7. Hukuk Dairesi
7. Hukuk Dairesi 2013/3821 E. , 2013/10927 K.
"İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1.Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2.Davacı, davalı işyerinde çalıştığı süre içinde fazla mesai ve hafta tatili ücretlerinin zamanında ödenmediğinden ve işyerinde çalışmanın sağlığını olumsuz etkilendiğinden bahisle iş akdini ... ... ... gerekçelerle feshettiğini beyanla kıdem tazminatı ile ödenmeyen fazla mesai ve hafta tatili ücretlerinin ödetilmesini istemiştir. Davalı, davacının iş akdinin devamsızlık nedeniyle haklı sebeple feshedildiğini bu nedenle kıdem tazminatı isteyemeyeceğini, diğer alacaklarının ödendiğini ve alacakların zamanaşımına uğradığı savunmasında bulunmuş aynı savunmayı ıslah edilen miktar yönünden de tekrarla, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacının dava dilekçesine karşı ileri sürdüğü zamanaşımı savunması dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, Borçlar Kanununun 125'inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. Keza tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5'inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28'inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir. Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar. İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava Borçlar Kanununun 125'inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabidir. 4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgi olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8. maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir.
Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacaklarının, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabi olacağı tartışmasız öğreti ve uygulama tarafından kabul edilmiştir. İşverence işçiye fazladan ödenen ücret ve ücret eklerinin geri alınmasında da uyuşmazlığın temelinde sözleşme ilişkisi olmakla zamanaşımı süresi beş yıl olarak uygulanmalıdır.
Kanundaki zamanaşımı süreleri, Borçlar Kanununun 127'nci maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez. İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K). 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Somut olayda; davacı, işverene gönderdiği,4.11.2007 tarihli ihtarnamede “…tır şoförü olmama rağmen asgari ücretle çalışmaktayım, maaşıma zam yapılmamıştır.” diyerek asgari ücretle çalıştığını kabul etmiştir. Davacının bu beyanı kendisini bağlar bu nedenle tüm alacak taleplerine yönelik hesaplamaların asgari ücret üzerinden yapılması gerekirken 675,00TL olarak kabulü hatalıdır. Ayrıca, davacının ıslah dilekçesinin 6.8.2012 gününde tebliği üzerine, davalının 8.8.2012 tarihinde süresi içinde zamanaşımı savunmasında bulunmasına ve ek rapor alınması talebine rağmen mahkemece bu talebe değer verilmeyerek davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir. Mahkemece yapılacak iş, yeniden yapılacak bilirkişi incelemesi ile, ücreti, asgari ücret kabul ederek ve ıslah dilekçesine karşı yapılan zamanaşımı savunması da değerlendirilmek suretiyle hazırlanacak rapora göre karar vermekten ibarettir. O halde davalı vekilinen bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.