7. Hukuk Dairesi
7. Hukuk Dairesi 2013/1910 E. , 2013/6499 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı vekili, davacı işçi tarafından açılan işe iade davasının lehine sonuçlanması sonrasında davalı işverence işe başlatılmasına dair başvuru yaptığını ancak başvurunun sonuçsuz kaldığını belirterek kıdem, ihbar ve işe başlatmama tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağının tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, fesihten önce davacının çalıştığı bölümün başka bir şirkete devredildiğini bu nedenle işe iade davası sonrası davacıya eski görevine denk bir görev teklif edilmesine karşın davacının işe başlamadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece işe iade kararı sonrası işverence işçiye teklif edilen işin daha alt bir pozisyon olduğunun tanık anlatımları ile tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. İşveren işe iade davası sonrası yasal süresi içerisinde işe iade için başvuran işçiyi (1) ay içinde işe başlatmak zorundadır. Aksi halde iş güvencesi tazminatı ve diğer hakları işçiye ödemekle sorumludur.
İşçinin işe iade yönündeki başvurusu samimi olmalıdır. İşçinin gerçekte işe başlamak niyeti olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. İşçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla, işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı Yasanın 21 inci maddesinin beşinci fıkrasına göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz. Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir. İşverenin işe davete dair beyanının da ciddî olması gerekir. İşverenin işe başlatma amacı olmadığı halde işe başlatmama tazminatı ödememek için yapmış olduğu çağrı, gerçek bir işe başlatma daveti olarak değerlendirilemez.
Somut olayda, davacının iş akdinin feshinden önce davalı şirketin medikal beslenme bölümünde satış müdürü olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. İşe iade kararı sonrası davacının işverene yaptığı başvurusu sonucu davalı işveren davacının daha önce çalıştığı bölümün bir başka işverene devredildiğini bu nedenle aynı işe başlatılmasının mümkün olmadığını belirterek davacıya genel ilaçlar satış ihale müdürü olarak işe başlaması amacıyla davette bulunmuştur.
Davacı taraf teklif edilen işin daha önce çalışılan işe denk bir nitelik taşımadığını ve işçi aleyhine sonuçlar doğuracağını bu nedenle usulüne uygun bir işe davetten bahsedilemeyeceğini iddia etmektedir ki mahkemece de tanık ifadelerine itibar edilerek davacıya daha alt seviyede iş teklif edildiği bu teklifin geçerli bir teklif olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacının fesihten önce icra ettiği iş ile işe iade kararı sonrası kendisine teklif edilen işin denk işler olup olmadığı hususunda tanık ifadeleri yeterli somut veriler içermediği gibi dosya içeriğinden her iki görevin nitelikleri de net olarak anlaşılamamaktadır. Bu nedenle söz konusu her iki işe ilişkin görev tanımları, görevlerin şirketin idari yapısı içindeki yerini gösteren organizasyon şeması, mali haklara dair belgeler, görev ve yetkileri gösteren işyeri işleyişine ilişkin talimatnameler gibi gerekli tüm bilgi ve belgeler getirtilerek, gerekirse işyerinde keşif yapılarak insan kaynakları konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla davacının daha önce çalıştığı ve işe iade davası sonrası kendisine teklif edilen işler karşılaştırılmalı, davacıya teklif edilen işin gerek statü gerekse de mali haklar bakımından denk nitelik arz edip etmediği belirlenmeli ve sonuca göre talep edilen alacaklar hakkında karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir.