planlama ilkelerine aykırı olduğu, 4342 sayılı Mera Kanununa göre, meralar orman alanı içindeyse orman rejimine tabi ya da köy tüzel kişiliği veya belediye tüzel kişiliği adına kayıtlı oldukları belirtilerek “mera alanlarından tarım alanı vasıflı olup da özel mülkiyete tabi olanlar kamulaştırılmalı, hazineye aitse devletin hüküm ve tasarrufu altındaki meralara dönüştürülmesi için, mera tespit ve tescil komisyonunca belirlenmeli ve bilahare hangi köy tüzel kişi veya kişilerine mera tahsisi yapılacaksa kararın komisyon tarafından alınıp valilik tarafından onayı müteakip mera özel siciline tescil edilmelidir.” ifadesi kullanılmakta ve “Görüldüğü üzere iptali istenen madde, 4342 sayılı Mera Kanunu ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda mera alanları ile ilgili olarak belirlenen kararlara aykırı olarak düzenlenmiştir. Mevzuat ve planlama ilkeleri adına söz konusu maddenin iptal edilmesi gerekmektedir.” denilmektedir.
Bilirkişi kurulumuz davalı İdare adına gönderilen savunma yazısındaki, tarım alanları ve meraların sınırlarıyla ilgili verilerin güncel olmamasının yaratabileceği sorunlar nedeniyle Plan Hükümlerine eklenen maddelerden, 36. sayfa, VI.14. Bölüm, birinci paragrafta: "Planda tarım alanları olarak gösterilmiş alanlarda mera alanları bulunması durumunda VI.
15.maddesi hükümleri doğrultusunda uygulama yapılır." hükmünün, VII.15.1. maddesinde: “4342/5178 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmelik hükümlerine göre işlem yapılır.” ifadesinin bulunması nedeniyle yeterli olduğu görüşündedir.
Diğer taraftan, Plan Uygulama Hükümleri, 37. sayfa, VI. 15.2. maddede: "Planda mera olarak gösterilmiş alanlarda, Mera Kanunu dışında ve özel mülkiyete konu alanlar bulunması durumunda VI.
14.no.lu plan hükümleri uyarınca uygulama yapılabilir." hükmünün, meraların özel mülkiyete konu olamayacağı, bu nedenle özel mülkiyetteki arazilerin mera olarak nitelendirilemeyeceği dikkate alındığında, tarım arazilerini düzenleyen VI.
14.no.lu plan hükümleri uyarınca işlem yapılacağını belirtmesinde mevzuata aykırılık görülmemiştir.
Dava dilekçesinde, Plan Açıklama Raporu VI.6. Bölüm sayfa 87’de: "Tarım ve ormancılık açısından kullanım dışı bırakılmış topraklar üzerinde enerji tarımı ve tarımlı ormancılık (agro-ormancılık) gibi biokütle üretimi teknikleri bu arazilerin ıslahı için gerekli teşvik ve parasal desteği sağlamaktadır. Böylece orman varlığı üzerine baskı azalmakta ve erozyon kalıcı biçimde çözümlenmektedir. Bu yönde çalışmaların yapılması yerel ve merkezi yönetim tarafından desteklenmelidir." denildiği, ormancılık açısından kullanım dışı bırakılmış topraklar ibaresinin açıklıktan yoksun olduğu, orman sınırları dışında olup da ormancılık açısından kullanım dışı bırakılmış topraklarda enerji tarımı ve tarımsal ormancılık amaçlı biokütle üretim yapmak sureti ile orman varlığı üzerinde baskı ve erozyon şiddetinin azaltılabileceği, ancak mevcut durumu ile zaten orman sınırları içerisinde kalan topraklar kullanım dışı kalmış ve üzerlerinde herhangi bir diri örtü olmaması durumunda olsalar dahi; mevzuatları gereği orman arazisi olma statülerini kaybetmediği, bu toprakların yine İlgili kurum ve kuruluşların gözetim ve denetiminde orman arazisi olarak kullanılması, korunması, gerekli durumlarda ağaçlandırılmasının gerektiği, bu tür bir uygulamanın, üzerinde henüz bir örtü bulunmayan orman topraklarının tarımsal amaçlı kullanım dışına çıkarılmasına, bunun da zamanla tarımsal amaçlı toprak kazanma adına özellikle orman içi ve kenarı açıklıkların enerji tarımı ve tarımlı ormancılık gibi amaçlarla baskı görmesine sebep olacağı, kamu yararı açısından ağaçlandırma çalışmaları ile bu alanların orman ise yine ormana kazandırılmasının gerekli olduğu, bu nedenle yukarıda alıntısı yapılan VI.6. Bölüm sayfa 87’deki hükümden "ormancılık" kelimesinin iptal edilmesinin gerektiği; ayrıca Plan Uygulama Hükümleri VI. 19.7. Bölüm sayfa 40"da "VI. 19.7. Orman Kanununun 2. maddesinin (b) bendine konu olan alanlarda yerleşim alanı niteliğindeki alanlar, hukuki durumda olabilecek değişikliklerin sonucuna göre, Orman Genel Müdürlüğü ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü görüşleri alınarak, bu planın nüfus kabulleri, ilke ve kararları doğrultusunda incelenerek bu alanlarda mahkeme kararları sonucu doğacak haklar saklı kalmak ve gerekli çevre düzeni planı değişikliğinin yapılması kaydıyla alt ölçekli planlarda değerlendirilebilir. Tarımsal nitelik kazanmış olan kısımlarda ise çevre düzeni planı değişikliği yapılmasına gerek duyulmaksızın bu planın ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılır." denildiği, Orman Kanununun 2. maddesinin (b) bendi, 1981 yılından önce, fiilen yerleşim alanına dönüşmüş orman alanlarını kapsadığı, Plan Uygulama Hükümlerinin yukarıda belirtilen maddesi ise, planla orman alanlarının işgaline yol açacağı, ayrıca, bir orman alanının tarımsal nitelik kazanması o alanın tarım alanı olduğunu göstermeyeceği, mevcut hukuki statüsü orman olan yerlerde, 2B alanı dahi olsa, mevcut statüsü orman olduğundan imar uygulamasına yol açabilecek, Anayasanın 44. ve 169. maddesine de aykırı olan, Plan Uygulama Hükümleri VI.19.7. Bölüm sayfa 40'da yukarıda belirtilen maddenin iptal edilmesinin gerektiği belirtilmiştir.
Bilirkişi kurulumuz Plan Açıklama Raporu'nun VI.6. nolu bölüm sayfa 87 ve 88'de yer alan paragraftan "ormancılık" kelimesinin iptal edilmesi talebiyle ilgili olarak davalı İdare adına yapılan açıklamada "Tarım ve ormancılık açısından kullanım dışı bırakılmış topraklar" ile, "orman sınırları dışında olup, ormancılık açısından kullanım dışı bırakılmış topraklar" kastedildiği açıklamasını yeterli görmüştür. Bu nedenle sözü edilen paragraftan "ormancılık" kelimesinin iptal edilmesine gerek olmadığı görüşündeyiz.
Diğer taraftan bilirkişi kurulumuz Plan Uygulama Hükümleri VI. 19.7. Bölüm sayfa 40’da: VI. 19.7. paragrafının Orman Kanunu’nun 2/B maddesi uyarınca orman niteliğini kaybetmiş olan alanları kapsamasına karşın, bu alanlar özel mülkiyete konu olmadığı ve yasallaşmadığı sürece buralar için “ıslah imar planı”nı çağrıştıran planların hazırlanıp uygulanmasına sıcak bakmamaktadır. Ruhsatsız yapılaşmış bir yerleşmeye nazım ve uygulama imar planı yapılmasının bir imar affı yasası olmadan mümkün olmamasının gerektiğini düşünüyoruz. Bunun hukuksal bir konu olması nedeniyle mahkemenizin takdirinde olduğu açıktır." Bu bilirkişi raporunun taraflara tebliği üzerine yapılan itirazlara, raporun ayrıntılı bir incelemenin ürünü ve karar vermeye yeterli görülmesi karşısında Dairemizce itibar edilmemiştir.
Leke plan niteliğinde olan ve 1/100.000 ölçekte düzenlenen dava konusu planın; ekolojik kararlarla, ekonomik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren genel arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaları oluşturması ve alt ölçekli planlara esas teşkil etmesi gereken genel planlama ilkelerini belirleyen bir plan olması, davanın bu planın bütününe yönelik olarak açılması, yargısal değerlendirmelerin planın bütününde, iptali istenilen kullanım kararı ve plan kararları yönünden ve aynen planda olduğu gibi ilkesel bazda ele alınması gerekli görülmüştür.
Bilirkişi raporunun Dairemizce değerlendirilmesi sonucunda: - Çevre Düzeni Planında Zonguldak-Bartın-Karabük illerinin birleştirilmesi suretiyle oluşturulan planlama alanın bölge sınırları ile çakıştığı, Karabük-Zonguldak ve Bartın illerinin bir NUTS II düzeyi bölgesi olarak tanımlandığı, bu nedenle çevre düzeni planının sınırlarının Yönetmelikteki tanımlara uygun olarak belirlendiği; - Çevre Düzeni Planının hazırlanması sürecinde yapılmış olan araştırmalar ile plan açıklama raporunun incelenmesinden planın Yönetmelikte tanımlanan bilgiler toplanarak ve uyulacak temel esaslar dikkate alınarak hazırlandığı; - Zonguldak-Bartın-Karabük Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında gerek su kaynaklarınınn yönetilebilirliği, gerekse ekolojik ve tarım ürünleri açılarından mekansal bir bütünlük sağlanarak su ve tarım havzaları bütünlüğünün oluşturulduğu, Turizm Kıyı Yapıları Master Planında (2010 tarihli) Bartın balıkçı barınaklarının yat limanı olarak kullanılması ve Güzelcehisar’da yat limanı yapılmasının önerilmediği, bu nedenle yat limanı önerilerinin dava konusu ÇDP’ye taleple ilişkilendirilmeden konulduğu, daha çok bu bölgede yat limanı gelişmesi arzusunu yansıttığı, ancak ÇDP’nin hazırlandığı 2025 yılından sonra yat limanı talebi oluşması mümkün olabileceğinden, ÇDP’de şimdiden yat limanı yapılabilecek yerlerin belirlenmesinde sakınca bulunmadığı; - Zonguldak, Bartın ve Karabük ÇDP’de üç adet planlama alt bölgesi belirlenerek buraları için ayrıntılı planlar hazırlanmasının planlama ilkeleri bakımında olumlu bir yaklaşım olduğu, Filyos Vadisi Projesi gibi özel proje alanlarıyla da ilişkili olarak belirlenebilen planlama alt bölgeleri için hazırlanacak planların il özel idareleri tarafından hazırlanacak il çevre düzeni planlarına entegre edilerek valilikler tarafından birlikte onaylanabileceği, Planlama alt bölgelerinin yanı sıra bu bölgelerin dışında kalan alanlar için de 1/25.000 ölçekli il çevre düzeni planları onaylanabileceğinden, mevzuata aykırılık bulunmadığı, - Tarım alanları ve meraların sınırlarıyla ilgili verilerin güncel olmamasının yaratabileceği sorunlar nedeniyle Plan Hükümlerine eklenen maddelerden, 36. sayfa, VI.14. Bölüm, birinci paragrafta: "Planda tarım alanları olarak gösterilmiş alanlarda mera alanları bulunması durumunda VI.
15.maddesi hükümleri doğrultusunda uygulama yapılır." hükmünün, VII.15.1. maddesinde “4342/5178 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelik hükümlerine göre işlem yapılır.” ifadesinin bulunması nedeniyle yeterli olduğu, diğer taraftan, Plan Uygulama Hükümleri, 37. sayfa, VI. 15.2. sayılı maddede: "Planda mera olarak gösterilmiş alanlarda, Mera Kanunu dışında ve özel mülkiyete konu alanlar bulunması durumunda VI.
14.sayılı plan hükümleri uyarınca uygulama yapılabilir." hükmünün, meraların özel mülkiyete konu olamayacağı, bu nedenle özel mülkiyetteki arazilerin mera olarak nitelendirilemeyeceği dikkate alındığında, tarım arazilerini düzenleyen VI.
14.sayılı plan hükümleri uyarınca işlem yapılacağının belirtmesinde mevzuata aykırılık görülmediği; - Plan Açıklama Raporunun VI.6. nolu bölüm sayfa 87 ve 88'de yer alan paragraftaki "ormancılık" kelimesinin iptal edilmesi talebiyle ilgili olarak, tarım ve ormancılık açısından kullanım dışı bırakılmış toprakların amaçlandığı sonucuna ulaşılması nedeniyle sözü edilen paragraftaki "ormancılık" kelimesinin hukuka aykırı olmadığı, Kaanaatine varıldığından dava konusu planın bu kısımlarında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu saptamaların yanı sıra, Dairemizce Çevre Düzeni Planına yönelik ayrıca şu saptamaların yapılmasına da gerek görülmüştür.
Yurt içine yönelik üretim yapan bir ağır sanayinin serbest bölge içinde yer almasının serbest bölgeden beklenenler çerçevesinde uygun olmadığı, yurt dışından ithalat yapıp, üretiminin önemli bir bölümünü yurt dışına satacak ağır sanayi firmalarının bu bölgede yer seçmelerinin yasal açıdan sorunlu olduğu, sanayilerin çevresel açıdan sakıncalı olup olmadığının çevresel etki değerlendirmesi raporlarına göre belirlenebilecek olmasına karşın serbest bölgelerde yer alabilecek ağır sanayi konusuna açıklık kazandırılmasının gerekmesine karşın Çevre Düzeni Planında Çaycuma, Perşembe ve Saltukova’nın güneydoğusunda birer sanayi lekesi ile Çaycuma ile Perşembe arasında organize sanayi bölgelerinin yer aldığı, ancak bu sanayi lekelerinin “ağır sanayi” için uygun olup olmadığı, büyüklüklerinin yeterli olup olmadığının Çevresel Etki Değerlendirmesi raporlarına göre saptanacağı, plan hükümlerindeki "ağır sanayilerin Filyos Yatırım Havzasına yönlendirilmesi sağlanacaktır" ifadesinin, ağır sanayinin yalnızca serbest bölgeye yönlendirilecektir şeklinde değerlendirilmemesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Tarihsel taşkınların debileri Filyos Çayı'nın emniyetli yatak kapasitesinin (600 m3/s) 2-5 katı fazla olduğu için zorunlu olarak havza bazında taşkın koruma projesinin gerçekleştirilmesinin gerektiği, ancak bu amaçla hazırlanan projelerin birbirleriyle entegre olduğu, özellikle memba su depolama ve taşkın koruma tesislerinin öncelikle bitirilmesi gerektiği, günümüze dek gerçekleştirilen proje sayıları ve ayrılan ödenekler göz önüne alındığında, Filyos Çayı Taşkın Koruma projelerinin dava konusu 1/100.000 ölçekli Zonguldak-Bartın-Karabük Çevre Düzeni Planının planlama sürecinde tamamlanmasının olanaksız göründüğü, ancak sözü edilen sedde ve barajların yapılmasında da kamu yararı bulunduğu görülmektedir. Planın diğer yönleri açısından ise; - Üç ili kapsayan planlama bölgesinde 2000-2025 döneminde nüfus artışı 208 bin ile 470 bin olarak tahmin edilmiş olmasına karşın ilk 10 yılda yalnızca yaklaşık 10,2 bin olarak gerçekleşmiş olduğu dikkate alındığında gelecek 15 yılda bu eğilimde büyük bir değişiklik olması ve bölge nüfusunun Planda öngörüldüğü gibi 198 bin artışla 1.233.000’e veya 458,8 bin artışla 1.594.000’e yükselmesinin gerçekçi beklentiler olmayacağı, bu nedenle dava konusu Çevre Düzeni Planının nüfus tahminlerinin fazlaca abartılı olduğu; - Bölgenin geleceğinin kurgulanmasında Filyos Vadisi Projesi ve bu proje içinde yer alan Filyos Serbest Bölge ve Filyos Limanı çok önemli bir konumda olmasına karşın, Filyos Çayı’nın taşkın ve sel önlemlerine yönelik olarak DSİ Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanmış taşkın ve sel kapanları, barajlar ve çayın kanala alınmasına yönelik olarak uygulamaların yeterli düzeye ulaşmaması nedeniyle, vadi içinde tasarlanan yatırımların birçoğunun gerçekleşmemesinin nüfusun tahmin edilen düzeyde artmamasının başta gelen nedeni olduğu; - Kültür ve turizm açısından çok önemli bir kent olan Safranbolu’ya Kastamonu yönünden girişte bir sanayi alanının konumlanmasının kentin imgesi açısından doğru bir karar olmadığı, görsel olarak çekici olacağı çok şüpheli olabilecek bu sanayi alanı için daha uygun bir yer aranmasının Safranbolu gibi önemli bir tarih mirasına daha fazla özen gösterilmesi açısından gerekli olduğu; - Planda F28 sayılı paftada Yenice'nin kuzeydoğusunda ormanlık alan içerisinde kozmetik, ilaç ve orman ürünleri sanayi alanı olarak önerilen saha, aktif heyelanların yoğunlukta olduğu bölge olması nedeniyle uygun olmadığı