7. Hukuk Dairesi
7. Hukuk Dairesi 2013/3210 E. , 2013/13077 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1.Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2.Davacı vekili; davacının davalı şirketin değişik işyerlerinde 07.02.2007 tarihinden itibaran çalışmaya başlayan müvekkilinin son olarak Konak şubesinde şube yöneticisi olarak çalıştığını, işe girdiği tarihten 31.01.2008 tarihine kadar aylık net 1.250,00 TL, 01.02.2008- 31.01.2009 arasında net 1.350,00 TL, 01.02.2009-20.12.2010 arasında net 1.450,00 TL ücretle çalıştığını, ayrıca yılda iki dini bayramda yarım maaş ikramiye, 272,00 TL yemek bedeli, bayram ve yılbaşına denk gelen aylarda 1.000,00 TL, diğer zamanlarda ortalama ayda 800,00 TL prim ödemeleri yapıldığını, davacının hak ettiği Kasım ayından 600,00 TL, Aralık ayından 400,00 TL prim alacağı ile Aralık ayından 10 günlük ücretinin ödenmediğini, çalıştığı sürede sabah 09.30 da çalışmaya başlayan davacının Haziran-Eylül aylarında saat 22.00'ye kadar diğer aylarda hafta sonu 23.00, hafta içi 21.00'e kadar çalıştırıldığı halde fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini, ilk 5 ay hiç hafta tatili yaptırılmayan davacıya hafta tatili ücretlerinin de ödenmediğini, genel tatil ve dini bayramlarda sürekli çalıştırıldığını, gerçek net ücretlerinin SGK bildirilmediğinden iş akdini 20.12.2010 tarihinde noter kanalıyla gönderdiği ihtarla haklı olarak feshettiğini iddia ederek kıdem tazminatı, fazla mesai, ikramiye, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili ücretleri alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı vekili; davacının müvekkili şirket nezdinde 2007 - 21.12.2010 tarihleri arasında son olarak mağaza müdürü olarak çalıştığını, son ücretinin aylık net 1.200,00 TL olduğunu, işyerinde çalışmaktayken 3 gün art arda devamsızlık yaptığını, geçerli mazeretini belgeleyemediğini, bu nedenle 25/II maddesi gereğince iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının ücretlerinin SGK’ya eksik yatırıldığı iddiasının doğru olmadığını, müvekkili şirket mağazalarında iki vardiya halinde 10.00-18.00 ve 12.30-20.30 saatleri arasında çalışıldığını, fazla mesainin çok istisnai hallerde söz konusu olduğunu, fazla çalışma yapılması halinde ise bordrolara yansıtılarak ücretlerinin ihtirazı kayıtsız davacı imzasına ödendiğini, ayrıca mağaza müdürü olarak görev yapan davacının çalışma saatlerini kendisinin belirlediğini, müvekkili şirket personelinin hafta sonu çalıştığını, haftada bir gün olan izinlerini mağaza personelinin kendi iç ilişkisi ve çalışma düzenine göre hafta sonunda kullanabilecek şekilde düzenlediğini, bu nedenle haftalık izinlerden doğan herhangi bir alacağının bulunmadığını, şirkette ulusal tatil günlerinde çalışma yapılmadığını, ayrıca prim, ikramiye adı altında herhangi bir ödeme bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32'nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8'inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı Yasanın 37'nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır.
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda davacı son aylık ücretinin net 1.450,00 TL olduğunu, ayrıca yılda 2 dini bayramda yarım ücret tutarında ikramiye verildiğini, aylık 272,00 TL yemek ücreti verildiğini, bayram ve yılbaşına denk gelen zamanlarda aylık 1.000,00 TL, diğer aylarda 800,00 TL prim verildiğini iddia etmiştir. Davalı ise davacının ücretinin imzalı ücret bordrolarına göre aylık net 1.200,00 TL olduğunu savunmuştur.
Davacı tanığı Serkan davacının 1.400,00 TL net ücret aldığını, aylık 270,00 TL yemek çeki verildiğini, dini bayramlarda yarım ücret tutarında ikramiye verildiğini, başka sosyal hak ödemesi olmadığını beyan etmiş, davacı tanığı Burak davacının 1.400,00-1.450,00 TL net ücretle çalıştığını, dini bayramlarda yarım ücret tutarında ikramiye verildiğini, başka sosyal hak ödemesi olmadığını beyan etmiş, davalı tanığı Hasan davacının ücretinin net 1.200,00 TL olduğunu, 200,00 TL civarında yemek ücreti verildiğini, başka sosyal hak ödemesi olmadığını beyan etmiş, davalı tanığı ... davacının ücretinin net 1.200,00 TL olduğunu, başka sosyal hak ödemesi olmadığını beyan etmiştir.
Dosyaya sunulan bordroların incelenmesinden davacının son ücretinin brüt 1.782,00 TL olduğu görülmektedir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda bordrolarda yazılı ücret esas alınmış, ek raporda da davacının ücrete itirazı olduğu halde ücrete bir itirazı olmadığı şeklinde hatalı bir değerlendirmede bulunulmuştur.
Mahkemece yukarıdaki ilkeler doğrultusunda işçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alınarak işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek ilgili meslek odalarından, işçinin ücretinin tespit edilebileceği her türlü ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından davacının çalıştığı tüm dönemde her yıl için emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek işçinin gerçek ücretinin tespiti ile alacakların bu miktara göre belirlenerek bir sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalıdır. .