gibi, davalı İdarenin 18 no.lu stratejisi ‘Jeolojik Sakıncalı Alanların Yapılaşmaya Açılmaması’ ilkesi ile de ters düştüğü; - Mesire Yerleri Yönetmeliğinde mesire yerleri günübirlik kullanılacak orman içi dinlenme yerleri ve kent ormanları olarak tanımlanmış ve burada geceleme için tesis yapılması öngörülmemiş olmasına karşın, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 13/09/2005 tarihli, 1198 sayılı 2005/9 nolu Mesire Yerleri Genelgesinde gecelemenin öngörülmüş olmasının Yönetmelikle bağdaşmayan bir işlem olduğu, mesire yerlerinin Yönetmelik’te öngörüldüğü şekilde günübirlik kullanılmasının, bu alanların sürdürülebilirlik ilkesine uygun olarak korunarak kullanımına olanak sağlayacağı, Yönetmelik hükmü dikkate alındığında Plan Hükümlerinin III.37. maddesinde “ve/veya geceleme ihtiyaçlarını karşılayan...” ifadesinin Yönetmeliğe aykırı olmasının yanı sıra planlama ilkelerine de uygun olmadığı; - Filyos Vadisi projesi kapsamında kurulan serbest bölgenin davaya konu çevre düzeni planına işlenmesi zorunlu görülmekle beraber, serbest bölge alanı sınırları konusunda yıllar içinde bir belirsizliğin bulunduğu, nitekim en son belirlenen serbest bölge sınırlarının da plandaki sınırlardan farklı olduğu, mevcut sınırları ile plandaki sınırın örtüşmediği, bu açıdan, serbest bölgenin planda bu sınırlarla yer almasının uygun olmadığı;
Filyos Vadisi projesinin bir parçası olarak burada bir liman yapılmasının gerekli görüldüğü, ancak limanın yeri konusunda henüz dalga hareketi, akıntılar, beklenen kum toplama şekli gibi konularda ayrıntılı çalışmaların yapılmadığı ve bu çalışmalar sonunda yerinin kaydırılmasının söz konusu olabileceğinin anlaşıldığı, Çevre Düzeni Planında limana demiryolu ve karayolu bağlantılarının gösterilmemiş olması, limanın tümünün deniz doldurularak inşa edilecek şekilde gösterilmesi ve liman gerisinde gerekli olan depolama alanlarının düzenlenmemiş olması (liman gerisi işlevlerin serbest bölgede yer alacağı belirtilmiştir) önemli eksiklikler olmasının yanı sıra Serbest Bölgenin 30 Ekim 2010 tarihli Resmi Gazetede gösterildiği şekilde daraltılmasının öngörülmesi nedeniyle Filyos Vadisi projesinin limanın da yer almasının öngörüldüğü sahil kesiminin yeniden planlanmasının gerektiği, bu nedenle, plandaki belirlenen haliyle uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
Filyos Vadisinde yeri belirlenmemiş olan ve serbest bölgede yer almaması gereken termik santralle ilgili olarak Plan Açıklama Raporu VI. 11.2. bölüm sayfa 114'te: "Bu kapsamda yeni kurulacak Termik Santrallerin yer seçimi Planlama Bölgesi için büyük önem taşımaktadır. Yer seçiminde en başta Filyos Yatırım Havzasına yönlendirilmeli" hükmünün de işlevinin bulunmadığı görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin çevre düzeni planının nüfus projeksiyonları, Sarfranbolu'da önerilen sanayi alanı, Yenice'nin kuzeydoğusunda ormanlık alanda kozmetik ilaç ve orman sanayi ürünleri önerilmesi, Filyos serbest bölgesi ve limanı, plan notlarının mesire yerleri ile ilgili III.37. sayılı maddesinin İPTALİNE, diğer açılardan ise davanın REDDİNE, aşağıda dökümü yapılan … TL yargılama giderinin haklılık oranına göre 1/2'si olan … TL'nin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan … -TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, yargılama giderinin yarısı olan …-TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına, keşif ve bilirkişi avansından artan … -TL'nin davacıya iadesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 14/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.